Kıyamet hâdisesi vâki olunca
[2] Mekke'de nâzil olmuş (96) âyettir.
Ki vukuunda hiçbir yalancı bulunmayacak [³]
[3] Yâni hiçbir kimsenin inkâra mecali kalmayacak veya o zamanı hatırla ki onun kopmasında yalan yoktur.
O kimini alçaltacak, kimini yükseltecek [⁴]
[4] Mü'min Cennete çıkacak, kâfir Cehenneme düşecek, yahut zelzele hâdisesi vuku bulunca hiçbir fert onu inkâr edemez, alt üst, üst alt olur.
Yani yer, şiddetli bir halde sarsıldığı,
Toz gibi dağıldığı zaman [⁵].
[5] Yahut bu zaman alt üst, üst alt olur.
(İşte o gün siz) üç sınıfa ayrılacaksınız,
Biri uğurlular [⁶] dır. Uğurlular ne iyi haldedir!
[6] Veya defter-i amelleri sağ ellerine verilenler.
Diğeri uğursuzlardır [⁷]. Uğursuzlar ne kötü haldedir!
[7] Veya defter-i amelleri sol ellerine verilenlerdir.
İleri gelenler de ileri gelenlerdir [⁸].
[8] Cennete ilk girenler veya imanda ilk olanlar yahut ileri gelenler.
İşte bunlar mukarreplerdir [⁹].
Ki nimeti halis Cennetlerde bulunacaklar.
Evvelkilerden büyük bir cemaat,
Sonrakilerden az bir ümmet, [¹⁰]
[10] Ümem-i sabıka ile ümmet-i Muhammediye sabıkın evvelin ile onlara mülhak olanlar mü'min-i kâmil ile zürriyetleri ümmeti Muhammediyenin evâili ile evâhiri.
Altından örülmüş, (inci ve yakut ve zümrütten işlenmiş) tahtlar üzerinde
Karşı karsıya yaslanacaklar.
17, 18. Etraflarında devamlı taze kalan çocuklar bir kaynaktan akan halis şarapla dolu sürahiler, ibrikler, bardaklar dolaştıracaklar.
17, 18. Etraflarında devamlı taze kalan çocuklar bir kaynaktan akan halis şarapla dolu sürahiler, ibrikler, bardaklar dolaştıracaklar.
O şaraptan başları ağrımayacak, sersem de olmayacaklar.
Bir de, beğendikleri meyve,
Arzuladıkları kuş eti dolaştıracaklar.
22, 24. Onların işledikleri iyiliğe mukabil saklı, (El dokunmamış) inci gibi iri kara gözlü hûriler de vardır.
22, 24. Onların işledikleri iyiliğe mukabil saklı, (El dokunmamış) inci gibi iri kara gözlü hûriler de vardır.
22, 24. Onların işledikleri iyiliğe mukabil saklı, (El dokunmamış) inci gibi iri kara gözlü hûriler de vardır.
Orada boş söz, günaha ait laf işitmeyecekler,
Yalnız birbirlerine selâm vermeyi işitecekler.
Uğurlular, o uğurlular ne iyi haldedir!
Dikensiz Arabistan kirazı ağaçları, meyveleri,
Kat kat olmuş muz ağaçları altında,
Akar su başlarında bulunacaklar.
32, 33. Onlara pek çok meyveler verilecek, bu meyveler ne tükenecek, ne de yasak edilecek.
32, 33. Onlara pek çok meyveler verilecek, bu meyveler ne tükenecek, ne de yasak edilecek.
Onlar yüksek yataklarda oturacaklar.
Biz, kadınları [¹] başka türlü yaratacağız.
[1] Gerek dünya kadınlarını ve gerek hûrileri veya yalnız birini.
Kocaları olan uğurlularla yaşıt yapacağız.
Uğurlular, evvelkilerden de,
Sonrakilerden de çok bulunur [²].
[2] Çoğu kurun-u selâsede gelen selef-i ümmet ile onlardan sonra gelenlerdir veya ümem-i sâlife ile ümmet-i Muhammediye'dendir.
Uğursuzlar bu uğursuzlar ne kötü haldedir!
Onlar, kızgın ateşte [³], kaynar suda,
[3] Veya Sam yelinde, kızgın rüzgârda.
Kara bir duman gölgesinde bulunacaklar,
O duman, ne serindir, ne hoş bir şeydir [⁴].
[4] Ne fayda verir, ne istirahat verir.
Çünkü onlar bundan evvel dünyada naz ve nimet içinde de yaşamışlardı.
Pek büyük günahta ayak diriyorlardı.
«— Acaba biz ölecek miyiz? Toprak, çürümüş kemik olacak mıyız? Sonra da dirilecek miyiz?
Evvelki babalarımız da dirilecekler mi?» diyorlardı.
Onlara de ki evvelkiler de, sonrakiler de
Malûm bir günün muayyen bir vaktinde herhalde toplanacaklar.
Sonra siz! Ey yalan sayan sapıklar!
Zakkum ağacından yiyeceksiniz,
Onunla karınlarınızı dolduracaksınız,
Üzerine de kaynar su içeceksiniz,
Susuzluğa uğrayan develer gibi içeceksiniz [¹].
[1] Veya «istiska» illetine uğrayan develer gibi. Bu illet deveyi öldürünceye veya pek ziyade hasta edinceye kadar susuzluğa müptelâ eder, o kadar su içer ki kanmak nedir bilmez.
Ceza gününde ilk ziyafetler, işte bunlardır.
Biz, sizi yarattık, niye inanmıyorsunuz?
Akıttığınız meniye ne dersiniz?
Ondan insanı yaratan siz misiniz? Yoksa biz miyiz?
60, 61. Aranızda ölümü biz takdir ettik. Sizin gibileri değiştirip bilmediğiniz bir şekilde sizi yaratmak hususunda geri kalmış değiliz [²].
[2] Veya âciz değiliz. Veya ölümü takdir ettik, takdirde yâni ölümden kaçmak veya vaktini değiştirmek suretiyle bizi geçecek yoktur. Sizin gibilerini değiştirerek başka bir şekilde sizi yaratmaya da gücümüz yeter.
60, 61. Aranızda ölümü biz takdir ettik. Sizin gibileri değiştirip bilmediğiniz bir şekilde sizi yaratmak hususunda geri kalmış değiliz [²].
[2] Veya âciz değiliz. Veya ölümü takdir ettik, takdirde yâni ölümden kaçmak veya vaktini değiştirmek suretiyle bizi geçecek yoktur. Sizin gibilerini değiştirerek başka bir şekilde sizi yaratmaya da gücümüz yeter.
İlk yapılışınızı bildiğiniz halde niye ikinci yapılışınızı düşünmüyorsunuz?
Ektiklerinize ne dersiniz?
Onu bitiren siz misiniz? Yoksa biz miyiz?
Dileseydik biz onu bir saman kırıntısı yapardık da siz de donakalırdınız [³],
[3] Veya tasalanarak pişman olurdunuz.
«— Biz borca giriftar olduk,
Hayır geçinecek şeyden mahrum kaldık derdiniz.
İçtiğiniz suya ne dersiniz?
Onu buluttan yağdıran siz misiniz? Yoksa biz miyiz?
Dileseydik biz onu acı bir su yapardık. O halde niye şükretmiyorsunuz?
Çaktığınız ateşe ne dersiniz?
Onun ağacını yaratan siz misiniz? Yoksa biz miyiz?
Biz bunu kalb gözü bulunanlara ibret, çölde giden yolculara da bâis-i menfaat yaptık.
Artık ulu Rabbinin adını tenzih et.
Yıldızların mevkilerine [⁴] yemin ederim ki [⁵]
[4] Battıkları yere. Veya doğup battıkları yere veya burçlardaki menzillerine veya kıyamet günü düşmelerine veya Kur'an yıldızının inmesine.[5] Veya dedikleri gibi değil, yemin ederim ki - veya bir yemin etmem, bil ki bin yemin ederim.
Bilseniz, bu ne büyük bir yemindir.
Bu kitap çok menfaatli kıymetli bir Kur/an/dır.
Masun ve mahfuz bir Kitaptadır.
Ona yalnız pak olanlar dokunabilir [¹].
[1] Veya Levh-i Mahfuz'dadır, ona melâike-i mutahharîn muttali olabilir.
O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Ya siz bu sözümü mü hakir görüyorsunuz?
Yalan saymayı mı kendinize rızk yapıyorsunuz [²]
[2] Yâni Kur'an'daki payınız yalnız yalan saymaktan ibarettir.
İşte o zaman (ona yardım etmeksizin) bakar durursunuz.
Halbuki biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Ceza görmeyeceksiniz [³],
[3] Dirilmeyecekseniz veya Allah'ın hükmüne bağlı değilseniz, O'nun kulu değilseniz.
Müddeanızda da gerçekseniz niye onun canını geri döndüremiyorsunuz? [⁴]
[4] Ölümü çevirin de ona ceza verilmesin, kul olmayınız, onu yapamazsanız, kulumuzsunuz, ceza da göreceksiniz.
Eğer ölü, mukarreplerdense
Ona rahat, güzel bir rızk [⁵] nimeti bol Cennet hazırdır.
[5] Veya güzel kokulu çiçekler.
Şayet ölü, uğurlulardansa
Ona uğurlular tarafından «— Sana selâm olsun» denecek [⁶].
[6] Yahut Muhammed ! Onlardan yana selâmette ol, korkma, o uğurlulardandır veya uğurlular tarafından sana selâm vardır.
Eğer ölü, sapıklardan ve yalan sayanlardansa
Ona kaynar su ziyafeti verilir,
Bu beyan, şüphesiz doğru ve dürüsttür [⁷].
[7] Şüphesi yok, kat'î bir hakikattir.
Artık ulu Rabbinin adını tenzih et.