Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1857, sondan
4380. ayet;
15. sure ve
Hicr Suresinin
55. ayetidir.
Hicr Suresi 55. ayetinin kelime sayisi
7, harf sayısı
32 ve toplam ebced değeri ise
1774 olarak hesaplanmıştır.
Hicr Suresinin toplam ebced değeri
179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ا (7)
ل (4)
ر (1) bulunuyor.
قالوا بشرناك بالحق فلا تكن من القانطين
قالوابشرناكبالحقفلاتكنمنالقانطين
Kâlû beşşernâke bilhakki felâ tekun mine-lkânitîn(e)
“Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler.
Hz. İbrâhim’e meleklerin gönderilmesi ve sonrasında gelişen olaylar Hûd sûresinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır (Hûd
11:69-83). Konunun burada tekrar özetle hatırlatılmasının sebebi ise az önceki âyetlerde bahsedilen Allah Teâlâ’nın rahmetinin genişliğine ve azabının şiddetli olduğuna tarihten birer örnek göstererek insanların ibret almalarını, buna göre hareket etmelerini sağlamaktır. Konumuz olan âyetlerde, Allah’ın rahmetinin, gerektiğinde biz insanlara olağan üstü gelecek derecedeki genişliğine bir örnek olmak üzere sevdiği kullarından olup, “dost” (halîl) diye nitelediği (en-Nisâ
4:125) Hz. İbrâhim’e meleklerden insan görünümünde misafirler göndererek ona “bilgili bir çocuk” müjdelemesinden söz edilmektedir. Hûd sûresinde bu çocuğun İshak olduğu bildirilir. Burada onun tek kelimeyle “bilgili” diye nitelendirilmesi, bilginin mutlak değerine ve önemine işaret eder. Hz. İbrâhim, böyle ummadığı bir şekilde, olağan üstü bir haber almanın verdiği şaşkınlıktan dolayı “Peki bana neyi müjdeliyorsunuz?” diye soruverdi. Bu bir bakıma “Verdiğiniz müjdenin ne kadar şaşırtıcı olduğunun farkında mısınız?” anlamına geliyordu (Zemahşerî, II, 315). Habercilerin “Sana gerçeği müjdeledik” demeleri ise “Eğer Allah bir şeyin olacağını bildirmişse, olağan üstü de olsa bu bildirdiği haktır, mutlaka gerçekleşecektir” anlamına gelir. “Sakın ümitsizliğe kapılanlardan olma!” uyarısı da Hz. İbrâhim’in şahsında sıradan müminlere bir uyarıdır. Çünkü, bizzat kendisinin “Rabbimin rahmetinden, sapmışlardan başka kim ümit keser?” şeklindeki sözünden de anlaşılacağı üzere bir peygamber için ümitsizlikten söz edilemez. Hûd sûresinde Hz. İbrâhim’in eşine müjde verildiği bildirildiğine göre, melekler İshak’ın doğacağını müjdelerken İbrâhim’in eşi de orada bulunuyordu ve her ikisine de müjde iletilmişti; yaşlılıkları dolayısıyla bir çocuk beklemeleri mümkün olmadığı için ikisi de bu habere şaşırmıştı. İbrâhim ile eşinin ayrı ayrı yerlerde bulundukları ve haberin kendilerine ayrı ayrı verildiği de düşünülebilir.
(Melekler:) “Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” demişlerdi.
Melekler, “Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” dediler.
Onlar: “Seni, hakk¹ ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma.” dediler.
1- Allah'tan aldığımız bilgi ile gerçeği haber veriyoruz.
Dediler ki: “Seni (Rabbinden bir) gerçekle müjdeledik; sakın umut kesenlerden olmayasın.”
Sana öyle bir müjde veriyoruz ki gerçektir bu, sakın ümidini kesenlerden olma demişlerdi.
“Sana öyle bir müjde veriyoruz ki, bu gerçektir, sakın ümidini kesenlerden olma!” demişlerdi.
Melekler:
“Seni kesinlik kazanan bir hakikatle, doğru bir haberle müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma.” dediler.
"Seni hak ile müjdeledik. Şu halde ümit kesenlerden olma" dediler.
Dediler ki: 'Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma.'
Onlar: “- Seni hak ve gerçekle müjdeledik, onun için Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma” dediler.
Onlar: “Seni gerçek olan bir şey ile müjdeledik. Artık ümit kesenlerden olma!” dediler.
Dediler ki: «Seni gerçek olarak müjdeliyoruz, umut kesenlerden olma !»
“Sana bu müjdeyi gerçeğe dayanarak veriyoruz, sakın umutsuzlardan olma!” dediler.
"Seni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi.
Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
"Sana gerçeği müjdeledik, umudunu kesme," dediler.
Melekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler.
Seni dediler: emri hakkile tebşir ettik, onun için ümidi kesenlerden olma
Dediler: «Seni hak olarak muştuluyoruz. O halde ümîdini kesenlerden olma».
(Melekler:) “Seni hak ile (muhakkak olacak bir şeyle) müjdeledik; onun için ümîdi kesenlerden olma!” dediler.
Misafirler “Biz seni olacak bir gerçekle müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma” dediler.
Onlar sana, doğru [²] bir vâdeyi müjdeledik, sakın nevmit olanlardan olma.
[2] Şek ve şüpheden âri, asla cayılmaz.
Dediler ki: “Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse ümitsizliğe düşenlerden olma.”
Melekler, “Biz sana, gerçekleşmesinde asla kuşku olmayan bir müjde verdik; sakın Allah’ın lütuf ve rahmetinden ümitsizliğe düşenlerden olma!” dediler.
-“Seni Gerçek / Hakk ile müjdeledik; Umutsuzluğa Kapılanlar’dan olma!“ dediler.
(Melekler): “Seni kesinlikle doğru bir şeyle müjdeledik, öyleyse sakın umut kesenlerden olma.” dediler.
“Seni gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir şeyle müjdeliyoruz; 40 onun için sakın umut kesenlerden olma!” dediler.
“Biz sana gerçek bir haberle müjde veriyoruz. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!” dediler. 12/87, 15/56, 29/23
Onlar “Biz seni, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir bilgiye dayanarak müjdeliyoruz” deyip eklediler: “Sakın ha, umutsuzluğa düşeyim deme!”[2060]
[2060] Umut imanın çocuğudur; çocuğunu öldüren anasını ağlatır.
Dediler ki: «Seni hak ile müjdeledik, artık sen ümitsizliğe düşmüş olanlardan olma.»
“Sana gerçeği müjdeledik, onun için ümit kesenlerden olma! ” dediler.
Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler.
Dediler ki “Sana bir gerçeği müjdeliyoruz. Sakın umudunu kesenlerden olma.”
-Seni gerçekten müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma! “dediler.
“Biz seni hak ile müjdeliyoruz,” dediler. “Sakın ümit kesenlerden olma.”
Dediler: "Hakk'a dayanarak müjdeledik sana, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma."
eyittiler “muştıladuķ saña ḥaķk-ıla ya'nį girtü-y-ile pes olma nevmįd olıcılardan.”
Eyitdiler: Saña muştıladuġumuz olacaḳdur. Pes sen ümīẕ kesenler‐den olma, didiler.
(Mələklər: ) “Biz sənə doğru xəbərlə müjdə veririk. (Allah dərgahından) ümidini üzənlərdən olma!” – dedilər
They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing.
They said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair!"