11. Hûd Suresi Meali

Elif Lam Ra. İşte! Bu kitabın ayetleri hükümlendirilmiş, sonra her şeyin hükmünü veren ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından açıklanmıştır ki,
Yalnızca Allah’a kulluk edesiniz diye. Ben de sizin için, sadece kitabın içindekilerle uyaran ve müjdeleyen birisiyim.
Aynı zamanda Rabbinizden bağışlanma dileyin ve sonra O’na tövbe edin ki, O da sizi dünya hayatında, belirlenmiş bir vakte kadar güzel bir geçimlikle yaşatsın ve her lütuf sahibine lütfunu versin. Eğer bu kitabın öğretilerinden yüz çevirirseniz, şüphe yok ki ben sizin için, büyük bir günün azabından korkarım.
Dönüşünüz Allah’adır ve her şeyi planlayıp uygulama gücüne sahip olan O dur.
Şimdi onlar kinlerini (düşmanlıklarını) kalplerine gömerek Allah’dan gizlemek istiyorlar öylemi? Hâlbuki onlar kat kat elbiseleri ile kendilerini örtmüş olsalar da, içlerinde gizlediklerini de ve açıkça yaptıklarını da Allah biliyor. Elbetteki O, kalplerde olanları en iyi bilendir.
Yeryüzündeki tüm canlıların rızıkları şüphesiz ki Allah’a aittir. Her bir canlının ne kadar yeryüzünde kalacağı ve yeryüzünden ne zaman ölüp ayrılacağını O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta kayıtlıdır.
O’nun arşı su üzerinde idi, hanginiz daha güzel ameller yapacağını bilmesi ve sizi imtihan etmesi için, gökleri ve yerleri altı günde yaratan O’dur. Eğer sen onlara “Ölümden sonra tekrar diriltileceksiniz” desen, getirdiğin haberi inkâr edenler aralarında “O zaman diriltilme olayı açıkça bir aldatmaca” derler.
Eğer bu inkârlarından sonra bir takım topluluklara (hak ettikleri) azabı belirli bir vakte kadar ertelesek “Bize azap etmekten O’nu (Allah’ı) alıkoyan nedir” derler. Onlara azap geldiğinde, onlardan bu azabı savabilecek var mı? Alay ettikleri azap onları sarmıştır (mutlaka gelecektir).
Biz insana lütfumuzdan nimetleri tattırıp da, sonra o nimetleri geri aldığımızda, hemen ümitsizliğe düşüp, inkârcı kesilir.
Yine, ona isabet eden bir zarardan sonra nimetleri tattırırsak “Zarar benden uzaklaştı (gitti)” diye hemen böbürlenerek övünüp sevinir.
Ancak (bu denemeler karşısında) sabır gösterenler ve doğru işler yapmaya devam edenler için, (Rablerinden) bağışlanma ve büyük mükafaatlar var.
Onların “Sana bir hazine indirilseydi veyahut seninle birlikte bir melek gelseydi” demelerine karşı göğsünün daraldığını ve sana vahy olanların bir kısmını terketmek istediğini (biz biliyoruz). (Unutma) Sen ancak bir uyarıcısın, Allah ise her şeyin sorumluluğunu üzerine alandır.
O’nu (Kur’an’ı) kendisi uydurdu diyorlar ise, onlara deki “Uydurulmuş bu Kur’an ın benzeri on sure meydana getirin ve eğer doğru söylüyorsanız, Allah’dan başka, o’nun benzerini uydurmak için gücünüzün yettikleri kim varsa çağırın.
Eğer sizin bu çağrınıza cevap veremiyorlarsa! (Veremediler ve veremeyecekler) Şunu iyi bilin ki bu kitap, kendisinden başka hiçbir ilahın olmadığı Allah’ın ilmi ile indirilmiştir. Artık siz bu gerçeğe teslim oluyor musunuz?
Kim dünya hayatını ve onun süsünü isterse, bizde dünyadaki çalışmasının karşılığını o’na öderiz ve dünyada onların çalışmalarının karşılığı eksiltilmez.
İşte böyle, dünya hayatının zenginliğini isteyenlerin, ahiret hayatında karşılaşacakları ancak ve ancak ateştir. Dünya hayatında yaptıkları her şey boşa gitmiş ve yaptıkları iptal olmuştur.
(Dünya hayatını tercih edenlerle) Rabbinden gelen açık deliller üzerinde olan, bu delilleri okuyup onun doğruluğuna inanan ve insanlara önder olan ve Allah’dan rahmet olarak gönderilen Musa’nın kitabına şahitlik yapanlar, eşit midir? İşte onlar bu açık delillerin doğruluğuna inanıyorlar. İnsan topluluklarından kim vahyin doğruluğunu inkâr ederse, artık böyleleri için vaat edilen yer ateştir. Sakın ola ki, vahyin doğruluğundan şüphe etme. Zira o vahiy Rabbin tarafından indirilmiş gerçeklerdir. Ama insanların çoğu buna inanmıyorlar.
Allah adına yalan uydurandan daha zalim kim vardır? Bunlar Rablerinin huzurunda toplanıldığı zaman, yalanlarına şahit olanlar “Rableri adına yalan söyleyenler işte bunlardır. Allah’ın lanetini bu zalimler hak etmediler mi?” diyecekler.
Aynı zamanda, ahiret gününe inanmadıkları halde, insanları Allah’ın dininden çevirenlere ve Allah’ın dininde eksik ve yanlış arayanlara Allah’ın laneti yok mudur?
İşte böyleleri yeryüzünde Allah’ın dinine engel olamadılar ve Allah’dan başka onları koruyup gözeten hiçbir kimse de olmadı. Allah’ın mesajlarını dinlemek için hiçbir çaba harcamayıp, gerçekleri de görenlerden olmadıkları için, (hesap gününde) onlar için azap kat kat artırılır.
Dünya hayatında böyle davrananlar kendi kendilerine zarar vermişler ve uydurdukları aracılarda onlardan uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
Bilinmesi gerekli olan şudur ki, onlar ahirette de kaybedenlerdir.
İman edip salih (doğru) işler yapanlar ve Rablerine saygılı davrananlar, işte onlar sürekli olarak cennette kalacak olanlardır.
İki gurubun misali aynen, kör ve sağırla, gören ve işitenin durumu gibidir. Bunlar benzerlikte eşit midirler? Hiç düşünmüyor musunuz?
Nuh’u kavmine elçi olarak göndermiş ve oda kavmine “Ben sizin için bir uyarıcıyım.”
“Yalnızca Allah’a kulluk edesiniz diye (uyarıyorum). Yoksa büyük bir günün acıklı azabından sizin için korkuyorum” demişti.
Kavminden inkâr edenlerin önde gelenleri “Biz seni, bizim gibi bir insan olarak görüyoruz ve yine gördüğümüz o ki, sana tabi olanlar bizim toplumumuzun en aşağı ve ilkel dar görüşlü kesimi. Ayrıca sizi kendimizin daha üstünde görmüyoruz, tam aksine senin yalancılardan olduğunu zannediyoruz” dediler.
Nuh onlara “Ey kavmim! Dikkat edin! Bakın, ya ben Rabbimden açık, güçlü delillerle gelmiş ve yine Rabbim den bana bir rahmet (yol gösterici deliller) verilmişse, sizde onu görmezlikten gelip kör davranmışsanız (haliniz ne olacak). Biz Allah’ın bu mesajlarını size zorla mı dayatıyoruz da, siz bunları hoş karşılamıyorsunuz?” dedi.
Ey Kavmim! “(Uyarılarıma karşılık) sizden bir mal da istemiyorum. Benim tebliğimin karşılığı Allah’a aittir. Aynı zamanda ben iman edenleri (siz küçük ve basit gördünüz diye) dışlayacak değilim. Onlar kesinlikle Rablerine kavuşacaklarına inanıyorlar. Ancak sizi (Rabblerine kavuşmaya inanmayan) cahil bir topluluk olarak görüyorum.”
Ey Kavmim! “Eğer ben, bana inananları dışlayıp yüzüstü bırakırsam, Allah’ın azabına karşı bana kim yardım edecek? Düşünmüyor musunuz?”
“Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ben gizli olanları da (gaybı) bilmem. Sonra size ben bir meleğim de demiyorum ve sizin gözlerinizin küçük ve basit gördüğü kimselere, Allah bir hayır vermeyecek de demiyorum. Zira Allah onların içlerinde gizlediklerini en iyi bilendir. (onları dışlarsam) O zaman zalimlerden olurum.”
Dediler ki “Ey Nuh! Bizimle iyi mücadele ettin ve mücadelemizi pek çok alanlara yaydın . Eğer doğru söyleyenlerden isen, O halde bize vaat ettiğin azabı başımıza getir.“
Nuh “Size vaat ettiklerimi dilerse başınıza getirecek olan Allah’dır ve sizde başınıza gelecekleri asla engelleyemezsiniz.”
“Size öğüt vermek istesem de, Allah sizi bu azgınlık içinde bırakmayı dilediği sürece, vereceğim öğüdün size hiçbir faydası olmayacak. Çünkü sizin Rabbiniz O dur ve O’na döndürüleceksiniz” dedi.
Yoksa “Onlara bildirdiği vahyi, uydurdu mu?” diyorlar. Deki “Eğer Allah adına söylediklerimi size ben uyduruyorsam, Allah adına yalan uydurma suçunun sorumluluğu bana aittir. Bende sizin işlediğiniz suçlardan uzağım (sorumlusu ben değilim).”
Nuh’a “Şu ana kadar inananlardan başka, kavminden hiçbir kimse sana inanmayacak. Onların yaptıklarına sakın ola ki üzülme,”
“Bizim gözetimimiz altında ve sana vahy ettiğimiz şekilde gemiyi yap. Zulmedip haksızlık yapanlar hakkında benimle muhatap olma. Çünkü onların hepsi boğulacaklar” diye vahy olundu.
Gemi yapılır ve kavminin ileri gelenlerinin Nuh’a her uğrayıp geçtiklerinde, yaptığı gemiden dolayı onunla alay ettiler. Nuh onlara “Bizim yaptığımız (gemi) den dolayı alay ediyorsunuz ama bizde, bizimle alay ettiğiniz gibi, sizinle alay edeceğiz” dedi.
Sonra, azabın kime geleceğini ve onunla kimin alçalacağını kesinlikle öğrenecekler. Artık kalıcı bir azap, Allah’ın belirlediği kişi üzerine gerçekleşir.
Emrimiz gelip çattığında, (azap belirtileri) hareketler başladı. Nuh’a “Her çiftten ikişer adet ve yalnızca (azap) sözünün kendisine bildirilenler dışında ki ev halkını ve iman edenleri gemiye bindir. Ancak Nuh ile birlikte halkından pek azı iman etti.
Nuh iman edenlere “Hareketini ve hareketin vaktini Allah’ın belirleyeceği bu gemiye binin. Şüphe yok ki Rabbim bağışlayan ve merhamet edendedir” dedi.
Gemi, dağ gibi dalgalar arasında içindekilerle birlikte akmaya başladığında, Nuh geminin ayrıldığı yerden oğluna “Ey oğlum! Bizimle birlikte gemiye bin, Allah’ı inkâr edenlerle birlikte olma” diye seslendi.
Oğlu “Şu dağa sığınacağım, o dağ beni sudan korur” deyince, Nuh “Bu gün Allah’ın emrinden, merhamet ettiği kimselerin dışındakileri kurtaracak hiçbir kimse yok” dedi. İkisi arasına bir dalga girdi ve oğlu boğulanlardan oldu.
Sonra “Ey arz suyunu em (yut), Ey gök suyunu tut (yağma)” denildi. Sular kesildi ve böylece Allah’ın hükmü yerine geldi, gemi Cudi (dağı seviyesine çıktı) üzerine oturdu. Böylece, “Haksızlık yapan toplum (inananlardan) uzak olsun” denildi.
Nuh Rabbine seslenmiş ve “Ey Rabbim oğlum, benim ev halkımdan (zürriyetimden) idi ve senin vaadin de haktır. Şüphesiz sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin” demişti.
Allah Nuh’a “Ey Nuh! O senin ailenden değil. Zira O doğru olmayan işler yapmıştır. Bilgin olmayan konular hakkında benden bir şey isteme, muhakkak ki ben, cahillerden olmamanı sana öğüt ediyorum” dedi.
Nuh “Rabbim bilgim olmayan konularda bir şeyler istemekten, sana sığınıyorum. Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, ben kendine yazık etmişlerden olurum” dedi.
Rabbi “Ey Nuh! Benim güvencem ve bereketim (bolluk) içerisinde sen ve seninle birlikte aynı şekilde inananlar gemiden inin. (İçinizden inkâr ve isyan eden) Topluluğa yaşamaları ve geçinmeleri için belirli bir süre vereceğiz, sonra bizden acıklı bir azap onları yakalayıverir” dedi.
Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Sen ve senin kavmin daha önceden bunları bilmiyordunuz. O halde sende sabret. Muhakkak ki gelecek Allah’dan korunanların olacaktır.
Ad kavmine de kardeşleri Hud’u elçi olarak gönderdik. Kavmine “Ey kavmim! Sizin için kendisinden başka hiçbir ilahın olmadığı, Allah’a kulluk edin. Siz yalnızca (Allah’dan başka tapınmak için ilahlar) uyduruyorsunuz.”
“Size yaptığım bu uyarıların karşılığında sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim uyarılarımın karşılığını vermek, yalnızca beni yaratan Allah’a aittir, hiç aklınızı kullanmıyorsunuz?” dedi.
Ey Kavmim “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O na tövbe edin ki, size gökten bolca yağmur ve bereket göndersin ve sizin gücünüze güç katsın. Asla günahkârların korumaları altına girmeyin (veli edinmeyin)” dedi.
Kavmi “Ey Hud! Bize açıkça inanacağımız deliller getirmedin. Bu yüzden senin sözünden dolayı ilahlarımızı terk etmeyeceğiz ve sana inanmayacağız.”
“İlahlarımızın bazıları seni çok kötü çarpmış demekten başka sana söyleyecek sözümüz yok” dediler. Hud onlara “Ben Allah’ı şahit olarak gösteriyorum ve sizde şahit olun ki, ben sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan uzağım.”
“Allah’ın dışında, hepiniz toplanın ve benim için tuzaklar kurun ve bana göz açtırmayın.”
“Ben, benimde Rabbim ve sizinde Rabbiniz olan Allah’a güvendim. Ancak her canlının kontrolü O’nun elindedir. Şüphe yok ki benim Rabbim (her canlı için) en doğru yolu uygular.”
“Eğer bu gerçeklerden yüz çevirirseniz, (şunu bilin ki) ben gönderildiğim doğruları size tebliğ ettim. (Getirdiklerimi inkâr ederseniz) Rabbim (sizi yok edip) sizin yerinize başka bir toplumu getirecek olsa, siz bundan dolayı O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Benim Rabbim her şeyi kontrol edip gözetleyendir” dedi.
Azap emrimiz onlara geldiği zaman, bizden onlara bir rahmet olarak, Hud’u ve o’nunla birlikte iman edenleri, çok şiddetli bir azaptan kurtardık.
Böylece Ad kavmi ayetlerimizi yalanladılar, Allah’ın elçisine isyan ettiler ve her inatçı zorbaların emirlerine tabi oldular.
İnsanları kendilerine zorla uymalarını sağlayan zorbalara, bu dünyada ve ahiret gününde bir lanet var. Ad toplumu Rablerini inkâr etmedi mi? Hud’un kavmi Ad (yaptıklarından dolayı) yok olup toplumlardan uzak olmasın mı?
Semud toplumuna da kardeşleri Salih’i elçi olarak gönderdik “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilah yok. Sizi yeryüzündeki topraktan yaratan ve yeryüzünde sizin her birinize ömür verip yaşamanızı sağlayan O dur. Yaptığınız hatalardan dolayı O’ndan bağışlanma dileyin ve O’na tövbe edin. Çünkü benim Rabbim (kuluna) en yakın olan ve (kulunun çağrılarına) icabet edendir.
Kavmi “Ey Salih! Sen bundan önce aramızda çok iyi şeyler yapacağını umduğumuz birisi idin. Atalarımızın ibadet ettiklerine kulluk etmemizi mi yasaklıyorsun? Bizi davet ettiğin, bir olan Allah’a kulluk etmede tereddüt ve şüphe içindeyiz” dediler.
Salih “Ey kavmin görüyor musunuz? Ya bende Rabbimden açık, güçlü deliller varsa ve Rabbimden bana bir rahmet verilmişse, bu halde iken isyan edersem, Allah’dan gelecek azaba karşı bana kim yardım eder. (Sizin Allah’dan başkalarına ettiğiniz kulluğu onaylarsam) Bu benim yalnızca mahvımı artırır.”
“Ey kavmim! Şu gördüğünüz Allah’ın devesi sizin için bir ibret. Onu bırakın, Allah’ın arzında yesin içsin, sakın ola ki ona bir zarar vermeyin, yoksa sizi hemen bir azap yakalayacak” dedi.
Daha sonra deveyi boğazlayarak (keserek) öldürdüler. Salih onlara “Üç gün daha yurtlarınızda yaşayın. Bu yalanlanamayacak (Allah’ın) bir vaadidir” dedi.
Azap emrimiz geldiğinde, Salih ve onunla birlikte iman edenleri, rahmetimizle aşağılayıcı bir günden kurtardık. Zira senin Rabbin çok kuvvetli güçlere sahip olandır.
Ardından (Allah’ın uyarılarına karşı çıkarak) kendilerine zulmedenleri çok yüksek frekanslı bir ses (sayha) yakaladı. Bunun ardından bulundukları yerde dizlerinin üstlerine çöke kaldılar.
Sanki daha önce orada hiç yaşamamışlardı. Çünkü Semud, Rablerini inkâr etmiş ve bu cezada, Semud’un (yeryüzünden) uzaklaştırılışı olmuştur.
Elçilerimiz İbrahim’e müjde vermek için gelmişler ve “Selam” (sana ey İbrahim) demişlerdi. İbrahim de onlara “Selam” diyerek cevap verdi ve hemen ardından kızartılmış buzağı etini getirmekte geç kalmadı.
Ete ellerini uzatmadıklarını görünce, bu durum hoşuna gitmedi ve bundan dolayı İbrahim’in içini bir korku kapladı. Elçiler İbrahim’e “Korkma, biz Lut kavmi için gönderildik” dediler.
Yanlarında ayakta duran karısı (Kendi kavimlerini yok etmeye gelmeyişlerine sevinip) gülmüştü. Bunun ardından da İbrahim’in karısına İshak’ı müjdeledik ve İshak’ın arkasından da Yakup’u müjdeledik.
İbrahim’in karısı “Vay başıma gelene, ben yaşlı, elden ayaktan düşmüş bir kadın, kocamda kocamış bir erkek hale gelmişken doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşılacak bir durum” dedi.
Melekler kadına “Allah’ın sizin üzerinize olan rahmeti ve bereketi ile, (size çocuklar vererek) tam bir aile (ehli beyt) olmanızı sağlayacak, Allah’ın rutin işlerinden (her an yaratma halinde) birisi olanın, bu emrine mi şaşıyorsun? Şüphesiz ki Allah her an yeni bir şey yaratmasıyla, övülmeye layık olandır” dediler.
İbrahim’e müjde geldikten sonra, korkusu gider gitmez Lut kavmi hakkında bizimle karşılıklı tartışmaya başladı.
İbrahim gerçekten çok halim (insanlara karşı yumuşak huylu) insanları düşünen ve Rabbine samimi bir şekilde yönelen birisiydi.
Melekler “Ey İbrahim! Bu mücadeleden vazgeç, Lut kavmini helak emri, senin Rabbindendir. Artık, kesinlikle geri çevrilemeyecek bir azap onlara gelmiştir” dediler.
Elçiler Lut’a geldiklerinde, elçilere yapılacak kötülüklere engel olamayacağı için canı sıkıldı ve “Bu zor bir gün olacak” dedi.
Daha önce yaptıkları çirkin işleri yapacakları düşüncesiyle, kavmi koşarak Lut’a geldiler. Lut onlara “Ey kavmim! İşte kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. Allah’dan sakının misafirlerimin içinde beni küçük düşürmeyin. İçinizden bunu engelleyecek aklı başında kimse yok mu?” dedi.
Kavmi Lut’a “Sen bizim kızların hakkındaki gerçek düşüncelerimizi biliyorsun. Sen aynı zamanda ne istediğimizi de biliyorsun” dediler.
Lut “Keşke size engel olacak gücüm veyahut sizden kaçıp sığınacak sağlam bir yerim olsaydı” dedi.
Elçiler Lut’a “Biz Rabbinin elçileriyiz. Sana (kötülük yapmak için) asla ulaşamazlar Ailenle birlikte gecenin bir bölümünde şehri terk et, karının dışında, başka hiçbir kimse geride kalmasın, kavmine isabet edecek azap, o’nunda başına gelecek. Onlara verilen süre bu sabah ( (dolacak) tır. Sabah ise çok yakın değil mi?” dediler.
Azap emrimizin zamanı geldiğinde, oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine sert taşlar yağdırdık.
Rabbinin katında belirlenmiş bu ceza, haksızlık yapan (zulmeden) toplumlardan, hiçbir zaman uzak değildir.
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. “Ey kavmim! Sizin için kendisinden başka ilah olmayan Allah’a kulluk edin. Ölçerken ve tartarken eksik ölçüp tartmayın. Muhakkak ki ben size doğru olanı gösteriyorum. Aksi halde ben, her şeyi kuşatan büyük bir azabın sizin üzerinize gelmesinden korkuyorum.”
“Ey Kavmim! Ölçme ve tartma işini adaletli bir şekilde yerine getirin, yeryüzünde kargaşa çıkartarak, insanların eşyalarını eksilterek vermeyin.”
“Eğer Allah’a inanıyorsanız Allah’ın sizin için hak olarak bıraktığı daha iyidir. Ben sizin üzerinizde denetleyici de değilim” dedi.
Kavmi “Ey Şuayb! Atalarımızın ibadet ettikleri ilahları terk etmemizi veyahut sahip olduğumuz mallarımızdan dilediğimiz şeyleri yapmamamızı senin dinin (salatın-namazın) mı emrediyor? Hâlbuki sen gerçekten aklı başında bir insansın” dediler.
Şuayb onlara “Ey kavmim! Bakın, ben Rabbim tarafından açık ve sağlam delillerle destekleniyor ve güzel bir rızıkla rızıklandırılıyorsam damı? (Beni dinlemeyeceksiniz) Size yasakladığım şeylere muhalefet edip, o yasakları kendim yapmayı kesinlikle istemiyorum. Benim istediğim, gücümün yettiğince doğru olan şeyleri yapmak. Bunları başarmam ancak Allah’ın dilemesiyledir. Ben yalnızca ona güvendim ve benim yönelişim O nadır.”
(Şuayb) “Ey kavmim! Benim sizden farklı düşünmem (tek ilah inancım) sizi, Nuh kavmine, Hud kavmine ve Salih kavmine isabet eden (azap) in benzeri gibi Allah’ın yasakladığı haramları yapmaya sevk etmesin ve Lut kavmi sizden uzak değildi.
Rabbinizden bağışlanma dileyin ve yaptığınız hatalardan vazgeçip, O’na yönelin Şüphesiz ki benim Rabbim kullarına çok acıyan ve (kendisine itaat edenleri) çok sevendir” dedi.
Kavmi “Ey Şuayb! Söylediklerinden pek çoğunu anlamıyoruz ve seni aramızda çok zayıf birisi olarak görüyoruz. Eğer senin çevrendeki sana inananlar (taraftarın) çok olmasaydı, seni mutlaka taşa tutardık. Sen bizden güçlü birisi değilsin” dediler.
Şuayb onlara “Ey kavmim! Bana inanan insanların çokluğu, sizin için Allah’dan daha mı güçlüdür? Allah’ı (unutarak) arkanıza atıp, emirlerini dışladınız. Ama benim Rabbim yaptıklarınızı çepe çevre kuşatandır.”
“Ey kavmim! Bulunduğunuz yerde ki tüm imkânlarınızı kullanarak dilediğinizi yapın, bende doğru bildiklerimi yapacağım. Azabın kendisine geldiği kimseyi nasıl alçalttığını ve yalancının kim olduğunu öğreneceksiniz. Şimdi, siz bekleyip görün, bende bekleyip göreceğim” dedi.
Azap emrimiz onlara geldiğinde, Şuayb ve onunla birlikte iman edenleri, bizden bir rahmet olarak kurtardık. Arkasından şiddetli bir ses dalgası, zulmedip haksızlık yapanları yakaladı ve bulundukları yerde dizlerinin üstlerine çöke kaldılar.
Sanki onlar orada hiç yaşamamış gibi oldular. Semud kavmi yok edilip yeryüzünden silindiği gibi, Medyen halkı da yok edilmeyi hak etmedi mi?
Musa’yı da açık ve güçlü delillerimizle,
Firavun’a ve onun çevresindeki yöneticilerine göndermiştik. Buna rağmen Firavunun emirleri doğru olmadığı halde, çevresindekiler, Firavun’a itaat etmişlerdi.
Firavun kıyamet günü toplumunun önünde olmak üzere, onları ateşe götürecektir. Sürüklendikleri yer ne kadar kötü.
Onlar kendilerini bu lanet yere sürükleyecek şeylere uydular ve kıyamet gününde de paylarına düşen ne kadar kötüdür.
Bu, sana bir kısmını anlattığımız kasabanın haberlerindendir. Onlar ayakta idiler, sonra (biçilmiş ekinler gibi) yerle bir oldular.
Biz onlara haksızlık yapmadık, ama onlar zulmederek kendilerine haksızlık yaptılar. Rabbinin emri başlarına geldiğinde, Allah’dan başka dua ettikleri ilahlarının hiç birisi, onları kurtarmaya güçleri yetmediği gibi, yalnızca yok olmalarını artırdı.
İşte Rabbinin bu yakalayışı, zulüm ederek haksızlık yapan bu kasaba halkını cezalandırışıdır. Allah’ın yakalayıp ceza verişi çok acıklı ve çok şiddetlidir.
Ahiret azabından korkanlar için, anlatılan bu kasaba halkından alınacak ibretler var. İşte bu gün, insanların Allah için toplanılacağı gün ve o gün her şeyin şahitlendirileceği bir gündür.
O kıyamet gününü, belirlenmiş bir zamana kadar erteleriz.
O gün geldiğinde, Allah’ın izin verdiklerinden başka hiçbir kimse konuşamaz. İçlerinde Allah’a başkaldırmış olanlar da olsa, mutlu olanlarda olsa (konuşamazlar).
Şimdi başkaldıranlara (şakiler) gelince, onların ateşin içerisinde feryat edip bağırıp, çağırıp iç çekmekten başka yapacakları bir şey yok.
Rabbinin dilediği süre gökler ve yer var oldukça, onlarda ateşin içinde sürekli kalacaklar. Senin Rabbin dilediğini yapandır
Mutlu olanlara gelince, onlarda cennet içerisindedirler. Rabbinin dilediği süre, gökler ve yer var oldukça, onlarda cennet içerisinde süresiz bitmez tükenmez bir lütuf içindedirler kalacaklar.
Onların, daha önceki atalarının kulluk ettikleri şunlara (putlara) kulluk ettiklerinden asla şüphen olmasın. Bizde bu davranışlarından dolayı onlara paylarına düşeni, elbette eksiltmeksizin verenleriz.
Musa ya da bir kitap indirmiştik. Sonra kitabın içeriğinde ihtilafa düşüldü. Daha önce Rabbinden verilmiş bir söz olmasaydı, ihtilafa düşenler hakkında hemen azap hükmü verilirdi. Şurası bir gerçek ki onlar, kitap hakkında şüphe ve güvensizlik içinde idiler.
Bunun karşılığında senin Rabbin, ihtilaf edenlerin hepsine yaptıklarının karşılığını ödeyecektir. Çünkü Rabbin onların yaptıklarının tümünden haberdardır.
O halde, sen ve yaptıkları yanlışlardan dönenler (tövbe edenler), kitapta emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun ve Rabbinizin emirlerine isyan etmeyin. Bilin ki O, yaptıklarınızı görendir.
Sakın ola ki haksızlık yapıp zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur da, ateşe karşı sizi koruyacak Allah’dan başka hiçbir kimse bulunmaz ve size yardımda edilmez.
Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın zamanında namaz kılın. (Şunu unutmayın) güzel davranışlar, yapılan yanlışlıkları siler. Bu hatırlatma düşünenler içindir.
Sabredin. Allah, yapılan iyilikleri asla zayi etmez.
Sizden önceki nesiller içerisindeki güç sahipleri, yeryüzünde karışıklık çıkarmayı yasaklamaları gerekirken, o toplumların içinden kurtardığımız pek az bir azınlık fesadı engellemeye çalıştı. Fesadı engellemeyen zalimler, yeryüzünde kendilerini azdıran kazançların peşine düştüler.
Bir şehrin toplumu (inansın veya inanmasın), doğru ve yararlı davranışlarda bulunduğu sürece, senin Rabbin o şehri haksız yerer (zulüm ile) yok edecek değildir.
Rabbin dileseydi, yeryüzünde farklı inançlarda olan tüm insanları, tek inançlı bir toplum (ümmet) haline getirirdi. Ancak insanlar farklı görüşte olamaya devam ediyorlar.
Rabbinin merhamet ettiği kimseler (ihtilaf etmezler). Rabbin insanları bu şekilde (farklı, ihtilaf edebilecek kabiliyette) yarattı ki, Rabbinin verdiği söz tamamlanınca, “Sizin bilmediğiniz (cin) ve bildiğiniz (nas) ihtilafa düşüp inkâr etmiş insanların hepsini, cehenneme dolduracağım” dedi.
Sana anlattıklarımızın, senin kalbine yerleştirdiğimiz elçilerin haberlerindendir. Bu anlatılanlar sana gerçek yaşanmış doğrular olarak gelmiş olup, inananlar için bir öğüt ve hatırlatmadır.
İman etmeyenlere “Bulunduğunuz yerde yapacaklarınızı yapın, bende, ne yapmam gerekiyorsa yapacağım.”
“Bekleyip görün, bende bekleyenlerdenim” de.
Göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. Bütün işler O’na döndürülür. O halde yalnızca O’na kulluk et ve yalnızca O’na güven. Senin Rabbin yaptığınız hiçbir şeyden habersiz değildir.