Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 852, sondan 5385. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 63. ayetidir. En'am Suresi 63. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 73 ve toplam ebced değeri ise 6914 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل من ينجيكم من ظلمات البر والبحر تدعونه تضرعا وخفية لئن انجينا من هذه لنكونن من الشاكرين
De ki: “Sizler, açıktan ve gizlice O’na ‘Eğer bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız’ diye dua ederken, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) kim kurtarır?”
Müfessirlere göre 63. âyette geçen “karanın ve denizin karanlık-ları”ndan maksat, insanların buralarda karşılaştıkları tehlikeler, acılar, felâketlerdir. Bu suretle müşrikler, inkârları ve günahları sebebiyle, benzer durumdaki eski kavimler gibi, türlü felâketlere mâruz bırakılmakla tehdit edilmekte ve bu durumlardan kendilerini ancak Allah’ın kurtarabileceği hatırlatılmaktadır. Âyette “Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?” diye sorulması, müşriklerin Allah’a inandıklarını gösterir. Nitekim cevap müsbet olacağı için zikredilmeye gerek görülmemiştir. Şevkânî’nin de belirttiği gibi, Allah’ın kurtarıcılığının soru şeklinde ifade buyurulması, müşrikler hakkında bir kınama anlamı da taşımaktadır (II, 145). Buna göre 63-64. âyetlerin anlamını şöylece açmak mümkündür: Sizi karanın ve denizin tehlikelerinden ancak Allah’ın koruduğunu bildiğiniz, üstelik O’na gizli gizli yalvararak “Eğer bizi bundan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız” diye söz de verdiğiniz halde, nasıl olur da daha sonra tekrar eski halinize dönerek birer cansız ve âciz nesneler olan putlarınızı Allah’a ortak koşarsınız!”
Bu iki âyet insanoğlunun önemli bir zaafına işaret etmektedir: İnsanlar çoğunlukla sağlık, güvenlik, bolluk ve rahatlık gibi imkânlar içinde yaşarken; özellikle ihtiraslarının, hevâ ve heveslerinin peşinde koşarken mânevî hayatlarını, hâlika ve mahlûka karşı ödevlerini ihmal eder, bunları düşünmek istemezler. Açıktan veya dolaylı bir şekilde Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr veya göz ardı ederek başka nesnelere ya da insanlara tapar yahut taparcasına bağlanır, boyun eğerler; yalnız Allah’tan beklemeleri gereken şeyleri fânilerden bekler; onları önder, rehber, hatta rab edinirler. Buna karşılık, genellikle Allah’tan başkasının gideremeyeceği türlü felâketlerin insanlar üzerinde bir uyarıcılık ve onları kendine getirme, sağlıklı düşünmelerini, değerlendirme yapmalarını ve sonuçta Allah’ı hatırlayıp O’na yönelmelerini sağlama gibi olumlu tesirleri sayesinde insanlar Allah’a yönelip kurtuluş için O’na yalvarır, hatta bundan böyle iyi birer kul olarak ödevlerini yerine getireceklerine söz verirler. Geçmişte ve günümüzde felâket anlarında Allah’ı anıp O’na sığınmayan pek az insan vardır. Ancak, birçok insan, sıkıntıdan kurtulup da her şey tekrar yoluna girince yeniden eski yanlış ve isyankâr tutumlarına döner. Söz konusu âyetler insanları bu zaafları hususunda uyarmakta, kendilerini dert ve kederlerden kurtaranın Allah olduğunu, dolayısıyla zor zamanlarda olduğu gibi rahata kavuştuklarında da O’nu tanımaları, O’ndan yüz çevirmemeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.
Mehmet Okuyan
De ki: “Şüphesiz ki bizi bundan kurtarırsa şükredenlerden olacağız’ diye boyun eğerek ve gizlice yalvararak O’na dua ederken karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarabilir ki!”
Benzer mesaj: Yûnus 10:22.,Dua ile ilgili benzer mesajlar: A‘râf 7:55-56, 205.
Bayraktar Bayraklı
De ki: “Karanın ve denizin karanlıklarından, tehlikelerinden sizi kim kurtarabilir ki? O zaman Allah'a gizli gizli yalvararak: ‘Eğer bizi bundan kurtarırsan and olsun şükredenlerden olacağız' diye dua edersiniz.”
De ki: “Yerin ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?” “Eğer bundan bizi kurtarırsa kuşkusuz şükredenlerden oluruz.” diye O'na açık ve tezarruan¹ yakarırsınız.
1- Allah'ın yüceliği karşısında küçülerek, basitliğinin, muhtaçlığının bilincinde olarak, acziyetini ifade ederek tevazu üstüne tevazu göstererek istekte bulunmak.
Ahmet Akgül
De ki: “(Ey insanlar!) Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır? (Ve aydınlığa çıkarıp huzurla yaşatmaktadır) Ki, (her felaket ve tehlike durumunda) siz (açıktan ve) gizliden gizliye Ona yalvararak dua ve niyazda bulunmaktasınız. Andolsun bizi bundan (tehlike ve felaket ortamından) kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden olacağız" (diye Ona sığınmaktasınız.)
De ki: Sızlanıp yalvararak gizlice, bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden oluruz diye dua ettiğiniz zaman sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir?
De ki: Siz boynunuzu bükerek ve içinizden; “Eğer O, bizi bu sıkıntıdan kurtarırsa, kesinlikle şükredenlerden olacağız, diye Allah'a yalvardığınızda, karanın ve denizin kapkara tehlikelerinden, sizi koruyacak olan kimdir?”
“Karadaki ve denizdeki sıkıntılardan ve korkulardan sizi kim kurtaracak?" de. O zaman O'na, açıktan açığa, gizliden gizliye dua edersiniz:
“Allah bizi bundan kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız" dersiniz.
De ki: "'Eğer bizi şu durumdan kurtarırsa mutlaka şükredenlerden olacağız' diyerek kendisine açıktan ve gizlice yakarışta bulunduğunuz Allah'tan başka sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarır?"
De ki: 'Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.'
(Ey Rasûlüm Mekke'lilere) de ki: “- Karada ve denizde olan karanlıklardan (tehlikelerden) sizi kim kurtarır? O halde iken, gizli ve aşikâr Allah'a şöyle dua edersiniz; “- Andolsun, eğer bizi bu tehkileden kurtarırsan, muhakkak şükredenlerden olacağız.”
De ki: “Yalvararak ve gizli olarak O’na dua ederken, sizi kara ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir? Hani siz, ‘Bu sefer de bizi kurtarırsa, şükredenlerden oluruz’ dediğinizde…”
De ki: “Bizi bu durumdan kurtarırsa Andolsun şükredenlerden olacağız, diye boyun büküp ürpererek O'na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından/tehlikelerinden sizi kim kurtarıyor?”
De ki: "Kara ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye O'na gizli gizli yalvarır yakarırsınız."
De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak «Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız» diye dua edersiniz.
De ki: "Gizli ve açık olarak 'Bizi bundan kurtarsan şükredenlerden olacağız.' diye O'na yalvardığınızda sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarabilir?"
De ki: "Bizi bu tehlikeden kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız" diye gizli ve aşikâr O'na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?
De ki kim kurtarır sizi o karanın, denizin zulmetlerinden, gizliden gizliye yalvara yalvara dualar ederek dediğiniz demler: Ahdimiz olsun eğer bizi bundan kurtarırsan şeksiz şüphesiz şakirînden oluruz
De ki: «Karanın ve denizin karanlıkları içinden sizi kim kurtarıyor ki ona (aşikâr ve) gizli yalvararak (şöyle) düâ edersiniz: Eğer bizi bundan selâmete erdirirsen andolsun şükredenlerden olacağız».
De ki: “Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır?”(O zaman, sıkıntıdan kıvranarak) açıkça ve gizlice O'na duâ edersiniz: “Yemîn olsun ki, eğer (Allah) bizi bundan kurtarırsa, mutlaka (kendimizi düzelterek) şükredenlerden olacağız”(dersiniz).(1)
(1)“Evet, bu âlemde görüyoruz ki, bu zîruhlar (ruh sâhibleri), şuûren ve aklen (şuûr ve akıllarıyla)olmasa da hissen ve fıtraten (yaratılışca) hissediyorlar ki, herbirinin, hadsiz bir acz ve za‘f içinde, hadsiz düşmanları ve incitenleri var; ve hadsiz bir fakr ve ihtiyâç içinde, hadsiz hâcâtı (ihtiyaçları) ve matlûbları(talebleri) var. İktidarları ve sermâyeleri binden birine kâfî gelmediğinden, bütün kuvvetleriyle bağırırlar ve ağlarlar; ma‘nen ve fıtraten yalvarırlar; kendilerine mahsus sesleriyle, lisanlarıyla duâlar ve niyazlarla ve bir nevi‘ namazlar ve salavâtlarla bir Alîm-i Kadîr’in (sonsuz ilim ve kudret sâhibi olan Allah’ın)dergâhına ilticâ ederlerken (sığınırlarken), birden görüyoruz; o bağıranların her işini, her ihtiyâcını bilen ve her derdini ve zararını anlayıp yalvarmasını ve fıtrî duâsını işiten bir Alîm-i Mutlak bir Kadîr-i Hakîm, imdâdına yetişir, bütün istediklerini yapar. Ağlamalarını gülmeğe, bağırmalarını teşekkürlere çevirir.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 599)
İlyas Yorulmaz
Deki “Saygı ve korku içinde O’na yalvarıp ta “Eğer bizi bu durumdan kurtarırsan sana şükredenlerden olacağız” dediğinizde, sizi karanın ve denizlerin karanlıklarından kurtaran kimdir?”
Onlara de ki «kara, deniz karanlıklarından sizi kim kurtarabilir? Siz ona ağlaya sızlaya, gizlice niyaz edersiniz; bizi bundan kurtaracak olursan herhalde şakirlerden oluruz» dersiniz.
De ki: “Kara ve denizin karanlıklarından (doğal afetlerden) sizi kim kurtarır?” (Oysaki) “Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız” diye O'na gizli gizli yalvarır yakarırsınız.”
Ey Müslüman! Allah’ın mutlak egemenliğini tamamen veya kısmen reddeden nankörlere seslenerek de ki: “Başınıza bir belâ geldiği ve ‘Eğer Allah bizi bu felâketten kurtaracak olursa, kesinlikle O’na gerçek anlamda kulluk ederekşükredenlerden olacağız!’ diye gizli gizli O’na yalvardığınız zaman, karanın ve denizin zifiri karanlıklarından ve tehlikelerinden sizi kurtaran kimdir?”
De ki: -" ‘Bizi bundan kurtardığında, elbette Şükredenler’den oluruz’ diye Boyun eğerek ve gizlice O’na yalvarıyorsunuz; Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?".
(Ey Muhammed!) Onlara: “Siz ‘bizi bu sıkıntıdan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız’ diye gönülden ve gizlice yalvardığınızda, sizi karanın ve denizin karanlıklarından (Allah’tan başka) kim kurtarabilir ki?” de.
De ki: “Siz, boynunuzu bükerek ve içinizden, ‘Eğer O bizi bu [sıkıntı]dan kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız!’ diye Allah'a yalvardığınızda karanın ve denizin kapkara tehlikelerinden 54 sizi koruyacak olan kimdir?”
De ki: “Eğer bizi kurtarırsan, kesinlikle şükredenlerden olacağız” diye içten bir yakarışla dua ettiğinizde, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kurtaran kimdir? 3/126-160, 17/56-57, 27/62, 39/38
De ki: “Siz, ta yüreğinizden ‘eğer O bizi bu (musibet)ten kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız’ diye dua ettiğinizde, karanın ve denizin görünmez tehlikelerinden sizi kurtaracak olan biri var mı?”
De ki: «Sizleri karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarır? O'na alaniyeten ve sırren dua eder de, 'Eğer bizi bundan kurtarırsan elbette bizler şükredenlerden oluruz.' (diye yalvardığınız zaman).»
De ki: “Siz yalvara yakara, ağlaya sızlaya ve gizlice dualar ederek şöyle dediğiniz demler sizi karanın ve denizin karanlıklarından, tehlikelerinden kim kurtarır? ”“Eğer bizi bundan kurtarırsa, ahdimiz olsun, kesinlikle şükredenlerden olacağız. ” [17, 67; 27, 63; 10, 22]
De ki: "Gizli ve açık olarak: 'Bizi bundan kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız!' diye O'na yalvarıp yakardığınız zaman, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?"
De ki “Gizlice yalvarıp:'Bizi bundan kurtarırsan elbette sana karşı görevlerini yerine getirenlerden oluruz' diye yakardığınız bir sırada, sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir?”
De ki:-Karanın ve denizin karanlıklarından bizi kurtarırsan, elbette şükredenlerden olacağız, diye yalvararak ve gizlice dua ettiğinizde, sizi bundan kim kurtarır?
De ki: Karanın ve denizin tehlikelerinden sizi kurtaran kimdir? Siz yalvarır, yakarır, gizlice Ona dua eder ve “Bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden olacağız” dersiniz.
Şunu sor: "Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız" diye boyun büküp ürpererek O'na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?"
eyit: “kim ķurtarur sizi yazı ķararlılıķlarından daħı deñizüñ? oķırsız anı yavzaġırmaġ-ıla ya'nį eşıkere daħı gizlü eger ķurtarasañ bizi uşbundan olavuz biz şükr eyleyicilerden.”
Eyit yā Muḥammed: Kim ḳurtarur sizi ḳarañuluḳlarından yirüñ, daḫıdeñizlerüñ? Du‘ā dilersiz Tañrı Ta‘ālādan ḳorḳmaġ‐ıla gizleyüp. Eger biziḳurtarsañ bu muṣībetlerden, oluruz biz şükr idicilerden.