Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 196, sondan 6041. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 189. ayetidir. Bakara Suresi 189. ayetinin kelime sayisi 27, harf sayısı 120 ve toplam ebced değeri ise 7400 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (20) ل (18) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
يسـلونك عن الاهلة قل هي مواقيت للناس والحج وليس البر بان تأتوا البيوت من ظهورها ولكن البر من اتقى وأتوا البيوت من ابوابها واتقوا الله لعلكم تفلحون
Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.[53] İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.[54]
53. Hz.Peygamber’e, “Hilâl niçin önce iplik gibi incecik görünüyor, sonra kalınlaşıp nihayet daire şeklini alıyor?” diye soru yöneltilmişti. Âyetin bu kısmında söz konusu soruya, ayın hareketlerinin zaman tayininde, özellikle hac, oruç ve zekât gibi ibadetlerin vakitlerinin belirlenmesinde kıstas olduğu ifade edilerek cevap verilmektedir. Aynı konuya Yûnus sûresinin 5. âyeti ile İsra sûresinin 12. âyetinde de değinilmektedir.54. Cahiliye devrinde Araplar ihramlı bulundukları zaman evlerine, arka taraftan açtıkları bir delikten girerler ve bunu iyi bir davranış sayarlardı. Âyet, onların bu uygulamalarının anlamsız olduğunu, gerçek iyiliğin takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) esasına dayalı davranışlar olduğunu vurguluyor.
Ayın ilk göründüğü birinci ve ikinci gecedeki (bir görüşe göre ilk üç gecedeki) durumuna hilâl denir. Bir tane hilâl olduğu halde âyette bu kelimenin çoğul (ehille) kullanılması ayın evrelerine işaret eder (İbn Atıyye, I, 261). Buna göre âyetin ilk cümlesini “Sana hilâlin evreleri hakkında soru soruyorlar” şeklinde anlamak uygun olur.
Tefsirlerde aktarılan bir rivayete göre bazı müslümanlar Hz. Peygamber’e ayın kimi zaman ip gibi ince, kimi zaman da güneş gibi dolgun görünecek kadar çok değişik evreler geçirmesinin “faydasını ve hikmetini” (Râzî, V, 120) sormaları üzerine inen bu âyette, incecik hilâlin bir ay boyunca bu şekilde sürekli değişmesinin insanlara vakit tayiniyle ilgili türlü yararlar sağladığı belirtilmiş, bu yararlardan yalnız hacla alâkalı olanına işaret edilmiştir. Hicrî takvime göre ay ve yılların hesaplanması gibi takvim konuları yanında İslâm’ın öngördüğü ramazan orucu, zekât, kurban, fitre gibi dinî vecîbelerin ifa edileceği zamanların ayın evrelerine yani ay takvimine göre hesaplanması âyette açıklamaya gerek görülmeyen yararların belli başlılarıdır.
Câhiliye dönemindeki bir geleneğe göre Araplar ihramlı iken veya daha başka bazı dinî gerekçelerle evlerine girmezler; mutlaka girmeleri gerektiğinde de –kapıyı kullanmanın doğru olmadığına inandıkları için– evlerin arkasındaki bir pencereden veya açtıkları bir delikten girerler, iyi ve erdemli davranışın bu olduğuna inanırlardı. Halbuki bu anlamsız bir meşakkatten, şekilcilikten başka bir şey değildir. Ayrıca evdekileri rahatsız edeceği için edebe de aykırıdır. Asıl iyi ve erdemli olan davranış, anlamsız geleneklerin tekrarı değil, insanın her işini takvâya göre yapması yani tutum ve davranışlarını Allah’a saygı, O’nun buyruklarını yerine getirip yasaklarından sakınma bilinci içinde yerine getirmesidir.
“Evlere arkalarından girme” ve “kapılarından girme”nin mecazi ifadeler olduğu; “evlere arkalarından girme”nin, bir görüşü savunurken doğru yöntemden sapmak; “evlere kapılarından girme”nin ise doğru yöntem kullanmak anlamına geldiği de belirtilir. Buna göre âyet şu şekilde te’vil edilmiştir: Herhangi bir inancı savunurken konuyla ilgisi bulunmayan veya kesin olmayan gerekçeler, kanıtlar kullanmayınız. Gerçeğe ulaşmanın bir kapısı vardır, o da açık seçik bilinen bilgi, kesin delildir. Şu halde görüşlerinizi ve iddialarınızı bu tür bilgi ve delillere dayandırınız (bk. Râzî, V, 126). Böylece âyette, bilime ve gerçeğe ulaşabilmek için en uygun metodun kullanılması gerektiğine de işaret vardır.
Takvâ kavramının Kur’an’ın iniş süresince kazandığı anlam genişlemesini dikkate alarak, Medine’de inmiş olan bu âyetteki takvâ kökünden fiilleri “Allah’tan korkmak” yerine, “Allah’a, O’nun buyruklarına, hükümlerine saygı göstermek ve bu yönde çaba harcamak” şeklinde kapsamlı olarak yorumlamak daha isabetlidir (takvâ hakkında bk. Bakara 2:197). Râzî’nin, bu âyet münasebetiyle yapmış olduğu “Takvâ haramları terketmek, vâcipleri (buyrukları) yerine getirmektir” şeklindeki tanım, bütün buyruk ve yasakları içine alması bakımından takvânın oldukça kapsamlı tanımı sayılabilir. Râzî’ye göre takvânın kapsamına giren görevler arasında en ağırı savaş olduğu için bu âyetin hemen devamında savaş buyruğu yer almıştır (V, 127).
Mehmet Okuyan
Sana, hilallerden (ayın hâllerinden) soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve (özellikle) hac için vakit ölçüleridir. İyilik, asla evlere arkalarından gel(ip gir)meniz değildir.Ancak iyilik, [takvâ]lı (duyarlı) olan kişi(nin davranışı)dır. Evlere kapılarından giriniz! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Umulur ki kurtulursunuz.”
Hac zamanında evlere arkalarından girme geleneği, Cahiliye döneminde yöredeki insanların ihramda yasakları delmek için başvurdukları bir yöntemdi. Yüce Allah böyle bir tavrın doğru olmadığına dikkat çekmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Sana ayın evrelerini soruyorlar. De ki: “Onlar, haccın ve insanların öteki faaliyetlerinin vaktini gösterir. Evlere arkalarından girmeniz iyi değildir; asıl iyi Allah'a karşı sorumluluk bilincinde olmaktır. O halde evlere kapılarından giriniz ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz ki kurtuluşa eresiniz.”
Sana, ayın evrelerini soruyorlar. De ki: “O, insanlar ve hacc ibadeti için bir zaman ölçüsüdür.” Evlerinize arkalarından girmeniz birr¹ değildir; birr, takvâlı davranmaktır. Öyleyse evlerinize kapılarından girin.² Allah'a karşı takvalı olun ki kurtuluşa erebilesiniz.
1- Hayır, iyilik, bağış, itaat, doğruluk, adalet, gerçeklik, erdem, sevgi. 2- Bu bir deyimdir; “yapacağınız şeyi, esasına ve kuralına uygun yapın; bir şeyi tersinden değil, düzünden yapın; yanlış yoldan gitmeyin, yapacağınız şeyleri usulüne uygun yapın”, anlamına gelmektedir. Başka bir ifade ile: “Allah'ın yolundan, Allah'ın koyduğu kurallara uyarak gidin.” demektir.
Ahmet Akgül
Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: “O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr, cahiliye adetinde olduğu gibi), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik (küfür ve kötülükten) sakınan(ın halidir) . Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulur ki kurtuluşa ulaşırsınız.”
Sana yeni ayları sorarlarsa de ki: Onlar, insanlara vakitlerini bildirir, hac zamanı da onlarla bilinir. Sonra hayır, evlere arka taraflarından girmek değildir. Hayır sahibi, Allah'tan çekinendir. Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının ki kurtulmuş kimselerden olup muradınıza eresiniz.
İbn-i Abbas'ın, Katâde'nin ve Atâ'nın rivâyetlerine göre Araplarda, hac için ihram girenler, evlerine, kapılarından girmezler, arka taraftaki duvarı aşmak sûretiyle girerlerdi. Çıkarken de gene o sûretle çıkarlardı. Bunu Ebül-Cârûd, İmam Muhammed-ül-Bâkır'dan da rivâyet etmiştir. Kureyş, Kinâne, Huzâa, Sakıyf, Ceşm, Sa'saa oğlu Benû-Âmir boylarının, bu işi yapmadıklarını söyleyenler olmuştur. Bâzılarına göreyse bu âdete uyanlar, bu boylardır. Aynı zamanda âyetten, bir işi, o işin başarılacak yönlerinden, iyiliği ve hayrı, iyi ve hayırlı kişilerden arayın anlamını da verdiğini söyleyenler vardır. "Evlere kapılarından girin" cümlesinin tefsirinde Ebû-Câ'fer Muhammed-ül-Bâkır (a.s), Muhammed'in soyu, Tanrı kapılarıdır, Tanrı yoludur, onlar cennet davetçileridir; hakkı oraya çekenler, halka kılavuzluk edenlerdir demiştir. (Mecma'ül-Beyan, c. I, s.120).
Abdullah Parlıyan
Sana ayların durumundan sorarlar. De ki: Onlar hacc ve insanların diğer zamanlarını ölçmeye yarar. Gerçek iyilik, itaat ve hayra ulaşmak eski batıl ve saçma adetiniz olan ihramlı iken evlere arka tarafından açtığınız bir delikten girmeniz değildir. Ama gerçekten Allah'ı razı eden ve hayra ulaşan kişi yolunu Allah ve peygamber ile bulandır. O halde evlere kapılarından girin ve yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ki, gerçek mutluluğa erişebilesiniz.
Sana hilâllerle, ayın evreleriyle ilgili sorular soruyorlar. Onlara:
"- Ayın evreleri insanların din ve dünya işlerini, hac ibadetini ifa etme vakitlerinin tesbiti işine yarar” de.
Gerçek iyilik, hakiki müslümanlık, İslâm'ın emirlerine riayet, muhatabı zora sokmak, meselelere tersinden yaklaşmak, değildir. Gerçek iyiler, hakiki müslümanlar, kâmil insanlar, Allah'a sığınan, emirlerine yapışan, günahlardan arınıp azaptan korunan, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanlardır. Muhatabın işini kolaylaştırın, meseleleri doğru tarafından ele alın.
Allah'a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp, azaptan korunun ki, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.
Sana hilaller hakkında soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar açısından ve hacc mevsiminin belirlenmesi için zaman ölçüleridir." İyilik evlere arka taraflarından gelmeniz değildir, aksine iyilik (fenalıklardan) sakınanın tutumudur. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan korkun. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. [38]
189.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre insanlar Resulullah (a.s.)`a hilaller hakkında soru sordular. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Yine İbnu Ebi Hatim`in Ebu`l-Aliye`den rivayet ettiğine göre insanlar: "Ey Resulullah (a.s.)! Hilaller niye yaratıldı?" diye sordular. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Ayetin ikinci kısmı hakkında da Buhari, Bera bin Azib (r.a.)`in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Cahiliye döneminde insanlar ihrama girdiklerinde evlere arka taraflarından girerlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi. İbnu Ebi Hatim ve Hakim de Cabir bin Abdullah (r.a.)`tan buna benzer rivayetler nakletmişlerdir.Tayalisi`nin Bera bin Azib (r.a.)`den rivayet ettiğine göre de ensar yolculuktan döndüklerinde evlerine kapılarından girmezlerdi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bu iki rivayette vurgulanan iki farklı olayın her ikisinin de ayeti kerimenin indirilişi ile bağlantısı olabilir. Sonuç itibariyle ayeti kerimede, cahiliye döneminde sürdürülen değişik vesilerle evlere arkadan girme adetlerinin bir iyilik alameti olmadığı vurgulanmıştır.38.Cahiliye döneminde insanlar hac dönüşünde veya ihramlı iken evlerine kapıdan girmeyip arkadan bir delik açarak oradan girip çıkarlardı ve bunu bir iyilik sayarlardı. Ayet bu fiilin iyilik olmadığını bildirmektedir.
Ali Bulaç
Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: 'O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının, umulurki kurtuluşa erersiniz.“
(Ey Rasûlüm), sana yeni doğan aylardan soruyorlar. De ki: “- Onlar, insanların muameleleri ve hacc için vakit ölçüleridir. İyilik, (cahiliyet devrinde yapıldığı gibi) evlere arkalarından (girmeniz) gelmeniz değildir. Lâkin iyilik ve hayır, haramlardan sakınanın iyiliğidir. Evlere kapılarından gelin ve Allah'dan korkun ki, kurtulasınız.
Sana hilalleri soruyorlar. De ki: “İnsanlar ve hacc için, vakit ölçüleridir.” (Çok hikmetlerinden en açık hikmeti budur. Bunu anlamınız lazım. Sizin bu sorularınız, eve kapıdan değil de arkadan girmeye benzer. İşte bilin ki;) evlere arkalarından girmek, sevap değildir. Asıl sevap, (Allah’ın azabından) sakınanın sevabıdır. Artık evlere kapılarından girin. (Yerli yerinde soru sorun.) Allah’tan sakının, belki kurtulursunuz.
Yeni doğan aylardan, sana soruyorlar, diyesin ki: «İnsanlara vakitleri, hac günlerini odur bildiren», evlere arkadan girmek hoş bir iş değil, hoş olan şey sakınmaktır, evlere kapılarından girin, Allahtan sakınınız, ola ki kurtulasız
Sana, hilâllerin niçin sürekli değişip durduğunu (yani ayın geçirdiği evreleri) sorarlar. De ki: “Onlar, (doğal bir takvim olarak) insanların (yıl, ay ve günleri belirlemesine yarayan) yapacakları işlerin ve hem de (oruç ve) hac ibadetinin vaktini gösteren ölçülerdir.” Evlere arkalarından gelip girmeniz asla iyi bir davranış değildir. Lâkin iyi davranış, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır. O halde evlere kapılarından girin ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtulasınız.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 189. Ayet Açıklaması
Allah, bu ayetle Ay’ın; yıl, ay ve günlerin belirlenmesi gibi konularda insanların yararına sunulduğunu, namazın dışındaki hac ve oruç gibi ibadetlerin Ay takvimine göre ayarlandığını açıklıyor.Evlere arkalarından girmeye gelince; bu ayet gelmeden önce bazı Medineli Müslümanlar, hac ve umre için ihrama girdiklerinde, sözde dünya işlerinden uzak durma adına, evlerine kapılarından girmeyi günah sayıyorlardı. Bir ihtiyaçları olduğunda ise evlerine arka pencerelerinden merdivenle ya da delik açarak giriyorlar ve bunu da bir erdemlik, fazilet sayıyorlardı. Buna karşılık Allah üstünlük ve erdemliğin evlere arkalarından girmekte olmadığını, gerçek erdemliğin Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle güzel ve faydalı çalışmalar ortaya koyup kötülüklerle mücadele ederek günahlardan sakınmak olduğunu anlatıyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: "Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür". Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki muradınıza erersiniz.
Sana, hilâl şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir. İyi davranış, asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir. Lâkin iyi davranış, korunan (ve ölçülü giden) kimsenin davranışıdır. Evlere kapılarından girin, Allah'tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Peygamberimize yeni doğan hilâlin önce incecik olması, sonra her gün büyümesi, dolunay olduktan sonra tekrar incelip kaybolması ve tekrar aynı şekilde doğup devam etmesi sorulmuştu. Âyette verilen cevapta «Ayın bu şekildeki hareketi, kamerî senenin hesap edilmesini, özellikle hac günlerinin bilinmesini sağlamaktır» denildi. Ayrıca eskiden Araplar hac için ihram giydiklerinde veya hac dönüşünde evlere kapısından değil de arkadan açılan bir delikten girmenin iyilik olduğuna inanırlardı. 189. âyette bunun da yanlış olduğu anlatılmıştır.
Edip Yüksel
Sana ayın evrelerini soruyorlar. De ki o, insanlar ve hac ibadeti için bir zaman ölçüsüdür. İyilik, lafı dolandırmak değildir, iyilik sakınmaktır. Dürüst olun. Kurtuluşunuz için ALLAH'ı dinleyin.
"Eve arkalarından girmeyiniz!" ifadesi bir deyimdir. Üstü kapalı sözler ve sorularla muhatabı eleştirmek verimli bir iletişim yöntemi değildir; düşmanlığa ve yanlış anlamalara neden olur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sana hilâllerden soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için de, hac için de vakit ölçüleridir. Bununla beraber iyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyiliğe eren, kötülükten korunan kimsedir. Evlere kapılarından gelin, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
Sana hilâllardan soruyorlar, onlar, de: insanlara hacciçin de vakit ölçüleridir bununla beraber irginlik evlere arkalarından gelmenizle değildir, ve lâkin iren, korunandır, evlere kapılardan gelin ve Allaha korunun ki felâh bulasınız
Sana yeni doğan ayları sorarlar. De ki: «O, insanların fâidesi için, bir de hacc için vakit ölçüleridir, iyilik ve taat, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik (eden; Allaha muhalefetden) sakınandır. Evlere kapılarından gelin. Allahdan korkun. Tâki muraadınıza kavuşasınız.
(Ey Resûlüm!) Sana hilâllerden de soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.”(2) İyilik, (bâtıl bir âdetinize binâen) evlere arkalarından girmeniz değildir; fakat iyilik, (günahlardan) sakınan kimse(nin iyiliği)dir. Artık evlere kapılarından girin ve Allah'dan sakının, tâ ki kurtuluşa eresiniz.(3)
(2)“Kubbe-i semâda (gök kubbede) kameri (ay’ı), zamânın saat-ı kübrâsına (büyük saatine) bir akreb yapmak; mütefâvit (farklı) çok hilâller sûretinde her geceye güyâ ayrı bir hilâl bırakıp, sonra dönüp kendine toplamak, menzillerinde kemâl-i mîzanla (tam bir ölçüyle), dakīk hesabla hareket ettirmek ve kubbe-i semâda parlayan, tebessüm eden yıldızlarla, göğün güzel yüzünü yaldızlamak, elbette nihâyetsiz bir saltanat-ı rubûbiyetin şeâiridir (herşeyin Rabbi oluşunun alâmetleridir).” (Sözler, 32. Söz, 271)(3)Bir kısım sahâbeler, câhiliye devrinden kalan bir âdet ile, ihramlıyken evlerine kapılarından girmez, bunun yerine evlerinin arkasından veya tavandan bir delik açarak içeri girerlerdi. Âyet, onların bu âdetlerini reddetmek üzere nâzil olmuştur. (Kurtubî, c. 1:2, 344)
İlyas Yorulmaz
Sana hilal hakkında soruyorlar. Deki “Hilal, insanların vakitlerini (takvimlerini) ve hac mevsimini belirledikleri bir ölçüdür.” Evlere arkalarından girmek, doğru bir davranış değildir. Ama sakınanlar için evlere kapılarından (izin isteyerek) girmek doğru bir davranıştır. Allah’dan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Sana yeni aylardan soruyorlar: Onlara de ki: Bu yeni aylar insanlar için, hac için evkat rehberidir. Evlere arka taraflarından girmeniz iyilik değildir [¹²] fakat iyilik bir kimsenin sakınmasındadır. Evlere kapılarından girin, Allah/tan sakının, tâ ki felah bulasınız.
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 189. Ayet Açıklaması
[12] Ensar-ı kiram ihrama girdikleri zaman Arapların âdet-i kâdimesi veçhile eve girmek zaruretinde bulunurlarsa kapıdan girmezler, belki arkadaki duvar üstünden girerlerdi. Çadır halkı da arkadaki aralıktan girerdi. Bunu da iyilik addederlerdi. Yahut zaman-ı cahiliyette bir kimse birşey kasteder de matlubu güçleşir ise artık evine kapısından girmez. Belki arkasından girerdi. Bu hal tam bir sene devam ederdi. Nazm-ı Celîl işte bu âdetleri iptal ediyor. Yahut âyet-i kerime bir darb-ı meseldir, zahirî murat değildir. Doğru yola gidin. Doğru yoldan ayrılmayın demektir.
Kadri Çelik
Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için belirlenmiş vakitlerdir.” İyilik (cahiliye döneminde inanıldığı gibi ihramlıyken) evlere arkalarından girmeniz değildir; belki iyilik takvalı olmaktır. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(Bu, cahiliye döneminde Arapların batıl geleneklerinden biri idi. Araplar ihram giydiklerinde, evlerine ön kapılarından değil de arka pencerelerden girerlerdi. Bu ayette Allah, onları bu batıl gelenek nedeniyle eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda onları, atalarının batıl gelenek ve inançlarını körü körüne takip etmenin doğru olmadığı konusunda da uyarıyor.)
Mahmut Kısa
Ey Muhammed! Sana, hilallerin niçin sürekli değişip durduğunu, yani ayın geçirdiği evreleri ve bunun hikmetini soruyorlar. De ki: “Onlar, doğal bir takvim olarak insanların yıl, ay ve günleri belirlemesine yarayan ve hem yapacakları işlerin ve hem de oruç ve hac ibâdetinin vaktini gösteren ölçülerdir.” Bazı Arap kabîleleri, hac veya umre için ihrama girdiklerinde, güya ‘dünya işlerinden’ uzak durma adına, evlerine veya çadırlarına kapılarından girmeyi günah sayıyorlardı. Bu yüzden bir ihtiyaçları olduğunda, evlerine arka pencerelerinden atlayarak giriyor, bunu da bir iyilik, erdemlilik olarak nitelendiriyorlardı. Buna karşılık Allah, üstünlük ve erdemliliğin gerçek ölçüsünü ortaya koyarak buyuruyor ki: Erdemlilik, öyle zannedildiği gibi evlere arkalarından girmenizle ilgili değildir.Çünkü böyle anlamsız gösteri ve formalitelere körü körüne uymakla erdemli olunamaz. Gerçek erdemlilik, Allah’a yürekten bağlanarak güzel ve yararlı davranışlar ortaya koymak; kötülüğe, zulme, haksızlığa karşı mücâdele ederek günahlardan sakınıp korunabilmektir. O hâlde, evlere herkes gibikapılarından girin ve Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda yaşayarak, kötülüğün, günahın, haksızlığın her çeşidinden sakının ki, dünyada ve âhirette gerçek mutluluğa, kurtuluşa erişebilesiniz.Eğer gerçekten erdemlice davranışlar ortaya koymak istiyorsanız, işte size erdemlice bir davranış:
Sana, hilâller hakkında1 soru soruyorlar. Sen, onlara: “Onlar, insanların ve hac vakitlerinin ölçüsüdür.2 Bir de sizin evlere arka taraflarından girmeniz iyilik değildir.3 Esas iyilik, Allah’a karşı hata etmekten sakınan kimsenin tutumudur.4 (Gerçekten) kurtuluşa erebilmek için Allah’a karşı hata etmekten sakının.” de.
1 Ehille: hilâl’in çoğuludur ve kök itibarıyla; ay ilk defa görünmek, sevinmek ve bağırmak anlamına gelir. Henüz doğmamış olan aya hilâl denilmediği gibi iki günlükten sonraki aya da hilal denilmez. Yani hilal; ayın ilk ve son doğduğu iki güne verilen isimdir. Bunun arasındaki sürede aya “kamer” denilir.2 Bk. (Yûnus: 5, İsrâ: 12)3 Bu âyetin kinâyeli anlamı: “Allah’ın âyetlerini ve hikmeti getirmekle görevli olan Peygamberi bir büyücü ve Kur’an’ı bir büyü kitabı yerine koyarak bu tip sorular sorup işe tersinden yaklaşmayın.” olabilir. (Elmalılı)4 Cahiliye döneminde bir erkek, bir şeye niyet eder de yapamazsa veya ihrama girdikleri zaman, evlerinin veya çadırlarının arkalarını delip oradan girip çıkmayı iyilik sayarlardı. Âyet, bu geleneği kaldırmıştır.
Muhammed Esed
SANA ayın evrelerini soruyorlar. De ki: “Onlar, haccın ve insanların [öteki faaliyetlerinin] vaktini gösterir.” 165 Öte yandan erdemlilik, [zannedildiği gibi] evlere arkalarından girmeniz değildir; ama gerçek erdem sahibi, Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyandır. 166 O halde evlere kapılarından girin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki gerçek mutluluğa erişebilesiniz.
Sana hilalin hallerinden soruyorlar, de ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” Evlere arkasından girmeniz dindarlık değildir. Fakat gerçek dindarlık kişinin Allah’a karşı gelmekten sakınmasıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı sorumlu davranın ki kurtuluşa eresiniz. 2/177, 17/12, 10/5, 6/96
SANA Ay’ın evreleri hakkında soru soruyorlar.[371] Cevap ver:[372] O insanlık için zamanın ölçü birimidir, haccın da.[373] Bu arada, evlere arkasından girmeniz de erdemlilik değildir,[374] gerçek erdem, sorumluluk bilinciyle hareket eden kimsenin erdemidir. O hâlde evlere kapılarından girin ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki, ebedî kurtuluşa erebilesiniz![375]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 189. Ayet Açıklaması
[371] Zamana tâbi bir ibadet olan Ramazan orucu ve kişinin servetiyle ilgili hukuki düzenlemelerin ardından, yine servet sarfı gerektiren ve zamana tâbi bir ibadet olan hacca getirilir söz. Ancak ondan önce, sorulan bir soru vesilesiyle Ramazan bahsini de doğrudan ilgilendiren kozmolojik bir meseleye, yeryüzünün tek uydusu olan Ay’ın evrelerine değinilir.
[372] Dilci Fîrûzâbâdî, bu türden, cevabının başında fa bulunmayan soruların gerçekten önceden sorulmuş sorular olduğunu, önceden sorulmayıp sorulması varsayıldığı için sorulan soruya verilen cevabın başında fâ bulunduğunu söyler. Buna Kur’an’dan “Sana, o gün dağların ne olacağı hakkında sorarlar” (20:105) âyetini delil gösterir (el-Besair I, 153).
[373] İbareden sorulan sorunun hem Ay’ın evreleri hem de işleviyle ilgili olduğu sonucu çıkmaktadır. Ay, 33 yıllık çevrimiyle, oruç ibadetinde işgal ettiği olmazsa olmaz işleviyle, hac, zekât vd. ibadetlerdeki rolüyle ve hayız hâli örneğinde olduğu gibi insan üzerindeki etkisiyle mânevî ve maddî hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır.
[374] Bu âyetin başı ile devamı arasındaki bağ dikkat çekicidir. Baştaki sorunun, eve kapıyı bırakıp bacadan girmek gibi ters bir mantıkla sorulduğunu ifade eder. Zira Ay’ın neden önce ince doğup sonra kalınlaştığı sorusu Allah Rasûlü’ne sorulacak soru değildir. Şu bir gerçektir ki, sormamaları gereken soruyu soranlar, sormaları gereken soruyu sormazlar. Hatta bazen bu sonucu almak için birincisine başvururlar. “Evlere kapısından girin” deyimsel ifadesi, “meseleye doğru yaklaşın” anlamına gelir. Zımnen: Yanlış soruya doğru cevap bulunmaz. Bu bağlamda “Haccın ruhunu ve maksadını gözardı etmeyin!” demektir. İbadetlerin ruhunu ihmal edip sadece biçimine odaklanan gösterişçi dindarlık veya dindarlık gösterisi yerilmektedir. Bu deyimsel ifadenin nüzûl ortamında örnekleri görülen bir bâtıl inançtan doğduğu rivayetleri vardır. Buna göre, bir Arap ihramlıyken evine arka kapıdan (veya dam kapısından) girmeyi dindarlık sayarmış (Taberî). Âyette, takvâ ile gösterişçi dindarlık birbirinin zıddı olarak takdim edilmektedir.
[375] 177. âyette ibadetlerin illet ve gayelerinden arındırılarak kuru şekilciliğin kutsanması yerilirken, bu âyette örf ve âdetlerin kutsanması yerilmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Sana hilâllerden soruyor- lar. De ki: «Onlar insanlar için ve hacc için birer alâmettir. İyilik, evlere arka taraflarından gelmeniz değildir. Fakat iyilik, muttakî olanın iyiliğidir. Ve evlere kapılarından geliniz. Ve Allah'tan korkunuz ki felâha eresiniz.»
Sana hilâlleri sorarlar. De ki: Onlar insanlar için; özellikle hac için vakit ölçüleridir. Evlere arka taraftan girmeniz fazilet değildir. Asıl fazilet, haramlardan sakınan insanın gösterdiği fazilettir. Öyleyse evlere kapılardan girin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki umduğunuza kavuşasınız. [6, 96; 10, 5; 17, 12]
Hilal ve ayın safhalarını soranlara verilen cevapta, insanların genelinin anlayabilmeleri için hilal’in işlevine dikkat çekiliyor. Ayrıca hac dönüşündeki yanlış bir Cahiliye uygulaması değiştiriliyor.
Süleyman Ateş
Sana doğan aylardan soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir." Evlere arkalarından girmek iyilik değildir. İyilik, Allah'tan korkanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan korkun ki, başarıya eresiniz, umduğunuzu bulasınız.
Hz. peygamber'e, hilâlin neden önce ince görünüp sonra kalınlaşarak dolunay olduğunu ve tekrar incelip eski halini aldığını sormuşlardı. Onlara yanıt olarak inen bu âyet, hilâlin bu durumunun hikmetini açıklamıştır: İnsanların zamanı bilmelerine, vakitleri hesabatmelerine yardım etmektedir. Araplar, ihrâma girdikleri zaman bir gölgeliğe oturmaz evlerine gitmek zorunda kalsalar, gölge altından geçmemek için kapıdan girmez, arka duvardan açtıkları bir delikten geçip evin bahçesine girerler ve bu uygulamayı bir iyilik sayarlardı. Kur'ân, iyiliğin böyle şekillerle değil, gönüldeki takvâ, Allah'a bağlılık ile olacağını belirtmektedir.
Süleymaniye Vakfı
Sana hilâlleri[1] soruyorlar. De ki: “Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. İyilik Allah’tan çekinerek kendinizi korumanızdır.[2] Evlere kapılarından girin.[3] Allah’tan çekinip korunun ki umduğunuza kavuşasınız.”
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 189. Ayet Açıklaması
[*] Arap edebiyatındaki iltifat sanatı bizde olmadığından meâlde bu sanat yok sayılmıştır. (Bkz. Bakara 2:49'un dipnotu) [*] Nebîmize hilal hesapları sorulmuş olmalıdır. Ona, uzmanı olmadığı bir soruyu sormak, eve tersten girmek olur.
Şaban Piriş
Sana yeni doğan ayları sorarlar de ki: -Onlar, insanlar için ve hac için vakit ölçüleridir. Evlere arkasından girmeniz iyi değildir. Fakat iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: O, insanlar ve hac için zaman ölçüleridir. Hayra ermek, evlere arkadan girmekle olmaz.(91) Asıl hayır, takvâ sahibi olanın hayra erişidir. Evlere kapılarından girin ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
(91) Arapların hac dönüşü evlerine arkadan girmek şeklinde bir Cahiliyet dönemi âdeti vardı. (Buhârî, Tefsir 2:29.) Âyet bu bâtıl âdete atıfta bulunurken, aynı zamanda, Allah’ın Elçisinden ve kitabından sorulacak soruların niteliği ve âdâbı hakkında bir hikmet dersi vermekte, bu arada mü’minin kâinata bakış açısını da belirlemektedir: Ne yerde, ne de gökte hiçbir şey başıboş değildir ve boşuna yaratılmamıştır; siz bunları kimin yarattığına ve niçin yarattığına bakın. Ona kulluk edin, Ona şükredin. Çünkü sizin elinizin ulaşmayacağı, gücünüzün yetmeyeceği bu muazzam varlıkları yaratıp sizin hizmetinize sunan Odur. Peygamberinize de sizin hidayetinize yarayacak şeyleri sorun, müneccimden sorulacak şeyleri değil!
Yaşar Nuri Öztürk
Sana, doğan Aylardan sorarlar. De ki: "Onlar, insanların çeşitli yararları ve bir de hac için vakit ölçüleridir." Hayırda erginlik/dürüstlük evlere arkalarından girmeniz değildir. Hayırda ergin/dürüst o kişidir ki, takvaya sarılıp korunur. Evlere kapılarından girin. Allah'tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.