Elif Lâm Râ!
Bir kitap ki âyetleri hakîm / uygulanabilir kılınmış; sonra bir haberdar hakîm tarafından ayrı ayrı açıklanmıştır.
Şöyle ki; Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz!
Ben, sizin için O’nun tarafından (gönderilmiş) bir müjdeleyici ve uyarıcıyım.
Bir de rabbinizden bağışlanma dileyesiniz; yine O’na yönelesiniz!
Sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzel bir geçimlikle geçindiriyor.
Her fazilet sahibine faziletini veriyor.
Yüz çevirirseniz, doğrusu ben, aleyhinize büyük bir günün azabından korkuyorum.
Dönüşünüz Allah’adır.
O her şeye güç yetirendir.
Dikkat edin! Onlar, O’ndan gizlenmek için göğüslerini iki büklüm yapıyorlar.
Dikkat edin! Elbiselerine büründükleri sırada ne gizliyorlar, ne açığa vuruyorlar (Allah) biliyor.
O, Göğüsler’in özünü bilendir.
Yeryüzü’nde hareketli (dâbbe)den ne varsa, onların rızkı ancak Allah’a aittir.
Onların yerleşim (duruş) yerini de, ayrılış (çıkış) yerini de biliyor.
Hepsi açıkça bir kitaptadır.
O’nun arşı Su üzerinde iken, hanginizin daha güzel iş yapacağını sınaması için Yer’i ve Gökler’i altı günde / dönemde yaratan O’dur.
And olsun:
-“Siz, Ölüm’den sonra yeniden diriltileceksiniz” dediğinde, inkâr edenler:
-“Bu ancak açıkça bir sihir!” diyorlar.
And olsun, Azab’ı onlardan sayılı bir ümmete / belirli bir süreye kadar ertelediğimizde de:
-“Onu ne tutuyor?” diyorlar.
Dikkat edin!
Onlara gelecek olan gün, onlardan geri çevrilmiş değildir.
Alay ediyor oldukları şeyler onları kuşatarak içine aldı.
And olsun, İnsan’a bizden rahmet tattırıp, sonra onu elinden aldığımızda, doğrusu o, nankör bir ümitsizdir.
And olsun, kendisine dokunan darlıktan sonra ona nimetler tattırdığımızda:
-“Kötülükler benden gitti” der.
O, elbette övüngeç sevindiriktir.
Ancak sabreden, Salih Ameller işleyenler başka!
İşte onlar için büyük bir ödül ve bağışlanma vardır.
-“Ona ya bir hazine indirilseydi veya onunla birlikte bir melek gelseydi!” diyorlar diye neredeyse göğsün daralacak; sana vahyedilenlerin bir kısmını neredeyse terk edeceksin!
Doğrusu sen bir uyarıcısın.
Allah her şeye vekîldir.
Yoksa, “Onu uydurdu!” mu diyorlar?
De ki:
-“Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, hadi, uydurulmuş onun benzeri on sûre getirin!
Allah’tan başka çağırabilceğiniz kimseleri de çağırın!”.
Size cevap vermedilerse, artık bilin ki, Allah’ın bilgisi ile indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur.
Artık siz teslim olmuş (müslüman)lar mısınız?
Kim Dünya Hayatı’nı ve süsünü istiyorduysa, onlara amellerini orada öderiz.
Bu konuda onlara (değer bakımından) eksiltme de yapılmaz.
İşte Âhiret’te onlar için Ateş’ten başkası yoktur.
Orada özenerek yaptıkları şeyler boşa gitmiştir.
İşliyor oldukları şeyler de bâtıldır / geçersizdir.
Rabb’lerinden bir açık belge / beyyine üzerinde olan kimse mi?
Bir rahmet ve önder olmak üzere Musa’nın kitabı, onun öncesinden ve ondan bir şahid onu izliyor.
Ona onlar inanıyor.
Onu, Hızipler / Takımlar / Partiler’den kim inkâr ederse, ona vaad edilen yer Ateş’tir.
Bundan şüphe içinde olma!
O, senin rabbinden gelen Hakk’tır; ama İnsanlar’ın çoğu inanmaz.
Allah’a yalan iftira etmiş kimseden daha zâlim kimdir?
İşte onlar, rabb’lerine sunulur.
Şahidler:
-“İşte onlar, rabb’lerine yalan söyleyenlerdir” der.
Dikkat edin! Allah’ın laneti Zâlimler’in üzerinedir.
Allah’ın yolundan men’ eden, onda bir eğrilik arayanlara gelince; onlar Âhiret’i inkâr edenlerdir.
İşte onlar, Yeryüzü’nde aciz bırakacak değildi.
Onlar için Allah’tan başka hiçbir veliyy de yoktur.
Onlara Azap kat kat olur.
İşitme’ye yatkın / eğilimli değillerdi; görüyor da değillerdi.
İşte onlar, kendilerini hüsrana düşürenlerdir.
Uyduruyor oldukları şeyler onlardan saptı gitti.
Şüphe yoktur ki onlar, Âhiret’te En Çok Hüsrana Düşenler’dir.
İman eden, Salih Ameller işleyen, rabb’lerine alçakgönüllüce itaat eden kimseler, işte onlar Cennet arkadaşlarıdır.
Orada sürekli kalacaklardır.
Bu İki Grub’un misâli, “Kör ile Sağır” ve “Gören ile İşiten” gibidir.
Misâl olarak bu ikisi eşit olur mu?
Keşke düşünüp öğüt alsanız!
And olsun, Nûh’u kavmine rasûl gönderdik:
-“Ben, sizin için açıkça bir uyarıcıyım”.
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz! Ben, sizin aleyhinize acı bir günün azabından korkuyorum” (dedi).
Kavminden, inkâr eden Mele’ / İleri Gelen Takım dedi ki:
-“Seni ancak bizim gibi bir beşer görüyoruz.
İlk Bakış’ta, ’sana ayak takımımızdan başka uymuş’ görmüyoruz.
Sizin bize göre hiçbir üstünlüğünüzü de görmüyoruz.
Aksine sizi yalancı sanıyoruz”.
(Nûh) dedi ki:
-“Ey kavmim!
Gördünüz mü, rabbimden bir beyyine / açık belge üzerindeysem, bana O’nun katından rahmet verildiyse, derken kör kesildiyseniz, istemediğiniz halde sizi ona zorluyor muyuz?”.
-“Ey kavmim! Sizden buna karşı bir mal da istemiyorum.
Benim ücretim / ödülüm ancak Allah’a aittir.
Ben inananları kovacak değilim.
Onlar, rabb’leriyle karşılaşacaklardır; ama ben sizi câhillik eden bir kavim olarak görüyorum”.
-“Ey kavmim! Onları kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım eder? Düşünüp öğüt almaz mısınız?”.
“Size ‘Allah’ın hazineleri yanımdadır’ da demiyorum.
Gayb’ı da bilmem.
‘Ben, bir meleğim’ de demiyorum.
Gözlerinizin hor gördüğü kimseler için ‘Allah onlara iyilik vermeyecek’ de diyemem.
Onların nefislerindeki şeyi Allah çok iyi bilir.
Ben, o zaman elbette Zâlimler’den olurum”.
-“Ey Nûh! Gerçekten bizimle tartıştın, tartışmamızda ileri gittin.
Sadıklar’dan / Özü-Sözü Doğrular’dan isen, hadi, bize vaad ettiğin şeyi bize getir!” dediler.
Dedi ki: -“Eğer dilediyse, Allah size onu getirir.
Siz aciz bırakacak değilsiniz”.
“Sizi Allah azdırmayı istiyorduysa, ben size öğüt vermeyi istesem de benim öğüdüm size yarar sağlamaz.
O sizin rabbinizdir; O’na döndürülüyorsunuz”.
Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar?
De ki: -“Onu uydurduysam, benim suçum bana aittir.
Suçladığınız şeylerden ben uzağım”.
Nûh’a vahyedildi ki; “kesinlikle iman etmiş kimseler dışında senin kavminden hiçbiri asla inanmayacaktır.
Yapıyor oldukları şeyler sebebiyle sıkıntıya düşme!”.
“Bizim belirlememize ve vahyimize uygun olarak Gemi’yi yap!
Zulmedenler hakkında bana hitap etme / başvurma!
Onlar, boğulacaklardır”.
Gemi’yi özenerek yapıyordu; kavminden, mele’ / ileri gelen bir takım, ona her uğrayışlarında alay ediyorlardı.
Dedi ki:
-“Eğer bizimle alay ediyorsanız, alay ettiğiniz gibi (gün gelir) biz de sizinle alay ederiz”.
“Rezil edecek bir azabın kime geleceğini, mükîm / kalıcı bir azabın kimin başına ineceğini ileride bileceksiniz”.
Sonunda bizim emrimiz geldiği ve Tandır kaynadığı / kabardığı zaman dedik ki:
-“Herbirinden ikişer çifti, aleyhinde Söz geçmiş kimse dışında kendi ehlini / aileni ve iman eden kimseleri içine yükle!”.
Birazından başka kimse onunla birlikte iman etmedi.
-“İçine binin! Onun akıp gitmesi de, durup demir atması da Allah’ın adıyladır. Benim rabbim, elbette rahîm gafûrdur” dedi.
“Dağlar gibi dalgalar” içinde onlarla birlikte o da akıp gidiyordu.
Nûh bir kenara çekilmiş bulunan oğluna:
-“Oğulcuğum! Bizimle birlikte bin! Kâfirler’le birlikte olma!” diye seslendi.
-“Su’dan beni koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi.
(Nûh): -“Bugün, acıdığı kimseden başka Allah’ın emrinden saklayıp koruyacak yoktur” dedi.
Derken, ikisinin arasına Dalga girdi. Boğulanlar’dan oldu.
-“Ey Yer! Suyunu yut!
Ey Gök! Sen tut!” denildi.
Su çekildi;
İş bitirildi;
Gemi de Cûdiyy’e / Dağ’a oturdu.
-“Defolsun, Zâlim Kavim!” denildi.
Nûh rabbine seslendi:
-“Rabbim!
Benim oğlum, benim ehlimdendir.
Senin vaadin, Gerçek’tir.
Sen Hâkimler’in en hâkimisin” dedi.
-“Ey Nûh! O, senin ehlinden / ailenden değildi; çünkü o, salih dışı bir ameldir. Öyleyse hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyi benden isteme! Ben, seni ‘Câhiller’den olursun’ diye uyarıyorum” dedi.
-“Rabbim! Ben, hakkında bilgi sahibi olmadığım şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz, bana acımazsan, Hüsrana Düşenler’den olurum” dedi.
-“Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere bereketler ve bizden selâm ile in!
Ümmetler ki onları geçindireceğiz; sonra bizden onlara acıveren bir azap dokunacaktır” denildi.
Bunlar, sana vahyettiğimiz Gayb’ın haberlerindendir.
Bundan önce onu, ne sen biliyordun, ne senin kavmin!
Artık sabret!
Akıbet, Müttakîler’indir / Sakınıp Korunanlar’ındır
Âd’e de kardeşleri HÛD’u (rasûl gönderdik).
Dedi ki:
-“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’nun dışında hiçbir ilah yoktur. Siz ancak iftira ediyorsunuz”.
“Ey kavmim! Buna karşı sizden bir ücret istemem. Benim ücretim ancak beni yoktan ilk yaratana aittir.
Akletmez misiniz?”.
“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, yine O’na yönelin! Bol yağmurlu bir şekilde Göğü size gönderiyor.
Kuvvetinize kuvvet katıyor.
Mücrim / suçlu olarak yüz çevirmeyin!”.
Dediler ki:
-“Ey Hûd! Bize bir açık belge / beyyine getirmedin.
Biz de senin sözünle ilahlarımızı terk edecek değiliz.
Sana inanacak da değiliz”.
“Ancak, ‘Seni bir kısım ilahlarımız kötü çarpmış!’ diyoruz”.
Dedi ki: -“Ben, Allah’ı şahid tutuyorum; şahid olun ki ben, şirk koşacağınız şeylerden uzağım”.
“Ondan başka bana topluca düzenek kurun! Sonra bana göz açtırmayın!”.
“Ben, sizin de rabbiniz, benim de rabbim Allah’a tevekkül ettim.
Hareketli (dâbbe)den ne varsa, onun nâsiyesini / sevk ve idaresini ancak O tutmaktadır.
Benim rabbim, doğru yol üzeredir”.
“Eğer yüz çevirirseniz, -size birlikte gönderildiğim şeyi açık ve kesin tebliğ ettim / bildirdim-, rabbim sizin dışınızda başka bir kavmi yerinize geçirir.
O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz.
Benim rabbim, herşey üzerinde koruyucudur”.
Bizim emrimiz geldiğinde Hûd’u ve onunla birlikte inananları bizden bir rahmet ile kurtardık.
Onları çetin bir azaptan kurtardık.
İşte Âd, rabb’lerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler.
O’nun rasûllerine isyan ettiler.
Her inatçı zorbanın emrine uydular.
Bu Dünya’da da, Kıyamet günü’nde de lanete uğradılar.
Dikkat edin! Âd, rabbini yalanladı.
Dikkat edin! Hûd’un kavmi Âd def’olup gitti.
Semûd’e de kardeşleri Salih’i (rasûl gönderdik).
Dedi ki: -“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’nun dışında hiçbir ilah yoktur.
Sizi Yer’den çıkarıp yetiştirdi; orayı imar etmenizi istedi.
O’ndan bağışlanma dileyin! Yine O’na yönelin!
Benim rabbim, mucîb karîbdir”.
Dediler ki: -“Ey Salih! Bundan önce aramızda istenen / makbul bir kimseydin.
Atalarımızın kulluk ettiği şeylere kulluk etmemizi bize yasaklıyorsun, öyle mi?
Biz, davet ettiğin şeyden elbette kuşku verici şüphe içindeyiz”.
Dedi ki:
-“Ey kavmim! Gördünüz mü, ben rabbimden bir açık belge / beyyine üzerindeyken ve bana O’nun katından rahmet verilmiş iken, O’na isyan edersem, kim Allah’tan bana yardım eder?
Hüsran / zarar verme dışında bana ne katkınız olur?”.
-“Ey kavmim! Bu sizin için bir âyet olan, Allah’ın devesidir.
Onu salıverin; Allah’ın arz’ında / arazisinde yesin!
Ona kötülük etmeyin; yoksa sizi yakın bir azap yakalar”.
Derken, onu boğazladılar.
-“Üç gün evinizde-yurdunuzda yaşayın! İşte bu, yalanlanmayacak bir vaaddir” dedi.
Emrimiz geldiğinde o gün bizden bir rahmet ile Salih’i ve onunla birlikte inananları utançtan kurtardık.
Gerçekten senin rabbin, Azîz Kuvvetli’dir.
Zulmedenleri Sayha / Yüksek Ses yakaladı.
Yurtlarında cansız olarak yığılıp kaldılar.
Sanki orada yaşamadılar.
Dikkat edin! Semûd, rabb’lerini inkâr ettiler.
Dikkat edin! Semûd def’olup gitti.
And olsun, bizim elçilerimiz Müjde ile İbrahim’e geldi.
-“Selâm!” dediler.
İbrahim: -“Selâm!” dedi.
Tez elden, “kızarmış bir dana” getirmekte gecikmedi.
Ellerini ona uzatmadıklarını gördüğünde onları yadırgadı.
Onlardan dolayı içine bir korku düştü.
-“Korkma! Biz, Lût’un kavmine gönderildik” dediler.
Ayakta dikilen karısı gülüverdi.
Ona İshak’ı müjdeledik; İshak’ın arkasından da Yakub’u!
-“Vay başıma gelenler! Bu suyu kalmamış bir ihtiyar iken, ben de acûz / yaşlanmış bir kadın iken doğuruyorum, öyle mi?
Bu, elbette şaşılacak bir şey!” dedi.
-“Allah’ın emrine / işine şaşıyorsun, öyle mi?
Allah’ın rahmeti ve bereketi, Ev’in halkı olarak sizin üzerinizdedir.
O, mecîd hamîddir” dediler.
Ona Müjde geldiğinde Korku-Şaşırmışlık İbrahim’den gidince, Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya başladı.
İbrahim, Allah’a yönelmiş yufka yürekli yumuşak huylu / halîm-selîmdir.
-“Ey İbrahim! Bundan vazgeç!
Gerçek şudur ki; senin rabbinin emri geldi.
Şu da bir gerçektir ki; onlara, geri çevrilmeyecek bir azap yaklaşıp gelmektedir” dediler.
Bizim elçilerimiz Lût’a geldiğinde bunlar sebebiyle fenalaştı. Eli ayağı dolaştı:
-“Bu çok zorlu bir gündür” dedi.
Kavmi telaşlanarak ona geldiler. Öteden beri Kötülükler işliyorlardı.
Lût:
-“Ey kavmim! İşte şunlar benim kızlarım! Onlar sizin için en temizdir.
Allah’tan sakınıp korunun!
Konuklarıma beni rezil etmeyin!
İçinizde aklı başında bir adam yok mu?” dedi.
-“And olsun, bildin ki senin kızlarında bizim için hiçbir hak yoktur! Ne istiyoruz, sen biliyorsun!” dediler.
-“Keşke size karşı bir kuvvetim olsaydı veya sağlam bir kaleye sığınsaydım!” dedi.
-“Ey Lût! Biz, senin rabbinin elçileriyiz.
Sana ilişemeyeceklerdir.
Gece’nin bir vaktinde ehlin / ailen ile birlikte yola çık!
Senin karı’ndan başka sizden hiçbir kimse geride kalmasın!
Gerçek şudur ki; onlara isabet eden şey ona da isabet edecektir.
Onların vaad edilen vakti, Sabah’tır.
Sabah yakın değil mi?”.
Emrimiz geldiğinde oranın altını üstüne getirdik.
Üzerlerine üst üste siccîl’den taşlar yağdırdık;
Rabbinin katında işaretlenmiş olarak!
Oysa o, Zâlimler’den uzak değildir.
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i (rasûl gönderdik).
Dedi ki:
-“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’nun dışında hiçbir ilah yoktur.
Ölçek ve Tartı’yı eksik yapmayın!
Ben, sizi mala dalmış görüyorum.
Ben, kuşatıcı bir günün azabının sizin üzerinize olmasından korkuyorum”.
-“Ey kavmim! Ölçek ve Tartı’yı “Tam Adalet” ile yerine getirin!
İnsanlar’a eşyalarını (değer bakımından) azaltmayın!
Yeryüzü’nde fesatçılar / bozguncular olup karışıklık çıkarmayın!”.
“Mümin iseniz, Allah’ın bıraktığı (bakıyye) sizin için en hayırlıdır.
Ben sizin üzerinizde korucu değilim”.
-“Ey Şuayb! Mallarımızda dileyeceğimiz şeyleri yapmamızı veya atalarımızın kulluk ettiği şeyleri terk etmemizi, sana senin salât’ın mı emrediyor?
Sen, elbette Reşîd Halîm’sin / Aklı Başında Yumuşak Huylu’sun” dediler.
-“Ey kavmim! Gördünüz mü, eğer rabbimden bir açık belge / beyyine üzerindeysem, o da bana bundan bir güzel rızık verdiyse, sizi nehyettiğim şeylere aykırı düşmek istemem.
Güç yetirebildiğim kadar sadece “İslah” istiyorum.
Benim başarım ancak Allah ile birliktedir / Allah sayesindedir.
O’na tevekkül ettim; O’na yöneliyorum” dedi.
“Ey kavmim! Bana karşı çıkmanız, sizi, Salih’in kavmine veya Hûd’un kavmine veya Nûh’un kavmine isabet eden şeylerin benzerinin size de isabet etmesi durumuna düşürmesin!
Lut’un kavmi sizden uzak değildir”.
“Rabbinizden bağışlanma dileyin!
Yine O’na yönelin!
Benim rabbim, Vedûd Rahîm’dir”.
-“Ey Şuayb! Söyediklerinin çoğunu fıkıh etmiyoruz / anlamıyoruz.
Biz, seni içimizde zayıf görüyoruz.
Senin takımın olmasaydı, seni taşlardık.
Zaten sen bize göre pek izzetli / güçlü de değilsin” dediler.
Dedi ki:
-“Ey kavmim! Benim takımım Allah’tan, size göre daha izzetli / güçlü mü ki dayanak olmak üzere onu arkanıza aldınız.
Benim rabbim, işleyeceğiniz şeyleri çepeçevre kuşatandır”.
-“Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; ben de yapacağım.
Rezil eden azap kime gelecek, kim de yalancı, ilerde bileceksiniz.
Gözetleyin; ben de sizinle birlikte gözetlemekteyim”.
Bizim emrimiz geldiğinde bizden bir rahmetle Şuayb’i ve onunla birlikte inanmış olanları kurtardık.
Zulmetmiş olanları Sayha / Yüksek Ses yakaladı.
Yurtlarında cansız olarak yığılıp kaldılar.
Orada sanki yaşamadılar.
Dikkat edin! Semûd’un def’olup gittiği gibi Medyen de def’olup gitti.
And olsun, açık bir sültan / delil ve âyetlerimiz ile Musa’yı rasûl gönderdik;
Firavun ve ekibine!
Derken, Firavun’un emrine / yönetimine uydular.
Firavun’un emri, reşîd / doğru yola çıkaran değildir.
Kıyamet günü kendi kavmine öncülük ediyor.
Onları belirli aralıklarla Ateş’e götürdü.
Mevrûd / Götürülen Yer, ne kötü Yer’dir / Vird’dir!
Bunda da, Kıyamet günü’nde de lanetlenerek takip edildiler.
Merfûd / Verilen Destek, ne kötü Destek’tir / Rifd’dir!
İşte bu, sana anlattığımız, bir kısmı ayakta, bir kısmı da yıkılmış Şehirler’in haberlerindendir.
Onlara zulmetmedik; ama kendilerine zulmettiler.
Senin rabbinin emri geldiğinde Allah’tan başka yalvardıkları / taptıkları ilahları onlara hiçbir şey kazandırmadı.
Kayıplarını artırmaktan başka onlara hiçbir şey artırmadı.
Zâlim iken Şehirler’i yakaladığı zaman senin rabbinin yakalaması böyledir.
O’nun yakalaması, şiddetli acı vericidir.
Âhiret’in azabından korkan kimse için bunda elbette âyet vardır.
Bu, İnsanlar için toplanılacak bir gündür.
İşte bu, şahid olunacak bir gündür.
Onu ancak sayılı bir süre için erteliyoruz.
Gün gelir bir nefis, O’nun izninden başka konuşamaz.
Onların bir kısmı mutsuz, bir kısmı da mutludur.
Ne olursa olsun, mutsuzlaşan kimseler Ateş’in içindedirler.
Orada âh edip inlerler.
Orada onlar için hırlama ve inilti vardır.
Yer ve Gökler sürdükce, orada sürekli kalacaklardır; ancak senin rabbinin dilediği başka!
Senin rabbin, istediği şeyleri mutlaka yapandır.
Memnun / mutlu edilenlere gelince; kesintisiz bir lütuf olarak Cennet’tedirler.
Yer ve Gökler sürdükçe, orada sürekli kalacaklardır; ancak senin rabbinin dilediği başka!
Bunların kulluk etmelerinden kuşku içinde olma!
Önceden babaları nasıl kulluk ediyorsa, onun dışında kulluk etmiyorlar.
Elbette, biz de onlara paylarını eksiksiz vereceğiz.
And olsun, Kitab’ı Musa’ya verdik!
Derken, onda ihtilaf edildi.
Senin rabbinden verilmiş bir kelime / söz olmasaydı, aralarında elbette hükmedilirdi.
Onlar, bundan elbette kuşku verici şüphe içindedir.
Senin rabbin onlara amellerini bütünüyle öder.
O, ne işliyorlarsa haberlidir.
Emredildiğin gibi doğru yönde ol!
Seninle birlikte / senin yanında tevbe etmiş kimseler de!
Bir de taşkınlık yapmayın!
O, ne işliyorlarsa görmektedir.
Zulmedenlere (yönelip) destek olmayın; yoksa size Ateş dokunur.
Sizin için Allah’tan başka hiçbir veliyy yoktur.
Sonra yardım görmezsiniz.
Gündüz’ün iki ucunda ve Gece’nin sabaha yakın kısmında Namaz’ı kıl!
İyilikler, Kötülükler’i giderir.
İşte bu, Öğüt Alacaklar için hatırlatmalardır / öğütlerdir.
Sabret! Allah, Muhsinler’in / İyilik-Güzellik Edenler’in ödülünü yitirmez.
Kurtardıklarımızın birazı hariç, sizden önceki Kuşaklar’dan bakıyye sahipleri Yeryüzü’nde Bozgunculuğu nehyediyor olsalardı ya!
Zulmedenler, içinde şımartıldıkları refaha tâbi’ oldu.
Zaten suçluydular.
Senin rabbin, ahâlisi islah ediciler iken Şehirler’i haksız yere helâk edecek değildir.
Rabbin dileseydi, İnsanlar’ı tek bir ümmet yapardı.
Oysa ihtilaf edenlerden / çekişenlerden geri durmazlar.
Ancak senin rabbinin merhamet ettiği kimseler başka!
Onları da bunun için yarattı.
Rabbinin: -“Cehennem’i topluca İnsanlar ve Cinnler’den doldururum” şeklindeki sözü yerine geldi.
Senin gönlünü sabitleyecek şekilde Rasûller’in haberlerinden her türlüsünü sana anlatıyoruz.
Sana bunlarda Müminler için hatırlatmalar, uyarı ve Hakk geldi.
İman etmeyenlere de ki:
-“Elinizden geleni yapın! Biz de yapmaktayız”.
“Bekleyin! Biz de beklemekteyiz”.
Yer’in ve Gökler’in gaybı Allah’ındır.
Bütünüyle İşler O’na döndürülüyor.
Yalnız O’na kulluk et!
O’na tevekkül et!
Senin rabbin, ne işliyorlarsa gâfil / habersiz değildir.