Elif Lâm Râ!
Bunlar, Açık (Açıklayıcı) Kitab’ın âyetleridir.
Biz, onu anlaşılır bir kur’ân / okuyuş olarak indirdik.
Umulur ki akledersiniz.
Biz, bu Kur’ân’ı sana vahyetmekle, bundan önce Gâfiller’den / Bilmeyenler’den olduğun Kıssalar’ın en güzelini sana anlatıyoruz.
Hani, babasına YÛSUF:
-“Babacığım! (Rüyamda) Onbir yıldız, Güneş’i ve Ay’ı gördüm.
Onları, bana secde etmekteyken gördüm” dedi.
Dedi ki:
-“Oğlum! Rüyanı kardeşlerine anlatma! Yoksa sana düzenek kurarlar.
Şeytan, İnsan için açık bir düşmandır”.
”Senin rabbin seni böyle seçiyor; Olaylar’ın yorumundan sana öğretiyor; önceden babaların İbrahim’e ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi Yakub’un ailesine ve sana nimetini tamamlıyor.
Senin rabbin, hakîm alîmdir”.
And olsun, YÛSUF ve kardeşlerinde İsteyenler için âyetler vardır!
Dediler ki:
-“Biz birbirine tutkun bir kuvvet iken, elbette Yûsuf ve kardeşi bizden babamıza daha sevgili!
Babamız, açık bir şaşkınlık içindedir”.
-“Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atıverin ki; babanızın yüzü / ilgisi size kalsın! Ondan sonra salih bir kavim olursunuz”.
İçlerinden bir söz sahibi:
-“Yûsuf’u öldürmeyin!
Eğer yapacaksanız, onu Kuyu’nun dibine atın!
Onu, (gelip geçen) Yolcular’ın biri alsın götürsün!” dedi.
Dediler ki:
-“Ey babamız! Senin neyin var, Yûsuf‘u bize emanet etmiyorsun? Biz, onun için (iyiniyetli, samimi) nasihatçıyız”.
“Yarın onu bizimle birlikte gönder! Otlasın, oynasın!
Biz, onun için elbette koruyucuyuz”.
-“Onu götürmeniz gerçekten beni çok üzer!
Korkarım, siz ondan gâfilken / habersizken onu Kurt yer!” dedi.
-“Biz birbirine tutkun bir kuvvet iken, eğer onu Kurt yerse biz, o zaman elbette hüsrana düşenler oluruz” dediler.
Bunun üzerine onu götürdüler.
Kuyu’nun dibine bırakma kararında birleştiler.
-“Onlar farkında olmadan, onların bu işini onlara haber verirsin" diye ona vahyettik.
Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
-“Ey babamız! Yûsuf’u eşyalarımızın yanında bıraktık. Biz, yarışarak gittik. O sırada onu Kurt yemiş.
Doğru söyleyen / sadık idiysek de bize inanmazsın!” dediler.
Gömleğinin üzerine yalancıktan bir kan sürdüler.
(Babaları) Dedi ki:
-“Hayır! Belki de nefsiniz sizi bir işe sürükledi.
Artık güzel bir sabır (gerekir).
Vasfedip söylediklerinize karşı Müsteân / Yardım İstenecek Olan ancak Allah’tır”.
Derken, bir kervan geldi; sucusunu gönderdiler; kovasını sarkıttı.
-“Heyy müjde! Bu bir oğlan çocuk!” dedi.
Onu bir ticarî emtia olarak sakladılar.
Ne işliyorlarsa, Allah bilmektedir.
Onu, bir kaç dirhemlik çok düşük bir değer ile sattılar.
Bu konuda “İsteksizler”den idiler / elden çıkarmayı istediler.
Mısır’dan / Şehir’den, onu satın alan kimse karısına dedi ki:
-“Ona güzel bak!
Umulur ki bize yarar sağlar veya onu evlad ediniriz”.
Olaylar’ın yorumundan ona öğretelim diye Yûsuf’u Arz’da / Ülke’de güçlü konuma böyle getirdik.
Allah kendi işine galiptir; ama İnsanlar’ın çoğu bilmez”.
Erginliğine ulaştığında ona ilim ve hüküm / hikmet verdik.
Muhsinler’i / İyilik-Güzellik Edenler’i böyle mükâfatlandırırız.
Evinde bulunduğu kadın onun nefsinden istekte bulundu.
Kapılar’ı sıkı sıkı kapattı.
-“Hadi gelsene!” dedi.
(Yûsuf):
-“Allah’a sığınırım. O, benim rabbimdir / efendimdir. Bana güzel baktı.
Gerçek şudur ki; Zâlimler kurtuluşa ermez” dedi.
And olsun, ona arzu duydu; o da ona arzu duydu.
O, kendi rabbinin bürhanını / işaretini ya görmeseydi!
İşte bu, onu Fuhuş’tan / Çirkin İşler’den ve Kötülük’ten uzak tutmamız içindir.
O, bizim samimi İhlâslı / arı-duru kullarımızdandır.
İkisi de Kapı’ya koşuştu. Arkadan onun gömleğini (kadın) yırttı.
Kapı’nın yanında kocasını buldular.
Dedi ki: -“Senin hanımına karşı kötü istekte bulunmanın cezası hapsedilmekten veya acıveren bir azaptan başka nedir?”.
(Yûsuf): -“Benden o murat almak istedi” dedi.
Kadının ailesinden bir tanık şöyle tanıklık etti:
-“Onun gömleği önden yırtılmışsa, (kadın) doğru söylemiştir.
O Yalancılar’dandır”.
Onun gömleği arkadan yırtılmışsa, (kadın) yalan söylemiştir.
O Doğru Söyleyenler’dendir”.
Gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördüğünde dedi ki:
-“Anlaşıldı. Bu, sizin düzeneklerinizden / aldatmalarınızdandır. Sizin aldatmanız çok büyüktür”.
-“Yûsuf! Bundan yüz çevir / aldırış etme / unut!
(Kadın!) Sen de günahın için bağışlanma dile!
Sen, Yanlış Yapan / Günah İşleyenler’densin”.
Şehir’deki kadınlar da:
-“Azîz’in karısı, hizmetçisinin nefsinden istekte bulunmuş! Kara sevdaya tutulmuş! Biz, onu açık bir sapkınlık içinde görüyoruz” dediler.
Düzeneklerini işittiğinde onlara (davetçi elçi) gönderdi.
Onlar için bir oturum hazırladı.
Her birine birer bıçak verdi.
-“Çık karşılarına!” dedi.
Kadınlar onu gördüğünde çok büyüttüler / hayran kalıp çarpıldılar; ellerini kestiler / donup kaldılar.
-“Hâşâ! Allah için, bu bir beşer değil! Bu çok kerîm / değerli / cömert bir melek!” dediler.
(Kadın):
-“O konuda beni kınadığınız işte budur!
And olsun, onun nefsinden istekte bulundum; ama kaçarak korunmak istedi!
And olsun, eğer ona emrettiğim şeyi yapmazsa, elbette hapsedilir; Küçük Düşenler’den olur!” dedi.
(Yûsuf):
-“Rabbim! Benim için Zindan / Hapishane, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Aldatmalarını benden uzaklaştırmazsan, onlara kapılırım; Câhiller’den olurum” dedi.
Ona rabb’i icabet etti / karşılık verdi.
Kadınlar’ın aldatmalarına engel oldu.
O, gerçekten Bilen İşiten’dir.
Sonra İşaretler’i / Deliller’i gördüler; "bir süreliğine onu hapsedelim!" diye birden bire akıl ettiler.
Onunla birlikte iki genç de Hapishane’ye girdi.
Onlardan biri: -“Ben, (rüyamda) şaraplık sıktığımı görüyorum” dedi.
Diğer Birisi: -“Ben, başımın üstünde Kuşlar’ın yemekte olduğu bir ekmek taşıdığımı görüyorum. Bize bunun yorumunu bildir! Biz, senin İyilik-Güzellik Eden (Muhsin)ler’den olduğunu görüyoruz” dedi.
(Yûsuf) Dedi ki: -“Size verilecek yemek gelmeden önce size onun yorumunu bidiririm. İşte bunlar rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir. Ben, Allah’a inanmayan bir kavmin milletini / dinini terk ettim. Onlar Âhiret’i de inkâr etmektedir”.
“Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un milletine / dinine uydum.
Allah’a herhangi bir şeyi şirk / ortak koşmamız bizim için olası değildir.
Bu, Allah’ın bize ve İnsanlar’a olan lütfundandır; ama İnsanlar’ın çoğu şükretmez”.
-“Ey Zindan arkadaşlarım!
Birbirinden farklı rabbler mi hayırlıdır, yoksa Kahhâr / Çok Baskın Güçlü Bir Tek Allah mı?”.
“O’ndan başka taptıklarınız sizin ve atalarınızın taktığı adlardan başkası değildir.
Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi.
Hüküm ancak Allah’ındır.
‘O’ndan başkasına kulluk etmeyin!’ diye emretti.
İşte bu Geçerli / Gerçek Din’dir; ama İnsanlar’ın çoğu bilmez”.
-“Ey Zindan arkadaşlarım!
Gelelim ikinize!
Biriniz efendisine şarap sunuyor.
Diğeri asılıyor; Kuşlar başından yiyor.
Benden görüşümü istediğiniz İş olup bitmiştir”.
O iki kişiden, kurtulacağını düşündüğü kimseye (Yûsuf):
-“Efendinin yanında benden bahset!” dedi.
Derken, efendisine bahsetmeyi Şeytan ona unutturdu.
Bir kaç yıl Zindan’da / Hapishane’de kaldı.
Bir de Melik dedi ki:
-“Ben yedi semiz inek görüyorum; onları yedi zayıf inek yiyor.
Ayrıca, yedi yeşil başak ve diğerleri kurumuş!
Ey İleri Gelenler!
Rüya’yı tabir ediyorduysanız, bana rüyam hakkında görüş bildirin!”.
Dediler ki:
-“Karmaşık düşler! Biz Düşler’in yorumunu bilecek durumda değiliz”.
Kurtulmuş olan kimse bir ümmetten / nice zamandan sonra hatırladı: -“Size onun yorumunu ben bildiririm. Artık beni gönderin!” dedi.
-“Yûsuf! Ey Çok Doğru / Sıddîk Arkadaş!
Bu konuda bize görüş bildir:
Yedi zayıf inek yedi semiz ineği yiyor.
Yedi yeşil başak ve diğerleri kurumuş!
Umulur ki ben, İnsanlar’a geri dönerim; onlar da bilirler”.
(Yûsuf) Dedi ki: -“Yedi sene yılmadan usanmadan ekin ekersiniz.
Yiyeceğinizden birazı dışında hasat ettiklerinizi başağında bırakın!”.
“Bundan sonra yine yedi kuraklık / kıtlık gelir.
Saklayacağınız şeylerden birazı dışında önceden ayırdığınız şeyleri yiyip bitirir”.
“Bundan sonra yine bir yıl gelir; İnsanlar yağmur görürler; bu dönemde bolluğa ererler”.
Melik: -“Onu bana getirin!” dedi.
Yûsuf’a Elçi geldiğinde: -“Efendine dön! Ona sor ki; ellerini kesmiş Kadınlar’a ne oldu?
Benim rabbim, onların aldatmalarını bilmektedir” dedi.
-“Yûsuf’un nefsinden istekte bulunduğunuzda sizin derdiniz neydi?” dedi.
-“Hâşâ! Allah için, onun bir kötülüğünü bilmedik” dediler.
Azîz’in karısı dedi ki: -“Şimdi Hakk / Gerçek ortaya çıktı. Onun nefsinden ben istekte bulundum.
O, Sadıklar’dan / Özü-Sözü Doğrular’dandır”.
-“Bu, benim ona Gıyab’ında ihanet etmediğimi ve Hâinler’in düzeneğine Allah’ın yol vermeyeceğini bilmesi içindir”.
-“Kendi nefsimi temize çıkarmıyorum.
Şüphesiz Nefis, elbette Kötülüğü emredicidir; ancak rabbimin merhamet ettiği başka!
Benim rabbim, rahîm gafûrdur”.
Melik: -“Onu bana getirin!
Onu kendime tahsis ederek kadroma alayım!” dedi.
Onunla konuştuğunda:
-“Bugün yanımızda senin güvenilir önemli bir yerin vardır” dedi.
(Yûsuf): -“Beni Arz’ın / Ülke’nin hazinelerine görevlendir.
Ben, bilen bir koruyucuyum” dedi.
Yûsuf’u Arz’da böyle yerleştirdik. Dilediği yerde makama geliyordu. Dileyeceğimiz kimselere rahmetimizi nasip ederiz.
Muhsinler’in / İyilik-Güzellik Edenler’in ödülünü yitirmeyiz.
İman eden ve sakınıp korunmakta olanlar için elbette Âhiret’in ödülü en hayırlıdır.
Yûsuf’un kardeşleri geldi; yanına girdiler.
Onlar onu yadsıdıkları halde onları tanıdı.
Onların techizatını donattığında dedi ki:
-“Bana babanızdan olan bir kardeşinizi getirin!
Görmez misiniz; ben, Tartı’ya / Ağırlık Ölçeğine dikkat ediyorum; ben Ağırlayanlar’ın en hayırlısıyım”.
-“Bana onu getirmezseniz, benim yanımda size ölçek yoktur. Bana yaklaşmayın!”.
Dediler ki: -“Onu almak için babasını kandırıp ikna edeceğiz. Biz, yapacak durumdayız”.
Memurlarına: -“Onların takas bedelini / sermayesini yüklerinin içine koyun! Umulur ki fark ederler.
Ailelerine varınca, belki geri dönerler” dedi.
Babalarına döndüklerinde:
-“Ey babamız! Bize Tartı / Ölçek yasaklandı.
Daha çok almak üzere kardeşimizi bizimle birlikte gönder!
Biz, onu koruyacak durumdayız” dediler.
-“Önceden kardeşini size emanet ettiğim gibi şimdi onu emanet eder miyim?
Allah koruyucu olarak en hayırlıdır.
O Merhamet Edenler’in en merhametlisidir” dedi.
Mallarını açtıklarında kendilerine takas bedellerini / sermayelerini iade edilmiş buldular.
-“Ey babamız! Daha ne isteriz?
Bu sermayemiz bize iade edilmiş!
Ailemize yiyecek getiririz.
Kardeşimizi de koruruz.
Bir deve yükü ağırlığı ölçek de artırırız.
Bu, önemsiz bir ağırlıktır” dediler.
-“Çepeçevre kuşatılmanız dışında onu bana geri getireceğinize dair Allah tarafından bana bir mevsik / açık ve kesin sağlam söz verinceye kadar onu sizinle göndermeyeceğim” dedi.
Ona mevsiklerini / açık ve kesin sağlam sözlerini verdiklerinde:
-“Söylediklerimize Allah vekîldir” dedi.
-“Ey oğullarım!
Bir tek kapıdan girmeyin! Farklı kapılardan girin!
Allah’tan hiçbir şeyi sizden savamam.
Hüküm ancak Allah’ındır.
O’na tevekkül ettim.
Tevekkül Edecek Olanlar sadece O’na tevekkül etsin!”.
Onlara babalarının emrettiği yerden girdiklerinde Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan savmıyordu; ancak Yakub’un nefsindeki tedbir ihtiyacı yerine geldi.
Ona öğrettiğimiz şeyler hakkında o da bilgi sahibidir; ama İnsanlar’ın çoğu bilmez.
Yûsuf’un yanına girdiklerinde kardeşini bağrına bastı:
-“Ben, senin kardeşinim. İşliyor oldukları şeylere aldırma!” dedi.
Onların techizatını donattığında “Su Kabı”nı kardeşinin yükünün içine koydu.
Sonra bir çağırıcı:
-“Ey Kafile! Siz, elbette hırsızsınız” diye çağırdı.
Onlara karşılık verdiler:
-“(Ne kaybettiniz?) Ne arıyorsunuz?” dediler.
-“Melik’in su kabını arıyoruz. Onu getiren kimse için bir deve yükü daha vardır. Ben buna görevli / kefilim” dediler.
-“Allah’a yemin olsun! Arz’da / Ülke’de bozgunculuk yapmak için gelmediğimizi, hırsız da olmadığımızı bildiniz / gördünüz” dediler.
-“Eğer yalancı çıkarsanız, onun cezası nedir?” dediler.
-“Onun cezası!... Kimin yükünün içinde bulunduysa, onun cezası artık kendisidir.
Zâlimler’i böyle cezalandırırız” dediler.
Derken Yûsuf, kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı.
Sonra onu, kardeşinin kabından çıkardı.
İşte Yûsuf için böyle düzenek tasarladık.
Allah’ın dilemesi dışında Melik’in dininde kendi kardeşini alamazdı.
Dileyeceğimiz kimseleri derece derece yükseltiriz.
Her ilim sahibinin üstünde bir bilen vardır.
-“Eğer çalıyorsa, önceden onun bir kardeşi de çalmıştı” dediler.
Yûsuf bunu içinde gizledi. Onlara belli etmedi.
-“Sizin durumunuz kötüdür. İsnat ettiğiniz şeyi Allah çok iyi bilir” dedi.
-“Ey Azîz!
Bunun çok ihtiyar bir babası var. Bunun yerine bizden birini al!
Biz, seni Muhsinler’den / İyilik-Güzellik Edenler’den görüyoruz” dediler.
-“Allah esirgesin; malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alırsak, biz, o zaman haksızlık etmiş oluruz” dedi.
Ondan ümit kesince (aralarında) müzakereye koyuldular.
Onların büyüğü şöyle dedi:
-“Bilmediniz mi; babanız, Allah’tan açık ve kesin sağlam söz / mevsik aldı, önceden Yûsuf hakkında ileri gittiniz?
Artık Yer’den / Ülke’den ayrılmayacağım; tâ ki babam bana izin verir veya Allah benim için hüküm verir.
O Hüküm Verenler’in en hayırlısıdır”.
Babanıza dönün, deyin ki:
-“Ey babamız! Senin oğlun, hırsızlık yaptı.
Bildiğimizden başka şeye şahid olmadık.
Gayb için muhafız / koruyucu da değildik”.
“Bulunduğumuz Şehir’e sor!
İçinde geldiğimiz Kafile’ye de sor!
Biz, doğru söylemekteyiz”.
-“Belki sizi nefsiniz bir işe sürükledi.
Artık güzel bir sabır (gerekir).
Yakındır ki Allah, topluca onları bana getirir.
Gerçekten O, Hakîm Alîm’dir” dedi.
Onlardan yüz çevirdi; dedi ki:
-“Vah vah! Yûsuf’a yazık oldu”.
Üzüntü’den gözlerine ak düştü. (İçine ata ata) İçi acılarla doldu.
Dediler ki: -“Allah’a yemin olsun! Yûsuf’u hâlâ anıp duruyorsun.
Tâ ki eriyip gidiyorsun veya Helâk oluyorsun”.
Dedi ki:
-“Üzüntümü ve derdimi, Allah’a şikâyet ediyorum.
Bilmeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından biliyorum”.
-“Ey oğullarım!
Gidin, Yûsuf ve kardeşinden bilgi ve haber yoklayın!
Allah’ın revhi’nden / rahatlatmasından ümit kesmeyin!
Gerçek şudur ki; Kâfir Kavim’den başkası Allah’ın revhi’nden / rahatlatmasından ümit kesmez.
Yûsuf’un yanına girdiklerinde (kardeşleri):
-“Ey Azîz! Bize ve ailemize Zorluk / Sıkıntı / Zaruret çöktü.
Çok değersiz bir takas bedeli / sermaye ile geldik.
Bize Ölçeği tam tut; sadaka ver!
Allah, Sadakaverenler’i mükâfatlandırır” dediler.
-“Siz câhil / bilgisiz iken, Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı bildiniz mi?” dedi.
-“Yoksa sen, gerçekten Yûsuf musun?” dediler.
-“Ben Yûsuf’um! Bu da kardeşimdir.
Allah bize karşılıksız nimet verdi.
Gerçek şudur ki; kim sakınıp korunur ve sabrederse, Allah, Muhsinler’in / İyilik-Güzellik Edenler’in ödülünü yitirmez” dedi.
-“Allah’a yemin olsun, Allah seni bize üstün kıldı!
Elbette yanlış yapmakta / suç işlemekteydik” dediler.
(Yûsuf) dedi ki:
-“Bugün sizin için kınama ve başa kakma yoktur.
Allah sizi bağışlar.
O Merhametliler’in en merhametlisidir”.
“Bu gömleğimi götürün!
Onu babamın yüzüne atın!
Görmeğe başlayacaktır.
Ailenizi topluca bana getirin!”.
Kafile yola çıktığında babaları:
-“Ben, gerçekten Yûsuf’un kokusunu alıyorum; beni yalancı çıkarmasaydınız bari!” dedi.
-“Allah’a yemin olsun! Sen, Eski şaşkınlığındasın” dediler.
Müjdeleyici gelip gömleği onun yüzüne attığında, görmeye başladı.
-“Ben size demedim mi? Ben Allah’tan, bilmeyeceğiniz şeyleri iyi bilirim” dedi.
-“Ey babamız! Bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile!
Biz, yanlış yapmakta / suç işlemekteydik” dediler.
-“Rabbim’den sizin için bağışlanma dileyeceğim.
Şüphesiz O, Rahîm Gafûr’dur” dedi.
Yûsuf’un yanına girdiklerinde anne ve babasını bağrına bastı:
-“İnşallah güvende olarak Mısır’a / Şehir’e girin!” dedi.
Ana-babasını Taht’ın üzerine çıkardı. Onun için secdeye kapandılar.
Dedi ki:
-“Babacığım! İşte bu, önceden (gördüğüm) rüyamın yorumudur.
Rabbim onu gerçek kıldı.
Şeytan benim kardeşlerimle aramızı bozmaya çalıştıktan sonra, rabbim bana kesinlikle iyilik etti. Şöyle ki; beni Hapis’ten çıkardı, sizi Çöl’den getirdi.
Benim rabbim, dileyeceği şeyler için elbette latîftir.
Gerçekten O, Hakîm Alîm’dir”.
-“Rabbim! Bana Mülk’den / İktidar Gücü’nden verdin.
Olaylar’ın yorumunu öğrettin.
Yer’i ve Gökler’i yoktan ilk yaratan olarak sen, Dünya ve Âhiret’te benim velîyy’imsin.
Beni müslüman olarak vefat ettir!
Beni Salihler’e kat!”.
İşte bu, sana vahyettiğimiz Gayb’ın haberlerindendir.
Onlar işlerini toparlayarak tuzak kurarlarken yanlarında değildin.
İnsanlar’ın çoğu, çok istediysen de inanmışlar değildir.
Buna karşı onlardan hiçbir ücret de istemiyorsun.
O, Âlemler için ancak bir hatırlatmadır.
Yer ve Gökler’de nice âyet vardır ki; bunlardan yüz çevirmiş olarak üzerlerinden geçerler.
Onların çoğu ancak müşrikler olarak Allah’a inanıyor.
Onlara Allah’ın azabından bir “gâşiye”nin / her şeyi saracak bir felaketin gelmesinden veya Saat’in onlara, farkında değillerken ansızın gelmesinden güvende midirler?
De ki:
-“Bu benim yolumdur. Basîret üzere (görerek / bilerek) Allah’a çağırıyorum; bana uyan kimseler ve ben!
Allah’ı tenzih ederiz.
Ben Müşrikler’den değilim”.
Senden önce Şehirler’in halkından ancak kendilerine vahyedeceğimiz adamları rasûl gönderdik.
Yeryüzü’nde gezmediler mi?
Bir baksınlar, onlardan öncekilerin sonu nasıl oldu?
Elbette Âhiret’in yurdu, sakınıp korunanlar için en hayırlıdır.
Akletmez misiniz?
Tâ ki Rasûller kesinlikle yalanlandıklarını zannettikleri ve ümitsizliğe düştükleri bir anda onlara bizim yardımımız geldi.
Dileyeceğimiz kimseleri kurtarırız.
Bizim sıkıntı azabımız Suçlu Kavim’den geri döndürülmez.
And olsun, onların kıssalarında Duyular’ın sahipleri için ibret vardır!
Bu uydurulacak bir söz değildir; ama iman edecek bir kavim için bir hidayet ve rahmet olmak üzere önündekilerin tasdiki / onayı ve her şeyin ayrı ayrı açıklamasıdır.