Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3269, sondan
2968. ayet;
28. sure ve
Kasas Suresinin
17. ayetidir.
Kasas Suresi 17. ayetinin kelime sayisi
9, harf sayısı
36 ve toplam ebced değeri ise
2803 olarak hesaplanmıştır.
Kasas Suresinin toplam ebced değeri
399353 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ط (0)
س (0)
م (4) bulunuyor.
قال رب بما انعمت علي فلن اكون ظهيرا للمجرمين
قالرببماانعمتعليفلناكونظهيراللمجرمين
Kâle rabbi bimâ en’amte ‘aleyye felen ekûne zahîran lilmucrimîn(e)
“Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım” dedi.
Hz. Mûsâ sarayda iyi bir eğitim gördü. Olgunluk çağına ulaşınca Allah tarafından kendisine “hikmet ve ilim” verildi (krş. Çıkış,
2:2-10). Mûsâ, kendisine daha peygamberlik gelmeden Firavun’un yanlış yolda olduğunu biliyor ve İsrâiloğulları’na baskı uyguladığını görüyordu. O sebeple bu konudaki düşüncesini yakınlarına açmış, muhalefeti ağızdan ağıza yayılınca da gözden kaybolup kendini gizlemişti. Şehre ancak geceleri çıkıyordu. Ahalisinin haberi olmadığı bir sırada girdiği şehrin neresi olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber müfessirlerin çoğunluğuna göre Mısır’da Firavun’un ikamet ettiği şehirdir. Müfessir Dahhâk buranın geçmişte müstakil bir yerleşim merkezi olan bugünkü Aynişems olduğunu söylemiştir (Râzî, XXIV, 233); Şevkânî’ye göre ise Kahire’dir (IV, 158); Kuzey Mısır’ın merkezi Menfis olabileceğini söyleyenler de vardır (İbn Âşûr, XX, 88). Rivayete göre Hz. Mûsâ, öğle vakti halkın istirahate çekilmiş olduğu bir sırada bu şehre girmiş, şehirde biri İsrâiloğulları’ndan, diğeri Kıptîler’den olan iki kişinin kavga ettiğini görmüş, İsrâilli’nin kendisinden yardım istemesi üzerine Kıptî’ye bir yumruk vurarak ölümüne sebep olmuştur. Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın günahsız olduğunu göstermek için 15. âyeti çeşitli şekillerde yorumlayanlar olmuştur. Şevkânî bu yorumların, “Peygamberler günah işlemekten mâsumdur” prensibine dayandığını, ancak peygamberlerin (küçük günah değil) büyük günah işlemekten mâsum bulunduklarını, Mûsâ da adamı kasten öldürmediği için bu olayın büyük günah sayılmayacağını ifade etmektedir (IV, 158). Esasen bu sırada Hz. Mûsâ’ya peygamberliğin gelmemiş olduğu da göz önüne alınmalıdır. Muhammed Esed’in yorumunda ise olayın sâiki hakkında önemli bir iddia vardır. Esed’e göre “16-17. âyetler göstermektedir ki, yukarıda anlatılan olayda Mısırlı değil, İsrâiloğulları’ndan olan adam suçludur. Görünüşe bakılırsa Hz. Mûsâ hangi tarafın haklı olduğunu anlamaya çalışmadan, İsrâiloğulları’ndan olan adamın yardımına koşmuş; ama hemen sonra, sadece bir adam öldürdüğü için değil, fakat bunu kabilevî bir gayretle yaptığı için ciddi bir suç işlemiş olduğunu farketmiştir. Açıkça görülmektedir ki, Kur’an’ın Hz. Mûsâ’nın kıssasının bu bölümünde asıl işaret etmek istediği husus budur” (II, 785). Bize göre Hz. Mûsâ’nın kavgaya müdahalesi hor görülen ve ezilen topluluktan birinin imdat istemesi üzerine olmuştur ve bunda kusur yoktur. Yaptığı şey, sadece tedbirsizlikle bir tokat veya yumruk vurmaktı. Böyle bir darbenin ölüm sonucunu doğurması nâdirdir. Şu halde Mûsâ’nın yaptığı, “istemeden ölüme sebep olmak” şeklinde ifade edilebilir. Irk bağının müdahele sebebi olduğu delilsiz bir yakıştırmadır. Mûsâ’nın yaptığı, zayıfın yanında yer almak şeklinde bir erdem olarak da değerlendirilebilir. Kavga esnasında haklıyı haksızdan ayırmak güçtür. Onun kendisini günahkâr görmesi, fiilinin ölüme sebep olmasındandır. 15. âyete göre Mûsâ’nın şeytana gönderme yapması da kötü kastının olmadığını gösterir. İleride gelecek âyetlere bakılırsa bu sırada Mûsâ’ya peygamberlik de gelmiş değildir. Özellikle Tevrat’ın çok daha sonra, İsrâiloğulları’nı Mısır’dan Sînâ çölüne geçirmesinin ardından inzâl edildiği bilinmektedir.
(Musa) “Rabbim! Bana verdiğin nimetlere karşılık suçlulara asla arka çıkmayacağım!” demişti.
Hz. Musa’nın Kasas
28:15-17. ayetlerinde geçen sözlerinden anlaşılıyor ki o, tarafını tuttuğu tanışının aslında haksız olduğunu bilmekteydi. Buna rağmen onun tarafını tutmaktan derin pişmanlık duyduğu bu ayetlerdeki ifadelerinde görülmektedir. Buradan anlaşılıyor ki bir insan peygamberlikten önce de sonra da hata işleyebilir. Önemli olan, Âl-i İmrân
3:135’te de belirtildiği gibi hatasından dolayı hemen tevbe etmesi ve hatayı bilerek işlemeye devam etmemesidir.
Mûsâ, “Ey Rabbim! Bana verdiğin nimete yemin olsun ki, suçlulara arka çıkmayacağım” dedi.
Rabb'im! Bana verdiğin nimet sayesinde, bundan böyle asla mücrimlere arka çıkmayacağım.” dedi.
(Ve Hz. Musa) Dedi ki: “Ya Rabbi, bana verdiğin nimet (ve faziletler hatırına ve) adına (söz veriyorum ki) artık suçlu günahkârlara (ve münafık şarlatanlara) asla destek olmayacağım.”
Rabbim dedi, beni nimetlendirdiğin şeylerle mücrimlere kesin olarak arka olmayacağım artık.
“Ey Rabbim!” dedi. “Bana bahşettiğin nimetler hakkı için, bir daha asla suçlulara arka çıkmayacağım!”
“Rabbim, bana ihsan ettiğin nimetlere, affına, öğrettiğin ilme ve şeriatına andolsun ki, artık nesilleri yok etme suçu işleyen, kavgacılara, âsilere, suçlulara arka çıkmayacağım.” dedi.
Dedi ki: "Bana verdiğin nimetler hakkı için artık ben suçlulara arka çıkmayacağım."
Dedi ki: 'Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım.'
(Yine Mûsa şöyle) dedi:” - Ey Rabbim! Bana olan bu ihsanın (beni bağışlamanın) hakkı için, artık suçlulara hiç bir zaman yardımcı olmıyacağım.”
Musa: “Ey Rabbim! Bana verdiğin bu imkân ve nimetler ile suçlulara yardımcı olmayacağım.” dedi.
Dedi: «Tanrım! Bana olan nimetinin hakkıyçin, günah yapmış olanlara arka olamam»
(Musa:) “Rabbim! Bana verdiğin nimetlerin hakkı için, (kim olursa olsun) bir daha suçlulara asla yardımcı olmayacağım!” dedi.
Musa: "Rabbim! Bana verdiğin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım" dedi.
Musa: Rabbim! Bana lütfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara (ve suça itenlere) asla arka çıkmayacağım, dedi.
"Rabbim," dedi, "bana bağışladığın nimetlere karşılık olarak bundan böyle suçlulara yardım etmeyeceğim."
Musa, "Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi.
Ya rabb! Dedi: bana olan bu in'amın hakkı için artık mücrimlere aslâ zahîr olmam
Dedi: «Rabbim, bana in'aam etdiğin şeyler hakkıyçin artık suçlulara asla arka olmayacağım».
(Mûsâ:) “Rabbim! Beni ni'metlendirdiğin şeyler hakkı için, bir daha günahkârlara aslâ yardımcı olmayacağım!” dedi.
“Rabbim bana verdiğin bu nimetler için bundan sonra asla suçlulara arka çıkıp onları desteklemeyeceğim” dedi.
Musa «— Yâ Rab! Bana olan in/amın hakkı için, ben asla günahkârlara arka olmayacağım» dedi.
Dedi ki: “Rabbim! Bana verdiğin nimetler (hüküm ve ilim) adına, artık suçlu günahkârlara destekçi olmayacağım.”
Bunun üzerine Mûsâ, “Ey Rabb’im; bana verdiğin bu nîmetin hakkı için,kim olursa olsun, bir daha asla zâlimlere arka çıkmayacağım!” dedi.
-“Beni nimetlendirdiğin şeyler hakkı için, rabbim, Suç İşleyenler’e asla arka çıkmayacağım!” dedi.
(Mûsa): “Ey Rabbim! Bana bu lütfundan dolayı, artık suçlulara asla destekçi olmayacağım.”1 dedi.2
1 Bu âyete göre; bir Müslüman, zâlim bir ferde, zümreye veya iktidardaki bir hükümete destek olmaktan kesinlikle kaçınmalıdır. Birisi, Ata b. Ebi Rebah’a: “Benim kardeşim Emevî hâkimiyetinde olan Kûfe’nin vali kâtibi, gerçi halkın meseleleriyle ilgili kararları o vermiyor ama kararlar onun kalemiyle neşrediliyor. Bu hizmeti sürdürmek zorunda, çünkü bu onun tek gelir kaynağıdır.” deyince Ata, bu âyeti okudu ve: “kardeşin kalemini elinden atsın. Rızkı veren Allah’tır.” dedi. 2 (بِمَا) daki (ب) kasem manası verilerek tercüme edildiğinde Allah’tan başka şeyler için yemin edilmiş olmaktadır. Bu da bir beşere câiz olmadığı için (ب)’ye ı’vaz manası verilmiştir. Ayrıca bu âyeti “(Mûsa): -Ey Rabbim! Bana lütfettiğin bu nîmete (şükürler olsun) artık (bundan sonra) suçlulara asla arka çıkmayacağım- dedi” şeklinde tercüme etmek de mümkündür.
“Ey Rabbim!” dedi (Musa,) “Bana bahşettiğin nimetler hakkı için bir daha asla suçlulara arka çıkmayacağım!” 16
– Rabbim, bana verdiğin nimet için, bundan böyle asla suçlulara destek olmayacağım” dedi. 4/85-135
(Yine o) “Rabbim!” dedi, “Bahşettiğin nimet hakkı için, suçlu ve haksız kimselere bundan böyle asla arka çıkmayacağım.”
Dedi ki: «Yarabbi! Bana in'amın hakkı için artık ben mücrimler için asla arka olamam.»
“Ya Rabbî! dedi, bana lütfettiğin bu nimetler hakkı için, artık suçlulara asla arka çıkmam. ”
Rabbim, dedi, bana lutfettiğin ni'metler hakkı için artık bir daha suçlulara arka olmayacağım.
Musa dedi ki; “Rabbim! Bana ettiğin iyiliğe karşılık artık suçlulara arka çıkmayacağım.”
-Rabbim, bana verdiğin nimet için, artık asla günahkarlara destek olmayacağım dedi.
Musa “Rabbim,” dedi. “Bana lütfettiğin nimetlerin hakkı için, bir daha mücrimlere arka çıkmayacağım.”
Dedi: "Rabbim, bana lütfettiğin nimete yemin ederim ki, bir daha suçlulara asla arka çıkmayacağım."
eyitti “ay çalabum! andan ötürü kim ni'met virdüñ benüm üzere hergiz olmayam arķa virici yazuķlulara.”
Mūsā eyitdi: Yā Rabb, sen baña virdügüñ ni‘met ḥaḳḳı‐çun, ben yaman kişile‐re arḳa virici olmayam, didi.
(Musa) dedi: “Ey Rəbbim! Mənə bəxş etdiyin ne’mət haqqı (günahımı bağışlamağına and içirəm ki) mən əsla günahkarlara arxa olamayacağam!”
He said: My Lord! Forasmuch as Thou hast favoured me, I will nevermore be a supporter of the guilty.
He said: "O my Lord! For that Thou hast bestowed Thy Grace on me, never shall I be a help to those who sin!"(3343)*
3343 He takes a conscious and solemn vow to dedicate himself to Allah, and to do nothing that may in any way assist those who were doing wrong. This was his general idea, but no plan had yet shaped itself in his mind, until a second catastrophe brought matters to a head, and he was plunged in adventure.