36. Yâsîn Suresi Meali

Yâ-sin (Ey Nebim, bu İlahi şifre ve şereflerin sahibisin).
Andolsun hikmetli Kur'an'a (ve muhkem ayetler içeren bu Kitaba ki Ey Nebim!),
Gerçekten Sen, (seçilip) gönderilen (elçi) lerdensin.
(Ve elbette) Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).
(Bu Kur'an) Güçlü ve Üstün olan, Esirgeyip acıyan (Allah') ın indirmesidir (ve O’nun hükümleri ve öğütleridir).
Babaları (yakın ataları bir peygambere muhatap olmamış ve) uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin ve görevlendirildin).
Şurası muhakkak ki (inkârcıların ve münafıkların), onların çoğu üzerine o (İlahi) söz (dünyada gazap, ahirette azap) Hakk olmuştur; (çünkü) artık inanmıyorlar (ve inanmayacaklardır).
Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan manevi) demir halkalar-kelepçeler geçirdik; bu yüzden başları (gaflet, cehalet ve enaniyet gururuyla) yukarı kalkıktır.
(Hakka diretmeleri ve hayra hıyanetleri sebebiyle onların) Önlerinden (manevi) bir perde ve arkalarından (manevi) bir perde çektik de, (böylece) onları(n görüş alanını) kapattık (ve gönül ekranlarını kararttık) ; artık bunlar (imani ve Kur'ani gerçekleri) göremez (ve kavrayamaz durumdalardır.)
(Bu nasipsiz kâfirlerin) Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; zira onlar inanmayacaklardır.
(Ey Nebim!) Sen ancak, Zikre (Kur’an'a) uyan ve gayb ile (zahiren görmedikleri, ama harika yaratılış eserleriyle tanıyıp iman ettikleri) Rahman olan (Allah') a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylelerini, bir bağışlanma, yüksek ve cömertçe bir mükâfatla müjdele (ki onlar dünyada izzet ve devlete, ahirette ise cennete ulaşacaklardır).
Şüphesiz Biz, (evet bütün) ölüleri Biz diriltiriz; onların (ahiret yatırımı olarak) önden takdim ettiklerini ve (geride bıraktıkları) eserlerini de Biz yazıp (kaydederiz) . Biz her şeyi, apaçık bir kitapta (en küçük ayrıntısına kadar) sayıp, tespit edip korumuşuzdur (ve mutlaka hepsinin hesabını göreceğimiz bir ahiret günü vardır).
Sen onlara Resullerin (davetçi ve tebliğcilerin) geldiği şu kent halkını misal olarak anlat ki;
Hani o vakit Biz onlara iki resul (mübelliğ ve mürşit) göndermiştik, (ama) onları yalanladılar. Biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik ve güçlendirdik. Bunun üzerine (gidip onlara -yöre halkına-) dediler ki: “Şüphesiz biz, size gönderilmiş elçileriz.”
Onlar dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz; Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş (ve göndermiş) değildir. Siz, sadece yalan söyleyen kimselersiniz.”
(Elçiler onlara) Dediler ki: "(Siz ne söylerseniz söyleyin,) Rabbimiz (bizim) gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilmektedir."
“Bizim üzerimize düşen de; (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası değildir.”
(İnkârcılar) Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa (ve huzursuzluğa) uğradık. Eğer (bu söylediklerinize ve Hakk Dine davetinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır (bakın peşinen sizi uyarıvermekteyiz) ."
(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir (huysuzluğunuz ve huzursuzluğunuz kendi küfrünüz ve kötülükleriniz sebebiyledir) . Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradığınızı zannetmektesiniz) ? Hayır, siz ölçüyü taşıran (israfa ve isyana kayan) bir kavimsiniz."
(O sırada) Şehrin ta öbür ucundan (inançlı ve vicdanlı) bir adam (Habib-i Neccar) koşarak geldi ve dedi ki: “Ey kavmim; uyun bu gönderilen elçilere!” (İtiraz ve inkâr etmeyin.)
“Sizden bir ücret istemeyenlere (dünyalık bir beklenti gözetmeyenlere) tâbi olun (ve destekleyin!) Çünkü onlar hidayet (ve istikamet) üzeredirler.”
"Hem bana ne oluyor ki, beni Yaratan'a kulluk etmeyecekmişim? Zaten siz de (sonunda) O'na döndürüleceksiniz. (Nihayet hepiniz de dönüp dolaşıp O’nun huzuruna götürüleceksiniz.) "
“Ben hiç, O’ndan başka ilahlar edinir miyim? Çünkü eğer O Rahman bana bir (keder ve) zarar verecek olursa, (O’nun dışındaki putların ve sahte ma’budların) onların şefaati bana yarar sağlamayacak ve beni asla kurtaramayacaktır.”
“O takdirde ben apaçık bir sapkınlık ve Hakk yoldan çıkmışlık içinde olacağım.”
“(Haberiniz olsun ki) Kesinlikle ben, Rabbinize iman getirdim. (Haydi gelin) Beni dinleyin.”
(Buna rağmen tutup öldürdükleri o zata) Ona: “Cennete gir” denilince şöyle söyledi: “Ne olurdu, keşke kavmim (imanın ve İslam’ın kıymetini) bilselerdi.”
"Rabbimin beni bağışladığını ve nice ikram (ve ihsanlara) ulaştırdığını (bir görselerdi) .”
(Hidayet ve istikamete çağırdığı için katledilen o sadık şehidin) Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmeye (tenezzül etmedik, zaten) indirecek de değildik (buna gerek görmedik).
(Ancak onlara) Sadece bir tek (kahredici sayha) çığlık (yetti) ; anında (yurtları yuvaları) sönüvermişti.
Yazıklar olsun (bütün kâfir ve gafil) kullara; ki onlara bir elçi gelmeye görsün, mutlaka onunla alay ederlerdi (edeceklerdi).
(Bunlar hiç) Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönememektedirler (yerlerinde yeller esmektedir).
Ve eğer (keşke bilselerdi ki) onların hepsi, toplanmış olarak (kıyamet günü) huzurumuza getirileceklerdir (ve hesaba çekilip cezalarını çekeceklerdir).
(Her kışın) Ölü (hale gelen) toprak kendileri için (ibretli) bir ayettir ki; Biz onu (her baharda yağmurla yeniden) diriltmekteyiz; ondan (hububat) taneler çıkartırız ki, böylelikle ondan yemektedirler.
Biz, orada (toprak alanlarda) hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık (bunların hepsi Bizim nimetlerimizdir).
(Dünyayı yarattık ve çeşitli imkânlarla donattık ki, insanlar) Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin emeklerinden (tahıl çeşitlerinden, meyve ve sebzelerden yapıp ürettiklerinden) yesinler (ve yararlansınlar diye) . Yine de hâlâ şükretmeyecekler mi?
Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir. (Her türlü noksanlık, yanlışlık ve haksızlıktan münezzehtir.)
(İstirahatları için yaratılan) Gece de kendileri için (ders ve ibret alınacak) bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp çekeriz de, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir (ve istirahate çekilmişlerdir).
Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru (sürekli ve sistemli şekilde dönerek) akıp gitmektedir. Bu Üstün ve Güçlü olan, (ve her şeyi hakkıyla) Bilenin takdiridir.
Ay’a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (dönmektedir).
(Böylece) Güneş’in Ay’a erişip-yetişemeyeceği, gecenin de gündüzün önüne geçemeyeceği (muhteşem ve mükemmel bir düzen var edilmiştir. Bütün yıldızların ve gezegenlerin) Her biri (takdir ve tayin edilen) bir yörüngede yüzüp gitmektedir.
Onların zürriyetlerini (insan nesillerini) dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir. (İbret alınacak bir mucizedir.)
Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri (ileride otomobilleri, trenleri, tayyareleri vb.) yaratmamız da (bir hikmet ve kudret eserimizdir).
Eğer dilersek onları (derin sularda) batırır-boğarız da; bu durumda ne onların imdat çığlıklarına yetişen olabilirdi, ne de kurtulabilirlerdi.
Ancak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız dolayısıyla (ve imtihan gereği onlara mühlet verilmektedir).
Onlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan (yapmayı tasarladığınız kötülüklerden ve daha önce işlediklerinizden artık) sakının (ve uzaklaşın), belki esirgenirsiniz" denildiğinde (dinlemeyip inkâra ve isyana devam ederlerdi).
Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet (hüküm ve emir) gelmeye görsün, mutlaka ondan yüz çevirirlerdi.
Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkâr edenler iman edenlere derler ki: "Eğer dilemiş olsaydı (zaten) Allah’ın yedireceği (zengin edebileceği) kimseyi biz mi yedirecekmişiz? (Allah onlara da zenginlik verseydi, bize ne!..) Gerçekten siz (ey iman ehli, fakirlere zekât vermek ve infak etmekle) apaçık bir şaşkınlık içindesiniz" (diyerek mü’minlerle dalga geçilmektedir.)
(Sürekli) "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış?" diyerek (kâfirler kendilerini avutagelmektedir).
(Oysa) Onlar, (inanmasalar ve farkında olmasalar da, aslında) sadece korkunç bir çığlık bekleyip gözetlemektedirler. (Belki de şeytan ordularının hezimetini bildiren bir TV. haberi bütün ümitlerini yıkıverecektir.) Onlar birbirleriyle çekişip-dururken o (kahredici çığlık) kendilerini yakalayıverir.
(O va’ad olunan gün gelince) Artık ne bir tavsiyede bulunmaya güç yetirebilirler, ne de ailelerine geri dönebileceklerdir.
(Dünyada böyle rezil ve zelil edildikten sonra, kıyamette de) Sur'a üfürülecektir; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-gideceklerdir.
(Şaşkınlıkla ve pişmanlıkla) Diyecekler ki: “Eyvahlar bize, uykuya -bırakıldığımız yerden (görülen iyi veya kötü rüya gibi geçen kabir sürecinden,) bizi kim diriltip- kaldırıverdi? Herhalde bu, Rahman (olan Allah) ın va’ad ettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi) ler doğru söylemişlerdi!”
(Onları tekrar diriltmek üzere de) Sadece o, bir tek çığlıktan başkası (gerekecek) değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak huzurumuza getirilmişlerdir.
Artık O gün hiç kimseye (ve hiçbir şekilde) zerre kadar zulmedilmeyecek, sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.
Gerçek şu ki bugün cennet halkı, (tadılacak nimetlerin ve yaşanacak zevklerin en güzeline kavuştukları için) 'sevinç ve mutluluk dolu' sürekli bir meşguliyet içindedirler.
Kendileri ve eşleri, gölgelikler altındaki tahtlar üzerinde yaslanmış vaziyettedirler.
(Cennet ortamında) Orada (her çeşit ve taptaze) meyve(ler) onlar içindir ve istek duydukları (arzuladıkları) her şey (onlara verilecektir.)
(Ayrıca, en yüce saadet kaynağı olarak) Çok esirgeyen Rabb’dan, onlara (bizzat) sözlü (İlahi tecelli ve tezahürlü) “selam” (verilecektir ki, bu en büyük onur ve mutluluk vesilesidir.)
(Mahşerde:) "Ey suçlu-günahkârlar (ey mücrim kullar), bugün siz (artık mü’minlerden ayrılıp) bir yana çekilin" (diye horlanacaklardır).
“Ey Ademoğulları, Ben sizi (uyarıp) and vermedim mi ki: Sakın şeytana kulluk etmeyin, çünkü O, sizin için apaçık bir düşmandır;”
"Ancak Bana ibadet edin ki, hidayet ve istikamet yolu budur (başka yollar bâtıldır) ."
Andolsun O (şeytan taifesi), sizden birçok insan-neslini saptırmış (ve yoldan çıkarıp belaya bulaştırmış olduğu halde) yine de aklınızı kullanıp (ibret almamıştınız).
İşte şimdi bu, size va’ad edilmiş cehennemdir (ki artık barınağınız burasıdır).
İnkâr (ve nankörlük) etmenize karşılık olmak üzere, bugün oraya girin (ve içinde sinin!.. Buyrulacaktır).
İşte bugün (ahirette hesaba çekilirken) onların ağızlarını mühürleriz; (iman ve iyilikten, küfür ve kötülükten yana) bütün yapıp kazandıklarını, (artık) elleri bize söylemekte, ayakları (işlediklerine) şahitlik etmektedir.
Eğer dilemiş olsaydık, (daha dünyada iken) gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp (divaneler gibi sağa sola) koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki?
Eğer dileseydik oldukları yerde, kılıklarını değiştirip (zamanlarınıdonduruverirdik; başkalaşım “metamorfoz” sırrıyla) onları farklı bir kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye ve ne de geri gitmeye güç yetirebilirlerdi. (Geçmiş ve gelecek düşünceleri ve hareket yetenekleri köreltilirdi.)
(Hâlâ bakıp anlamıyorlar mı) Biz kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta (vücut yapısında) onu tersine de çeviriyoruz (ihtiyarlatıp güçten düşürüyoruz) . Yine de akıllarını kullanmayacak (ve gerçeği görmeyecekler) mi?
(Aslında) "Biz Ona (Resulüllah’a) şiir (uydurma dizeler) öğretmedik. (Boş ve bâtıl sözler zaten) Ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece gerçek bir öğüt ve apaçık bir Kur’an-ı Kerim’dir.”
(Ve bu gerçekler size tebliğ edildi) Ki (Kur’an’la kalpleri) diri olanları uyarsın (ve hidayet yolunu göstersin) ve inkâr edenlere de (azap) söz(ümüz) hak olsun ve gerçekleşsin (ve hiçbir bahaneleri kalmasın diye gelmiştir).
(Bizzat kudret) Ellerimizin yaptıklarından, kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik (sahip ve hâkim) oluyorlar.
Biz onlara kendileri için (evcil hayvanları) boyun eğdirdik; işte bir kısmı (onların) binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar.
Onlarda kendileri için daha nice yararlı şeyler ve (süt-yumurta gibi) içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?
(Onlardan) Yardım görürler diye Allah’tan gayrı ilahlar edinip (süper güç sanılan tanrılara, zalim tağutlara ve işbirlikçi iktidarlarına) tutunuverdiler.
Ne var ki onların (o sahte ilahların), kendilerine (gerçek anlamda) yardım etmeye güçleri yetmez; (tam aksine) kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.
(Ey Nebim!) Öyleyse onların sözleri Seni üzmesin (ümit ve metanetine sıkıntı vermesin). Gerçekten Biz, (o din istismarcısı ve tağuti odakların sığınmacısı olanların) sakladıklarını da, açığa vurduklarını da bilmekteyiz (ve yakında hesaplarını göreceğiz).
(İbretle bakıp) Görmez (ve düşünmez) mi o (edepsiz) insan ki; Biz onu bir (damla meni) nutfeden yarattık (ve biraz dünyalık imkân ve fırsatlarla donattık) da, şimdi (Bize karşı çenesi düşükbir çekişmeci ve) açık bir rakip kesilmiştir.
(Üstelik) Kendi yaratılışını unutarak Bize misal vermeye kalkıştı ve “şu çürümüş kemikleri kim diriltecekmiş?" diye (delil göstermeye yeltendi).
De ki: “Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden (Allah tekrar) diriltecektir. O, her yaratmayı Bilendir.”
Ki O, size yeşil bir ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. (Hâlâ düşünmez misiniz?)
Gökleri ve yeri (böylesine muhteşem ve mükemmel) yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya Kâdir değil midir? Elbette (güç yetirir) . Çünkü O her şeyi (kolayca, kusursuzca ve bolca) Yaratan ve (her şeyin gerçeğini) Bilendir.
 O'nun emri, bir şeyi (yaratmak) dileyince ona sadece "OL!" demektir. O da hemen oluverir.
Her şeyin melekûtu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz (önünde sonunda mutlaka) O'na döndürüleceksiniz. (Hesaba çekilip hak ettiğinizi göreceksiniz.)