Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3592, sondan
2645. ayet;
33. sure ve
Ahzab Suresinin
59. ayetidir.
Ahzab Suresi 59. ayetinin kelime sayisi
22, harf sayısı
99 ve toplam ebced değeri ise
5477 olarak hesaplanmıştır.
Ahzab Suresinin toplam ebced değeri
377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
يا ايها النبي قل لازواجك وبناتك ونساء المؤمنين يدنين عليهن من جلابيبهن ذلك ادنى ان يعرفن فلا يؤذين وكان الله غفورا رحيما
ياايهاالنبيقللازواجكوبناتكونساءالمؤمنينيدنينعليهنمنجلابيبهنذلكادنىانيعرفنفلايؤذينوكاناللهغفورارحيما
Yâ eyyuhâ-nnebiyyu kul li-ezvâcike vebenâtike venisâ-i-lmu/minîne yudnîne ‘aleyhinne min celâbîbihin(ne)(c) żâlike ednâ en yu’rafne felâ yu/żeyn(e)(k) vekâna(A)llâhu ġafûran rahîmâ(n)
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
İffeti koruma amacıyla güzelliklerin kapatılması mânasında örtünme emri daha önce Nûr sûresinin ilgili âyetlerinde geçmişti. Burada ise eza ve tâcizlerin engellenmesi gayesiyle dışarı çıkarken kadınların dış giysi kullanmaları istenmektedir. Hemen bütün tefsirlerin tarihe dayanarak verdiği ortak bilgiye göre Medine evleri dar ve tuvaletsiz idi. Kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için geceleri evlerinden çıkar, biraz uzaklaşarak ihtiyaçlarını giderir ve dönerlerdi. Bu durumu fırsat bilen bazı münafıklar ve kendini bilmezler uygun yerlerde durur, kadınlara söz ve elle tâcizde bulunurlar, yakalandıkları zaman da “Biz onları câriye sandık” derlerdi. Bu mazereti ortadan kaldırmak üzere hür kadınların, dışarı çıkarken, cilbâb ismi verilen dış giysilerine bürünmeleri emredildi. Hz. Ömer, hür kadınları câriyelerden ayırarak asayişi korumak maksadıyla câriyelerin cilbâb kullanmalarını yasaklamıştı, daha sonraki dönemlerde bu yasak kalktı.
Râgıb el-İsfahânî’nin el-Müfredat’ında (“clb” md.) cilbâb, “baş örtüsü ve entari” olarak açıklanmıştır. Başka kaynaklarda hımâr denilen baş örtüsünden büyük, vücudun üst kısmına giyilen ridâdan küçük dış örtü olarak tanımlanmıştır. Kelimeye çarşaf mânası verenler de olmuştur. Bu mânanın sözlükte dayanağı bulunmakla beraber cilbâb kelimesine yalnızca çarşaf demenin ilmî dayanağı yoktur.
Konumuz olan Ahzâb sûresinden sonra inen Nûr sûresindeki örtünme, devamlı ve iffeti korumaya yönelik bir farzdır. Burada emredilen cilbâb giyme ise asayişi korumayı ve tacizi önlemeyi hedefleyen geçici bir tedbirdir. Genellikle tefsircilerin, “evlerde oturma, zaruret bulunmadıkça dışarı çıkmama” emri, Hz. Peygamber’in hanımlarına mahsus olduğu halde diğer hanımları da bu hüküm çerçevesine almaya çalışmalarını ve dışarı çıkarken –tesettüre ek olarak– bir dış giysiye bürünmeyi devamlı bir farz haline getirmelerini, haklı bir dinî ve ahlâkî gerekçeden çok, içinde yaşadıkları çağın ve toplumun âdet ve değerlerine bağlamak uygun olur.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (dışarı çıktıklarında) dış örtülerini üzerlerine salmalarını söyle! Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Bu buyruk, bir dış örtü veya giysinin gerekliliği hükmünü içermektedir. Ayrıca bu ayette dış giysi giyilmesinin gerekçesi “tanınmak ve eziyete uğratılmamak”tır. İddia edildiği gibi “tanınmamak” şeklinde bir gerekçe ayetin metnine açıkça aykırıdır.
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve inananların hanımlarına, dışarıya çıkarken “üstlerine örtü almalarını” söyle. Bu, onların tanınmasını ve incitilmemesini sağlayan en uygun yoldur. Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet sahibidir.
Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve Mü'min kadınlara söyle, üzerlerine¹ cilbablarını² üzerlerine salsınlar. Bu, salma onların bilinmeleri³ ve eziyet edilmemeleri⁴ için daha uygundur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Dışarı çıkarlarken. 2- Cilbab, (celabib) söylendiği gibi, kadını tepeden tırnağa örten bir giysi türü değil, o günün toplumunda iffetli, ağırbaşlı, edepli oluşu ifade eden bir dış kıyafet, bir çeşit üstlük demektir. 3- İffetli olduklarının bilinmesi. 4- Sarkıntılık yapılarak incitilmemeleri.
Ey Nebi, kendi hanımlarına, kızlarına ve mü’min kadınlara: Dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; (bu) onların, (hürriyet ve iffet sahibi olarak) tanınmaları ve (her türlü taciz ve) eziyete uğramamaları için en uygun olanıdır. Allah Gafûr ve Rahim’dir.
Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarına ve inananların kadınlarına söyle; dışarı çıkacakları vakit dışarıya mahsus elbiselerini giysinler; bu, onların tanınıp incinmemelerini daha iyi sağlar ve Allah, suçları örter, rahimdir.
Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve öteki bütün mü'min kadınlara söyle: “Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman, dış kıyafetlerini baştan ayağa üzerlerine salıversinler. Bu örtünme şekli onların iffetli, kendini koruyan, temiz kadınlar olarak tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini temin eder.” Ama unutma ki Allah, çok acıyan ve çok bağışlayandır.
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve bütün mü'minlerin hanımlarına söyle: Sokağa tenlerini göstermeyen, vücut hatlarını belli etmeyen elbiselerini giyerek çıksınlar. Bu tür örtünme onların, vakar ve heybetleriyle hür kadınlar olarak tanınıp, kendilerine hürmet edilmesine; sarkıntılık yapılmamasına, incitilmemelerine en uygun bir örtünmedir. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.
bk. Kur’an-ı Kerim,
24:31.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: Cilbablarını [7] üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve böylece eziyet edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
7.Cilbab: Bütün vücudu örten bol bir dış elbise.
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, (kendilerini baştan aşağı örten) elbiselerinden giyib örtünsünler. İşte, böyle giyinmeleri, (iffetli) tanınıb da (ahlâksızlar tarafından) eziyyet edilmemelerine daha elverişlidir. Allah Gafûr'dur= çok bağışlayıcıdır. Rahîm'dir= çok merhametlidir.
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına de ki: “Cilbablarını (geniş örtülerini) üzerlerine salsınlar. Bu, onların tanınıp da eziyet görmemeleri için daha uygundur. (Buna rağmen) Allah, Gafur ve Rahimdir (bağışlayan ve acıyandır.)
Ey peygamber! Kadınlarına, kızlarına, inanmış olanların karılarına diyesin ki: «Çarşafların üstlerine alsınlar, bu onların tanınarak, üzüntüye uğramalarına engel olduğu için daha uygundur, Allah bağışlayıcı, Allah yarlıgayıcı»
Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (dışarı çıkacakları zaman) bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Bkz.
24:31,
33:33Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “Cilbab” dır. “Cilbab”, Arapçada gömlek, elbise gibi üste alınan ya da giyilen, vücut hatlarını örten giysileri ifade eden bir kelimedir. O günün toplumunda iffetli, edepli, vakarlı oluşu ifade eden bir dış kıyafet, bir çeşit üstlük demektir. Bunu özel bir kıyafet ya da üniforma olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu, başla beraber üste alınan bir örtü de olabilir, pardösü de olabilir, çarşaf da olabilir ve herhangi benzeri bir elbise de olabilir. Buradaki örtünme emri, zamanın ve sosyal çevrenin sürekli değişmesi karşısında uyulması gerekli ahlakî bir rehber anlamı taşıdığı için örtünmenin şekli, rengi, deseni de değişebilir. Önemli olan kadının incitilmemesini sağlayacak, ağırbaşlı ve saygın bir hanımefendi olduğunu zahiri anlamda ima edecek ve cinsel arzuları hedef almayacak ve cinselliği ön plana çıkarmayacak bir elbisenin giyinmesidir. Nitekim “Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur.” ifadesi örtünmenin gerekçesini ortaya koyuyor. Yani o günün toplumunda kadınların iffetli olduklarının bilinmesi ve sarkıntılık yapılarak incitilmemesi örtünmelerini gerekli kılmıştır. Bu konuda Nur sûresi
24:31. âyetin açıklamasına bakabilirsiniz.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle; bu, onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve inananların kadınlarına örtülerini üzerlerine salmalarını söyle. Bu, onların (erdemli kadınlar olarak) tanınıp hakarete uğramamaları için daha elverişlidir. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Ey o Peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına hep söyle: cilbâblarından üzerlerini sıkı örtsünler, bu onların tanınmalarına, tanınıp da eza edilmemelerine en elverişli olandır, bununla beraber Allah bir gafûr rahîm bulunuyor
Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanılıb ezâ edilmemelerine daha uygundur. Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapatacak şekilde) dış örtülerinden (çarşaflarından bir kısmıyla) üzerlerini örtsünler!(2) Bu, onların (iffetli olarak) tanınıp da rahatsız edilmemeleri için daha yakındır(daha elverişlidir). Allah ise, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.
(2)“Ma‘lûmdur ki, insan sevmediği ve istiskāl ettiği (rahatsız olduğu) adamların nazarlarından(bakışlarından) sıkılır, müteessir olur. Elbette açık-saçıklık kıyâfetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskāl eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen (fuhşa düşmeyen ve ahlâkı bozulmayan) bir güzel kadın, nâzik ve serîü’t-teessür (çabuk müteessir)olduğundan, maddeten te’sîri tecrübe edilen belki semlendiren (zehirleyen) pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık-saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, ‘Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar’ diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek medeniyetin ref‘-i tesettürü (tesettürün kaldırılması), hilâf-ı fıtrattır (yaratılışa terstir). Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla berâber, o ma‘den-i şefkat ve kıymetdar birer refîka-i ebediye (ebedî hayat arkadaşı) olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan (kıymetten düşmekten), zilletten (alçalmaktan) ve ma‘nevî esâretten ve sefâletten kurtarıyor.” (Lem’alar, 24. Lem‘a, 206)
Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve inanan erkeklerin kadınlarına, (dışarı çıktıklarında) dışarıda giydikleri elbiselerini üzerilerine almalarını söyle. Bu onların tanınmaları ve eziyet görmemeleri için daha uygundur. Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Ey peygamber! Zevcelerine, kızlarına, mü/minlerin kadınlarına de ki çarşaflarını üzerlerine giysinler, bu hal onların tanılıp da taarruza uğramamalarına daha hâdimdir [¹]. Allah yarlıgayan, bağışlayandır.
[1] Evail-i İslâmda asıl kadınlar çarşafsız çıkmakla bazı münafıkların taarruzlarına uğrarlardı. Tevbih olundukları zaman «biz onları cariye sandık» diye özür dermeyan ederlerdi. Çünkü asıl hatun zina etmezdi. Münafıklar da cariyelere taarruz ederlerdi. Âyet-i kerîme bu hâdise hakkında nâzil olmuştur.
Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına geniş elbiseleriyle üzerlerini tümüyle örtmelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınmaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve diğer mümin hanımlara söyle; toplum içine çıkacakları vakit, başörtülerini taksınlar (24. Nur: 31) ve vücut hatlarını tamamen kapatan dış kıyafetlerini üzerlerine örtsünler. Gerek giyim kuşamlarında, gerek söz ve davranışlarında mümin bir hanıma yaraşan ağırbaşlı ve edepli tavrı göstersinler. Bu, onların saygıdeğer ve iffetli bir kadın olarak tanınmaları ve böylece, ahlâksız insanlar tarafından sözlü veya fiili tâcize uğrayıp incitilmemeleri için en uygun çözüm yoludur. Bununla birlikte, hiç kimse elinde olmadan işlediği bir günah yüzünden veya İslâm’dan önce yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmayacaktır. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Fakat kadının örtünüp iffetli davranması, tek başına sorunu çözmez:
Ey Nebiyy!
Senin eşlerine, kızlarına, Müminler’in kadınlarına söyle; dış elbiselerini üzerlerine örtsünler!
Bu, bilinmeleri / tanınmaları bakımından en uygundur ki, incitilmezler.
Allah rahîm gafûr olandır.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin hür kadınlarına; “(dışarıya çıktıklarında) dış elbiselerini1 üzerlerine giyinmelerini” söyle. Zîrâ onların tanınıp eziyet görmemeleri için en uygun olan (kıyafet) budur.2 Allah, çok bağışlayandır, pek merhametlidir.3
1 Cilbâb: Baştan ayağa kadar vücudu örten çarşaf, başörtüsü ve peçe gibi dış giysinin adıdır. Cilbab ile tesettür; kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözü açık bırakmak veya alnın üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün büyük çoğunluğunu ve göğsü tamamen örtmektir. (Kurtubî, Elmalılı) Ümmü Seleme (r.a.), “Bu âyet nâzil olunca ensar kadınları dışarıya çıktılar ve başlarına bağladıkları siyah örtülerden dolayı sanki başlarında siyah kargalar varmış gibi görünüyorlardı.” (Ebû Dâvut) Bu âyetten her ne kadar yüzü tamamen örtmenin farz olduğu anlaşılmamakta ise de peçenin yasak olduğu da anlaşılamaz. Müslüman kadınlar, fitne durumuna göre peçe yapabilirler. Bu daha efdal olanıdır. 2 Araplarda cahiliye döneminde tesettür âdet değil idi. Cahiliye döneminde kadına hürmet de yoktu. Eski cahiliye kadınları erkeklerin nazar-ı dikkatlerini celp edecek şekilde gözlerini boyayıp belerterek açık-saçık çıkar, kendilerini teşhir ederlerdi. Bundan dolayı güya namuslarını korumak adına bazıları kız evlatlarını diri diri toprağa gömerlerdi. İslâm ise kadının şanını iffet ve ismetle, vakar ve haysiyetle yükseltti. (Elmalılı)3 Bu ayetin sonundaki, “Allah, çok bağışlayandır, pek merhametlidir.” ifadesinden: “1. Allah’ın mağfiretinin çok olduğu, bu güne kadar geçmiş olan açıklıkları affedeceği, kusurları örteceği ve bundan böyle de emrini tutanları rahmetiyle çok huzurlu kılacağı. 2. Allah’ın merhametli olduğundan dolayı kadınlara eza edilmesine razı olmayacağı. 3. Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınların aşırılıklar emredilerek bir zorlamaya maruz bırakılamayacağı, tesettürde de ifrata gidilmemesi, zira Allah’ın, bu emri onların aleyhine değil, lehine verdiği.” anlaşılmaktadır.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve [öteki] bütün mümin kadınlara [toplum içine çıktıklarında] dış kıyafetlerini üzerlerine almalarını söyle: bu, onların [temiz kadınlar olarak] tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini temin eder. 74 Ama [unutma ki] Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır! 75
– Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarıya çıkacakları zaman dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu, onların iffetli hanımlar olarak tanınmaları dolayısıyla sarkıntıya maruz kalmamaları için en uygun giyinme tarzıdır. Allah, zaten sınırsız bir bağış ve sonsuz bir rahmet kaynağıdır. 4/31, 24/60, 33/55
Sen ey Nebî! Eşlerine, kızlarına, (bütün) mü’minlerin hanımlarına (toplum içine çıktıklarında) üzerlerine (tesettürü tam sağlayan) giysilerini almalarını söyle:[3786] bu onların (mü’min ve saygın) kadınlar olarak tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha uygundur: Ve Allah zaten tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
[3786] Nûr 31 tesettürün kişisel boyutunu, bu âyet toplumsal boyutunu düzenler. Nûr 31 gerekçe belirtmediği halde, bu âyet gerekçeli olarak gelir. Hükmün gerekçesi âyetin devamındaki “tanınmak” ve “eziyet görmemek”tir. Birinci gerekçe olan “tanınma” bireysel kimliğin tanınması anlamında değil “iffetli hür mü’min kadın” kimliğinin tanınması anlamındadır. İkinci gerekçe olan “eziyet görmemek” ise duruma ve şartlara bağlı olarak değişen bir illettir. Hükmün gerekçeli oluşundan da anlaşılmaktadır ki vahiy örtünmeyi taabbudî ve hukukî değil ahlâkî bir zeminde ele almıştır. Ahlâk ise dört katlı din binasının temelidir. İster Nûr sûresinin 31. âyeti isterse bu âyet olsun, Kur’an’ın tesettür düzenlemesinin en temelinde şu hakikatin yattığını gösterir: Ey “Beden benim değil mi, istediğim gibi kullanırım!” diyen insan! Beden senin mülkün değildir! Sana Allah’ın bir emanetidir. Emaneti emanet sahibinin istediği gibi kullan! Aksi ihanet olur.
Ey Peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına de ki, üzerlerine feracelerini sıkı örtsünler. Bu, onların tanınmalarına ve eza edilmemelerine en yakın (en muvafık) bir sebebdir. Ve Allah en çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara söyle: Ev dışına çıktıkları zaman dış elbiselerini üzerlerine salıversinler. Böyle yapmaları onların iffetli tanınmaları ve kendilerine sarkıntılık edilerek incitilmemeleri yönünden en uygun bir davranıştır. Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur). [24, 31] {KM, I Korintos. 11, 5-6}
Cahiliye araplarında kadınlar örtünmeye dikkat etmezlerdi. Erkeklerin dikkatlerini çekecek tarzda açılıp saçılan kadınlar fazla idi. Böyle kadınlar erkeklere ümit verdiklerinden, onlar tarafından ilgi görürlerdi. İslâm kadının haysiyetini yüceltmek ve ahlâksız erkekler tarafından rahatsız edilmelerini önlemek için, iffetlerinin bir alameti olarak örtünmelerini emretti. Cilbab (dış elbise) gözler açık olsa da yüzün büyük kısmını, gerdanı ve bütün bedeni örten elbisedir.
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar; onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Ey Nebî! Eşlerine, kızlarına ve inanıp güvenenlerin kadınlarına söyle de cilbablarını (büyük başörtülerini) üzerlerine yaklaştırsınlar. Bu, namuslu olduklarının anlaşılarak incitilmemeleri açısından daha uygundur. Allah bağışlar, ikramı boldur.
[*] Cilbab, dış giysiden küçük, başörtüsünden büyük örtüdür. Kadın onunla başını ve göğüs bölgesini örter. (Lisan'ul-arab) Kelime dış giysi anlamında da kullanılır ama burada ona büyük başörtü dışında anlam verilemez. Çünkü dış elbiseyi vücuda yaklaştırma diye bir şey olmaz. Ama büyük başörtü vücuda yapıştırılmazsa açılır, göğüs, boyun ve saçlar ortaya çıkar. Âyetteki "daha uygun= أَدْنَى ifadesi de başörtüsü (hımar) ile cilbabı karşılaştırmaktadır. Yakaları kapatacak şekilde örtülen başörtüsü, kötü niyetli erkeklerin rahatsız edici davranışlarını engeller. Ama hem başı hem de göğüs bölgesini örten bir örtü onların beklentilerini büsbütün ortadan kaldırır.
-Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerini üzerlerine örtsünler. Bu tanınmaları ve incitilmemeleri için en uygundur. Allah, bağışlayıcıdır, merhametlidir.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, örtülerini üzerlerine alsınlar. Onların iffetli hanımlar olarak tanınmaları ve eziyete uğramamaları için bu daha uygundur. Allah ise çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.(24)
(24)
24:31 ve açıklamalarına da bakınız.
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
iy peyġamber! eyit 'avratlaruña daħı ķızlaruña daħı mü’minler 'avratlarına yaķın eyleyeler üzerlerine çadırlarından şol yaķınıraķdur kim bilineler pes incidinilmeyeler. daħı oldı Tañrı yarlıġayıcı raḥmet ķılıcı.
İy peyġamber, eyit senüñ ‘avratlaruña, ḳızlaruña, daḫı mü’minler ‘avratla‐rına. Daḫı örtünsünler yüzlerini izārları‐y‐la bir ḥācet‐içün çıḳsalar. Ol yaḳın‐raḳdur ki bilmeyeler, pes incinmeyeler. Tañrı Ta‘ālā ġafūrdur, raḥmet idi‐cidür.
Ya Peyğəmbər! Zövcələrinə, qızlarına və mö’minlərin övrətlərinə de ki, (evdən çıxdıqda cariyələrə oxşamasınlar deyə, bədənlərini başdan-ayağa gizlədən) örtüklərini örtsünlər. Bu onların tanınması (cariyə deyil, azad qadın olduqlarının bilinməsi) və onlara əziyyət verilməməsi üçün daha münasibdir. Allah bağışlayandır, rəhm edəndir!
O Prophet! Tell thy wives and thy daughters and the women of the believers to draw their cloaks close round them (when they go abroad). That will be better, that so they may be recognized and not annoyed. Allah is ever Forgiving, Merciful.
O Prophet! Tell thy wives and daughters, and the believing women,(3764) that they should cast their outer garments over(3765) their persons (when abroad): that is most convenient, that they should be known(3766) (as such) and not molested. And Allah is Oft- Forgiving,(3767) Most Merciful.*
3764 This is for all Muslim women, those of the Prophet's household, as well as the others. They were asked to cover themselves with outer garments when walking around. (R). 3765 J ilbab, plural Jalabib: an outer garment: a long gown covering the whole body, or a cloak covering the neck and bosom. 3766 The object was not to restrict the liberty of women but to protect them from harm and molestation. In the East and the West a distinctive public dress of some sort or another has always been a badge of honour or distinction, both among men and women. This can be traced back to the earliest civilisations. Assyrian Law in its palmiest days (say, 7th century B.C.), enjoined the veiling of married women and forbade the veiling of slaves and women of ill fame: see Cambridge Ancient History, III, 107. 3767 That is, if a Muslim woman sincerely tries to observe this rule, but owing to human weakness falls short of the ideal, then "Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful" ( Cf.
24:30-31). (R).