

"Bir kimse hi'leye başvurarak dul bir kadınla onun izni üzerine evlendiğine dair iki yalancı şahit getirse ve hakim de o kadının bu kişiyle nikahlı olduğunu tespit etse ... " Mühelleb şöyle demiştir: Bilginler dul kadının izninin açıkça alınmasının gerekli olduğu konusunda ittifak etmişlerdir: Bu konudaki temel dayanak, Allahu Teala'ın "Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri uakit aralarında olmayın"(Bakara 232) ayet-i kerimesidir. Bu ayet nikahın karı ve kocanın karşılıklı rızalarına dayandığını göstermektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dul kadının açıkça izninin alınmasını emretmiş ve istemediği kişiyle evlendirilen kadının nikahını reddetmiştir. Hanefilerin görüşleri bütün bunların dışındadır.
"O kızla cinsel ilişkide bulunması helalolur." Yani sözü edilen şahitlerin yalan söylediklerini bile bile ilişkiye girmesi helalolur. İbn Battal şöyle demiştir: Bu nikah hiçbir bilginin nezdinde helal değildir. Hakimin iki şahidin zahiren kendisine adil görülmesine dayanarak zahire göre hüküm vermesi kocaya Allahu Teala'ın haram kıldığı bir şeyi helal hale getirmez. Bilginler böyle bir şehadetle başkasının malını yemenin helalolmadığı noktasında ittifak etmişlerdir. Haram malı yemekle, haram olan kadınlıktan istifade etmek arasında hiçbir fark yoktur. Mühelleb şöyle demiştir: Ebu Hanife bu mesele ile bundan öncekini, ittifakla kabul edilen meseleye kıyas etmiştir. İttifak edilen mesele şudur: Hakim adil olduğunu zannettiği kimselerin şehadetine dayanarak kocanın hanımını boşadığına hükmetse, ancak o iki şahit yalan yere şahitlik etmiş olsa sözkonusu şehadetin iç yüzünü bilmeyen bir erkeğin bu kadınla evlenmesi helalolur. İmam Ebu Hanife şehadetin yalan olduğunu bilmesi de böyledir demiştir. Ancak kendisi "Bir şeyin batıl olduğunu bilmeden onu yapan kimsenin, onun batı i olduğunu bile bile yapan kimseye kıyas edilemez" denilerek tenkid edilmiştir. Bilginler arasında şu konuda hiçbir ihtilaf yoktur: Bir kimse iki yalancı şahit getirerek kızının kendisine ait cariyesi olduğunu iddia etse ve hakim de şahitlerin adil olduklarını zannederek buna hükmetse o erkeğin kızıyla cinsel ilişkide bulunması helal değildir. Aynı şekilde bir kimsenin hür bir kadından dünyaya gelen kızı aleyhine kendisinin cariyesi olduğuna şahit getirse ve kendisi bu şahitlerin yalancı olduklarını biliyor olsa kızıyla ilişkiye girmesi helalolmaz.
İbnü't-Tin şöyle demiştir: "Çoğunluğun delili, "Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şeye hükmedersem o kimse bunu almasın" ifadesidir. Bu ifade mal ve kadınları kapsayan genel bir hükümdür. Hakimin verdiği hüküm meseleleri olduğundan başka bir niteliğe çevirmiş olsaydı, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vereceği hüküm, evleviyetle böyle olurdu. İmam Şafii'nin delili de budur.
باب: ما يكره من احتيال المرأة مع الزوج والضرائر، وما نزل على النبي صلى الله عليه وسلم في ذلك. 12. KADININ KOCASINA VE KUMALARINA HiLE YAPMASININ MEKRUHLUĞU VE BU KONUDA NEBİ S.A.V.'E iNEN AYET حدثنا عبيد الله بن إسماعيل: حدثنا أبو أسامة، عن هشام، عن أبيه، عن عائشة قالت: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يحب الحلواء، ويحب العسل، وكان إذا صلى العصر أجاز على نسائه فيدنو منهن، فدخل على حفصة، فاحتبس عندها أكثر مما كان يحتبس، فسألت عن ذلك، فقيل لي: أهدت لها امرأة من قومها عكة عسل، فسقت رسول الله صلى الله عليه وسلم منه شربة، فقلت: أما والله لنحتالنَّ له، فذكرتُ ذلك لسودة، وقلت لها: إذا دخل عليك فإنه سيدنو منك، فقولي له: يا رسول الله، أكلت مغافير، فإنه سيقول: لا، فقولي له: ما هذه الريح، وكان رسول الله صلى الله عليه وسلم يشتد عليه أن توجد منه الريح، فإنه سيقول: سقتني حفصة شربة عسل، فقولي له: جرست نحله العرفط، وسأقول ذلك، وقوليه أنت يا صفية، فلما دخل على سودة، قلت: تقول سودة: والذي لا إله إلا هو، لقد كدت أن أبادئه بالذي قلت لي وإنه لعلى الباب، فرقاً منك، فلما دنا رسول الله صلى الله عليه وسلم قلت: يا رسول الله، أكلت مغافير؟ قال: (لا). قلت: فما هذه الريح؟ قال: (سقتني حفصة شربة عسل). قلت: جرست نحله العرفط، فلما دخل علي قلت له مثل ذلك، ودخل على صفية فقالت له مثل ذلك، فلما دخل على حفصة قالت له: يا رسول الله، ألا أسقيك منه؟ قال: (لا حاجة لي به). قالت: تقول سودة: سبحان الله، لقد حرمناه، قالت: قلت لها: اسكتي.
"Kadının kocasına ve kumalarına hile yapması." İbnü't-Tın'nin bu konudaki açıklaması şoyledir: Atılan başlığın anlamı gayet açıktır. Ancak Buhari, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu konuda hangi ayetin indiğini belirtmemiştir. Bu ayet "Ey Nebi s.a.v.! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah 'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun" ayet-i kerimesidir.(Tahrim 1) Tefsir bölümünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine haram kıldığı şeyin ne olduğu konusundaki ihtilaftan ve sahih olan görüşe göre bunun balolduğundan söz etmiştik. Sözkonusu haramlık, Zeynep bnt. Cahş alayında meydana gelmişti. Bazıları bu ayetin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mariye'yi kendisine haram kılmasıyla ilgili olduğunu söylemişlerdir. Ancak sahih olan, ayetin her iki olay hakkında indiğidir.
باب: ما يكره من الاحتيال في الفرار من الطاعون. 13. VEBADAN KAÇMA KONUSUNDA HİLE YAPMANIN MEKRUH OLDUĞU حدثنا عبد الله بن مسلمة، عن مالك، عن ابن شهاب، عن عبد الله بن عامر ابن ربيعة: أن عمر بن الخطاب رضي الله عنه خرج إلى الشأم، فلما جاء سرغ، بلغه أن الوباء وقع بالشأم، فأخبره عبد الرحمن بن عوف: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (إذا سمعتم به بأرض فلا تقدموا عليه، وإذا وقع بأرض وأنتم بها فلا تخرجوا فراراً منه).
فرجع عمر من سرغ. وعن ابن شهاب، عن سالم بن عبد الله: أن عمر إنما انصرف من حديث عبد الرحمن. "Vebadan kaçma hususunda hile yapmanın mekruh olduğu." İmam Buhari bu konuda Abdullah b. Amir ve Salim b. Abdullah b. Ömer hadisi ile Amir b. Sa'd b. Ebi Vakkas hadislerine yer vermiştir. Bütün bu hadisler Tıp bölümünde açıklamalarıyla birlikte geçmişti. Mühelleb şöyle demiştir: Veba hastalığından kaçma konusundaki hlle, hastalıktan kaçmaya niyet ettiği halde mesela ticaret veya ziyaret maksadıyla çıkmak suretiyle olur demiştir. İbnü'l-Bakıllani, Hz. Ömer olayını sahabilerin haber-i vahidi kıyasa tercih ettiklerine delil göstermiştir. Çünkü onlar Medine'den Şam'a yolculuk meşakkatine katlandıktan sonra Abdurrahman b. Avf'ın tek başına verdiği habere dayanarak geri dönme konusunda ittifak etmişler ve Şam'a girmemişlerdir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.