40. Mü'min Suresi Meali

1-2-3. Hâ Mîm. Bu Kitab'ın indirilişi, mutlak güç sahibi, (her şeyi) hakkıyla bilen, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı ağır ve lütfu sınırsız olan Allah tarafındandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.
1-2-3. Hâ Mîm. Bu Kitab'ın indirilişi, mutlak güç sahibi, (her şeyi) hakkıyla bilen, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı ağır ve lütfu sınırsız olan Allah tarafındandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.
1-2-3. Hâ Mîm. Bu Kitab'ın indirilişi, mutlak güç sahibi, (her şeyi) hakkıyla bilen, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı ağır ve lütfu sınırsız olan Allah tarafındandır. Ondan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.
Allah'ın ayetleri hakkında inkârcılardan başkası tartışmaya girişmez. Fakat onların yeryüzünde keyif çatarak dolaşmaları seni yanıltmasın!
Onlardan önce Nuh'un kavmi ve onlardan sonraki topluluklar da (elçileri) yalanlamıştı. Öyle ki, her ümmet kendi resulünü yakalayıp cezalandırmaya (öldürmeye) azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış (gördüler)!
Böylece Rabbinin, hakikati inkâra şartlanmış olanlar hakkındaki, “Onlar cehennemliklerdir” sözü gerçekleşmiş oldu.
Arşı yüklenip taşıyanlar ve onun çevresindeki şuurlular Rablerini hamd ile tespih ederler (O'nu güzel sıfatlarıyla anıp över ve Kendisine yaraşmayan her türlü sıfattan tenzih ederler, O'nun yüklediği sorumluluğu yerine getirirler). Ve sadece O'na inanır ve güvenirler. Diğer iman edenler için de şöyle af dilerler: “Rabbimiz, Sen'in rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde, tevbe ile Sana yönelen ve Sen'in yoluna uyanları bağışla ve onları kızgın alevli ateş azabından koru!”
“Ey Rabbimiz! Onları da onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da kendilerine vaad ettiğin ebedi cennetlerine koy! Şüphesiz ki sen üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibisin.”
“Onları kötülüklerden koru! Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, o gün muhakkak ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük kurtuluştur.”
(Cehenneme giren) İnkârcılara (o gün) şöyle seslenilir: “Allah'ın size olan gazabı/öfkesi sizin şu anda, (cehenneme girmeye bizzat kendi iradenizle karar verdiğiniz için) kendinize olan öfkenizden daha şiddetlidir. Çünkü siz imana çağrıldığınız halde inkâr etmeyi tercih etmiştiniz.”
(Onlar da) şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin. Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi (bu ateşten) bir çıkış yolu yok mu?”
Onlara şöyle cevap verilir: “Bu hale düşmenizin sebebi, Allah'ın birliğine inanmaya çağırıldığınızda reddederdiniz. Ama O'ndan başkalarına tanrısal nitelikler yüklendiğinde onlara inanırdınız. Artık (yapacak bir şey yok) şimdi ne yaparsanız yapın, her konuda hüküm verme yetkisi, yücelik ve azamet sahibi olan Allah'ındır!”
O (Allah, varlığına, eşsizliğine, benzersizliğine ve büyüklüğüne delalet eden) âyetlerini size gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. (Bunlardan) ancak O'na yönelen düşünüp ibret alır.
O hâlde, (Ey mü'minler!) İnkârcılar hoşlanmasalar da dinini bütün yanlarıyla içten kabul ederek ve yalnız O'nun rızasını düşünerek Allah'a kulluk edin!
(İnsanların davranışlarına göre) dereceleri yükselten, arşın sahibi (Allah), buluşma günü hakkında uyarmak için emrinden olan ruhu (vahyi) kullarından dilediğine indirir.
O gün, insanların (özlerinin bulunduğu yerden yeniden yaratılarak dışarı) çıkacağı ve her hallerinin bütün çıplaklığıyla ortaya konacağı gündür. Onlarla ilgili hiçbir şey Allah'tan saklı kalmayacak (her şey olduğu gibi gerçek yüzüyle ortaya konacak ve şöyle bir ses duyulacak. “Ey zorba diktatörler, söyleyin bakalım:) Bugün hükümranlık kimindir?” (Aynı sesle cevap verilecek) “Bütün varlıklar üzerinde tek ve mutlak otorite Sahibi olan Allah'ındır” (olacak)!
O gün herkes, ne yapmış ise onun karşılığını alacak ve o gün kimseye zerre kadar haksızlık edilmeyecek. Muhakkak ki Allah hesapları pek çabuk görendir.
Yaklaşmakta olan (kıyamet) günü konusunda onları uyar! O gün yürekler gırtlaklara kadar gam ve tasa ile dolacaktır. Zalimlerin (onları azaptan kurtaracak) ne yakın bir dostu ne de (sözü) dinlenir bir şefaatçisi olacaktır.
(Allah,) gözlerin art niyetli bakışını da kalplerin gizlediği şeyleri de bilir.
Allah, hak ve adaletle hükmeder. O'ndan başka yalvarıp taptıkları varlıklar ise hiçbir hüküm veremezler. Şüphesiz Allah her şeyi işiten, her şeyi görendir.
Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olan inkârcıların sonunun ne olduğunu görmüyorlar mı? Onlar, (kendilerinden) hem daha güçlüydüler hem de yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı. Ama Allah, onları günahları sebebiyle yakaladı da kendilerini Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse bulunamadı.
Çünkü onlar öyle kimselerdi ki, resulleri onlara açık belgelerle gelirdi de onu inkâr eder (ve kötülüklerine devam ederler)di. Bu yüzden Allah da onları kıskıvrak yakaladı ve cezalandırdı. O, mutlak kuvvet sahibidir, cezalandırması pek çetin olandır.
23-24. Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla Firavun'a, (Veziri) Haman'a ve Karun'a göndermiştik de onlar şöyle demişlerdi: “(Bu) tam yalancı bir sihirbazdır!”
23-24. Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla Firavun'a, (Veziri) Haman'a ve Karun'a göndermiştik de onlar şöyle demişlerdi: “(Bu) tam yalancı bir sihirbazdır!”
(Musa, Firavun'a ve tebaasına) tarafımızdan gönderilmiş hakikatleri getirince şöyle dediler: “İman edip, Musa ile birlikte olanların oğullarını öldürün, kadınlarını ise sağ bırakın (Kıptilerle evlendirerek, iman edenlerin nüfusunun çoğalmasını engelleyin!)” Ama inkârcıların tuzakları, neticede boşa çıkmaya mahkûmdur.
Firavun dedi ki: “Bırakın beni, şu Musa'yı öldüreyim de o varsın (var olduğunu iddia ettiği) Rabbine yalvarıp dursun! Ben gerçekten, O'nun dininizi değiştireceğinden veya ülkede bozgunculuk çıkaracağından endişe ediyorum.”
Buna karşılık Musa da: (“Dinleyin, ey insanlar!”) “Ben, hesap gününe inanmayan bütün kibirli (ve küstah zorbalardan), benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan (Allah')a sığınmışım!” dedi.
Firavunun yakın çevresinden olan ve imanını gizleyen bir adam da şöyle dedi: “Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Hâlbuki o size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Fakat eğer doğru söyleyen ise, (o zaman da) size vaadettiklerinin bir bölümü size isabet eder. Çünkü Allah, haddi aşarak Kendisi hakkında yalan söyleyen hiç kimseyi başarıya ulaştırmaz, doğru yola iletmez.”
(Musa) “Ey benim halkım! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama eğer Allah'ın cezasına maruz kalırsak O'nun azabından bizi kim kurtarır?” Firavun da şöyle dedi: “Ben size kendi görüşümden başkasını uygun görmüyorum ve ben size ancak doğru yolu gösteriyorum.”
30-31. İman etmiş olan (o kimse) dedi ki: “Ey kavmim! Doğrusu ben Nuh kavminin, Ad, Semûd ve onlardan sonra gelen toplulukların (Allah'tan gelen elçileri yalanlamaları ve insanlara zulmetmeleri yüzünden) başlarına gelen (azap) gününün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum! (Kul kendine zulmetmedikten sonra,) Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
30-31. İman etmiş olan (o kimse) dedi ki: “Ey kavmim! Doğrusu ben Nuh kavminin, Ad, Semûd ve onlardan sonra gelen toplulukların (Allah'tan gelen elçileri yalanlamaları ve insanlara zulmetmeleri yüzünden) başlarına gelen (azap) gününün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum! (Kul kendine zulmetmedikten sonra,) Allah, kullarına asla zulmetmek istemez.”
32-33. “Ve ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz) ve arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah'(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi (yaptıkları yüzünden) sapıklıkta bırakırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
32-33. “Ve ey kavmim! Doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz) ve arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah'(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi (yaptıkları yüzünden) sapıklıkta bırakırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
Bundan önce size delillerle Yusuf gelmişti. O zaman da onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Nihayet o ölünce de: “Bundan sonra Allah asla peygamber göndermez” demiştiniz. İşte Allah, aşırı giden şüpheci kimseleri (yaptıkları yüzünden) böyle sapıklıkta bırakır.
Bunlar, Allah'ın ayetleri üzerinde kendilerine gelmiş bir delil bulunmadan tartışırlar. Onların bu hareketleri hem Allah indinde hem de iman edenler nazarında pek kötü, pek çirkin bir davranıştır. Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini (yaptıkları yüzünden) işte böyle mühürler.
36-37. Firavun (alayla) dedi ki: “Ey Hâmân! Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım da Musa'nın ilahını görebilirim. Çünkü ben onun (elçilik davasında) yalancı olduğunu düşünüyorum. İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle (doğru) yoldan alıkondu. Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
36-37. Firavun (alayla) dedi ki: “Ey Hâmân! Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım da Musa'nın ilahını görebilirim. Çünkü ben onun (elçilik davasında) yalancı olduğunu düşünüyorum. İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle (doğru) yoldan alıkondu. Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
(Firavunun kavminden) İman etmiş olan (kimse) dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim!”
Ey kavmim! “Bu dünya hayatı gelip geçici bir eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret (hayatı) ise ebedî olarak kalınacak yerdir.”
“Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü'min olarak doğru ve yararlı iş yaparsa, işte onlar cennete girecek ve orada onlara hesapsız rızık verilecektir.”
“Ey kavmim! Nedir bu başıma gelen? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz!”
“Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz, ben ise sizi, O Kudret Sahibi ve Çok Bağışlayıcı olan (Allah'ı tanımay)a çağırıyorum!
“Sizin beni çağırdığınız şeyin ne dünyada ne de ahirette çağrılmaya değer hiçbir tarafı yoktur. Sonunda hepimizin varacağı yer hiç şüphesiz Allah'ın huzurudur. Ve yine hiç şüphesiz, haddi aşan ve Allah'ın kendilerine verdiği ömrü boşa harcayanlar, evet onlar ateş halkının ta kendileri olacaklardır.”
“Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacak (ve bana hak verecek)siniz. Ben ise (üzerime düşeni yaparak) işimi Allah'a bırakıyorum. Çünkü Allah kullarının yaptığı her şeyi görmektedir.”
Neticede Allah, (iman etmiş olan) o kimseyi (Firavun oligarşisinin) kurduğu tuzakların şerrinden korudu; buna karşılık, Firavun oligarşisinin helaki ise azabın en kötüsüyle oldu.
O, (mahkûm oldukları azap) öyle bir ateştir ki; onlar sabah akşam onun karşısına getirilir ve ona maruz bırakılırlar. Kıyamet çattığı ve hesapların görüldüğü gün ise: “Firavun oligarşisini adamlarını azabın en şiddetlisine atın!” denir.
(Onlar kıyametten sonra cehennem) ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, (körü körüne güçlülere tâbi olanlar), büyüklük ve hâkimiyet iddiasında bulunanlara: “(Dünyada iken) biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” diye yalvaracaklar.
Büyüklük taslayanlar ise şöyle diyecekler: “Biz hepimiz ateşin içindeyiz (Biz kurtarabilsek zaten kendimizi kurtarırız). Şüphesiz Allah, kulları arasında böyle hüküm vermiştir (artık bizim de yapacak bir şeyimiz yoktur).”
Ateşin içinde bulunanlar, bu defa cehennemin vazifeli meleklerine: “Ne olur, Rabbinize yalvarın da azabımızı (hiç değilse) bir günlüğüne hafifletsin” diye yalvaracaklar.
(Cehennem bekçileri) derler ki: “Size resulleriniz (hakikati ortaya koyan) apaçık belgeler/kanıtlar getirmemiş miydi?” Onlar, “Evet, getirmişti” derler. (Bekçiler:) “Öyleyse kendi kendinize yalvarmaya devam edin” derler. Şüphesiz inkârcıların yalvarışı boşunadır. 
Biz resullerimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin dinleneceği (ahiret) gününde (düşmanlarına karşı) elbette yardım edeceğiz.
O gün zalimlere mazeretlerinin hiçbir faydası olmayacak. Onların payına her türlü iyilikten yoksun bırakılma ve korkunç bir yerleşim yeri (olan cehennem) düşecektir.
53-54. (Diğer taraftan) Biz, Musa'ya doğru yolu gösterdik ve İsrailoğullarına da aklını işletenler için bir hidayet ve bir nasihat olmak üzere Kitab'ı (Tevrat'ı) miras bıraktık.
53-54. (Diğer taraftan) Biz, Musa'ya doğru yolu gösterdik ve İsrailoğullarına da aklını işletenler için bir hidayet ve bir nasihat olmak üzere Kitab'ı (Tevrat'ı) miras bıraktık.
(O halde Ey Muhammed!) Sen sıkıntılara karşı sabırlı ol! Zira Allah'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Günahların için bağışlanma dile! Rabbinin şanını sabah akşam yücelt.
Kendilerine ulaşmış hiçbir belge ve yetki olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında ileri geri tartışanlar, içlerinde taşıdıkları ama hiçbir zaman ulaşamayacakları büyüklük ve üstünlük özentisi sebebiyle böyle yapmaktadırlar. Sen (onların şerrinden) Allah'a sığın. Şüphesiz O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla görendir.
(İnsanın yeniden yaratılacağına karşı çıkanlar bilmelidirler ki;) Göklerin ve yerin yaratılması, elbette insanların (yeniden) yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler. 
Kör ile gören bir olmaz. İman edip doğru ve yararlı işler yapanlarla kötülük üretenler de bir değildir. (Çok düşünmeniz gerekirken) ne kadar da az düşünüyorsunuz!
Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna inanmazlar.
Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim! Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”
Dinlenesiniz diye geceyi, (işlerinizi) göresiniz diye de gündüzü sizin için yaratan Allah'tır. Gerçekten Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Buna rağmen insanların çoğu nankörlük ederler/şükretmezler.
İşte sizin Rabbiniz, her şeyi yaratan Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. Öyle ise nasıl oluyor da böylesine aldanıyorsunuz/savruluyorsunuz?
İşte, (geçmişte) Allah'ın ayetlerini inkâr edenler de tıpkı böyle aldanmıştılar/savrulmuştular.
Allah, O'dur ki yeryüzünü sizin için bir yerleşme yeri, göğü de (onun üzerinde) bir kubbe yapmıştır. Ayrıca, sizi şekillendirmiş, hem de size en güzel, en uygun şekli vermiştir. Dahası sizi helâl, temiz ve sağlıklı nimetlerle rızıklandırmıştır. Bütün bunları yapan Rabbiniz olan Allah'tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah, gerçekten ne yüce bir bereket kaynağıdır!
O, daima diridir. O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse, dini bütün yanlarıyla kabul ederek ve yalnızca O'nun rızasını gözeterek, samimi ve saf bir inançla sadece O'na dua edin (dualarınızda başkalarını araya sokmayın). Her türlü övgü âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur!
De ki: “Allah'tan başka dua edip yalvardığınız her ne varsa, ben onlara ibadet etmekten men olundum. Zira bana Rabbimden hakikatin apaçık delilleri gelmiş bulunuyor. Ve âlemlerin Rabbine bütün varlığımla teslim olmam emredildi bana.”
Sizi (ilk insanı) topraktan, sonra (her birinizi) sperm damlasından, sonra kan pıhtısından (embriyodan) yaratan, sonra bir bebek olarak (dünyaya çıkaran), sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için size belli bir ömür veren O'dur. Sizden kiminizin daha önceden hayatına son verilir, kiminizin ömrü belli bir vadeye kadar uzatılır. Olur ki (bütün bunlardan), düşünüp (öğüt alır ve) aklınızı işleterek ders çıkarırsınız.
O, yaşatandır ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde, ona sadece “Ol” der (olmasını diler), o da hemen oluş sürecine girer.
Allah'ın ayetleri hakkında mücadele edenleri görmüyor musun? Nasıl oluyor da Haktan uzaklaştırılıyorlar?
Bu ilahi kelamı ve elçilerimize daha önce gönderdiğimiz mesajları yalanlayanlar, (yaptıklarının yanlış olduğunu) yakında bilecekler!
71-72. Boyunlarında demir halkalar ve (ayaklarında) zincirler olduğu hâlde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.
71-72. Boyunlarında demir halkalar ve (ayaklarında) zincirler olduğu hâlde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte yakılacaklardır.
73-74. Sonra onlara: “Sizin şirk koştuklarınız nerede?” denilecek. Onlar da: “Bizden uzaklaştılar. Gerçekte biz, bundan önce (dünyada iken) birer hiç olan şeylere tapmış ve yalvarmışız!” diyecekler. (Ve onlara:) “İşte Allah, apaçık hakikati (bile bile) inkâr eden (sizin gibi zalim)leri böyle şaşırtır!” (denilecek).
73-74. Sonra onlara: “Sizin şirk koştuklarınız nerede?” denilecek. Onlar da: “Bizden uzaklaştılar. Gerçekte biz, bundan önce (dünyada iken) birer hiç olan şeylere tapmış ve yalvarmışız!” diyecekler. (Ve onlara:) “İşte Allah, apaçık hakikati (bile bile) inkâr eden (sizin gibi zalim)leri böyle şaşırtır!” (denilecek).
“(Allah'ın sizi saptırması ve azaba mahkûm etmesi) sizin, yeryüzünde hak etmediğiniz halde azıp şımarmanızdan, küstahça böbürlenmenizden, kendinizi beğenmenizden kaynaklanmaktadır.”
Onlara: “Ebedî kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür” (denilecek).
O halde (Ey Resul! İnkârcıların eziyetlerine ve Hakka karşı direnmelerine) sabret. Elbette Allah'ın verdiği (azap) sözü gerçekleşecektir. Artık onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de yahut seni (vefat ettirerek) kendimize alsak da sonunda onlar huzurumuza getirilecek (ve vaad ettiğimiz acı netice ile karşılaşacak)lardır.
Andolsun, senden önce de resuller gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da. Hiçbir resul, Allah'ın izni olmadan bir mucize gösteremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman Allah'ın ayetlerini boşa çıkarmaya çalışanlar, hüsrana uğrarlar. 
Allah O'dur ki, bir kısmına binesiniz, bir kısmından da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yarattı.
Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır. Ayrıca (onlardan birçok) önemli ihtiyacınızı karşılarsınız. Onlarla (karada) ve gemilerle (denizde) seyahat eder, yüklerinizi taşırsınız.
Allah böylece size kudretinin delillerini gösteriyor. (Söyleyin bakalım,) Allah'ın bu muhteşem âyetlerinden/nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?
Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce yaşamış olanların sonunun ne olduğuna bakmazlar mı? Onlar kendilerinden daha kalabalık ve daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı fakat başarılarının kendilerine hiçbir faydası olmadı.
Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Fakat sonunda alay konusu yaptıkları (ceza), onları çepeçevre kuşatıverdi.
Ve kahredici cezamızı (apaçık) gördükleri zaman “Tek olan Allah'a iman ettik ve O'na ortak koştuğumuz şeylere olan inancımızı reddettik!” dediler.
Fakat azabımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine bir fayda sağlamadı. Kulları hakkında geçmişten bugüne Allah'ın uygulaması budur. Nitekim hakikati inkârı tabiat haline getirenler, orada ve o anda hüsrana uğramışlardır.