Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
781, sondan
5456. ayet;
5. sure ve
Mâide Suresinin
112. ayetidir.
Mâide Suresi 112. ayetinin kelime sayisi
22, harf sayısı
86 ve toplam ebced değeri ise
4518 olarak hesaplanmıştır.
Mâide Suresinin toplam ebced değeri
824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
اذ قال الحواريون يا عيسى ابن مريم هل يستطيع ربك ان ينزل علينا مائدة من السماء قال اتقوا الله ان كنتم مؤمنين
اذقالالحواريونياعيسىابنمريمهليستطيعربكانينزلعلينامائدةمنالسماءقالاتقوااللهانكنتممؤمنين
İż kâle-lhavâriyyûne yâ ‘îsâ-bne meryeme hel yestatî’u rabbuke en yunezzile ‘aleynâ mâ-ideten mine-ssemâ-/(i)(s) kâle-ttekû(A)llâhe in kuntum mu/minîn(e)
Hani havariler de, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da, “Eğer mü’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.
Havârilerin “Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” şeklindeki sorusunu “Rabbinin buna gücü yeter mi?” anlamında düşünen müfessirler, o esnada havârilerin henüz tam bir teslimiyet içinde olmadıkları ve imanlarında zaaf bulunduğu yorumunu yapmışlardır. İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ise bu sorudaki yardımcı fiili “güç yetirme” anlamına göre düşünmemek gerekir. Zira onların bu talebi –müteakip âyette ifade edildiği üzere– olumlu amaçlara yöneliktir. Şu halde bu soruyu, –Arap dilindeki örneklerin ışığında– “Rabbin bize gökten bir sofra indirir mi, indirmesi O’nun hikmetine uygun olur mu; Allah’ın âdetine (sünnetullah) göre bu olabilir mi; sen rabbinden bize gökten bir sofra indirmesini isteyebilir misin, istersen rabbin buna rızâ gösterir mi veya isteğini yerine getirir mi?” gibi mânalarda anlamak daha uygun olur. 111. âyette onlardan “İman ettik, şahit ol ki bizler yürekten teslimiyet içindeyiz, demişlerdi” şeklinde söz edilmiş olması da bu anlayışı desteklemektedir. Gerçi Hz. Îsâ “Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah’a saygılı olun” cevabını vererek, onları Allah hakkındaki düşünce ve ifadelerinde daha saygılı olmaları gerektiği yönünde uyarmış ve mûcize talep etmenin gönülden inanmış insanlara yaraşmayacağını hatırlatmıştır. Fakat konuşmanın akışı dikkate alınırsa bu, onları itham etme niteliğinde değil, bilâkis onların neyi amaçladıklarını açıklamalarına imkân veren bir cevaptır. Nitekim havârilerin niçin böyle bir istekte bulunduklarını açıklamaları üzerine Hz. Îsâ onları reddetmeyip isteklerini yüce Allah’a arzetmiştir.
Havâriler gökten sofra indirilmesini istemelerinin sebeplerini şöyle açıklamışlardı: “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz güvenle dolsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna tanık olalım.” Böylece onlar buna hem kendi ihtiyaçlarının bulunduğunu hem de Hz. Îsâ’nın tebliğini sonraki nesillere aktarmada bunun önemli bir role sahip olacağını ifade etmiş oluyorlardı. Onların buna ihtiyaç duyması, o esnada aç oldukları şeklinde açıklandığı gibi, böyle kutlu bir sofradan yiyerek mânevî hazza erişme arzusu olarak da anlaşılmıştır. “Kalplerinin güvenle dolmasını” istemeleri ise Hz. İbrâhim’in Bakara sûresinin 260. âyetinde aktarılan konuşmada geçen isteğine benzetilmiştir. Bu konuşma şöyle cereyan etmiştir: İbrâhim, “Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!” deyince rabbi, “Yoksa inanmıyor musun?” demişti. O, “Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye” cevabını verdi. Bunun üzerine yüce Allah onu mûcizevî bir olaya tanık kılarak kalbinin güvenle dolmasını sağladı. Havâriler bu taleplerinin yerine getirilmesiyle, Hz. Îsâ’nın doğru söylediğinden, önce kendileri emin olacaklar, gözleriyle görüp tanık olunca onun öğretilerini tebliğ ederken bu tanıklıklarını tekrar tekrar ifade edip bundan güç alacaklardı.
Hz. Îsâ’nın duasında yer alan ve “ziyafet” diye çevirdiğimiz îd kelimesi “dinî, millî, yöresel bayramlar veya belirli münasebetlerle yapılan toplantılar ve sevinçlerin paylaşıldığı özel günler” anlamındadır. Bazı müfessirler Hz. Îsâ’nın “Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir ziyafet ... olsun” ifadesini “ki o günü ibadet ederek kutlayalım, biz ve bizden sonrakiler onu tâzim edelim” şeklinde açıklamışlardır. Aynı duadaki “Senden bir işaret olsun” ifadesi, “Benim peygamberliğime ve söylediklerimin doğruluğuna kanıt (mûcize) olsun” demektir; fakat burada “senden” kaydı konarak asıl kudret sahibinin Allah Teâlâ olduğuna ve hıristiyanların Hz. Îsâ’yı rab olarak nitelemelerinin yanlışlığına dikkat çekilmiş olmaktadır.
İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre Hz. Îsâ’nın bu duası üzerine gökten bir sofra indirilmiştir. Tefsir kitaplarında bu sofrada hangi yiyeceklerin yer aldığı, bu ziyafetin ne kadar bir süre devam ettiği ve kimlere nasip olduğu hususunda ayrıntılı açıklamalar yer almıştır. Fakat bu bilgileri destekleyen sahih rivayetler bulunmamaktadır. Bazı tâbiîn bilginlerinden gelen bir rivayeti esas alan müfessirlere göre yüce Allah’ın “Kuşkunuz olmasın, ben onu size indireceğim; fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, varlıklar âleminde hiç kimseye etmediğim azabı ona edeceğim” buyurması üzerine, sofra indirilmesini isteyenler bu taleplerinden vazgeçmişler ve sofra indirilmemiştir. Reşîd Rızâ, hıristiyanların kutsal kitabı olan İnciller’de bu konuda bir bilginin bulunmamasını ve bunun hıristiyanlar arasında bilinegelen bir olay olmamasını bu yorumu destekler nitelikte bulur, İnciller’deki Hz. Îsâ’nın yiyecekleri bereketlendirmesiyle ilgili bilgilerin gökten sofra indirilmesi mûcizesiyle ilgisinin bulunmadığını açıklar. Şu var ki İnciller’de bu konuda bilgi bulunmamasını bu görüşe destek kılmak isabetli görünmemektedir. Zira sofranın indirilip indirilmediği bir yana –Kur’an’ın haber verdiği– havârilerin bu isteği ve Hz. Îsâ’nın bu duası da İnciller’de zikredilmemektedir. Taberî, Resûlullah’tan, ashabından ve Selef bilginlerinden nakledilen rivayetleri dikkate alarak ve Allah Teâlâ’nın vaadini mutlaka yerine getirmiş olduğunu düşünerek sofranın indiği görüşünü tercih etmek gerektiğini savunur. Ancak Taberî’ye göre, neler içerdiğini belirleme cihetine gitmeksizin üzerinde yiyecekler bulunan bir sofra indiğini kabul etmekle yetinilmelidir; zaten bunları bilmenin bir yararı olmadığı gibi, bilmemenin de bir zararı yoktur (Taberî, VII, 133-135; İbn Atıyye, II, 261-262; Reşîd Rızâ, VII, 256-260; İnciller’de Hz. Îsâ’nın az miktardaki yiyecekleri bereketlendirip çok sayıda insanı doyurması hakkında bk. Markos,
6:38-44; Luka,
9:13-17).
Hani Havariler “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” diye sormuşlardı. O (İsa) da “İman etmiş kişilerseniz Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun.” cevabını vermişti.
Hani havârîler, “Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. O, “İman etmiş kimseler iseniz, Allah'tan sakınınız” cevabını vermişti.
Hani havariler dedi: “Ey Meryem oğlu İsa, senin Rabb'inin üzerimize gökten bir sofra indirmeye gücü yeter mi?” “Eğer inanıyorsanız Allah'a karşı takvalı olun” dedi.
Bir vakit Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, (kalbimiz mutmain olsun diye) Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer (samimiyetle) inanmış (insan) larsanız (böyle mucizeler istemekten dolayı) Allah'tan korkup (haddinizi aşmaktan) sakının" demişti.
Hani Havariler, ey Meryemoğlu İsa demişlerdi, Rabbin, bize gökten bir sofra yemek indirebilir mi? İsa da inanmışsanız demişti, çekinin Allah'tan.
Ve o zaman havariler “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin gökten bize bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa onlara “Eğer mü'minler iseniz, Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun” diye cevap vermişti.
Hani temiz giyimli, iyi niyetli istikamet sahibi olanlar, havâriler:
“Ey Meryem'in oğlu Îsâ, Rabbin bize gökten mükellef bir sofra indirebilir mi? dediler. Îsâ:
“Eğer gerçekten mü'minseniz, Allah'a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun" dedi.
Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer mü'min kimseler iseniz Allah'tan korkun" demişti.
Havariler: 'Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' demişlerdi. O da: 'Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının' demişti.
Bir vakit de Havarî'ler: “- Ey Meryem oğlu Îsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? “ demişlerdi. Îsa da: “- Eğer müminseniz, Allah'a ve benim peygamberliğime inanmışsanız, Allah'dan korkun” demişti.
Hatırla ki; bir vakit Havariler: “Ey İsa! Rabbin, gökten bize bir sofra indirebilir mi?” dediler. İsa onlara: “Eğer inanmışsanız, Allah’ın azabından sakının!” dedi.
Hani on ikiler: «Ey Meryem oğlu İsa! Tanrın bize gökten sofra gönderebilir mi?» dediklerinde, İsa dedi ki: «Siz inanlı iseniz Allahtan sakınınız»
(Bir vakit) Havariler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da “Eğer inanıyorsanız, Allah'a karşı gelmekten sakının” demişti.
Havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi de, "İnanıyorsanız Allah'tan sakının" demişti.
Hani havârîler «Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi. O, «Îman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun» cevabını vermişti.
Havariler, "Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir ziyafet çekebilir mi," demişlerdi. "İnanıyorsanız ALLAH'a saygı gösterin," demişti
Havariler:" Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" dediler. İsa da: "İnanıyorsanız Allah'tan korkun" dedi.
Bir vakıt de o Havariyyun: yâ Isâ ibni meryem: Rabbin bize Semadan bir mâide indirilebilir mi? demişlerdi, «Allahdan korkun mü'minseniz» ddi
O vakit havariler: «Ey Meryem oğlu İsâ, Rabbin bizim üstümüze gökden bir sofra indirebilir mi?» demiş, O (da): «Eğer inanmış (adam) larsanız Allah (ın kudretinden ve benîm peygamberliğimden şübheye sapmakdan) korkun» demişdi.
“Bir vakit Havârîler: 'Ey Meryemoğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' demişlerdi. (O da:) 'Eğer (gerçekten) mü'min kimseler iseniz, Allah'dan sakının!' demişti.”
Sonra Havariler “Ey Meryem’in oğlu İsa! Rabbinin, gökten bize bir yemek sofrası indirmeye gücü yeter mi?” demişlerdi. İsa onlara “Eğer inanıyorsanız Allah’dan sakının” demişti.
Hani Havariyyun «Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize bugün gökten bir sofra yemek indirebilir mi?» [²] demişlerdi. İsa da onlara «Mü/min iseniz Allah/tan sakının, böyle şey istemeyin» demişti.
[2] İndirir mi? Yahut böyle birşey isteyebilir misin?
Hani Havariler, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi de, “İnanıyorsanız Allah'tan sakının” demişti.
Hani havârîler, “Ey Meryem oğlu İsa! Acaba Rabb’in, bize gökten bir sofra indirebilir mi? Yani böyle bir mûcize göndermek, Rabb’imizin hikmet ve irâdesine uygun düşer mi, ne dersin?” diye sormuşlardı. İsa, “Eğer gerçekten inanıyorsanız, Allah’ın kudreti ve benim Peygamberliğim hakkında şüphe anlamına gelebilecek bu tür konuşmalardan sakının!” cevabını vermişti.
Hani, Havâriyler dedi ki:
-“Ey Meryem oğlu İsa!
Senin rabbin bize Gök’ten bir MÂİDE / sofra indirebilir mi?”.
Dedi ki: -“Mümin iseniz, Allah’tan sakınıp korunun!”.
“Havariler bir de: ‘Ey Meryem’in oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?’ demişler, Îsâ da: ‘inanıyorsanız Allah’tan hakkıyla sakının’ demişti.”
[Ve] o zaman beyaz elbiseliler, “Ey İsa, ey Meryem'in oğlu!” dediler, “Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir miydi?” 137 [İsa] cevap verdi: “Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, eğer [gerçek] müminler iseniz!”
Yine o zaman havariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize, gökten bir sofra indirebilir mi? (Rabbinden bunu isteyebilir misin)” dediklerinde İsa: “Eğer mümin iseniz Allah’tan korkun!” demişti. 5/113-114
Yine o zaman Havariler “Ey Meryem oğlu İsa!” demişlerdi; “Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”[1007] (İsa) cevap vermişti: “Eğer gerçekten inanıp güveniyorsanız Allah’a karşı saygılı olmalısınız!” demişti.
[1007] Hz. Ali, Hz. Âişe, İbn Abbas, Muaz b. Cebel ve daha başka sahabiler “Rabbinden isteyebilir misin” şeklinde okumuşlardır. Âyetin son cümlesi ve 113. âyet, bunu Allah’tan istemenin takvâ ve güven zafiyeti olduğunu ifade eder. 115. âyet ise bu talebin karşılanmadığının zımnî ifadesidir. Böyle bir talebin arka planında,
3:37’deki Meryem’e bahşedilen nimetlere dair halk dilindeki rivayetler etkili olmuş olmalıdır.
O vakit ki, havariler: «Ey Meryem'in oğlu İsa! Rabbin gökten bizim üzerimize bir maide (sofra) indirebilir mi?» demişti. İsa da Allah Teâlâ'dan korkunuz, eğer siz mü'minler iseniz» dedi.
Bir vakit de havariler: “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? dediler. O da: “Eğer mümin iseniz Allah'tan korkun da edebi aşmayın” diye cevap verdi. {KM, Resullerin işleri 10, 9}
Bu isteği iman etmeden önce yapmış olmaları mümkündür. Allah Teâlânın kudretine, Hz. İsa (a.s.)’ın nübüvvetinin hakkaniyetine inanarak bunu söylemeleri mümkündür. Bu durumda “gücü yeter mi?” diye Hak Teâlâ’nın kudreti değil de, “indirir mi?” anlamında olarak O’nun fiili süal konusu yapılmaktadır (Ebu’s-suûd).
Havariler demişlerdi ki: "Ey Meryem oğlu Îsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi? (Îsa): "İnanıyorsanız Allah'tan korkun!" dedi.
O gün havariler dediler ki “Meryem oğlu İsa! Rabbinin bize, gökten sofra indirmeye gücü yeter mi?” Dedi ki “Eğer inanıp güvenmiş kimseler iseniz Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun.”
Havariler: -Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize, gökten bir sofra indirebilir mi?, dediklerinde (İsa):-Eğer mümin iseniz Allah'tan korkun!, demişti,
Hani Havariler “Ey Meryem oğlu İsa,” demişlerdi. “Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” İsa ise “Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkun” demişti.
Havariler demişlerdi ki: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" İsa dedi ki: "Eğer müminlerseniz Allah'tan sakının!"
ol vaķt kim eyitti ḥavāriler “iy 'įsā! meryem oġlı! güci yiter mi çalabunuñ kim indüre üzerümüze ħorı, gökden?” eyitti “śaķınuñ Tañrı’dan eger olduñuz mü’minler.”
Ol vaḳt kim eyitdi ḥavārīler ‘Īsāya: İy Meryem oġlı ‘Īsā, güci yiter mi senüñÇalabuñ ki indüre bizüm üstümüze bir mā’ide gökden. Eyitdi: TañrıTa‘ālādan ḳorḳuñuz, eger siz Müselmān olsañuz.
Onu da xatırla ki, o zaman həvarilər demişdilər: “Ya Məryəm oğlu İsa! Rəbbin bizə göydən (yeməklə dolu) bir süfrə göndərə bilərmi? O (İsa):” Əgər mö’minsinizsə, Allahdan qorxun!” – demişdi.
When the disciples said: O Jesus, son of Mary! Is thy Lord able to send down for us a table spread with food from heaven? He said: Observe your duty to Allah, if ye are true believers.
Behold! the disciples, said: "O Jesus the son of Mary! can thy Lord send down to us a table set (with viands) from heaven?" Said Jesus: "Fear Allah, if ye have faith."(825)*
825 The request of the Disciples savours a little of (1) want of faith, (2) too much attention to physical food, and (3) a childish desire for miracles or Signs. All these three can be proved from the Canonical Gospels, (1) Simon Peter, quite early in the story, asked Jesus to depart from him, as he (Simon) was a sinful man (Luke
5:8). The same Peter afterwards denied his "Master" three times shamelessly when the Master was in the power of his enemies. And one of the Disciples (Judas) actually betrayed Jesus. (2) Even in the Canonical Gospels, so many of the miracles are concerned with food and drink, e.g., the turning of the water into wine (John,
2:1-11); the conversion of five loaves and two small fishes into food for 5,000 men (John
6:5-13), this being the on ly miracle recorded in all the four Gospels; the miraculous number of fishes caught for food (Luke
5:4.11); the cursing of the fig tree because it had no fruit (Matt.
21:18-19); the allegory of eating Christ's flesh and drinking his blood (John
6:53-57). (3) Because the Samaritans would not receive Jesus into their village, the Disciples James and John wanted a fire to come down from heaven and consume them (Luke
9:54 ).