

Yüce Allah'ın: "Andolsun ki Yusuf'un ve kardeşlerinin durumu hakkında soranlar için nice ibretler vardır"[Yusuf, 7] buyruğunda sözü edilen Yusuf'un kardeşlerinin adları şöyledir: En büyükleri Rubil, Şem'un, Lavi, Yehuda, Dani, Neftali, Kad, Eşir, Eysacer, Rayilun ve Benyamin. Işte Esbat bunlardır. Durumları hakkında görüş ayrılığı vardır. Nebi oldukları söylendikleri gibi, aralarında nebi yoktu da denilmektedir. Esbat'tan kasıt ise İsrailoğulları arasından bir takım kabilelerdir. Aralarında çok sayıda Enbiya vardı.
"Allah’ın ravhından ümit kesmeyin buyruğu ondan ümit kesmeyin anlamındadır" açıklamasına gelince, İbn Ebi Hatim, Said b. Beşir yoluyla Katade'den şunu rivayet etmektedir: "Allah'ın ravhından ümit kesmeyin, Allah'ın rahmeti nden ümit kesmeyin, demektir." KİTABU’L-ENBİYA EK SAYFA – 1388-2 باب: قول الله تعالى: {وأيوب إذ نادى ربه أني مسني الضر وأنت أرحم الراحمين} /الأنبياء: 83/.
20. YÜCE ALLAH'IN: "EYYUB'U DA AN. HANİ RABBİNE: 'RABBİM. BAŞIMA BİR BELA GELİP ÇATTI VE SEN MERHAMETLİLERiN MERHAMETLiSİSİN' DİYE SESLENMİŞTİ. "[Enbiya, 83] {اركض} /ص: 42/: اضرب. {يركضون} /الأنبياء: 12/: يعدون. "Urkud"[Sad, 42] vur demektir. "Yerkudun" [Enbiya, 12] ise koşarlar demektir. حدثني عبد الله بن محمد الجعفي: حدثنا عبد الرزاق: أخبرنا معمر، عن همام، عن أبي هريرة رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (بينما أيوب يغتسل عريانا، خر عليه رجل جراد من ذهب، فجعل يحثي في ثوبه، فناداه ربه: يا أيوب، ألم أكن أغنيك عما ترى، قال: بلى يا رب، ولكن لا غنى لي عن بركتك).
Yüce Allah'ın: "Eyyub'u da (an). Hani Rabbine ... diye seslenmişti."[Enbiya, 8] (buyruğu ile ilgili olarak) İbn Asakir'in naklettiğine göre annesi Lut aleyhisselam'ın kızıdır. Babası da İbrahim'e iman edenlerden idi. Buna göre Eyyub, Mlisa'dan öncedir. İbn İshak der ki: Doğrusu onun İsrailoğullarından olduğudur. Bununla birlikte nesebi hakkında sahih bir bilgi yoktur. sadece babasının adının Amas olduğu belirtilmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Taberi dedi ki: Şuayb'dan sonra idi. İbn Ebi Havşebe de, Süleyman'dan sonra idi, demiştir. "Urkud: Vur", "yerkudun: koşarlar" sözlerine gelince, İbn Cerir, Şu'be yoluyla Katade'den yüce Allah'ın: "Ayağını yere vur (urkud)." [Sad, 42] buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: Ayağını yere vurdu. Hemen kaynayıp coşan iki pınar fışkırıverdi. Birilerinden su içti, diğeriyle de yıkandı.
"Üzerine altından çekirgeler yağmaya başladı." Bir topluluk halinde çekirgeler yağdı demektir. "el-Cerad" çoğul isim olup, tekili "cerade: çekirge"dir. "Doldurmaya başladı" her iki eliyle birlikte doldurmaya başladı, demektir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Karşılığında şükredeceğinden emin olan kimsenin, helalinden çok mal sahibi olmaya gayret göstermesi caizdir.
2- Bu yolla elde edilmiş olan mala bereket denilebilir. 3- Şükreden zenginin fazileti. -İleride bu son hususa dair diğer açıklamalaryüce Allah'ın izniyle Rikaak bölümünde gelecektir. (Rikaak, bab 16, hadis 6447) 4- Hattabi bu hadisten, çeşitli vesileler ile etrafa saçılan (para ve bu gibi) şeyleri almak Suretiyle mülk edinmenin caiz olduğu sonucunu çıkarmıştır. Ancak İbnu't-Tın onun bu kanaatini reddederek şunları söylemektedir: Bu Allah'ın Nebii Eyyub'a verdiği bir özelliktir. İnsanların bir çeşit İsrafı ihtiva ettiğinden mekruhtur. Ancak ona şu şekilde cevap verilmiştir: Eğer bu hususta haber sabit ise şari buna izin vermiş demektir. Bu hususta bu kıssada buna ışık tutmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ..
Eyyub Kıssası ile İlgili Varid Olmuş Rivayetler Buhari'de Eyyub kıssası ile alakalı herhangi bir şey tesbit edilmemiştir. O bakımdan Buhari öngördüğü şartları taşıyan bu hadisi nakletmekle yetinmiştir. Eyyub kıssası ile ilgili olarak gelmiş rivayetlerin en sahihi İbn Ebi Hatim'in, İbn Cüreyc'in zikrettikleri, İbn Hibban ile Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri, Nafi' b. Yezid yoluyla Akil'den, onun ez-Zühri'den, onun Enes'ten diye naklettikleri şu rivayettir: "Eyyub aleyhisselam bir belaya uğradı. Bu belası onüç yıl devam etti. Yakını da, uzağı da onu terk etti. Ona kardeş kadar yakın olan iki adam müstesna. Bunlar sabah akşam onun yanına gider, gelirlerdi. Biri diğerine dedi ki: Eyyub pek büyük bir günah işlemiş olmalıdır. Yoksa bu belasının ondan alınması gerekirdi. Diğeri bu husus u Eyyub'a nakletti. Eyyub buna üzüldü ve o vakit Allah'a dua etti. İhtiyacını karşılamak için dışarı çıktı. Hanımı elinden tuttu. İşini bitirdiği halde hanımı gecikince yüce Allah ona Ayağınla yere vur, diye vahyetti. O da ayağı ile yere vurdu. Bir pınar fışkırdı. Ondan yıkandı ve sağlıklı bir halde geri döndü. Hanımı geldiğinde onu tanıyamadı. Ona Eyyub'u sordu. O: Benim dedi.
Eyyub'un iki harman yeri vardı. Biri buğday için, diğeri arpa içindi. Allah ona bir bulut gönderdi. Buğdayı harmanladığı yere taşıncaya kadar altın boşalttı. Arpa harman yerine de taşıncaya kadar gümüş yağdırdı. Vehb b. Münebbih ile el-Mübteda adlı (Siret diye de bilinen) eserinde Muhammed b. İshak da oldukça uzun bir kıssa zikretmiş bulunmaktadır. Özetle şöyledir: Eyyub, Havran'da idi. Ovasıyla, dağıyla el-Besniyye denilen yer de onundu. Pek çok sayıda çoluğu-çocuğu, çok miktarda malı, evladı vardı.
Azar azar hepsi onun elinden alındı. O da sabrediyor, ecrini Allah'tan bekliyordu. Daha sonra bedeninde de türlü belalara maruz kaldı. Nihayet şehrin dışına atıldı. İnsanlar -hanımı dışında- onu terk etti. İş (hanımının) ücretle başkalarına hizmet edip, Eyyub'a yemek getirmek noktasına kadar ulaştı. Nihayet hastalık kendilerine bulaşır diye insanlar hanımından da uzaklaştı.
Örüklerinden bir tanesini soylu bir kıza sattı. Güzel ve uzun boylu bir kadın idi. Aldığı bu para karşılığında Eyyub'a güzel bir yemek satın aldı. Yemeği huzuruna getirince, bunu nereden bulup getirdiğini kendisine bildirmedikçeyemeyeceğine dair yemin etti. Bu sefer başını açtı. Oldukça üzüldü ve o vakit şöyle dua etti: -"Rabbim, başıma bu bela gelip çattı ve sen merhametlilerin merhametlisisin. "[Enbiya, 83] Bunun üzerine yüce Allah ona afiyet verdi.
KİTABU’L-ENBİYA EK SAYFA – 1388-3 باب: {واذكر في الكتاب موسى إنه كان مخلصا وكان رسولا نبيا. وناديناه من جانب الطور الأيمن وقربناه نجيا} كلمه {ووهبنا له من رحمتنا أخاه هارون نبيا} /مريم: 51 - 53/. 21. "KiTAPTA MUSA'YI DA AN. ŞÜPHESiZ O iHLASA ERDiRiLMiŞ BiR RESUL VE BiR NEBi iDi. BiZ ONA TUR'UN SAĞ TARAFINDAN SESLENDiK VE ONU KENDiMiZE YAKLAŞTlRARAK ÖZEL BiR ŞEKiLDE KONUŞTUK."[Meryem, 51-52] YANi ALLAH ONUNLA KONUŞTU; "ONA RAHMETiMizDEN KARDEŞi HARUN'U NEBİ OLARAK BAĞIŞLADIK."[Meryem, 53] (Meryem, 52)'de geçen ve: "Özel bir şekilde konuşmak"
anlamı verilen ned kelimesinin tekil, ikil ve çoğulu aynı şekilde kullanılır. Konuşma esnasında: "Halasu neciyyd" denilir. Bir kenara çekilip, özelolarak konuştular, demektir; "Firavun Alinden olup, imanını gizleyen mümin bir adam dedi ki. .. Şüphesiz Allah haddi aşan ve yalan söyleyen kimseleri doğru yola i1etmez. "[Mu'min, 28] (buyruklarına dair) Namus: Başkasından saklayıp gizlediği şeyleri bildirdiği, sırrını açtığı kimse demektir.
Sözü geçen Musa, İmran oğlu Musa'dır. İmran, Laheb'in, o Azer'in, o Lavi'nin, o Yakub'un oğludur. (Selam ona) Nesebi hususunda görüş ayrılığı yoktur. esSüddi Tefsir'inde kendi senedlerini kaydederek Musa'nın durumunun başlangıcını Firavun'un (rüyasında) Beytu'l-Makdis'ten bir ateşin gelip, İsrailoğullarının evleri dışında Mısır'ın bütün evleri ile bütün Kıptileri yaktığını gördü. Uyanınca kahinleri ve sihirbazları topladı. Ona şu yorumu yaptılar: Bu, onlardan bir çocuğun doğacağını gösteriyor. Mısır bunun eliyle harap olacaktır. Bunun üzerine Firavun doğan çocukların öldürülmesini emretti.
Musa dünyaya gelince yüce Allah da annesine şunu vahyetti: "Onu emzir, onun için korkacak olursan onu suya bırak Dediklerine göre Musa'yı emziriyordu. Onun için bir tehlikeden korktu mu onu bir sandukaya koyar ve o sandukayı suya bırakırdı. Sandukanın bağlı olduğu ip de yanında olurdu. Bir gün ipi tutmayı unuttu. Nil ırmağı, sandukasıyla beraber onu alıp götürdü ve nihayet Firavun'un kapısı önünde durdu. Cariyeler onu çıkardılar, Firavun'un hanımının yanına getirdiler. Hanımı sandukayı açınca onu gördü, gördüğüne de hayret etti. Firavun'dan onu kendisine bağışlamasını istedi, o da onu hanımına bağışladı. Hanımı da onu büyüttü ve nihayet olanlar oldu.
22. AZİZ VE CELİL OLAN ALLAH'IN: "SANA MUSA'NIN HABERİ GELDİ Mİ? HANİ O BİR ATEŞ GÖRMÜŞTÜ ... " ÇÜNKÜ SEN KUTSAL VADİ TUVA'DASIN."Taha,12 AYETİ "Çünkü ben bir ateş gördüm. Belki size ondan bir parça kor getiririm. "Taha,10 İbn Abbas dedi ki: "Kutsal (mukaddes)" mübarek demektir. "Tuva" vadinin adıdır. "en-Nuha" takvahlar demektir. حدثنا هدبة بن خالد: حدثنا همام: حدثنا قتادة، عن أنس بن مالك، عن مالك بن صعصعة: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم حدثهم عن ليلة أسري به: (حتى إذا أتى السماء الخامسة، فإذا هارون، قال: هذا هارون فسلم عليه، فسلمت عليه فرد، ثم قال: مرحبا بالأخ الصالح والنبي الصالح).تابعه ثابت، وعباد بن أبي علي، عن أنس، عن النبي صلى الله عليه وسلم.
"Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen mümin bir adam dedi ki. .. Şüphesiz Allah haddi aşan ve yalan söyleyen kimseleri doğru yola iletmez. "[Mu'min,28] buyruğunda geçen bu mümin adamın adı hakkında ihtilaf edilmiştir. İbn Abbas'tan rivayete göre adı Hubeyb olup, Firavun'un amcasının oğludur. Bunu Abd b. Humeyd rivayet etmiştir. باب: قول الله تعالى: {وهل أتاك حديث موسى} /طه: 9/. {وكلم الله موسى تكليما} /النساء: 164/.
24. YÜCE ALLAH'IN: "SANA MUSA'NıN HABERİ GELDİ Mİ?" [Taha,9] AYETİ İLE: "VE ALLAH MUSA İLE KONUŞTU."[Nisa, 164] AYETİ حدثنا إبراهيم بن موسى: أخبرنا هشام بن يوسف: أخبرنا معمر، عن الزهري، عن سعيد بن المسيب، عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: (ليلة أسري بي: رأيت موسى، وإذا هو رجل ضرب رجل، كأنه من رجال شنوءة، ورأيت عيسى، فإذا هو رجل ربعة أحمر، كأنما خرج من ديماس، وأنا أشبه ولد إبراهيم به، ثم أتيت بإناءين: في أحدهما لبن وفي الآخر خمر، فقال: اشرب أيهما شئت، فأخذت اللبن فشربته، فقيل: أخذت الفطرة، أما إنك لو أخذت الخمر غوت أمتك).
"Racil" kelimesi, saçları yağlı ve aşağı salınmış demektir. "Şenuelilerden bir adam gibi." Bunlar Yemen'den bir kabile olup, Şenue'ye nispet edilirler. Bunun da adı Abdullah b. Ka'b b. Abdullah b. Malik b. Nasr b. el-Ezd'dir. ed-Davudi dedi ki: Ezdliler uzun boylu olmakla tanınırlar. "İbrahim'in soyundan gelenler arasında İbrahim'e en çok benzeyen kişi de benim." Kastedilen kişi İbrahim Halilullah aleyhisselam'dır.
"Sonra bana iki kap getirildi." Buna dair açıklamalar yüce Allah'ın izniyle es-Siretu'n-Nebeviyye bahsinde, İsra hadisinde gelecektir. (Bakınız: Enbiya bölümü, 47. bab, 3437. hadis) باب: قول الله تعالى: {وواعدنا موسى ثلاثين ليلة وأتممناها بعشر فتم ميقات ربه أربعين ليلة وقال موسى لأخيه هارون اخلفني في قومي وأصلح ولا تتبع سبيل المفسدين. ولما جاء موسى لميقاتنا وكلمه ربه قال رب أرني أنظر إليك قال لن تراني - إلى قوله - وأنا أول المؤمنين} /الأعراف: 143/.
25. VÜCE ALLAH'IN: "MUSA İLE OTUZ GECE SÖZLEŞTİK VE BUNA AYRICA ON GECE DAHA KATTIK. BÖYLELİKLE RABBİNİN TAYİN BUYURDUĞU VAKİT KIRK GECEYE TAMAMLANDI' MUSA KARDEŞİ HARUN'A: 'KAVMİM İÇİNDE YERİNE GEÇ, ISLAH ET, FESADÇILARIN YOLUNA DA UYMA' DEDİ. MUSA TAYİN ETTİĞİMİZ VAKİTTE GELİP DE RABBİ ONUNLA KONUŞUNCA: 'RABBİM, BANA KENDİNİ GÖSTER DE SANA BAKAVIM' DEDi. BUYURDU Kİ: 'BENİ ASLA GÖREMEZSİN ... ' ' ... VE BEN İMAN EDENLERİN İLKİYİM' DEDİ."[A'raf, 142-143] AYETLERİ.
يقال: دكه زلزله، {فدكتا} /الحاقة: 14/: فدككن، جعل الجبال كالواحدة، كما قال الله عز وجل: {أن السماوات والأرض كانتا رتقا} /الأنبياء: 30/. ولم يقل كن، رتقا: ملتصقتين. {أشربوا} /البقرة:93/: ثوب مشرب مصبوغ. قال ابن عباس: {انبجست} /الأعراف: 160/: انفجرت. {وإذ نتفنا الجبل} /الأعراف: 171/: رفعنا. (142. ayette geçen): دكه "Dekke" sarstı, zelzeleye uğrattı, demektir. (Yüce Allah el-Hakka, 68/14 te dağların dekk edilmesinden tesniye (ikili olarak söz etmektedir.) Dağların birbirine dekk edilmesinden, tek bir dağmış gibi dimdik edilmeleri demektir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Göklerle yer birleşik ve yapışık idi. Biz onları (o ikisini) birbirinden ayırdık.
"[Enbiya, 30] Yüce Allah burada gökle ;er için çoğul, dişi! zamir kullanmayarak tesniye zamir kullanmıştır. حدثنا محمد بن يوسف: حدثنا سفيان، عن عمرو بن يحيى، عن أبيه، عن أبي سعيد رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: (الناس يصعقون يوم القيامة، فأكون أول من يفيق، فإذا بموسى آخذ بقائمة من قوائم العرش، فلا أدري أفاق قبلي، أم جوزي بصعقة الطور). "Ve biz ona ayrıca on gece daha kattık" buyruğunda, bu sözleşmenin iki defa gerçekleşmiş olduğuna işaret vardır.
"Saik" baygın demektir. "Onlara içirildi, içirilmiş elbise, boyanmış elbise demektir. " O bununla bildiğimiz şu "içme"nin kastedilmediğine işaret etmektedir. Ebu Ubeyde Yüce Allah'ın: "Ve kalplerine buzağı içirildi."[Bakara, 93] buyruğu hakkında şunları söylemektedir: O(nun sevgisi) onlara baskın gelinceye kadar onlara içirildi, demektir. Bu da hazfli mecaz kabilindendir. Yani onların kalplerine buzağının sevgisi içirildi.
Buzağının yakıldıktan sonra külünün suya savrulduğunu, arkasından onların da bu suyu içtiklerini söyleyenler, Arapçayı bilmeyen kimselerdir. Çünkü su hakkında: Filana kalbinde içirildi, diye bir kullanım yoktur. باب: طوفان من السيل. 26. SELDEN (DOLAYI) TUFAN يقال للموت الكثير طوفان، القمل: الحمنان يشبه صغار الحلم. {حقيق} الأعراف: 105/: حق {سقط} /الأعراف: 149/: كل من ندم فقد سقط في يده.
Çokça ölüm hadisesine "tufan" da denilir. "el-Kummel" küçük kene demektir. "Hakikun" hak ve gerçek demektir. "Sukita" pişman olan herkes hakkında "sukita fi yedihi" tabiri kullanılır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.