Hâ, Mim.
[3] Mekke'de nâzil olmuş (85) âyettir.
Kitabın indirilmesi yegâne galip olan, hakkıyle bilen Allah tarafındandır.
O, günahı yarlıgayan, tövbeyi kabul eden, ukubette şiddetli, in/am ve ihsanı bol olan Zat/tır. O/ndan başka tapacak yoktur. Dönüş O/nun tarafınadır.
Allah/ın âyetlerinde, kâfirlerden başka çene çalan bulunmaz [⁴]. Onların şehirlerde dolaşmaları seni aldatmasın [⁵].
[4] Âyetlere tecavüz etmez, onların iptaline yeltenmez.[5] Ticaret ile gidip gelmelerini, bol bol geçinmelerini aldırma. Sonu fenadır.
Onlardan evvel Nuh kavini, onlardan sonra gelen fırkalar da [⁶] peygamberlerini yalancı saymışlardı. Her bir ümmetin maksadı peygamberlerini yakalayıp öldürmekti. Hak/kı ayak altına almak uğrunda boş sözlerle çene çalmışlardı. Ben de onları yakaladım, ukubetim nasıl oldu? Bak azabımdan kurtulabildiler mi?
[6] Âd ve Semud kavimleri.
Kâfirlere de Rabbinin azap sözü böylece sabit olmuştur: Onlar ateşliktir.
Arş/ı taşıyanlar, arş/ın etrafında dolaşanlar Rablerini överek tespih ve tenzih ederler, kalpleriyle O/na inanırlar, mü/minler için yarlıganmak (bağışlanmak) dilerler: «— Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin herşeyi kaplamıştır. Artık tövbe edip yolunda gidenleri yarlığa (bağışla) , onları Cehennem azabından koru».
«— Ey Rabbimiz! Onları babalarından, zevcelerinden, zürriyetlerinden salâh halde bulunanları vaadettiğin Cennetlere sok. Çünkü yegâne galip sensin, hakim sensin».
«— Onları kötülüklerden koru, dünyada her kimi kötülüklerden korursan kıyamet günü rahmetine kavuşturursun, büyük kurtuluş işte budur».
Kâfirler yok mu, ateşe girerlerken [¹] onlara «— Allah/ın sizi düşman tutması bugün öz nefislerinizi [²] düşman tutmanızdan daha şiddetlidir. Çünkü siz dünyada imana dâvet olundunuz da kâfir oldunuz» diye nida olunacak [³].
[1] O esnada keşke yok olsaydık gibi sözler ile öz nefislerine düşmanlık gösterdikleri veya birbirlerini düşman tuttukları zaman.[2] Veya birbirinizi.[3] Veya imana dâvet olunup kâfir olduğunuz zaman Allah'ın âzabı sizin öz nefsinize olan düşmanlıktan daha şiddetlidir diye nida olunacak.
Onlar «— Ey Rabbimiz bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin, işte günahlarımızı itiraf ettik, artık buradan çıkmaya bir yol var mıdır?» diyecekler.
Bulunduğunuz bu azabın sebebi şudur ki ne vakit size «— Tanrı birdir» denilse siz kâfir olurdunuz, O/na şerik koşuldu mu iman getirirdiniz, bugün hüküm yüce, ulu Tanrı/nındır.
Size mûcizeler gösteren, gökten size rızk indiren O/dur. Bu mûcizeleri tevhide dönenlerden başkası hatırlamaz.
Artık kâfirler çekemeseler de Allah/a dinde ihlâs ile ibadet edin.
O, mertebeleri yükseltir [⁴] arş sahibidir. Kavuşulacak [⁵] gün ile korkutmak için kullarından dilediği kimseye kendi buyurultusuyle peygamberlik ruhunu, vahiy telkin eder.
[4] Mü'minlerin derecelerini yahut halkın ulûm ve ahlâkta derecelerini yükseltir. Yahut sıfat-ı celilesi yüksektir.[5] Azaba kavuşulacak, veya halk birbirine kavuşacak.
İşte o gün, mahlûkat kabirlerinden çıkarlar [⁶], onların hiçbir işi Allah/a hafi kalmaz. Bugün mülk kimindir? Tek ve kahhar olan Allah/ındır [⁷].
[6] Yahut meydana çıkarlar, ötede beride saklı kalmazlar, amelleri tahir, sırları münkeşif olur.[7] Soran Allah, cevap veren gene Allah'tır. Çünkü hem tek, hem kahhar olan Allah'ın sualine cevap verecek bir fert bulunamaz.
Bugün, herkes kazandığı ef/ale göre ceza görür. Bugün, mükâfat ve mücazatta asla haksızlık yoktur. Çünkü Allah çabuk hesap görür.
Onları, gelip çatacak olan gün ile korkut. O gün yürekler, korkudan gırtlağa dayanmış, gam ve gussa ile dolmuş bir haldedir. Zalimler için ne candan bir dost, ne sözü tutulur bir şefaatçi bulunamaz.
Allah hain gözleri [¹], göğüslerde gizlenen her şeyi bilir.
[1] Veya hain bakışlarını.
Allah doğrulukla işi bitirir, O/nu bırakarak taptıkları putlar hiçbir işi bitiremezler, çünkü her sözünüzü işiten, her hareketinizi gören, Allah/tır.
Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden evvel gelenlerin hangi akıbete uğradıklarını görmüyorlar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli, yeryüzünde daha çok eser göstermiş kimselerdi [²]. Allah onları günahları sebebiyle azaba çarptı. Onları Allah/ın azabından koruyan bulunmadı.
[2] Yapıları, kaleleri daha çoktu. Veya kılıç kuşanmış, mızrak tutmuş adamlardı.
Bu azap şunun içindir ki onlara peygamberleri açık mûcizeler getirmişlerdi, onlar ise kâfir oldulardı, bunun üzerine Allah onları azaba çarptı. Çünkü O, kuvvetli, ukubette şiddetlidir.
23, 24. Biz Musa/yı, Firavun/a, Haman/a ve Karun/a mûcizelerimizle, apaşikâr bir burhanla göndermiştik. Onlar ise Musa hakkında «büyücüdür, yalana dadanmıştır» demişlerdi.
23, 24. Biz Musa/yı, Firavun/a, Haman/a ve Karun/a mûcizelerimizle, apaşikâr bir burhanla göndermiştik. Onlar ise Musa hakkında «büyücüdür, yalana dadanmıştır» demişlerdi.
Musa onlara tarafımızdan hak bir din getirince onlar «— Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını diri bırakın [³]» dediler. Kâfirlerin bu hileleri ancak beyhude olmaktan ibaret kaldı.
[3] Tekrar yine böyle işkenceye başlayın.
Firavun dedi ki «— Beni bırakın ki Musa/yı öldüreyim, o da varsın Rabbini çağırsın da kendisini benden kurtarsın. Çünkü ben onun dininizi değiştireceğinden veya Mısır toprağında fesat çıkaracağından korkuyorum.
Musa dedi ki hesap görülecek güne inanmayan her kibirli adamdan hem benim Rabbim, hem sizin Rabbiniz olan Tanrı/ya sığınırım.
Firavun ailesinden olup mü/minken imanını gizleyen bir adam Firavun/un etrafında bulunanlara dedi ki «— Rabbim Allah/tır, diyen ve size Rabbinizden açık mûcizeler getiren adamı öldürecek misiniz? Bilfarz o yalancıysa yalanın vebali kendinedir, şayet sözünde gerçekse size vaadettiği azabın bir kısmı başınıza gelir. Çünkü Allah haddin geçeni, yalana dadananı hidayete erdirmez»;
«— Ey kavmim! Bugün saltanat sizindir, Mısır toprağında İsrail oğullarına galipsiniz. Musa/yı öldürünce bize Allah/ın azabı gelecek olursa bizi ondan kim kurtarabilir?» Firavun dedi ki «— Ben size ancak muvafık gördüğüm reyi bildiriyorum [¹] ben size ancak doğru bir yol gösteriyorum».
[1] Hakkınızda muvafık gördüğüm rey Musa'yı öldürmektir. Bu bapta başka bir reyim yoktur. Onu da size bildirdim; bunun sözüne kulak asmayın. Benim işime mâni olmayın.
30, 31. O mü/min olan adam da şöyle dedi: «-— Ey kavmim! Peygamberlerini yalancı saymak mutatları olan Nuh, Âd ve Semud kavmi, ondan sonra gelen kavim gibi güruhların geçirdikleri bir gün gibi bize bir gün gelmesinden [²] korkuyorum. Allah kulları için asla zulüm etmek istemez [³]»;
[2] Onların uğradıkları bir akıbet gibi bir akıbete uğramanızdan.[3] Günahsız hiçbir kimseye asla ukubet etmez.
30, 31. O mü/min olan adam da şöyle dedi: «-— Ey kavmim! Peygamberlerini yalancı saymak mutatları olan Nuh, Âd ve Semud kavmi, ondan sonra gelen kavim gibi güruhların geçirdikleri bir gün gibi bize bir gün gelmesinden [²] korkuyorum. Allah kulları için asla zulüm etmek istemez [³]»;
[2] Onların uğradıkları bir akıbet gibi bir akıbete uğramanızdan.[3] Günahsız hiçbir kimseye asla ukubet etmez.
«— Ey kavmim! Ben size nidanın çoğalacağı günün [⁴] yani arka verip döneceğiniz [⁵] günün azabından korkuyorum.
[4] Veya feryat ederek birbirinizi çağırdığınız günün, yani kıyamet gününün.[5] Hesap yerinden ateşe döndüğünüz günün veya ateşten korkarak döndüğünüz günün.
O gün sizi Allah/ın azabından koruyacak yoktur. Allah her kimi şaşırtırsa onu doğru yola getirecek yoktur».
«— Bundan evvel Yusuf da size açık mucizeler [¹] getirmişti. Siz onun getirdiği dinde şüphe içinde kalıp durdunuzdu. En nihayet vefat edince «— Allah ondan sonra asla peygamber göndermeyecek» demiştiniz. Allah haddin geçen, şüpheye düşen kimseyi,
[1] Veya açık burhanlar, yani Sûre-i Yusuf'taki dağınık Rabler mi hayırlıdır. Yoksa tek ve kahhar olan Allah mı? Mealindeki âyet-i kerime.
Kendilerine hiçbir burhan gelmeksizin Allah/ın âyetlerinde çene çalanları işte böyle şaşırtırız. Bunlar Allah yanında, mü/minler yanında büyük bir düşmandır, asla sevilmez. Allah kibirli, zorba olan herkesin kalbine böyle mühür basar».
Firavun da şöyle dedi [²]: «— Haman! Bana yüksek bir köşk yap, ümit ederim ki yollara,
[2] Fir'avun Hazret-i Musa'nın hâlinden korkuya düştü, Öldürmeden vaz geçti, fakat onu mağlûp etmek için çareler aradı da şöyle dedi.
Göklere çıkılacak yollara varır [³], Musa/nın mâbudunu görürüm. Çünkü ben onu yalancı sanıyorum». İşte böylece Firavun/a kötü ameli hoş göründü. O, doğru yoldan çıkarıldı, Firavun/un mekr ve hilesi yok olmadan başka bir tesir yapmadı, Musa/ya bir şey olmadı.
[3] Galiba bir Rasathane bina edecek, ahval-i kevkebi tarassut edecek, bununla yer yüzünde Musa'nın nübüvvetine dair bir hâdise olup olmadığını öğrenecek.
O mü/min olan adam tekrar cevap verdi: «— Ey kavmim! Bana tâbi olun ki sizi doğru yola götüreyim»;
Ey kavmim: Bu dünya diriliği az bir geçinmeden ibarettir. Âhiret ise karargâhtır, pâyidar bir saraydır»;
«— Her kim kötülük işlerse ancak onun kadar ceza görecek. Fakat erkek olsun, kadın olsun her kim mü/min olduğu halde iyilik işlerse işte onlar Cennete girecekler, orada sayısız rızk ve nimetlere nail olacaklar».
«— Ey kavmim! Bu ne haldir! Ben sizi necata dâvet ediyorum, siz ise beni ateşe dâvet ediyorsunuz»;
«— Siz beni Tanrı/yı tanımamaya, bilmediğim bir şeyi O/na şerik koşmaya dâvet ediyorsunuz, ben ise sizi yegâne galip olan, yarlıgaması çok olan Tanrı/ya dâvet ediyorum»;
«— Hakikat budur ki beni ibadetine dâvet ettiğiniz şeylerin ne dünyada, ne âhirette kendi ibadetlerine kimseyi dâvetleri yoktur [¹]. Dönüşümüz de Allah/adır, ateşlikler ise haddin aşanlardır»;
[1] Çünkü bir takım putlardır, haddi zatinde cammatlardır. Yahut onlar dünya âhirette dua kabul edemezler.
Bir vakit olur ki dediğimi hatırlayacaksınız, ben işimi Allah/a ısmarlıyorum. Çünkü Allah kullarının her bir hâlini görür».
Allah onu Firavuncuların mekr ve hilelerinin şerrinden korudu, Firavunculara işkence sardı [²].
[2] Suda boğulma veya katlolunma veya ateşe atılma.
Onlar, sabah, akşam, ateşe gösterilecekler [³], kıyamet koptuğu gün «— Firavuncuları en şiddetli azaba sokun» [⁴] denecek.
[3] Yani ateşte azapları devam edecek.[4] Veya Ey Fir'avuncular : Haydi en şiddetli azaba girin.
Hani onlar ateşte birbirleriyle kavgaya tutuştukları zaman zayıflar, nefislerini kabartan elebaşılarına «— Dünyada biz size tâbiydik. Acaba bugün bizden bir miktar azap kaldırabilir misiniz?» diyecekler.
O nefsini kabartanlar «— Hepimiz ateşteyiz, çünkü Allah kulları arasında hükmetmiştir [⁵]» diyecekler.
[5] Cennetlikler cennete, cehennemlikler Cehenneme girmişlerdir, ne yapabiliriz?
Ateştekiler Cehennem bekçilerine «— Üzerimizden bir gün kadar azabı tahfif etmesi için Rabbinize niyaz edin» diyecekler.
Bekçiler şöyle diyecekler: «— Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmediler mi?» Onlar da «— Evet getirdiler» cevabını verecekler, bekçiler «— Öyle ise siz kendiniz niyaz edin» diyecekler, kâfirlerin niyazları beyhude olmadan başka bir şey değildir [¹].
[1] Kabul olunacak değildir.
Biz peygamberlerimize, mü/minlere dünya diriliğinde de şahitlerin durdukları kıyamet gününde de,
Zalimlerin mazeretleri fayda vermeyeceği gün elbette yardım ederiz [²], o gün onlar için hem lânet, hem kötü bir yurt vardır.
[2] Hüccet ve yakın ile, methe tazim ile, zafer ile, kâfirlere ukubet etmekle. Şu kadar ki, kâfirlerin galebesi mü'minler hakkında imtihandır. Akıbete, galib-i ahvale itibar olunur.
Biz Musa/ya, rehber olan şeyleri verdik. Ondan sonra Kitabı İsrail oğullarına miras bıraktık.
O, tam akıllılar için rehber ve ibrettir.
Artık müşriklerin ezalarına katlan. Allah/ın nusrat hakkındaki vaadi doğrudur. Kusurun için [³] yarlıganmak dile, sabah ve akşam Rabbini överek tespih ve tenzih et.
[3] Evlâ olanı terketmek suretiyle kusurun hakkında yahut ümmeti hakkında mesnun olmak için irat olunmuştur.
Kendilerine gelmiş hiçbir burhan yokken Allah/ın âyetlerinde yaygara edenler yok mu, onların yüreklerinde kibir ve tama/ duygusundan başka bir şey yoktur. Onlar asla istediklerine [⁴] eremeyeceklerdir. Sen de onların şerrinden Allah/a sığın. Çünkü O, onların her sözlerini işitir? Her hallerini görür.
[4] Reislik, peygamberlik, peygambere uymamak gibi hallere.
Gökleri, yeri yaratmak elbette insanları yaratmadan daha büyüktür, daha aciptir.
Gözsüzle gözlü, iman edip iyi iş işleyenlerle kötülük edenler bir olamaz. Fakat bunu pek az kimse [⁵] hatırlar.
[5] Veya pek az hatırlarlar.
Kıyamet muhakkak gelecektir. Onda şüphe götürecek bir şey yoktur. Fakat insanların pek çoğu buna inanmazlar.
Rabbiniz buyuruyor ki bana dua edin de duanızı kabul edeyim l, ibadetimi kibirlerine yediremeyenler yok mu, onlar zelîl oldukları halde Cehenneme gireceklerdir.
[1] Yahut hana ibadet edin de size sevap vereyim.
Sizin sükûn ve istirahat bulmanız için geceyi mâişetiniz hususunu görebilmek üzere gündüzü yaratan, Allah/tır. Çünkü Allah insanlar hakkında inayet sahibidir. Fakat insanların pek çoğu nimetine şükretmezler.
İşte, Rabbiniz böyle bir Allah/tır. O, her şeyi yaratandır. Ondan başka tapacak yoktur. Böyleyken ne diye O/ndan dönüyorsunuz.
Allah/ın âyetlerini inatlarından inkâr edenler, işte böylece haktan dönerler.
Yeri size karargâh, göğü de tavan yapan, size güzel bir kılık, kıyafet veren, size rızk olmak üzere pâk şeyler veren, Allah/tır. İşte Rabbiniz böyle bir Allah/tır. Allah son derece hayırlı ve bereketlidir [²].
[2] Yahut O bizatihi, haddi zatında mütealidir, namı mukaddes olsun.
O, devamlı diridir, O/ndan başka tapacak yoktur. Artık O/na dinde ihlâs ile ibadet edin. Âlemlerin Rabbi olan Allah/a hamdolsun deyin.
Müşriklere de ki bana Rabbimden açık hüccetler ve âyetler geldi de ben Allah/ı bırakarak taptıklarınıza tapmadan nehyolundum. Âlemlerin Rabbine boyun eğmeye [³] de emrolundum.
[3] Veya O'na ihlâs ile ibadet etmeye.
Sizi evvelâ topraktan, sonra bir damla sudan, sonra kan pıhtısından yaratan, daha sonra sizi çocuk olarak çıkaran O/dur. Siz sonra yiğitlik çağına varırsınız, daha sonra ihtiyarlayasınız diye sizi büyütür. Bazınız ihtiyarlamadan evvel ölür Bunları muayyen olan zamana [¹] erişip tevhit delillerine akıl erdiresiniz diye yapar.
[1] Kıyamet veya mevt vaktine.
Dirilten de O/dur, öldüren de O/dur. O, bir şeyin yaratmasını isterse ona ol der, o da oluverir.
Allah/ın âyetlerinde yaygara edenlerin imandan nasıl vazgeçtiklerini görmüyor musun?
Kitabı [²], peygamberlerimizle gönderdiğimiz vahiy ve şerayi/i yalan sayanlar,
[2] Kur'an-ı veya kütüb-ü semaviyeyi.
Boyunları toklara, ayakları zincirlere vuruldukları zaman uğrayacakları azabı anlayacaklar, onlar bu halde Cehenneme [³] sürüklenecekler.
Sonra ateşte cayır cayır yanacaklar.
Sonra onlara Allah/ı bırakarak şerik koştuklarınız putlar nerededir? Denecek.
Onlar şöyle diyecekler: O putlar bizden nihan oldular, şimdi anlıyoruz ki onlar bir şey değilmiş, bundan evvel hiçbir şeye ibadet etmemişiz. İşte Allah kâfirleri böyle şaşırtır.
Bu hâliniz şunun içindir ki yeryüzünde haksız olarak şımarmıştınız, şımarıklığı da taşırmıştınız.
Devamlı kalmak üzere size ayrılan Cehennem kapılarına girin, Hak/ka karşı büyüklük taslayanların yurtları ne kötüdür!
Artık ezalarına katlan. Allah/ın kâfirleri helak hakkındaki vaadi doğrudur. Ya onlara vaadettiğimiz mücazatın bir kısmını sana elbette göstereceğiz veya göstermeden evvel ruhunu alacağız. Onlar bize dönecekler [⁴].
[4] Cezalarını orada görecekler.
Senden evvel biz peygamberler göndermiştik. Onların bir kısmının kıssasını sana hikâye ettiysek de bir kısmının kıssasını sana hikâye etmedik. Hiçbir peygamberin Allah/ın izni olmaksızın bir mûcize getirmeye salâhiyeti yoktur. Allah/ın azap hakkındaki fermanı gelince işler doğrulukla biter [¹], bâtıla sülük edenler işte o zaman ziyana uğrayacaklar.
[1] Doğrular kurtulurlar, doğru olmayanlar azaba duçar olurlar.
Üzerlerine binmek, etinden yemek üzere sizin için davarları yaratan, Allah/tır.
Onlardan başka suretle de [²] istifadeniz vardır. Onlarla gönüllerinizin istediği yere varırsınız. Karada üzerlerinde, denizde kayıklarda taşınırsınız.
[2] Sütünden, tüyünden, yavrusundan.
O, size kudretine ait olan nişanlarını gösterir. Allah/ın hangi nişanlarını inkâr edebilirsiniz?
Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden evvel gelenlerin hangi akıbete uğradıklarını görmüyorlar mı? Onlar bunlardan âdetçe daha çoktular, daha kuvvetliydiler, yerlerinde daha çok eserleri vardı [³]. Kazandıkları onlara yaramadı. Hepsi helâk oldular.
[3] Kaleleri, köşkleri, sarnıçları, veya ayaklarının izleri Çünkü cüsseleri büyüktü.
Onlara peygamberleri açık mûcizeler getirdikleri zaman onlar bildikleri şeyle [⁴] şâd olup peygamberleri hâkir görmüşlerdi. Bundan dolayı ettikleri istihzanın cezası onları sardı.
[4] Akaid-i fasideleriyle veya san'at, ticaret ve tabiata ait ilimleriyle.
Onlar azabımızın şiddetini görünce «— Bir tek Allah/a iman getirdik, şerik koştuğumuz putları tanımadık» dediler.
Artık azabımızın şiddetini görünce onlara imanları fayda etmez. Kullan arasında öteden beri Allah/ın âdeti bu yoldaydı. Kâfirler işte o zaman ziyana uğrayacaklardır.