Elif, Lâm, Ra. Bu, apaçık [³] bir Kitabın icazını müştemil âyetleridir.
[2] Sûre-i Celîle Mekke'de nazil olmuş 110 âyettir.[3] Helâl ve haramı açık veya hakkı bâtıldan ayırır.
Biz onu mânasına akıl erdiresiniz diye arabî bir Kur/an olarak inzal ettik.
Biz bu Kur/an/ı [⁴] sana vahiy etmekle en güzel kıssayı [⁵] sana hikâye ediyoruz, gerçi sen evvelce ondan gafil isen de.
[4] Bu sûreyi.[5] Diğer sûrelerde bulunmayan ibretler, nükteler, hükümler, acip şeyler bulunmakla. Veya bu kıssayı hüsn-ü beyan ile beyan ederiz.
Hani Yusuf babasına: «— Babacığım! Ben rüyada on bir yıldız, güneş, ay gördüm, onları bana secde eder gördüm» demişti.
Yakup demişti: «— Oğulcağzım! Rüyanı kardeşlerine nakletme ki hakkında kuvvetli bir hile kurmasınlar. Zira şeytan insana apaçık bir düşmandır».
Bunun gibi [¹] Rabbin seni nübüvvet ile güzide kılacak, sana rüya tabirini [²] öğretecek, evvelce büyük babaların İbrahim ve İshak hakkında nimetini tamamladığı gibi senin hakkında da, Yakup ailesi hakkında da nimetini tamamlayacak [³] tır. Çünkü Rabbin hakkıyle âlimdir, hakimdir».
[1] Bu rüya ile kadrini âli kılacağı gibi.[2] Veya kütüb-ü ilâhiyeüıin, enbiyay-i sâlifeden mervi olan sözlerin gizli, kapalı yerlerini anlamayı.[3] Sana büyük devlet verecek, seni dünya ve âhiret saadetine nail edecek.
Yusuf ve kardeşlerinin kıssalarında onu soranlar ve başkaları için birtakım ibretler vardır.
Hani kardeşleri aralarında demişlerdi: Yusuf ve ana baba bir kardeşi babası yanında bizden daha sevgilidir. Halbuki biz çoğuz [⁴], babamız dünya işinde her halde açık bir surette şaşırmıştır.
[4] Biz çetin işler zamanında işe yararız, onlar çocuktur.
Biri dedi ki: Yusuf/u öldürün veya bir yere [⁵] atıverin ki babanızın yüzü yalnız size dönsün. Bundan sonra salih kimseler olursunuz [⁶].
[5] Uzak bir yere veya ümrandan hâli yere.[6] Tövbe edersiniz veya serdedeceğiniz özürden dolayı babanız ile aranız düzelir veya dünya işiniz yoluna girer.
Onlardan biri: «— Eğer yapacak iseniz [⁷] Yusuf/u öldürmeyin, onu kuyu dibine atın da gelip geçenlerden biri onu oradan alsın» demişti.
[7] Yapmasanız daha iyi ya. Veya beni dinlerseniz.
Onlar dediler: Baba! Yusuf/u bize neye emniyet etmiyorsun? Biz onun hakkında hayırhahız.
Yarın onu bizimle beraber kıra gönder ki bizim ile yiyip içsin, gülüp oynasın. Biz onu her halde saklarız.
Yakup: «— Onu alıp götürmeniz beni mahzun eder [⁸], korkarım ki siz dalgın bir halde iken onu kurt yer» dedi.
[8] Çünkü ayrılığına dayanamam.
Onlar: «— Biz böyle çok iken onu kurt yerse artık biz ziyankâr oluruz [⁹]» dediler.
Onlar Yusuf/u götürüp kuyu dibine bırakmaya karar verince yapacaklarını yaptılar. Biz de ona «— Onların bu işini ileride onlara haber vereceksin. Onlar ise seni tanımayacaklar» diye vahiy ettik.
Yatsı vakti ağlaya ağlaya babalarına geldiler.
«— Baba! Biz koşmaca oynuyorduk [¹], Yusuf/u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Bunun üzerine onu kurt yedi. Biz gerçek de olsak sen bize inanacak değilsin» dediler.
[1] Yahut ok atışıyorduk.
Yalan kan ile bulaşık gömleğini [²] getirdiler. Yakup «-— Hayır, nefsiniz size bu işi kolaylaştırdı. [³] Benim işim telâşsız katlanmadan ibarettir. Sizin bu hal ve hareketinize karşı ancak Tanrı/dan yardım isterim. Başka elimden ne gelir.» dedi.
[2] Veya gömleğin üstündeki yalan kanı.[3] İş dediğiniz gibi değil. Bu çetin işi kolay gördünüz de Yusuf hakkında dediğinizden başkasını yaptınız.
Kuyu başına bir kervan kondu, sakalarını kuyuya gönderdiler. Saka kovasını kuyuya sarkıttı. «Müjde! İşte bir çocuk» dedi. Onlar [⁴] ticaret metaı olmak üzere onu başkalarından gizlediler. Allah onların yaptıklarını hakkıyle bilir.
[4] Yolcular veya haber alan kardeşleri.
Onlar onu pek ucuz pahaya, birkaç dirheme sattılar, ona tamah göstermediler [⁵].
[5] Yolcular kuyuda bulmakla veya hakikati anlamakla yanlarında tutmak istemediler de, parasını aramadılar veya kardeşleri uzak düşmek için para aramadılar.
Onu satın alan Mısırlı biri karısına «— Ona iyi bak, olabilir ki bize faydası dokunur veya onu oğul ediniriz» dedi. Bunun gibi [⁶] biz Yusuf/u Mısır toprağında mevki sahibi kıldık. Ona rüya tabirini de öğrettik. Allah fermanında [⁷] galiptir, fakat birçok nâs onu bilmez.
[6] Ölümden, kuyudan kurtardığımız, satın alan kimsenin kalbine muhabbet verdiğimiz gibi.[7] İradesi yerine gelir. Emrini tevkif edecek yoktur.
Yusuf yiğitlik çağına baliğ olunca biz ona hüküm [⁸] ve ilim [⁹] verdik. Biz işte böyle iyilik edenlere mükâfat veririz.
[8] Hikmet, nübüvvet, müşkül işlerin hal ve faslı.[9] Şeriat, rüya tabiri.
Bulunduğu evdeki kadın ondan murat almak istedi, kapıları sımsıkı kapadı, «— Beri gel» dedi. Yusuf «— Tanrıya sığınırım, çünkü o [¹], benim efendimdir. Bana iyi bakmıştır, zina ile kendisine zulüm edenler felâh bulmazlar» dedi.
Kadın ise o işi kastetmişti; Yusuf da ona uyacaktı [²]. Rabbinden burhan görmemiş olsaydı [³] olacak olurdu. İşte böylece biz ondan kötülüğü, hayasızlığı gideririz. Çünkü o bizim halis muhlis kullarımızdandır.
[2] Veya def'ini istiyordu.[3] Zinanın kötü bir şey olduğunu hakkıyle bilmemiş olsaydı.
İkisi de kapıya koşuştular [⁴], kadın onun gömleğini arkadan boylu boyunca yırttı. Kapının yanında kadının efendisine rastgeldiler. Kadın kendini temize çıkarmak üzere ailene kötülük yapmak isteyene zindana atılmaktan veya acıklı bir cezaya [⁵] çarpılmaktan başka ne ceza verilir! dedi.
[4] Yusuf kaçtı, o ardına düştü, koşuşarak kapıya kadar geldiler.[5] Kamçı ile dövmek gibi.
Yusuf töhmeti atarak, «—O, benden murat almak diledi» dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şehadet etti [⁶]. Eğer Yusuf/un gömleği önünden yırtılmış ise kadın gerçek söylüyor, o, yalancılardandır.
Şayet gömleği ardından yırtılmış ise kadın yalancıdır, o, gerçek diyenlerdendir.
Efendisi Yusuf/un gömleğini ardından yırtık görünce kadına dedi ki: «— Bu, sizin desiselerinizdendir, çünkü desiseleriniz büyüktür».
Yusuf/a da: «— Yusuf! Sen bundan yüz çevir [⁷]», kadına de «— Sen de günahın için yarlıganmak dile, çünkü sen suçlusun».
[7] Bu macerayı kimseye açma.
Şehirde birtakım kadınlar bunu işitmekle vezirin karısı kölesinden murat almak istemiş de kölesinin muhabbeti kalbini yakmış [⁸]. Biz onu apaşikâr bir sapıklıkta görüyoruz [⁹], dediler.
[8] Yahut kalbinde sabr-u takat bırakmamış, kendisini çıldırtmış.[9] Ne oluyor da bu köleye tutuluyor!
Vaktaki vezirin karısı o kadınların bu tâyiplerini işitti, onlara haber gönderdi, onları dâvet etti, onlar için bir meclis ve ziyafet hazırladı. Her birinin eline birer bıçak verdi, Yusuf/a da onların huzuruna çık, dedi. Kadınlar Yusuf/u görünce büyüksenerek [¹] ellerini kestiler [²] «— Haşa! [³] bu, insan değildir, bu mükerrem bir melekten başka bir şey değildir» dediler.
[1] Güzelliğinden kendilerine hayret ve dehşet gelerek veya mehabeti onların kalbine korku düşürerek veya korkularından hayır görerek.[2] Kadınların fart-ı dehşet ve hayretlerinden kinayedir.[3] Yani Allah noksan ve acizden münezzehtir, böyle güzel yaratmadan âciz değil amma bu da insan değildir.
O «— Beni kınadığınız köle işte budur Ben ondan murat almak istedim, o ise ismet gösterdi. Eğer o, emrettiğimi yapmazsa her halde zindana atılacak. Zelillerden olacak» dedi.
Yusuf «— Yâ Rab! Zindan bana bunların dâvet ettikleri şeyden [⁴] daha sevgilidir. Şayet onların desisesini benden defetmezsen onlara meyleder, cahillerden olurum», dedi.
[4] Kadınlar vezirin haremine ita'at et demekle onların dediklerinden.
Rabbi onun duasını kabul buyurdu. Kadınların desisesini ondan defetti. Çünkü o, semi/dir, hakkıyle âlimdir.
Onlar Yusuf/un ismetini gösterir birtakım alâmet gördükleri halde yine bir müddet [⁵] Yusuf/u hapsetmeyi münasip gördüler.
[5] Söz kesilinceye kadar.
Onunla beraber zindana iki köle daha girdi. Onlardan biri rüyada kendimi şarap [⁶] sıkıyor gördüm dedi; diğeri de rüyada ben kendimi, başım üzerinde ekmek taşırken kuşların gelip ondan yediklerini gördüm, dedi. Bunun tâbirini bize bildir. Çünkü seni iyi işleyen kimselerden görüyoruz [⁷] dediler.
[6] Şarap olacak üzüm.[7] Veya bu hususta mahir kimselerden.
Yusuf dedi ki: «— Size gıda olmak üzere gelecek yemeklerin size gelmeden evvel, ne olduğunu [⁸] bildirebilirim [⁹]. Bu, [¹⁰] Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Ben Allah/a iman etmeyip âhireti tanımayan bir kavmin din ve milletini terkettim.»
[8] Yani yiyeceğiniz şeyleri.[9] Yusuf Aleyhisselâm rüyayı tâbir etmeden evvel emr-i dini tebliğ etmek istedi ve mucize gösterdi.[10] Te'vil hususu ile ihbar ı gaybiyyeyi bildirmek hususu.
Ben, babalarım İbrahim, İshak ve Yakub/un din ve milletine tâbi oldum. Allah/a bir şeyi şerik koşmak elimizden gelmez. Bu tevhit Allah/ın bize ve insanlara bir inayetidir. Fakat birçok insanlar şükretmezler».
«— Ey zindan arkadaşlarım! Dağınık Rabler mi hayırlıdır, yoksa yegâne olan, kahhar olan Allah mı? Allah/ı bırakarak ancak sizlerin, babalarınızın takmış olduğu birtakım abes adlara tapıyorsunuz ki Allah onun hakkında hiçbir burhan indirmemiştir. Hüküm ancak Allah/ındır. O, ancak kendisine tapmanızı emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat birçok insanlar onu bilmezler.
«— Ey zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap içirecek, diğeri ise asılacak da kuşlar onun başından yiyecek. İşte sorduğunuz şey böyle olup bitmiştir».
Yusuf içlerinden kurtulacağını bildiği kimseye «— Beni efendinin yanında an» deyince şeytan ona efendisinin yanında anmasını unutturdu, bunun üzerine Yusuf birkaç yıl zindanda kaldı.
Padişah «— Rüyada yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini, bir de yedi yeşil başak ile yedi kuru başak [¹] gördüm ey ileri gelenler! Rüyâ tâbir etmeyi biliyorsanız bana bu rüyanın tâbirini bildirin» dedi.
[1] Kurular yeşillere sarılmış da yeşiller kalmamış.
Onlar «— Bu karmakarışık rüyalardır, biz bu karışık rütâ tâbirini bilen kimseler değiliz» dediler.
44, 45. Zindandan kurtulan kimse uzun müddet sonra Yusuf u hatırlayarak «— Ben size onun tâbirini haber veriyorum, hele beni gönderin» dedi. Zindana gidip «— Yusuf! Ey çok doğru sözlü! Yedi semiz ineği yedi zayıf inek yiyor, bir de yedi yeşil, yedi kuru başak bulunuyor. Bunun tâbirini bildir, halka [¹] döneyim de onlar da fazl-u şerefini [²] bilmiş olsunlar» dedi.
[1] Padişah ve eshabına veya ahaliye.[2] Veya rüyanın tâbirini.
44, 45. Zindandan kurtulan kimse uzun müddet sonra Yusuf u hatırlayarak «— Ben size onun tâbirini haber veriyorum, hele beni gönderin» dedi. Zindana gidip «— Yusuf! Ey çok doğru sözlü! Yedi semiz ineği yedi zayıf inek yiyor, bir de yedi yeşil, yedi kuru başak bulunuyor. Bunun tâbirini bildir, halka [¹] döneyim de onlar da fazl-u şerefini [²] bilmiş olsunlar» dedi.
[1] Padişah ve eshabına veya ahaliye.[2] Veya rüyanın tâbirini.
46, 48. Yusuf dedi ki «— Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz, yiyeceğiniz az bir miktardan maada yemediklerinizi başağında bırakın, bundan sonra yedi sene güçlük vâki olur [³] halk evvelce biriktirdiğinizi yerler. Ancak birazını tohumluk olmak üzere saklarsınız.
[3] Kıtlık, kuraklık seneleri gelir.
46, 48. Yusuf dedi ki «— Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz, yiyeceğiniz az bir miktardan maada yemediklerinizi başağında bırakın, bundan sonra yedi sene güçlük vâki olur [³] halk evvelce biriktirdiğinizi yerler. Ancak birazını tohumluk olmak üzere saklarsınız.
[3] Kıtlık, kuraklık seneleri gelir.
46, 48. Yusuf dedi ki «— Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekersiniz, yiyeceğiniz az bir miktardan maada yemediklerinizi başağında bırakın, bundan sonra yedi sene güçlük vâki olur [³] halk evvelce biriktirdiğinizi yerler. Ancak birazını tohumluk olmak üzere saklarsınız.
[3] Kıtlık, kuraklık seneleri gelir.
Daha sonra bir yıl gelir ki halk yağmur görür [⁴], işte o sene sıkarlar [⁵]».
[4] Bereketli yıl görürler.[5] Meyvelerin çokluğundan üzüm, zeytin, susam gibi meyveleri sıkarlar veya hayvanların memelerini sağarlar.
Padişah tâbiri öğrenmekle «— Onu bana getirin» dedi. Elçi Yusuf a gelince Yusuf ona beraetini izhar için «Efendine dön, ne oldu da kadınlar ellerini kestiler? diye kendisinden sor. Rabbim onların desiselerini hakkıyle bilir» dedi.
Padişah kadınları topladı, onlara «Yusuf/tan murat almak istediğiniz zaman ne halde idiniz? [⁶]» diye sordu. Onlar «— Hâşa! [⁷] biz ondan bir kötülük görmedik» dediler. Vezirin karısı «— İşte şimdi hak büsbütün belli oldu. Evet ben ondan murat almak istedim, o ise sözünde sadıktır» dedi.
[6] Yusuf'un size meylini gördünüz mü?[7] «Allah her bir ayıptan münezzehtir». Kadınlar Yusuf'un nezahetine taaccüp ederek bu cümleyi irat etmişlerdir.
Yusuf dedi ki «— Maksadım vezirin, kendi gaybubetinde [⁸] ona hiyanet etmediğimi, Allah/ın, hainlerin desiselerine yol vermediğini bilmesidir.»
[8] Veya gizli bir yerde, perde ardında.
«— Ben nefsimi temize çıkarmıyorum; çünkü nefis kötülüğü emreder [¹]. Meğer ki Rabbimin esirgemesi olsun. Çünkü Rabbim gafurdur, rahimdir.»
Padişah «— Onu bana getirin, onu kendim için ayıracağım [²]» dedi. Vaktaki onunla konuştu, «— Bugün sen nezdimizde mevki sahibisin, emniyet sahibisin» dedi
[2] Kendime mahsus arkadaş edineceğim.
Yusuf «— Beni arz-ı Mısır/ın hâzineleri üzerine tâyin et. Zira ben hâzineyi muhafaza eder, tasarrufu da bilirim» dedi.
Bunun gibi [³] Yusuf/a Mısır toprağında mevki ve şeref verdik; o, dilediği yerde karar kılardı [⁴]. İşte biz dilediğimize rahmetimizi eriştiririz. İyi işleyenlerin mükâfatını da zâyi etmeyiz.
[3] Zindandan kurtardığımız gibi.[4] İstediğini yapardı.
İman edip sakınmış olanlar için âhiret mükâfatı daha hayırlıdır.
Yusufun kardeşleri gelip nezdine girdiler. Onlar Yusuf/u tanımadıkları halde Yusuf onları tanıdı.
Vaktaki Yusuf onların yüklerini hazırladı ve onlara dedi ki: Baba bir erkek kardeşinizi bana getirin, görüyorsunuz ya ben tam ölçek veriyorum. Misafirperverlerin de en hayırlısıyım.
Şayet onu bana getirmezseniz artık benden zahire beklemeyin; bir daha bana da yaklaşmayın.
«— Onu babasından istemeye çalışacağız. Biz emrinizi yerine getiririz» dediler.
Yusuf «— Kölelerine [⁵] zahire bedellerini yüklerinin içine koyun, ailelerine dönünce olabilir ki onun iade olunduğunu anlarlar da tekrar gelebilirler» dedi.
[5] Kendi adamlarına, memurlarına.
Vaktaki babalarına döndüler. «— Baba! Artık bize zahire men edildi. Bizim ile kardeşimizi gönder ki zahire alalım. Biz onu saklarız» dediler.
Yakup «— Daha evvel kardeşi için size nasıl emin oldumsa bunun hakkında da size öyle emin olabilir miyim? Fakat Allah saklayanların hayırlısıdır. Esirgeyenlerin de en ziyade esirgeyenidir» dedi.
Vaktaki yüklerini açtılar, zahire sermayelerini kendilerine iade edilmiş buldular, «baba daha ne isteriz! İşte sermayemiz bize iade olundu. Biz onunla ailemize tekrar erzak getiririz. Kardeşimizi de saklarız. Kardeşimiz için bir deve yükü zahire artırırız. Çünkü bu getirdiğimiz zahire azdır [¹]» dediler.
[1] Yahut kardeşimiz vasıtasıyla alacağımız bu deve yükü zahire az bir zahiredir. Bununla Mısır'da müzayaka hasıl olmaz, onlara sıkıntı gelmez
Yakup «— Bana salimen getireceğinize dair Allah/a karşı aht-ü peymanda bulunmazsanız onu sizinle beraber gönderemem, meğer ki etrafınız kuşatılıp çaresiz kalasınız» [²] dedi. Vaktaki pederlerine aht-ü peymanda bulundular. Yakup «— Allah bu dediklerimize şahit olsun» dedi. Bünyamin/i onlarla beraber gönderdi.
[2] Ölmüş olunuz veya âciz kalınız da gelmeyiniz.
Yakup dedi ki: Oğullarım! Mısır/a hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin [³] bununla beraber Allah/ın takdirinden hiçbir şeyi def edemem. Hüküm ancak Allah/ındır. Ben ona mütevekkil oldum; mütevekkil olanlar da ancak ona mütevekkil olsunlar.
[3] Sizi görerek halk şüpheye düşmesin.
Vaktaki onlar babalarının emirleri veçhile ayrı ayrı kapıdan girdiler. Bu hal Allah/ın azasından hiçbir şeyi def edemedi [⁴], yalnız Yakup nefsindeki dileği [⁵] meydana çıkarmış oldu. Şüphe yok ki Yakup kendisine öğrettiğimize göre ilim sahibidir. Fakat pek çok nâs Yakup gibi bilmezler.
[4] Yine sirkatle itham olundular.[5] Peder şefkatini.
Vaktaki onlar Yusuf un nezdine girince Yusuf kardeşini yanına aldı, «— Ben senin kardeşinim, onların evvelce bize yaptıklarına mahzun olma» dedi.
Yusuf onların yüklerini hazırlayınca kardeşinin yüküne bir maşrapa koydurdu. Şehirden çıkınca arkalarından bir münadi nida etti: Ey kafile! Durun, siz hırsızsınız [¹].
Yakup oğulları onlara dönerek «— Ne kaybettiniz?» dediler.
Onlar «— Padişahın maşrapasını [²] kaybettik. Her kim onu getirirse ona bir deve yükü zahire müjdesi vardır» dediler. Münadi ben de ona kefilim dedi.
[2] Bu, hem ölçek olurdu, hem onunla su içilirdi.
Yakup oğulları «— Allah Allah, bilirsiniz ki biz Mısır toprağına fesat çıkarmak için gelmedik, hırsız da değiliz» dediler.
Onlar «— Yalan söylüyorsanız çalanın cezası nedir?» dediler.
Yakup oğulları «— Bunun cezası yükünde çalınan şey bulunan kimsenin kulluğudur. İşte bu kimse onun cezasıdır [³]. Biz zalim olan hırsızlara böyle ceza veririz» dediler.
[3] Yani yalnız hırsızı, malı çalınan adamın ceza olarak kullukla tutmasıdır.
Yusuf [⁴] kardeşinin kabından evvel onların kaplarından başladı. Sonra maşrapayı kardeşinin kabından çıkardı. «— Biz Yusuf/a böyle bir tedbiri öğrettik, yoksa padişahın din ve şeriatta kardeşi tutmak yoktu. Bu, ancak Allah/ın dilemesiyle oldu [⁵].Biz dilediğimizin derecelerini yükseltiriz, her ilim sahibinin üstünde hakkıyle bilen kimse vardır.»
[4] Veya münadi.[5] Allah'ın dilediği Yakup şeriatı ile.
Onlar o, hırsızlık etmişse ondan evvel kardeşi de hırsızlık etmiştir. Yusuf cevabı [⁶] kalbinde gizledi, onlara izhar etmedi. Kendi kendine siz onlardan daha fena bir mevkidesiniz. Allah beyan ettiklerinizin doğrusunu bilir dedi.
[6] Veya siz daha fenasınız sözünü.
Onlar «— Vezir! Onun ihtiyar, büyük bir babası vardır. Onun yerine birimizi al, seni lütuf ve ihsan edenlerden görüyoruz» dediler [⁷].
[7] İhsanını tam kıl da biraderimizi bağışla.
Yusuf «— Allah/a sığınırım, biz eşyamızı kimde bulmuşsak ancak onu tutarız. Öyle yapmazsak zalimlerden oluruz» dedi.
Vaktaki Yusuf/tan ümidi kestiler, gizli görüşmek için bir yere çekildiler. Büyükleri dedi ki: Bilmez misiniz ki babanız sizlerden Allah/a karşı bir ahit ve peyman aldı. Daha evvel Yusuf hakkında da taksirde bulunmuştunuz, artık ben buradan asla ayrılmam, meğer ki babam bana izin versin veya Allah bana hüküm etsin [¹] O, hâkimlerin hayırlısıdır.
[1] Allah kardeşimi kurtarsın, bu işe bir suret versin.
Babanıza dönün, deyin ki «— Baba! Oğlun hırsızlık etmiştir, biz ancak bildiğimize [²] şahit olduk, gaybe [³] vâkıf değildik.
[2] Maşrapanın onun kabında çıktığına.[3] Hakikat hali bilmiyoruz veya aht-ü peyman verdiğimiz zaman onun hırsızlık edeceğini.
Bulunduğumuz kasaba ahalisinden, beraber geldiğimiz kafileden [⁴] sor, biz muhakkak sözümüzde sadıkız.
[4] O kafile Yakub'un komşularındandı.
Babalarına avdet edince Yakup «— Hayır, nefsiniz size bu işi kolaylaştırmıştır [⁵]. Telâşsız sabır etmeden başka elimden ne gelir! Olabilir ki Allah bana hepsini kavuşturacaktır. Çünkü O, hakkıyle âlimdir, hakimdir» dedi.
[5] Canınız öyle istedi, yoksa Mısır padişahı bizim şeriatımızı ne bilir!
Onların yanından bir tarafa çekildi. «— Vah Yusuf! Vah Yusuf!» dedi. Öfkesini yuttuğu halde [⁶] hüzünle ağlamaktan gözlerine ak geldi.
[6] Oğullarına öfkesini izhar etmediği halde veya içi gam ile dolu olduğu halde.
Oğulları «— Tanrıya ant olsun ki sen Yusuf diye diye hasta veya helâk olacaksın» dediler.
Yakup dedi ki: «— Kalbimde tutamadığım kederimi, hüznümü ancak Allah/a arz ederim. Ben sizin bilmediklerinizi bilirim».
Oğullarım! Mısır/a gidin de Yusuf ile kardeşini araştırın, sakın Allah/ın lûtfundan ümidi kesmeyin, kâfirlerden başkası Allah/ın lûtfundan ümidini kesmez».
Vaktaki Yusuf/un nezdine girdiler, dediler ki Vezir! Bizi ve ailemizi zaruret sardı. Biz az bir sermaye ile geldik, bize ölçeği tam ver, bize sadaka ver [¹], Allah sadaka verenlerin mükâfatını verir.
[1] Sermayemizin naçizliğine bakma, veya kardeşimizi bize bağışla.
Yusuf «— Siz cahillikle Yusuf/a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?» dedi.
Onlar «— Ay! Sen Yusuf musun?» dediler. O da dedi: Evet ben Yusuf/um, bu da kardeşimdir. Allah bize in/am ve ihsan eyledi. Çünkü her kim sakınır, katlanırsa [¹] Allah bu gibi iyi işleyenlerin mükâfatını zâyi kılmaz.
Tanrı hakkı için; Allah seni bize faik kıldı, biz suçlu imişiz dediler.
Yusuf onlara dedi ki: Bugün size asla başa çalma yoktur. Allah sizi yarlıgasın. O, esirgeyenlerin en esirgeyenidir.
Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, gözü açılır. Bütün ailenizi bana getirin.
Vaktaki kafile Mısır/dan ayrıldı, babaları «— Ben Yusuf/un kokusunu alıyorum, ah bana bunadı demeseydiniz!» dedi.
Yanındakiler: Tanrı hakkı için sen hâlâ eski yanlıştasın, dediler.
Vaktaki müjdeci geldi. Gömleği Yakub/un yüzüne sürdüğü gibi gözü açıldı. Yakup «— Ben size bilmediğinizi Allah tarafından bilirim demedim mi?» dedi.
Onlar: «— Baba! Allah/tan günahlarımızın yarlıganmasını iste; çünkü biz suçlu imişiz» dediler.
Yakup: Rabbimden sizin için yarlıganmak isteyeceğim; çünkü gafur O/dur, rahim O/dur» dedi.
Vaktaki onlar Yusuf/un nezdine [¹] girdiler, Yusuf ebeveynini yanına aldı. Hepsine «— İnşaallah emin olarak Mısır/a girin [²]» dedi.
[1] İstikbaline geldiği yerde kurduğu çadıra.[2] Mısır'da ikamet edin.
Evebeynini taht üzerine oturttu, hepsi ona secdeye kapandılar [³]. Yusuf dedi ki «— Babacığım! İşte evvelce gördüğüm rüyanın tâbiri budur, Rabbim o rüyayı doğru çıkardı, bana lütuf ve ihsan etti; çünkü beni zindandan çıkardı, şeytan benim ile kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getirtti, bana kavuşturdu. Rabbin dilediği kimse hakkında lûtufkârdır, hakkıyle alim O/dur, hakim de O/dur».
[3] Yusuf'u kıble yaparak Allah'a secde-i şükür ettiler. O vakitler tâzim öyle olurdu.
Münacat tariki ile «— Yâ Rab! Bana Mısır/ın mülkünü verdin, rüya tâbirini de öğrettin, ey gökleri, yeri yaratan! Dünyada ve âhirette benim işlerimi gören sensin. Müslüman olarak ruhumu al, beni salihlere [⁴] ilhak et».
[4] Babalarım olan enbiyaya.
Ya Muhammed ! İşte bu, gayb haberlerindendir, biz onu sana vahiy ediyoruz. Onlar mekir ve hile ederek işlerine karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.
Ne kadar haris olsan da yine nâs/ın pek çoğu mü/min değillerdir.
Sen bu tebligat için onlardan ücret istemiyorsun. Bu Kur/an âlemler için öğütten ibarettir.
Göklerde, yerde nice nişanlar vardır ki ondan yüz çevirerek yanından geçerler [¹].
[1] Görürler de ibret almazlar.
Onların pek çoğu ancak şerik koşarak Allah/a inanırlar [²].
[2] Hâlik olduğuna inanırlar, fakat esnama taparlar.
Farkına varmaksızın Allah/ın azabı onları kaplamasından veya birdenbire kıyamet kopmasından onlar emin mi oldular?
Onlara de ki: İşte benim yolum, ben de, basiret üzere [³] Allah/a dâvet ediyorum, bana tâbi olanlar da basiret ile dâvet ederler. Allah her şeyden tamamıyle münezzehtir, ben şerik koşanlardan değilim.
[3] Yakına, burhana istinat ederek.
Senden evvel, ancak kasaba ahalisinden olup kendilerine vahiy nazil kıldığımız birtakım erkek adamlar gönderdik [⁴]. Onlar [⁵] yeryüzünde gezip daha evvel peygamberleri yalancı sayanların nasıl akıbete uğradıklarını görmüyorlar mı? Dâr-ı âhiret sakınanlar için hayırlıdır. Daha aklınızı kullanmaz mısınız?
[4] Melek göndermedik.[5] Ehl-i Mekkeliler.
O kadar mühlet verilmişti ki nihayet peygamberler bile ye/se düşmüşler, halk peygamberlere vaadettikleri hususta yalan vâde verilmiştir, zannında bulunmuşlardı [⁶]. İşte o vakit onlara yardımımız yetişti, biz dilediğimizi kurtarırız. Şiddetimiz günahkârlardan hiçbir veçhile geri çevrilmez.
[6] Yahut peygamberler bildiler ki kendileri tekzip olundular, artık iman getirmeyeceklerdir.
Peygamberlerin kıssalarında tam akıllılar için ibret vardır. Bu Kur/an, uydurulmuş bir söz değildir. Fakat evvel nazil olan Kitapların tasdikini, her şeyin tafsilini hâvidir. Mü/minlere ayn-i hidayettir, ayn-i rahmettir.