Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
5145, sondan
1092. ayet;
59. sure ve
Haşr Suresinin
19. ayetidir.
Haşr Suresi 19. ayetinin kelime sayisi
10, harf sayısı
51 ve toplam ebced değeri ise
2436 olarak hesaplanmıştır.
Haşr Suresinin toplam ebced değeri
129416 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ولا تكونوا كالذين نسوا الله فانسيهم انفسهم اولئك هم الفاسقون
ولاتكونواكالذيننسوااللهفانسيهمانفسهماولئكهمالفاسقون
Velâ tekûnû kelleżîne nesû(A)llâhe fe-ensâhum enfusehum(c) ulâ-ike humu-lfâsikûn(e)
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.
Müminler imanlarının gereği konusunda nefis muhasebesi yapmaya çağırılmakta, Allah’ı unuttukları için kötü âkıbete duçâr olanların durumuna düşmeme uyarısı yapılmakta, bu dünyada insanlara diledikleri yolu seçme özgürlüğü verilmiş olmasının onların sınanması amacına bağlı olduğu ve burada yapılıp edilenlerin cennet ve cehennem şeklinde birbirine zıt iki karşılık bulacağı hatırlatılmaktadır. 18. âyette geçen ve “yarın” anlamına gelen gad kelimesinin Kur’an’da zarf olarak kullanımları bulunmakla beraber bu şekilde (“yarın için” mânasında) kullanıldığı tek âyet budur. Bir taraftan mecazi bir anlatımla hesap gününün çok yakın olduğuna dikkat çekilirken, diğer taraftan da kelime nekre (belirsiz) şekilde kullanılarak o günün önemine, dehşetine ve mahiyetinin insanlar tarafından bilinemezliğine îmada bulunulmaktadır. Âyette nefs kelimesinin nekre olarak kullanılması ise, (yükümlü olan) her şahsın tek tek bu muhasebeyi yapma durumunda olduğunu belirtmek içindir; bu sebeple “herkes” şeklinde çevrilmiştir (Zemahşerî, IV, 84). Burada herkesin yarın için ne hazırladığına bakması istenirken öncelikli mânanın âhiret hazırlığı ve nefis muhasebesi yapmak olduğu açıktır. İnsanın ömrünü yaratılış amacına uygun geçirmek üzere dünya hayatıyla ilgili olarak geleceğe dönük plan yapması da son tahlilde bu mânanın dışında değildir. Hatta Allah Teâlâ’nın bağışlayıcılığına ve içtenlikle yapılan tövbeleri kabul ettiğine vurgu yapan âyet ve hadisler ışığında, bu ifadeden, müminin geçmişte ne kadar kusurlu davranmış olursa olsun samimi bir pişmanlık duyarak Allah’a yalvarması ve kalan zamanını doğru yönde değerlendirmesinin, bakışını ileriye yöneltmesinin istendiği anlamı da çıkarılabilir. Gerçek kişiliği bulunmamakla beraber amacı olan varlıklar olduğu için ticarî şirket ve dernek gibi tüzel kişiler de, plan hedeflerine ulaşıp ulaşmadıkları ve bu açıdan hangi noktada bulundukları hususunda belirli zaman aralıklarında bir değerlendirme yapmak; tüzel kişiliğin özelliğine göre meselâ kâr-zarar bilançosu, geçmiş dönemle ilgili faaliyet raporu hazırlamak, bunları ve geleceğe yönelik tasarılarını ilgili organlarında karara bağlamak durumundadır. İnsanların da gerek birey gerekse toplum düzeyinde, hayat yolunda varlık gayelerine uygun bir mesafe alıp almadıklarını, kendilerine verilen imkânları yerli yerince kullanıp kullanmadıklarını, tükettikleri imkânlarla elde ettikleri semereler arasında denge bulunup bulunmadığını sık sık gözden geçirmeleri gerekir. Ömrün ne zaman sona ereceği bilinmemekle beraber her an sona erebileceği ihtimali bulunduğundan bu muhasebenin sabit periyotlara bağlanması da doğru olmaz. Hayatın akışı içinde nefis muhasebesini ihmal edenler için hastalanma, yakın çevresindeki ölümler gibi bazı hatırlatıcı işaretler bulunduğu gibi, yüce dinimizde, zamanın süratle akıp gittiğine daha bir dikkatle bakabilmemiz ve bu görevi hatırlamamız için (cuma günü ve Kadir gecesi gibi) bazı mübarek gün ve geceler de belirlenmiştir. Bu âyette iki defa geçen “sakınma” (ittikå) ifadesinden ikincisi pekiştirme amacı taşımaktadır. Bağlam dikkate alınarak, bunlardan ilkini Allah’a sevgi ve bağlılık gösterip emirlerini yerine getirme, ikincisini ise Allah’a karşı gelmekten sakınıp yasaklarına uyma konusunda titizlik göstermeye çağrı olarak düşünmek mümkündür (Zemahşerî, IV, 84). İkinciyi, “Belirtilen hali koruyun, takvâda dâim olun” mânasıyla açıklayanlar da vardır (İbn Âşûr, XXVIII, 112). 19. âyetteki “Allah’ı unutmak”tan maksadın, Allah’ın kulu olduğu bilincinden yoksunluk ve O’na karşı kulluk borcunu umursamama olduğu anlaşılmaktadır. Tevbe sûresinin 67. âyetinde aynı fiil kullanılarak münafıkların Allah’ı umursamadıkları, Allah’ın da onları kendi hallerine bıraktığı yani O’nun inâyetine lâyık görülmedikleri ve kendi tercihlerinin sorumluluğuyla baş başa kaldıkları belirtilmiştir. Burada “Allah’ı unutma”nın yaptırımı ve sonucu, “Allah’ın da onlara kendilerini unutturması” şeklinde ifade edilmiştir ki bu, Allah bilincine sahip olmayan kişinin kâmil mânada insan olma şuurunun da zayıflayacağı anlamına gelir. Bir başka anlatımla, etrafını kuşatan bunca kanıta ve kendisine verilen akıl nimetine rağmen Allah’ı unutan, O’na kul olma idraki içinde olmayan kişi gerçek anlamda kendine yabancılaşmaya, dolayısıyla hayatını boşa geçirmeye mahkûmdur. İnsanın ömür nimetini bu şekilde heder etmesi ise karşılıksız kalmayacak, 20. âyette belirtildiği üzere, –bu dünyadakinden farklı olarak– âhirette, sorumluluğunun idraki içinde davrananlardan tam olarak ayırt edilip hak ettiği muameleyi görecektir. Müfessirlerin birçoğu tarafından 19. âyet, Allah’ın, kendisine karşı görevlerini yerine getirmeyenlere, iyilik yapmayı ve kötülüklerden sakınmayı unutturması, onları bu paydan ve mutluluktan mahrum etmesi şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XXVIII, 52-53; Şevkânî, V, 237). Bu âyetten, insanın kendini tanıması yani var oluş amacını idrak edip onu unutmaması halinde rabbini de bilmiş ve tanımış olacağı mânası da çıkarılabilir. Hz. Ali’den nakledilen “Sen kendini bil ki rabbini de bilesin” ve “Kendini bilmeyen rabbini de bilmez” anlamındaki vecizeler bu yorumu destekleyici niteliktedir (İbn Atıyye, V, 291).
Allah’ı unutan ve (bu yüzden Allah’ın da) onlara kendilerini unutturduğu kişiler gibi olmayın! Onlar yoldan çıkanların ta kendileridir.
Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayınız! Onlar yoldan çıkanlardır.
Allah'ı umursamayan, böylece kendileri ile baş başa kalan kimseler gibi olmayın! İşte onlar fasıklardır.¹
1- Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkanlardır. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalanlardır.
Sakın ha, kendileri Allah’ı unutmuş (şeytanın ve dünyalık arzularının yolunu tutmuş), böylece O (Allah) da (ceza olarak onları dergâhından kovmuş) kendi nefislerinin (ebedi kârını ve uhrevi çıkarını) onlara unutturmuş (bütün maneviyatını ve cennet hayatını, fani ve fena şeyler için feda etmeyi akıllılık ve gözü açıklık sanacak bir gaflet ve dalâlete sokmuş) kimseler gibi olmayın! Ki onlar (Rahmet-i İlahi’den nasipsiz bırakılmış ve hidayetleri kararmış) fasık (ve münafık) ların ta kendileridir.
Ve o kişilere benzemeyin ki Allah'ı unutmuşlar da o da, kendilerini unutturmuştur onlara; onlardır, buyruktan çıkanların ta kendileri.
Ve Allah'ı unutup Allah'tan habersiz olan, bu nedenle Allah'ın da kendileri için neyin iyi ve kötü olduğundan habersiz bıraktığı bu kimseler gibi olmayın. İşte onlar Allah'ın dosdoğru yolundan çıkan kimselerdir.
Allah'ı, Allah'ın emirlerini, şeriatını unutan ve bu yüzden, Allah'ın kendilerine kendi haklarını, birbirlerinin haklarını, kimliklerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, işte onlar doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan fâsıktırlar, âsi ve bozguncudurlar.
Allah'ı unutan bu yüzden O'nun da kendilerine kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkmış olanlardır.
Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir.
O kimseler gibi olmayın ki, Allah'ı unutmuşlar; Allah da onları kendilerine unutturmuştur, (artık kendi menfaatlerini düşünemezler). İşte bunlar fâsık (kâfir) olanlardır.
Ve Allah’ı unutup da Allah’ın nefislerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte İlahî yasaları çiğneyenler, bunlardır!
Allahı unutan kimseler gibi olmayasınız, Allah da onlara, kendilerin unutturdu, işte bunlar, buyrum dışı kimseler
Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine öz benliklerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! İşte onlar yoldan çıkan kimselerdir.
Bkz.
63:9“Allah’ı unutan” ifadesi, Allah’a inandığı halde, kendilerine yaratılıştan verilen aklî ve maddî nimetleri Allah’ın istediği şekilde kullanması yolundaki ahlakî sorumluluğu taşımayarak, Allah’ın Kur’an’da öngördüğü kurallar doğrultusunda vahiy yoluyla iletilen mesajlarda var olan hakikati idrâk edemeyen ve o mesajlardan nasiplenmeyi başaramayan ve böylece dünyaya ve dünyalıklara taparcasına bağlı kalanlar için kullanılmıştır. Ayette de görüldüğü gibi böyle kimselere Allah kendilerini de unutturmuştur. Yani varlıklı ve konforlu hayatları başkalarının dikkatini çekse de özünde onlar, nefislerinin “deniz suyuna” benzeyen, -içtikçe harareti artıran- isteklerine esir olmuş yaşamlarıyla insan fıtratıyla çelişen bir hayata mahkûm olmuşlardır. Onlar, kendileri istediği için değil, başkaları gördüğü ve duyduğu için yaşayan, öz benliklerini kaybetmiş kimselerdir. İşte Allah, böyle bir tehlikeye karşı insanı uyararak, onun sürekli kendisiyle irtibat halinde olmasını istemektedir. İşte günde beş defa eda ettiğimiz namazlar bu irtibatın en güzel örneğidir. Bizi namazlardan daha fazla Allah’a yaklaştıracak başka bir ibadet şekli yoktur. Çünkü namaz Allah’ın kuluna özel bir lütfudur. Yaratanla yaratılanın irtibatının en canlı anıdır. Çalışmak, istihdam sağlamak, hakkı ve doğruyu savunmak, kötülüğü engellemek, infak etmek, erdemli davranışlar sergilemek, insanlara, doğaya ve diğer canlılara faydalı olacak çalışmalar yapmak… hepsi ibadettir ama hiçbiri namaz kadar özel bir ibadet değildir. Ancak burada kastedilen; cehennem korkusuyla ya da cennet sevdasıyla eda edilen içi boşaltılmış ve sadece günlük rutine dönüştürülmüş olan namaz değil, Kur’an’ın muhtelif yerlerinde sıkça önerilen, önceki peygamberlerin ve toplumlarının, Hz. Peygamberin ve ashabının hayatlarında çok müstesna yeri olan Allah’la sözleşme anlamında ikame edilen ve eda edenlerin hayatında tesirini gösteren namazdır.
Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.
Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.
ALLAH'ı unuttukları için O'nun da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkmışlardır.
Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan kimselerdir.
Ve onlar gibi olmayın ki Allahı unutmuşlardır da Allah da onlara kendilerini unutturmuştur, onlardır ki hep fasıklardır
Hem kendisi Allâhı unutmuş, hem (Allah) kendilerini kendilerine unutdurmuş olanlar gibi olmayın. Onlar faasıkların ta kendileridir.
Allah'ı unutan; bu yüzden (Allah'ın da) onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın!(1) İşte onlar, fâsıkların ta kendileridir!
(1)“Şu dünyadan her birimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayâtımızdır. Belki o husûsî dünyamız ve âlemimiz, bir sahîfedir. Hayâtımız bir kalem, onunla sahîfe-i a‘mâlimize(amel defterimize) geçecek çok şeyler yazılıyor. Eğer dünyamızı sevdik ise, sonra gördük ki: Dünyamız hayâtımız üstünde binâ edildiği için, hayâtımız gibi zâil (geçici), fânî, kararsızdır, hissedip bildik. Ona âid muhabbetimiz, o husûsî dünyamız âyine olduğu ve temsîl ettiği güzel nukūş-ı esmâ-i İlâhiyeye muhabbetimiz döner; ondan, cilve-i esmâya (isimlerin parıltılarına) intikāl eder. Hem o husûsî dünyamız, âhiret ve Cennetin muvakkat bir fidanlığı olduğunu derk edip (anlayıp), ona karşı şedid (şiddetli) hırs ve taleb ve muhabbet gibi hissiyâtımızı (hislerimizi) onun netîcesi ve semeresi (meyvesi) ve sünbülü olan uhrevî fevâidine (âhirete âid faydalarına) çevirsek, o vakit o mecâzî (hakīkī olmayan) aşk, hakīkī aşka inkılâb eder. Yoksa نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْفُسَهُمْ اُولٰٓئِكَ هُمُ الْفَسِقُونَ* [Allah’ı unuttular; bu yüzden (Allah da) onlara kendilerini unutturdu. İşte onlar fâsıkların ta kendileridir!] sırrına mazhar olup, nefsini unutup, hayâtın zevâlini düşünmeyerek, husûsî kararsız dünyasını, aynı umûmî dünya gibi sâbit bilip, kendini lâyemût (ölümsüz) farzederek dünyaya saplansa, şedid hissiyât ile ona sarılsa, onda boğulur gider.” (Mektûbât, 1. Mektûb, 8)
Allah’ı unutanlar gibi olmayın. Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuş dur. İşte böyleleri yoldan çıkmış kimselerdir.
Allah/ı unutanlar gibi olmayın. Allah da bu sebeple onlara kendilerine yarayan şeyi unutturdu. İşte fâsık olanlar, onlardır.
Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O (Allah) da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir.
Ve sakın ola ki, Allah’ı unutan ve bu yüzden O’nun da kendi benliklerinive insanlıklarını kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın! Çünkü onlar, Allah’ın bahşettiği nîmetleri kötülük amacıyla kullanarak yoldan çıkmış olan kimselerdir.
Allah’ı unutmuş ve onlara da nefislerini unutturmuş kimseler gibi olmayın!
İşte onlar Fâsıklar / Yoldan Çıkıp Sapmışlar’dır.
Şu Allah’ı unuttuklarından dolayı (Allah’ın da) onlara kendilerini unutturduğu kimseler1 gibi olmayın. İşte onlar, hak yoldan çıkanların tâ kendileridir
1 Onlar sarhoş gibi ne yaptıklarını bilmezler, beşer hukukunun kıymetini anlamaz, adî şeylere tapar, insanlığı alçaltır, kendilerini kurtaracak hayır ve iyilikleri düşünmez, kendilerini azaptan koruyacak ameller için çalışmaz, ahiret için hiç bir şey hazırlamazlar.
ve Allah'tan habersiz olan, bu nedenle Allah'ın da kendileri [için neyin iyi olduğu]ndan habersiz bıraktıkları gibi olmayın: [çünkü] onlar gerçekten sapmış olanlardır! 25
– Sakın Allah’ı unutan böylece Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte, yoldan çıkan fasıklar onlardır. 45/34-35
Aman ha, şu kimseler gibi olmayın ki; onlar Allah’ı unuttular, Allah da onlara kendilerini unutturdu![5029] İşte onlar, evet onlardır fâsık olanlar.
[5029] Bir önceki âyet “sorumlu davranma” çağrısıydı, bu âyet ise “sorumsuzluğa karşı” uyarı. Tevbe 68 ile de teyit edilen bu psikanalitik ifade, nifak psikolojisinin iç yüzünü ortaya serer. Zımnen: Münafık yalnızca başkalarına münafıklık yapmaz. Nifakı giderek öyle benimser ki, artık kendi kendisinin de münafığı olur. Kendi kendini unutmak budur. Kendini unutan kendine yabancılaşır, kendine yabancılaşan giderek kendisiyle kavgalı hale gelir. Kendini unutandan, şahdamarından yakın olan Allah’ı hatırlaması beklenemez. Dolayısıyla insanın kendine uzaklaşması, aynı anda Allah’tan uzaklaşması anlamına gelir. Tıpkı tersinin de doğru olduğu gibi. İnsanın Allah’ı unutmasından Allah zarar görmez, fakat bu kendine yabancılaşmayı getirdiği için, insan zarar görür ve hepten kaybeder.
Nüzul ortamıyla uyumlu olarak bu âyet şöyle de anlaşılabilir: ‘Onlar Allah’ı unuttular, Allah da o yahudilere ve münafıklara birbirlerini unutturdu.’ Zira münafıklar, yardıma gelme vaadiyle kışkırttıkları yahudilerin yardımına gelmemişler, verdikleri sözü unutmuşlardı.
Ve o kimseler gibi olmayınız ki, Allah'ı unuttular da artık (Allah) Onlara kendi nefislerini de unutturdu, işte fâsık olanlar onlardır.
Sakın şunlar gibi olmayın ki onlar Allah'ı unuttukları için, Allah da kendi öz canlarını kendilerine unutturdu. (Fayda ve zararlarını dahi bilemiyorlar). İşte yoldan çıkanlar bunlardır. [63, 9]
Rabbini unutup terk eden kimse, aslında kendi öz varlığını terk etmiş, kendi kendisine yabancılaşmış demektir. Zira insanın asıl kimliği Rabbine mensub olması, O’nun kulu olmasıdır. O’nu bırakıp, başka lâyık olmayan şeylere kulluk eden, perişan olur, heder olur gider.
Şu, Allah'ı unuttuklarından dolayı (Allah'ın da) onlara kendi canlarını unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkan insanlardır.
Allah'ı unutanlar gibi olmayın. Allah böylelerine kendilerini unutturur. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
[*] Allah'ı unutanlara vücut öyle tepkiler verir ki o tepkileri örtmek için sürekli kendilerinden kaçar ve yaptıkları yanlışları artırırlar. Bkz. En'am
6:125
Allah'ı unutan ve Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar, yoldan çıkmış olanlar onlardır.
O kimseler gibi olmayın ki, onlar Allah'ı unutunca Allah da onlara kendilerini unutturmuştur. Onlar hep yoldan çıkmış kimselerdir.
O kimseler gibi olmayın ki, Allah'ı unuttular da Allah da onlara öz benliklerini unutturdu. Yoldan çıkmışların ta kendileridir onlar.
daħı olmañ anlarcılayın kim unıttılar Tañrı’yı pes unıtdurdı anlara gendüzilerini şunlar anlardur fāsıķlar.
Daḫı ol kimseler gibi olmañuz ki Tañrı Ta‘ālā[yı] unutdılar. Pes anlar ken‐dülerin unutdurdı. Anlardur fāsıḳlar.
Allahı unutduları üçün Allahın da onları özlərinə unutdurduğu (xeyirlərini başa düşməyən) kimsələrə bənzəməyin! Onlar (Allahın itaətindən çıxmış) fasiqlərdir!
And be not ye as those who forgot Allah, therefore He caused them to forget their souls. Such are the evil doers.
And be ye not like those who forgot Allah;(5396) and He made them forget their own souls! Such are the rebellious transgressors!*
5396 To forget Allah is to forget the only Eternal Reality. As we are only reflected realities, how can we understand or do justice to or remember ourselves, when we forget the very source of our being? (R).