36. Yâsîn Suresi Meali

Yâ, Sîn.
2-3-4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (nebi)lerdensin.
2-3-4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (nebi)lerdensin.
2-3-4. (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a yemin olsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilen (nebi)lerdensin.
5-6. Bu (Kur'an, yakın) ataları (ve kendileri) uyarılmadığı için doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.
5-6. Bu (Kur'an, yakın) ataları (ve kendileri) uyarılmadığı için doğru ile eğrinin ne olduğundan habersiz kalmış bir toplumu uyarman için, mutlak güç sahibi, rahmeti bol olan (Allah tarafından) sana indirilmiştir.
Andolsun ki, onların çoğu üzerine (inkârda diretmeleri ve isyana devam etmeleri yüzünden) o söz (azap emri) hak olmuştur. Artık onlar (uyarsan da uyarmasan da) iman etmezler.
Biz, (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) onların boyunlarına çenelere kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu sebeple başları (ve burunları) yukarıya kalkıktır (küstahça böbürlenmeleri yüzünden Hakka boyun eğmezler).
Biz, onların (âdeta) önlerine bir set ve arkalarına bir set koyduk, böylece onları her taraftan kuşattık. Artık onlar (gerçekleri) görmezler.
Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyan ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen Rahman (olan Allah')a yürekten saygı duyan kişiyi uyarabilirsin. İşte o kimseyi bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele!
Şüphesiz biz, ölüyü yeniden hayata döndüreceğiz ve onların gelecek için yaptıkları her türlü (eylemi) ve geride bıraktıkları bütün (iyi ve kötü) işleri kayda geçireceğiz. Zira biz, her şeyin kaydını tarifsiz ve emsali olmayan bir ana (bellek)te tutuyoruz.
(Ey Muhammed!) Onlara, elçilerin geldiği o şehir halkını örnek ver.
Biz onlara iki (elçi) gönderdik, onları yalanladılar. Bunun üzerine (onları), üçüncü bir (elçi) ile destekledik. Bu (elçi)ler: “Bakın, biz size (Allah tarafından) gönderilen elçileriz” dediler.
Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”
(Elçiler ise:) “Rabbimiz biliyor ki, hakikaten biz, (Allah tarafından) size gönderilmiş elçileriz.
Bizim üzerimize düşen, yalnızca apaçık tebliğdir” dediler.
(Bunun üzerine şehirliler) dediler ki: “Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işe bir son vermezseniz, sizi öldüresiye taşa tutar ve sizi keyfimizce şiddetli bir biçimde cezalandırırız.”
Elçiler de: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz, haddi aşan bir kavimsiniz!” dediler.
Derken şehrin en ileri gelenlerinden bir adam koşarak gelip şöyle dedi: “Ey topluluk, bu elçilere uyunuz!”
“(Vazifelerine karşılık) sizden hiçbir ücret istemeyen (bu) kimselere uyun! Onlar doğru yoldadır.”
“Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz.”
“O'ndan başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların arka çıkması bana hiçbir fayda sağlamaz ve (onlar) beni kurtaramazlar.”
“(Eğer böyle yaparsam) o vakit ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”
“Doğrusu ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”
26-27. (Kavmi tarafından taşlanarak ölüme giden o kimseye:) “Cennete gir” denildi. (O da:) “Keşke, Rabbimin beni bağışladığını ve cennetle ikram edilenlerden kıldığını kavmim bilseydi!” dedi.
26-27. (Kavmi tarafından taşlanarak ölüme giden o kimseye:) “Cennete gir” denildi. (O da:) “Keşke, Rabbimin beni bağışladığını ve cennetle ikram edilenlerden kıldığını kavmim bilseydi!” dedi.
Ve o(nun öldürülmesin)den sonra kavminin üzerine (onları yok etmek için) gökten bir ordu indirmedik, indirme gereği de duymadık.
Sadece korkunç bir ses oldu, hemen sönüp gittiler (onlardan hiçbir eser kalmadı).
Yazıklar olsun şu kullara ki, kendilerine ne zaman bir resul gelecek olsa, onu alaya alırlardı.
Görmedi mi onlar, kendilerinden evvel nice nesilleri helâk etmişiz; gidenlerin de hiçbiri onlara geri dönmemiş.
Onların hepsi de mutlaka toplanıp (hesap için) huzurumuza çıkarılacaktır.
(İnsanın yeniden yaratılmasına) bir delil de şudur ki, (bitki örtüsü tamamen kuruyup) ölmüş olan yeryüzünü (yeniden) diriltiyor ve oradan canlıların besin kaynağı olan (çeşitli) ekinler çıkarıyoruz.
34-35. Ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bahçeler var ettik; (onların) içlerinde de pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
34-35. Ürünlerinden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye biz orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından nice bahçeler var ettik; (onların) içlerinde de pınarlar fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
Yerin bitirdiği bitkilerden, (hayvanlardan) insanların (bizzat) kendilerinden ve (evrende birbirini tamamlayan daha) bilemedikleri (nice) şeylerden, bütün çiftleri yaratan (Allah')ın şanı ne yücedir!
Gece de onlar için (Allah'ın kudretini kanıtlayan) bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu da mutlak galip, (her şeyi) hakkıyla bilen (ve yöneten Allah')ın iradesinin ortaya koyduğu bir düzendir.
Ay'a da (dünyanın etrafında günlük seyri için) birtakım evreler tayin ettik. O, (her aylık seyrinin) sonunda (eski) hurma salkımının eğri çöpü gibi (hilal olur da geri) döner.
Ne güneş aya erişebilir ne de gece gündüzü yok edebilir. Hepsi uzayda (İlahi yasalar doğrultusunda) bir felekte (yörüngede) akıp giderler.
Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için (Allah'ın varlığına ve rahmetine) bir delildir.
Biz onlar için, gemiye benzer daha nice binekler yarattık.
Biz istesek onları suda boğarız da kendileri için ne imdat çağrısı yapan olur ne de kurtarılırlar.
Ancak bizden bir rahmet olarak bir süreye kadar daha yaşasınlar diye (hayatlarına devam edecekler).
Onlara: “önünüzden (dünyada Allah'a karşı gelmekten) ve geleceğinizden (ahiret azabından) sakının ki, belki merhamet olunursunuz!” dendiği zaman yüz çevirirler.
Ne zaman kendilerine Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, ondan yüz çevirir (ve bunun yerine kendilerinin ve atalarının uydurduğu yolları izler)ler.
Onlara: “Allah'ın size verdiği rızıktan başkaları için harcayın” denilince inkâr edenler inananlara: “Allah dileseydi, doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz?” derler.
(Bir de şöyle) derler: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu tehdit (yeniden dirilme ve yargılanma) ne zaman gerçekleşecek?”
Onlar, birbirleriyle çekişip dururlarken (aslında) kendilerini ansızın yakalayacak bir sesi bekliyorlar (fakat farkında değiller)!
Artık (o zaman) ne birbirlerine tavsiyede bulunabilecekler ne de ailelerine dönebilecekler!
Ve (sonra yeniden diriliş) Sur'una üfürülünce, mevzilerinden çıkıp Rablerine koşacaklar.
Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bizi bulunduğunuz yerden (ölüm uykumuzdan) kim diriltti? Bu, Rahman'ın vaad ettiği şeydir. Demek resuller doğru söylemişler.”
Sadece korkunç bir ses/patlama olur. Bir de bakarsın, hepsi birden toplanıp huzurumuzda hazır olmuşlardır.
(Ve onlara şöyle denilecek:) “Artık bugün hiç kimseye en küçük bir haksızlık edilmeyecek. Sadece yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.”
“Kuşkusuz cenneti hak edenler, bugün yaptıkları her şeyden hoşnut olacaklar.”
Onlar ve eşleri sedirler üzerinde mutlu bir şekilde yatıp uzanacaklar.
Orada her tür refaha sahip olacaklar ve arzuladıkları her şey onlara sunulacak.
(Bütün bunlardan daha üstün bir nîmet olarak,) Sonsuz Merhamet Sahibi olan Rab'(lerin)den, kendilerine bir “Selâm” sözü vardır.
(İnkârcılara ise şöyle denecek:) “Ey suçlular! Ayrılın bugün!”
“Ey Âdemoğulları! Ben size demedim mi, şeytana kulluk etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır!
Bana kulluk edin, doğru yol budur” diye.
“Andolsun ki, o (şeytan) sizden pek çok nesli saptırmıştı. (Bunu gördüğünüz halde) neden aklınızı kullanmadınız?”
“İşte bu (dünyada iken elçilerim tarafından) uyarıldığınız cehennem.”
“İnkâr etmenize (ve inatla fesat çıkarmanıza) karşılık bugün girin bakalım oraya!”
O gün biz onların ağızlarını mühürleyeceğiz. Elleri bize konuşacak, ayakları da (hayatta iken) yapmış oldukları her şeye tanıklık edecek.
Eğer (insanların doğru ile yanlışı ayırt edememelerini) dilemiş olsaydık, onları görüp anlama melekesinden yoksun bırakırdık da (doğru) yoldan hep şaşarlardı. Fakat (o zaman) onlar (gerçeği) nasıl göreceklerdi?
Yine eğer (doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını) dileseydik, onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık. Ve bulundukları yerde (sabitleştirirdik de) ne bir adım ileri gidebilir (ve herhangi bir arzularını gerçekleştirebilir), ne de önceki hallerine (ve ayrıldıkları yerlere geri) dönebilirlerdi.
Biz kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz (yaşlandıkça güç ve yeteneklerini azaltırız). Hala akıllarını kullan(arak bütün bu anlatılanlardan ders al)mayacaklar mı?
Biz, o (nebiy)e şiir öğretmedik. Bu, ona yakışmaz da. Ona vahyedilen ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
(Bu Kur'an, hakikati görenleri, kalben ve bedenen) diri olanları uyarması ve inkârcılar hakkındaki Allah'ın gerekçeli hükmünün gerçekleşmesi için indirilmiştir.
Görmediler mi ki, biz onlar için, kudretimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar.
Onları kendilerine boyun eğdirdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını(n etinden) besin olarak yerler.
Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
(Ama bunca nimete rağmen) belki kendilerine yardım edilir diye Allah'la beraber (O'ndan) başka ilahlar edindiler.
Oysa o (kulluk ettikleri) onlara yardım edemezler. (Aksine) kendileri, o ilahlara hizmet eden hazır askerler durumundadır.
(Ey Resul!) Öyleyse onların sözü seni üzmesin! Çünkü biz, onların (içlerinde) gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
İnsan, bizim kendisini bir damla sudan (spermden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış (bize) apaçık bir düşman kesilmiştir.
Kendi yaratılışını unutarak ve “çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diyerek bize örnek vermeye kalkışmıştır.
De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her türlü yaratmayı bilir.”
O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.
Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette ki yaratır. O, (her şeyi) hakkıyla yaratandır, (her şeyi) hakkıyla bilendir. 
Bir şey(in olmasını) istediği zaman, O'nun buyruğu sadece: “Ol” demektir (olmasını dilemektir) ve (böylece) o şey hemen oluş sürecine girer.
Her şeyin hükümranlığı elinde olan (Allah')ın şanı ne yücedir. Ve hepiniz ancak O'na döndürüleceksiniz!