

Tahric: İbn Mace, 4302; Tuhfetu'l-Eşraf, 3315 DAVUDOĞLU ŞERHİ
NEVEVİ ŞERHİ (578-582 numaralı hadisler): Bu hadisler, ğurre (alın sakarlığı)yi ve tahdli (bacaklardaki sekiliği, sekirliği) uzatmanın müstehap olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Gurrenin uzun tutulması hakkında mezhep alimlerimiz şu açıklamayı yapmaktadır: Bu, başın ön tarafından bir miktar ve yüzün tamamının yıkandığından kesin olarak emin olacak şekilde yüzün yıkanması gereken kısmından fazlasını yıkamaktır. Tahcilin (bacaklardaki sakarlığın) uzun tutulmasına gelince, bu da kollarda dizlerin, ayaklarda da topukların yukarısını yıkamaktır. Mezhep alimlerimiz arasında bunun müstehap olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Ancak müstehap olan miktar hususunda farklı görüşlere sahiptirler. 1- Herhangi bir sınır sözkonusu olmaksızın dirseklerin ve topukların yu- karısını yıkamak müstehaptır. 2- Pazunun ve baldırın yarısına kadar yıkanması müstehaptır. 3- Omuzlara ve dizlere kadar yıkamak müstehaptır. Bu başlıktaki hadisler bütün bunları kapsamaktadır. Maliki İmam Ebu'l-Hasan b. Battal ile Kadı İyaz'ın, dirseğin ve topuğun yukarısından fazlasının yıkanmasının müstehap olmadığı üzerinde ilim adamlarının ittifak ettiği şeklindeki iddiaları geçersizdir. Hem Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ve Ebu Hureyre'nin (r.a.) bu şekildeki fiili uygulamaları sabit iken, onların bu iddiaları nasıl doğru olabilir ki? Aynı zamanda bu bizim mezhebimizin benimsediği görüş olup, bizim mezhebimizde bu hususta belirttiğimiz gibi görüş ayrılığı yoktur. Bu hususta herhangi bir kimse muhalif bir kanaat ortaya koyarsa, bu açık ve sahih sünnetler ona karşı delildir. İbn Battal ile Kadı lyaz'ın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Kim bundan fazlasını yapar ya da eksiltirse o iyi olmayan bir iş yapmış ve zulmetmiş olur" buyruğunu delil göstermeleri ise doğru bir delillendirme değildir. Çünkü bundan kasıt, yıkama sayısından fazlasını yapmaktır. Allah en iyi bilendir. (578) "Nuayın b. Abdullah el-Mucmir'den" el-Mucmir denildiği gibi elMucemmir de denilmiştir. Ona el-Mucemmir (tütsücü, tütsüleyici) denilmesinin sebebi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mescidini tütsülemek işini yapması idi. el-Mucemmir, Abdullah'ın bir sıfalıdır. Mecazi olarak oğlu Nuayın hakkında da kullanılır. Allah en iyi bilendir. "Pazusuna kadar yıkadı, baldınna kadar yıkadı" ifadelerinin anlamı yıkamayı onlann bir kısmını da kapsayacak şekilde yaplı, demektir. (31134) "Sizler kıyamet gününde abdest izlerinden dolayı. .. " Dilciler "ğurre"nin alın alnındaki beyazlık (sakarlık) olduğunu, tahcilin ise ön ve arka ayaklarındaki beyazlık olduğunu söylemişlerdir. İlim adamları der ki: Kıyamet gününde abdest organlarında görülecek olan nura ğurre ve tahcil adı, alın ğurresine benzetilerek verilmiştir. Allah en iyi bilendir. (580) "Hiçbir ümmetin sahip olmadığı bir alametiniz olacaktır. " Hadisteki "sima" alamet demektir. "Simya" olarak da söylenir. İlim ehlinden bir topluluk bu hadisi abdestin bu ümmetin -yüce Allah şerefini arttırsın- özelliklerinden olduğuna delil göstermişler, başkaları ise: Hayır, abdest bu ümmete özel değildir. Bu ümmetin özelliği ondaki sakarlık ve sekirliktir demişler ve (3/135) bu husustaki: "İşte bu benim de abdestim, benden önceki diğer nebilerin de abdestidir" hadisini delil göstermişlerdir. Birincileri ise buna iki şekilde cevap vermişlerdir: Evvela bu zayıf olduğu bilinen zayıf bir hadistir. İkincisi, sahih dahi olsa, abdestin diğer ümmetler arasında yalnızca nebilerine ait bir özellik olması ihtimali vardır, ümmet olarak ise abdest sadece bu ümmetin özelliğidir. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (580): "Ve ben insanları ondan a/ıkoyarım" buyurması. Diğer rivayette (581) "ben insanları ona yaklaştırmam" buyrukları hepsi aynı anlamda olup, onları kovar, engellerim, demektir. "Bir melek bana cevap verir." Bütün asıllarda bu şekilde "cevap" kökündendir. Kadı İyaz da bütün ravilerden bu şekilde nakletmiş olmakla birlikte onların (mağriblilerin) ravilerinden İbn Ebu Cafer' den naklettiği rivayetine göre "bana cevap verir"in yerine "benim yanıma gelir" anlamında "gelmek" kökünden kullanılmışlır. Birincisi daha açıkça anlaşılır bir manadır, ikincisi de açıklanabilir bir şekildir. Allah en iyi bilendir. "Senden sonra olmadık neler çıkardıklarını biliyor musun?" Bundan sonraki (583 numaralı) diğer rivayette de: "Senden sonra değiştirdiler (diyecekler). Ben de: O halde uzak olsunlar, uzak olsunlar diyeceğim" buyrukları ilim adamlannın farklı şekillerde açıkladığı ibarelerdendir: 1- Bundan maksat münafıklar ve mürtedlerdir. Onların sakarlık ve sekirlik ile birlikte haşredilmeleri, bu alametleri dolayısıyla Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlara seslenmesi ve kendisine, bunlar sana vaat edilenler değildir çünkü bunlar senden sonra birtakım şeyleri değiştirdiler. Yani onlar açığa vurdukları Müslümanlıkları üzere ölmediler, denilecektir demektir. 2- Maksat Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanında yaşayıp, ondan sonra irtidad edenlerdir. Onlar üzerinde abdest alameti bulunmasa dahi Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hayatta iken onların Müslümanlığını bildiğinden ötürü (3/136) onlara seslenecek, bu sefer: Onlar senden sonra irtidad ettiler denilecek. 3- Bundan maksat, tevhid inancı üzere ölmüş, masiyet ve büyük günah işlemiş kimseler ile bid'atleri ile İslam'ın dışına çıkmayan bid'at sahibi kimselerdir. Bu görüşe göre bu şekilde Havzdan uzaklaştınlacak olanların kesin olarak cehenneme gidecekleri söylenemez ama onlara bir ceza olmak üzere Havuzdan uzaklaştınlmaları sonra şanı yüce Allah'ın onlara merhamet buyurup, azapsız olarak kendilerini cennete koyması da mümkündür. Bu görüş sahipleri der ki: Bu halleri onların sakarlık ve sekirliklerinin olmasına engel değildir. Bunların Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanında yaşamış kimseler olmaları da, sonra yaşamış kimseler olmaları da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ise kendilerini alametleri ile tanımış olması mümkündür. Hafız, imam Ebu Ömer b. Abdilberr dedi ki: Din ile ilgili bid'at ortaya çıkartan herkes Havzın yanından uzaklaştınlacak kimselerden olacaktır. Hariciler, Rafızıler vesair heva sahibi mezhep mensupları böyledir. Zulüm ve hakslZlıkta aşınya gitmiş, hakkı gizlemekte aşınya kaçmış zalimler, büyük günahları açıkça işleyenler bunlara örnektir. Bütün bunların bu hadis-i şerifte kastedilenlerden olmalarından korkulur. Allah en iyi bilendir. (582) "Nefsim elinde olana yemin ederim ki" buyruğundan da, yemin teklif edilmeden ve yemin için bir zorunluluk bulunmadan yüce Allah'ın adına yemin etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Bunun delilleri de pek çoktur.
NOLU HADİSLERİN ŞERHİ: Bu hadisi Buhari «Kitabu'r-Rikak» da muhtelif lafızlarla muhtelif ravılerden tahric etmiştir. Müslim onu burada Gurre ve tahcil'e delil olmak üzere zikretmiştir. Yoksa asıl yeri Havz-ı kevser babında gelecektir. Havz: Lugatte suyun toplandığı yerdir. Burada ondan murad ahirette Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e tahsis buyurulan Havz-ı kevserdır. Nitekim Kevser süresindeki kevserden muradda bir çok ulemaya göre bu havzdır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) muhtelif rivayetlerde Havz-ı kevseri ve onun suyunu tarif buyurmuştur Bunların mecmu'undan anlaşıldığına göre; Havz-ı kesver son derece büyük olup suyu kar'dan daha soğuk, sütten daha beyaz baldan daha tatlıdır. Bardakları gökteki yıldızlar gibidir. Bu havuzun başına evvela Sahib-i Ekremi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz geçecek ve takım takım cemaatlar halinde gelen ümmetine ondan şerbetler sunacaktır. Ondan içmek saadetine eren bahtiyarlar bir daha ebediyyen susamak nedir bilmeyecekler. Yalnız bir takım insanlar havuza yaklaşmışken ona varamıyacak araya bir mani konularak ondan içemiyeceklerdir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu görünce: «Ya Rabbİ! Bunlar benim ümmetimdendir. Buraya gelmekten niçin men ediliyorlar?» diye niyazda bulunacak fakat kendisine. «Sen onların senden sonra çıkardıkları bidatları, modaları bilmezsin.» diye cevap verilecek bu cevabı alınca Fahr-i Alem: «Öyleyse benden sonra benim yolumu değiştirenler benden uzak olsunlar.» diyerek havuzunun yanına gelmekten onları hayvan kovar gibi kovacaktır. Havz-ı kevseri ispat eden hadisler ma'nen tevatür derecesini bulmuşlardır. Binaenaleyh müslümanların Havz-ı kevser'e inanıp itikad etmeleri farzdır. Hadislerin beyanından anlaşıldığına göre; Havz-ı kevser cennet kapılarının yanındadır. Ve bu gün halk edilmiş hazır vaziyettedir. Bir takımları havzun sırattan sonra geldiğini diğerleri sırattan önce olduğunu söylerler. Sahih kavle göre Havz-ı kevser ikidir. Biri sırattan önce mahşer yerinde diğeri cennettedir. Bunların ikisinede Havz-ı kevser denilir. Havz-ı kevserin bizim Nebiimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mahsus bir ata-i ilahi olduğunda şüphe yoktur. Nitekim Allah Teala Kevser suresinde Nebi-i Ekrem'ine böyle misli görülmedik bir ihsanda bulunduğunu zikrederek imtinanda bulunmuştur. Acaba sair Nebilerinde ümmetlerine şerbet sunacakları böyle birer havzu varmıdır? İmam Tirmizinin Hz. Semura (R.A.)'dan rivayeten tahric ettiği bir hadisten anlaşıldığına göre; her Nebinin bir havzı vardır. Yalnız mezkur hadisin mevsul veya mürsel olduğu ihtilaflıdır. Esah kavle göre; o hadis mürseldir. Maamafih İbni Ebi'd-Dünya'nın sahih senedle tahric ettiği rivayet mevsuldur. O rivayette: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her Nebinin bir havzı vardır. Havzının başında elinde asası olduğu halde duracak ve ümmetinden tanıdıklarını davet edecektir. Dikkat edin ki, Nebiler hangisinin ümmeti çoksa onunla İftihar edeceklerdir. Ben onların içinde ümmeti en çok olmayı pek arzu ederim.» buyurmuşlardır. Aynı rivayeti Taberani dahi mevsul ve merfu olarak tahriç etmiştir. Yalnız isnadında bir parça gevşeklik vardır. Bu rivayetler sahih de olsa Nebimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yine hiç birine nasip olmayan Havz-ı Kevserle onlardan temayüz edecektir. Dalalet fırkalarından Haricilerle Mu'tezileden bazıları Havz-ı Kevseri inkar etmişlerdir. Irak emirlerinden Ubeydullah b. Ziyad'ın da bu münkirler arasında olduğu rivayet olunur. Mezkur fırkalar Havz-ı kevseri inkar etmekle dalalete düşmüş selefin icma'ını hiçe saydıktan başka halef ulemanın mezhebindende ayrılmışlardır. Halbuki; Havz-ı Kevseri ispat eden hadisler elliden fazla eshab-ı kiram tarafından rivayet olunmuşlardır. Ki Ebu Bekr-i Sıddık, Hamzatü'bnü Abdilmuttalib, Ebu Sa'id-i Hudri, Abdullah İbni Amr, Sehl b. Sa'd, Ümmül mu'minin Ümmü Seleme, îbni Mes'ud, Ukbetü'bnü Amîr, Huzeyfetü'bnü'l-Yeman, Ebu Zerr-i Gıfari, Enes b. Malik, Sevban, Cabir b. Semura, Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Zeyd. Ebu Ümamete'l-Bahilî, Bera' b. azip, Esma binti EbiBekr, Havle binti Kays, İbni Abbas, Ka'b b. Ucera, Büreyde, Ebu'd-Derda', Übey b. Ka'b,.. Üsametü'bnü Zeyd, Zeyd b. Sabit, Hasan b. Ali, Ebu Bekre ve Havle binti Hakim (Radiyallahu anhum) hazeratı bunlar arasındadır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Havz-ı Kevserden kovacağı fırkaların kimler olacağı ulema arasında ihtilaflıdır. Bazılarına göre; bunlar münafıklarla mürtedlerdir. Çünkü onlarında evvela mu'minler gibi Gurre ve tahcil ile yani yüzleri ve ayakları nur içinde haşredilmeleri mümkündür. Fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerini simalarından tanıyacak ve havzının başından kendilerini hayvan kovar gibi kovarak rezil-i rüsvay edecektir. Diğer bazıları bunlardan murad: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında mu'min olupta sonradan irtidad edenlerdir. Üzerlerinde abdest eseri olan nuru görünce Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları tanıyacak ancak bunların sonradan irtidad ettikleri kendisine haber verilince onları kovacaktır.» demişlerdir. Hattabi'nin beyanına göre ashab-ı Kiramdan irtidad eden olmamıştır irtidad edenler Kaba saba çöl araplarıdır. Bunların irtidadı meşhur olan ashab-i kirama dokunmaz. Bir takım ulemaya göre ise bunlardan murad mu'min olarak ölen büyük günah sahipleri ile bid'atları küfür derecesine varmayan ehl-i bidat'tır. Bu son kavle göre havz'dan kovulanların cehenneme girecekleri kafi değildir. İhtimalki yaptıklarına bir ceza olmak üzere Havz-ı Kevserden kovulurlarda sonra Allah Teala onlara rahmet buyurarak azab etmeden cennetine koyar. İmam Ebu Amr İbni Abdilber: «Haricilerle rafiziler ve sair dalalet erbabı gibi dinde bid'at çıkaran her taife havz-ı kevserden kovulacaktır. Zulümde ileri gidenlerle hak yiyenler ve irtikab ettikleri büyük günahları aşikare yapanların dahi bu zümreye dahil olacaklarından korkulur.» diyor.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.