2. Bakara Suresi Meali

Hakkında kuşku bulunmayan bu Kitap, Müttakîler / Sakınıp Korunanlar için hidayettir.
Onlar ki, Gayb’a inanıyorlar; Namaz’ı kılıyorlar; Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ediyorlar / harcıyorlar.
Sana indirilene de, senden önce indirilmişlere de inanıyorlar. Âhiret’e de kesin inanıyorlar.
İşte onlar, rabb’lerinden bir hidâyet / doğru yol üzerindedir. Kurtulmuşlar da onlardır.
İnkâr edenleri uyardın mı, yoksa uyarmadın mı, onlara göre eşittir; inanmazlar.
Allah onların kalblerine ve işitmelerine mühür vurdu. Görmelerinde perde vardır. Onlar için çok büyük bir azap da vardır.
İnsanlar’dan kimileri de vardır ki, “Allah’a ve Âhir Gün’e inandık!” diyorlar; oysa onlar inanmış değildirler.
İman edenleri ve Allah’ı aldatmaya kalkışıyorlar. Sadece kendilerini aldatıyorlar da bilincinde olmuyorlar.
Kalblerinde hastalık vardır; artık Allah onların hastalığını artırmıştır. Yalanlıyor oldukları sebebiyle onlar için acıveren bir azap vardır.
Onlara: -“Yeryüzü’nde bozgunculuk yapmayın!” denildiği zaman: -“Biz, islah edenleriz” dediler.
Dikkat edin! Onlar, Bozguncular’dır; ama bilincinde olmazlar.
Onlara: -“İnsanlar’ın inandığı gibi inanın!” denildiği zaman: -“Sefihler’in / Kendini Bilmezler’in / Beyinsizler’in inandığı gibi inanır mıyız?” dediler. Dikkat edin! Gerçekten onlar, Beyinsizler’dir; ama bilmezler.
İman edenlerle bir arada bulundukları zaman: -“İnandık” dediler. Şeytanları ile başbaşa kaldıklarında: -“Biz, sizinle birlikteyiz; doğrusu, alay etmekteyiz” dediler.
Allah, onlarla alay ediyor, onlara bocaladıkları azgınlıklarında süre uzatıyor.
İşte onlar, Hidayet’e karşılık Sapkınlığı satın aldılar. Onların ticareti kâr etmedi. Hidayete ermiş değillerdi.
Onların misâli, ateş yakmak istemiş olanın misâli gibidir. Çevresindekileri (ateş) aydınlattıkça, Allah, onların nûrunu gidermiş; onları karanlıklarda bırakmıştır, görmezler.
Sağır dilsiz kördürler; artık dönmezler.
Yahut, içinde karanlıklar, gökgürlemesi ve şimşek olan Gök’ten boşalan bir yağmura tutulmuş olanın misâli gibidir. Ölüm kaygısıyla, Yıldırımlar’dan parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar. Allah, Kâfirler’i çepeçevre kuşatandır.
Neredeyse gözlerini Şimşek alıverecek! Onları aydınlattıkça yürüdüler; üzerlerine karanlık çöktüğünde dikilip kaldılar. Allah dileseydi, işitmelerini de, görmelerini de giderirdi. Allah, her şeye güç yetirendir.
Ey İnsanlar! Sizi de, sizden öncekileri de yaratan rabbinize kulluk edin! Umulur ki sakınıp korunursunuz.
Sizin için Yeryüzü’nü döşek, Göğü de bina yaptı. Gök’ten su indirdi, bununla sizin için Ürünler’den rızık çıkardı. Siz bilip dururken, Allah için benzer / eşler koşmayın!
Bizim kulumuza indirdiğimizden kuşkuda idiyseniz, hadi, onun mislinden / benzer aynısından bir sûre getirin! Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, Allah’tan başka güvendiklerinizi de çağırın!
Eğer yapmadıysanız -ki asla yapmayacaksınız- artık Kâfirler için hazırlanmış, yakıtı İnsanlar ve Taşlar olan Ateş’ten sakınıp korunun!
İman eden ve Salih Ameller işleyenleri müjdele! Onlar için altından Irmaklar akan cennetler vardır. Oradan rızık olarak bir üründen tattırıldıklarında: -“Bu önceden tattıklarımızdır” dediler. Ona öyle benzeşimli verildi. Orada onlar için temizlenmiş eşler de vardır. Orada sürekli kalacaklardır.
Allah, sivrisinek gibi şeyleri, hattâ onun da ötesini misâl vermekten çekinmez. Her neyse iman etmiş olanlar bilirler ki o, rabb’lerinden gelen Hakk’tır. İnkâr edenlere gelince: -“Allah bu misâl ile ne murad etti?” diyorlar. Onunla birçoğunu hidayete eriştiriyor, birçoğunu da saptırıyor. Onunla, Fâsıklar’dan / Yoldan Çıkıp Sapmışlar’dan başkasını saptırmıyor.
Onlar ki O’nun mîsâkından / açık ve kesin bağlılık sözünden sonra Allah’ın ahdini bozuyorlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini koparıyorlar. Yeryüzü’nde bozgunculuk yapıyorlar. İşte onlar Hüsrâna Düşenler’dir.
Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? Ölüydünüz; size hayat verdi. Sonra öldürüyor; Sonra diriltiyor; Sonra O’na döndürülüyorsunuz.
O’dur ki Yer’deki şeyleri topluca sizin için yarattı, sonra Göğe istivâ etti / düzen verdi; derken onları yedi gök olarak düzenledi. O her şeyi bilendir.
Hani, senin rabbin, Melekler’e: -“Ben, Yeryüzü’nde bir halîfe atamaktayım” dedi. Onlar da: -“Biz, senin hamdinle tesbih ederken, seni takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaran, Kan döken kimseyi mi (halîfe) yapıyorsun?” dediler. -“Ben, bilmeyeceğiniz şeyleri çok iyi bilirim” dedi.
Âdem’e bütünüyle İsimler’i öğretti. Sonra onları Melekler’e gösterip sundu: -“Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, bana şunların isimlerini bildirin!” dedi.
-“Seni tesbih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim için bilgi yoktur. Gerçekten sen, Hakîm Alîm’sin” dediler.
-“Ey Âdem! Onlara isimlerini bildir!” dedi. Âdem onlara isimlerini bildirdiğinde: -“Size demedim mi? Ben, Yer’in ve Gökler’in gaybını çok iyi bilirim; açıkladığınızı da, gizliyor olduğunuzu da çok iyi bilirim” dedi.
Hani, Melekler’e dedik: -“Âdem’e secde edin!”. Hemen secde ettiler; ancak İblîs kaçındı, kibirlendi / büyüklük tasladı, Kafirler’den oldu.
-“Ey Âdem! Sen ve eşin, Cennet’e yerleşin! Siz ikiniz, diledikçe oradan bol bol yiyin! Şu Ağaç’a yaklaşmayın! Yoksa Zâlimler’den olursunuz” dedik.
Şeytan ikisini oradan kaydırdı, içinde bulundukları konumdan çıkardı. -“İnin!” dedik. “Bir kısmınız bir kısmına düşmandır. Sizin için bir süreliğine Yeryüzü’nde yerleşim ve geçimlik vardır”.
Derken, Âdem rabbinden kelimeler (sözler) telakki etti / aldı; ona (rabbi) tevbe kabul etti. Gerçekten O, Rahîm Tevvâb’dır.
Dedik ki: -“Topluca inin oradan! Benden size bir yol gösterici / hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime tâbi olursa, artık onlara korku yoktur; onlar üzülür de değildir”.
Âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar, işte onlar Ateş arkadaşlarıdır; orada sürekli kalacaklardır.
Ey İsrail’in oğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın, benim ahdimi yerine getirin ki sizin ahdinizi yerine getireyim! Sadece benden çekinin!
Yanınızdakileri tasdik edici olmak üzere indirdiğime inanın! Onu ilk inkâr eden olmayın! Âyetlerimi az bir bedel ile satmayın! Sadece benden sakınıp korunun!
Hakk’ı Bâtıl ile örtmeyin! Siz biliyorken Hakk’ı gizlemeyin!
Namaz’ı kılın, Zekât’ı verin, Rukü’ Edenler ile birlikte rükû edin!
Siz Kitab’ı okuyor iken, Birr’i / Ergin İyiliği İnsanlar’a emrediyorsunuz ve kendinizi unutuyorsunuz, öyle mi? Akletmez misiniz?
Sabır ve Salât ile yardım isteyin! Bunlar ancak İçten Saygılılar’a göre büyük bir iştir.
Onlar ki rabb’lerine kavuşacaklarını, O’na döneceklerini kesin olarak biliyorlar.
Ey İsrail’in oğulları! Size verdiğim nimetimi, sizi Âlemler’e üstün kıldığımı hatırlayın!
Nefsin nefisden birşey karşılık görmeyeceği, ondan şefaat kabul edilmeyeceği, fidye / kurtulma bedeli alınmayacağı bir günden sakınıp korunun! Onlara yardım da edilmez.
Hani, Azab’ın en kötüsünü size uygulayan, oğullarınızı boğazlayıp kesen, kadınlarınızı sağ bırakan Firavun’un ailesinden sizi kurtardık. Sizin rabbinizden bunlarda çok büyük bir belâ / sınav vardır.
Hani, Deniz’i sizinle yardık, sizi kurtardık. Siz bakıyorken, Firavun’un ailesini suda boğduk.
Hani, Musa’ya kırk gece vaad verdik; sonra siz zâlimken onun ardından Dana’yı / Buzağı’yı edindiniz.
Sonra bunun ardından sizi affettik. Umulur ki şükredersiniz.
Hani, Kitab’ı ve Furkân’ı Musa’ya verdik. Umulur ki hidayete erersiniz.
Hani, Musa kavmine dedi ki: -“Ey kavmim! Siz, Dana’yı / Buzağı’yı edinmekle kendinize zulmettiniz. Artık güzel yaratıcı’nıza tevbe edin / yönelin, nefislerinizi öldürün! Böylesi, güzel yaratıcı’nızın katında sizin için en hayırlıdır. Size tevbe kabul etti. Gerçekten O, Rahîm Tevvâb’tır”.
Hani, -“Ey Musa! Allah’ı açıkça görmedikçe, sana inanmayacağız” dediniz. Siz bakıyorken, sizi Yıldırım çarptı.
Sonra ölümünüzün ardından sizi yeniden dirilttik. Umulur ki şükredersiniz.
Üzerinize Bulut’u gölgelik yaptık. Size Menn (Kudret Helvası) ve Selvâ (Bıldırcın) indirdik. Sizi rızıklandırdığımız şeylerin temizlerinden yiyin! Onlar, bize zulmetmediler; ama kendilerine zulmediyorlardı.
Hani, dedik ki: -“Şu Şehir’e girin, bolca, oradan dilediğiniz şekilde yiyin! Kapı’dan secdeler ederek girin! ‘Hıtta / Affet / Bağışla!’ deyin; hatalarınızı bağışlayalım! Muhsinler’e / İyilik-Güzellik Edenler’e artıracağız”.
Derken, zulmedenler kendilerine söylenenlerin dışında söz değiştirdi. Yoldan çıkıp sapıyor oldukları sebebiyle, zulmedenlere Gök’ten tiksindirici bir pislik indirdik.
Hani, Musa kavmine su vermek istedi. Derken, “Taş’a asân ile vur!” dedik. Ondan, on iki pınar fışkırdı. Her bir insan grubu kendi içme yerini bildi. “Allah’ın rızkından yiyin, için! Fesad çıkararak Yeryüzü’nde bozgunculuk yapmayın!”.
Hani, bir vakit: -“Ey Musa! Tek çeşit yiyeceğe katlanamayacağız; rabbine bizim için dua et; Yer’in yetiştirdiği şeylerden, sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bizim için çıkarsın!” dediniz. Dedi ki: -“Hayırlı olanı daha düşük olanla değiştirmek istiyorsunuz, öyle mi? Şehir’e inin! Sizin için, istediğiniz şeyler vardır”. Üzerilerine Zillet ve Meskenet / Şiddetli Fakirlik vuruldu. Allah’tan gazaba uğradılar. İşte bu, onların Hakk’sız yere Nebiyyler’i öldürüyor ve Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor oldukları sebebiyledir. İşte bu, aşırı gidiyor oldukları ve isyan ettikleri sebebiyledir.
İnananlar, Yahudîleşenler, Nasârâ (Hristiyanlar) ve Sâbiîler; bunlardan kim Allah’a ve Âhir Gün’e inandıysa ve salih bir amel işlediyse, onlara rabb’leri katında ödüller vardır. Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Hani, mîsâkınızı / açık ve kesin bağlılık sözünüzü aldık. Tûr’u / Dağ’ı üzerinize kaldırdık. Size verdiğimizi kuvvetle tutun! İçindekileri belleyip düşünün! Umulur ki sakınıp korunursunuz.
Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz. Üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, Hüsrana Düşenler’den olurdunuz.
And olsun, içinizden Cumartesi’nde haddi aşanları bilip öğrendiniz. Derken, onlara: -“Kovalanan maymunlar olun!” dedik.
Bunu, mevcut muhataplarına ve sonrakilere bir ibret, Müttakîler / Sakınıp Korunanlar için bir uyarı yaptık.
Hani, Musa kavmine: -“Allah size, bir BAKARA / sığır boğazlayıp kesmenizi emrediyor” dedi. -“Bizi alay konusu mu ediniyorsun?” dediler. -“Câhiller’den olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.
-“Rabbine bizim için dua et; o nedir, bize açıklasın!” dediler. -“O söylüyor ki bu, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası dinç bir sığırdır. Ne emrediliyorsanız yapın!” dedi.
-“Rabbine bizim için dua et; onun rengi nedir, bize açıklasın!” dediler. -“O söylüyor ki bu, sapsarı bir sığırdır, rengi parlaktır, Bakanlar’a sevinç verir” dedi.
-“Rabbine bizim için dua et; o nedir, bize açıklasın! Bize göre Sığırlar birbirine benziyor. Biz, Allah dilediyse, elbette hidayete ermişizdir” dediler.
-“O söylüyor ki bu, ne koşulup Arazi sürer, ne Ekin sular; salma bir sığır, lekesi olmayan kusursuzdur” dedi. -“Şimdi Hakk’ı getirdin” dediler. Derken, onu kestiler. Az kalsın yapmıyorlardı.
Hani, bir cana kıydınız, onu birbirinizin üstüne attınız. Oysa Allah, gizliyor olduğunuz şeyi ortaya çıkaracaktı.
-“Bunun bir kısmıyla ona vurun!” dedik. Allah, Ölüler’i işte böyle diriltiyor, size âyetlerini gösteriyor. Umulur ki akledersiniz.
Sonra bunun ardından kalbleriniz katılaştı. Tıpkı Taşlar gibi veya daha da katı! Bir kısım Taşlar vardır, ondan Nehirler kaynar. Bir kısmı da vardır, yarıldığında ondan Su çıkar. Onlardan bir kısmı da Allah’ın çekincesinden aşağı doğru yuvarlanıp iner. Allah işleyeceğiniz şeylerden gâfil değildir.
Onlardan bir fırka, Allah’ın kelâmını işitiyorlarken, akıllarına yattıktan sonra bile bile tahrif ediyorlarken, sizin için inanacaklarını umuyorsunuz, öyle mi?
İnananlar ile bir arada bulundukları zaman: -“İnandık!” dediler. Birbiriyle başbaşa kaldıklarında: -“ Allah’ın size açtıklarını, rabbinizin katında size karşı delil getirmeleri için onlara anlatıyorsunuz, öyle mi? Akletmez misiniz?” dediler.
Bilmezler mi ki; ne gizliyorlar, ne açığa vuruyorlar, Allah bilir.
Onlardan bir kısmı da ümmiyylerdir ki kuruntulardan başka Kitab’ı bilmezler, sadece zannda bulunurlar.
Yazıklar olsun, Kitab’ı kendi elleriyle yazan, sonra onu az bir bedele satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere! Yazıklar olsun onlara, ellerinin yazdıklarından dolayı! Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı!
Bir de: -“Sayılı birkaç günden başka Ateş bize asla dokunmayacak!” dediler. De ki: -“Allah katından bir ahid mi aldınız? Allah, ahdinden asla caymayacaktır. Yoksa bilmeyeceğiniz şeyleri Allah’a mı söylüyorsunuz?”.
Evet! Kim bir kötülük kazanmış, kötülüğü kendisini kuşatmış ise, işte onlar Ateş arkadaşlarıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
İman eden ve Salih Ameller işleyenler, işte onlar da Cennet arkadaşlarıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
Hani, İsrail’in oğullarının mîsâkını / açık ve kesin bağlılık sözlerini aldık: -“Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz; Ana-Baba’ya, Yakın (Akraba)lığı olana, Yetimler’e, Düşkün Yoksullar’a iyilik edeceksiniz; İnsanlar’a güzel söyleyeceksiniz; Namaz’ı kılacaksınız; Zekât’ı vereceksiniz”. Sonra sizden pek azı hariç yüz çevirerek döndünüz.
Hani, “Kanlarınızı dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye mîsâkınızı / açık ve kesin sözünüzü aldık. Sonra, siz şehadet ederek ikrar ettiniz / kabul ettiniz.
Sonra siz şunlarsınız ki: Birbirinizi öldürüyorsunuz; Sizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz; Kötülük ve Düşmanlık’ta onlara arka çıkıyorsunuz; Size esir düşerlerse, fidyeleşiyorsunuz. Hâlbuki onların çıkarılması size haram kılındı. Artık, Kitab’ın bir kısmına inanıyorsunuz, bir kısmını inkâr ediyorsunuz, öyle mi? Sizden öyle yapan kimsenin cezası, Dünya Hayatı’nda utançtan başka bir şey değildir. Kıyamet günü’nde Azab’ın en şiddetlisine kakılırlar. Allah, işlediklerinizden gâfil değildir.
İşte onlar, Âhiret’e karşılık Dünya Hayatı’nı satın alanlardır. Onlardan Azap hafifletilmez. Yardım da görmezler.
And olsun, Kitab’ı Musa’ya verdik! Onun ardından Rasûller ile takip ettik. Meryem oğlu İsa’ya da Beyyineler’i / Açık Belgeler’i verdik. Onu Rûh ül-Kudüs ile destekledik. Her bir rasûl, nefislerinizin hoşlanmayacağı şeyler getirdikçe kibirlendiniz, öyle mi? Bir kısımı yalanladınız; bir kısımı öldürüyorsunuz.
Bir de: -“Kalblerimiz kabukludur” dediler. Aksine Allah, inkârları sebebiyle onları lânetledi. Ne kadar az inanıyorlar!
Yanlarındakini tasdik eden, Allah katından bir kitap geldiğinde, hâlbuki önceden, inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı, evet, onlara tanıdıkları geldiğinde inkâr ettiler. Allah’ın laneti İnkârcılar’a olsun!
Allah’ın, kendi kullarından dileyeceği kimseye lütfundan indirmesini çekemeyerek, nefisleri karşılığında Allah’ın indirdiklerini inkâr etmeyi satın almaları ne kötüdür! Gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için alçaltan bir azap vardır.
Onlara: -“Allah’ın indirdiğine inanın!” denildiği zaman: -“Bize indirilmiş olana inanıyoruz” dediler. O, yanlarındakini tasdik edici olarak Hakk iken, onun ötesini inkâr ediyorlar. De ki: -“İnanmış idiyseniz, önceden Allah’ın nebiyylerini niçin öldürüyordunuz?”.
And olsun, Musa size Beyyineler / Açık Belgeler ile geldi! Sonra siz zâlim iken onun ardından Dana’yı / Buzağı’yı edindiniz.
Hani, sizin mîsâkınızı / açık ve kesin bağlılık sözünüzü aldık. Tûr’u / Dağ’ı üzerinize kaldırdık. Size verdiğimizi kuvvet ile tutun, işitin! -“İşittik, isyan ettik” dediler. İnkârları sebebiyle Dana / Buzağı sevgisine, tutkusuna kapıldılar. De ki: -“Eğer inanmışsanız, sizin inancınız size onunla ilgili ne kötü şeyler emrediyor / yaptırıyor!
De ki: -“Eğer doğru söyleyen / sadık idiyseniz, Allah katında Âhiret Yurdu İnsanlar’ın değil sadece sizin ise, hadi, Ölüm’ü temenni edin!”.
Ellerinin önceden yapıp sundukları sebebiyle, onu ebedî olarak temenni etmeyeceklerdir. Allah Zâlimler’i bilmektedir.
And olsun, onları hayata karşı İnsanlar’ın en hırslısı bulursun. Şirk koşanlardan her biri arzu eder ki keşke bin sene yaşatılsa! Oysa uzun ömürlü yaşatılması, onu Azap’tan uzaklaştıracak değildir. Ne işliyorlarsa, Allah görmektedir.
De ki: -“Kim Cebrail’e düşman olursa, şüphesiz ki, Müminler için müjde ve hidayet olmak üzere, önündekileri onaylayıcı olarak onu senin kalbine Allah’ın izniyle o indirdi”.
Kim Allah’a, O’nun meleklerine, O’nun rasûllerine, Cebrail’e ve Mikâil’e düşman olursa, şüphesiz Allah, Kâfirler için düşmandır.
And olsun, sana açık âyetler indirdik! Onları ancak Yoldan Çıkıp Sapmış / Fâsıklar inkâr ediyor.
Ne zaman bir andlaşma yaptılarsa, onu onlardan bir gurup bozup attı, öyle mi? Evet, onların çoğu inanmaz.
Onlara yanlarındakileri tasdik eden, Allah katından bir rasûl geldiğinde Kitap verilenlerden bir gurup, sanki bilmezler gibi Allah’ın kitabını arkalarına attılar.
Süleyman’ın mülkü üzerine Şeytanlar’ın tilâvet ettiğine tâbi oldular. Oysa Süleyman inkâr etmedi; ama Şeytanlar inkâr etti. İnsanlar’a Sihir’i öğretiyorlardı. Bâbil’de iki melek’e (melik’e, elçi’ye), Hârut ve Mârut’a indirilenleri de (öğretiyorlardı). O ikisi: -“Biz fitne’ yiz / deneme-sınav’ız; artık inkâr etme!” demedikçe, hiçbirinden öğretmiyorlar. Bu ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlar. Allah’ın izni olmadıkça, onlar onunla hiçbir kimseye zarar verici değillerdir. Onlara yarar sağlamaz ve zarar verir şeyleri öğreniyorlar. And olsun, bildiler ki onu kim satın aldıysa, Âhiret’te ona hiçbir hisse / nasip yoktur! Canları karşılığında satın aldıkları ne kötüdür! Keşke biliyor olsalardı!
Eğer onlar, iman ettilerse, sakınıp korundularsa, elbette, Allah katından hayırlı bir karşılık vardır. Keşke biliyor olsalardı!
Ey iman edenler! “Bizi güt!” demeyin; “Bizi gözet!” deyin, dinleyin! İnkârcılar için acıveren bir azap vardır.
Size rabbinizden bir hayır indirilmesini, ne Kitap ehlinden inkâr edenler ister, ne de Müşrikler! Dileyeceği kimseye rahmetini Allah tahsis eder. Allah Çok Büyük Lütuf sahibidir.
Âyetten neyi yürürlükten kaldırırsak veya unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Bilmedin mi Allah, her şeye güç yetirendir.
Bilmedin mi, Gökler’in ve Yer’in mülkü / yönetimi Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka hiçbir veliyy yoktur, yardım edici de yoktur.
Yoksa önceden Musa’ya sorulduğu gibi rasûlünüze soru sormak mı istiyorsunuz? Kim İman ile Küfr’ü değiştirirse, Yol’un düzünden sapmıştır.
Kitap ehlinden birçoğu, Gerçek onlara açıkça belli olduktan sonra içlerindeki kıskançlıkla temenni eder ki keşke, imanınızdan sonra sizi küfre geri çevirseler! Allah emrini verinceye kadar artık affedin, geçin! Allah, her şeye güç yetirendir.
Namaz’ı kılın, Zekât’ı verin! Önceden nefisleriniz için yaptığınız her hayrı, Allah’ın katında bulacaksınız. Allah, ne işliyorsanız görmektedir.
Bir de: -“Yahudî veya nasrâniy olmuş kimseden başkası Cennet’e asla girmeyecek!” dediler. Bu onların arzuları / kuruntularıdır. De ki: -“Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, bürhanınızı / kanıtınızı getirin!”.
Evet! Kim bir muhsin olarak yüzünü Allah’a teslim ettiyse, artık onun ödülü rabbi katındadır. Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Yahudîler dedi ki: -“Nasrâniyler bir şey üzerinde değildir”. Nasrâniyler de dedi ki: -“Yahudîler bir şey üzerinde değildir”. Hâlbuki Kitab’ı okuyorlar. Bilmeyenler de onların sözlerinin benzerini söyledi. İhtilâf ediyor oldukları şeylerde Kıyamet günü onların arasında Allah hüküm verir.
Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasını yasaklamış, bu suretle oraların harap olmasına çalışmış kimseden daha zâlim kimdir? Onların buralara ancak korkarak girmeleri olasıdır. Onlar için, Dünya’da utanç vardır; Âhiret’te de çok büyük bir azap vardır.
Doğu da, Batı da Allah’ındır. Nereye dönerseniz, Allah’ın yönü orasıdır. Allah, alîm vâsidir.
Bir de: -“Allah oğul edindi” dediler. O bundan uzaktır / münezzehdir / sübhandır. Aksine, Yer ve Gökler’deki şeyler O’nundur. Hepsi O’na boyun eğip itaat etmektedirler.
Yer’in ve Gökler’in eşsiz yaratıcısı! Bir işe karar kıldığı / hüküm koyduğu zaman, doğrusu ona “Ol!” diyor; artık oluyor.
Bilmeyenler: -“Allah ya bizimle konuşsa veya bize âyet gelse!” dediler. İşte böyle, onlardan öncekiler de onların sözünün benzerini söyledi. Kalbleri birbirine benzedi. Gerçekten, ikna olacak / kesin inanacak bir kavim için Âyetler’i beyan ettik.
Biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak Gerçek ile gönderdik. Cehennem arkadaşlarından sorumlu tutulmazsın.
Onların milletine tâbi’ olmadıkça, Yahudîler de, Nasrâniyler / Hristiyanlar da senden asla razı olmayacaktır. De ki: -“Allah’ın hidayeti, gerçek hidayettir”. Sana İlim’den geldikten sonra onların hevâlarına tâbi’ olursan, senin için Allah’tan hiçbir veliyy yoktur, yardım edici de yoktur.
Kitap verdiğimiz kimseler onu gerçek okuyuşu olmak üzere okuyorlar / izliyorlar. İşte onlar ona inanıyorlar. Kim onu inkâr ederse, işte onlar Hüsrana Düşenler’dir.
Ey İsrail’in oğulları! Benim, sizi Âlemler’e üstün kıldığımı ve size verdiğim nimetimi hatırlayın!
Sakınıp korunun öyle bir günden ki kimse kimseden karşılık görmez, fidye kabul edilmez, şefaat yarar sağlamaz. Onlara yardım da edilmez.
Hani, rabbi İbrahim’i kelimeler / sözler ile denedi; hemen onları tamamladı. -“Ben, İnsanlar için seni önder yapacağım” dedi. -“Soyumdan da!” deyince: -“Benim ahd’im / taahhüdüm / sözüm Zâlimler’e ulaşmaz” dedi.
Hani, Ev’i (Ka’be’yi) İnsanlar için bir sevâp mekânı ve güvenli bir yer kıldık. İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin! -“Tavaf Edecekler, Âkifler / İbadet Edecekler ve Rukü’lar-Secdeler için evimi temiz tutun!” diye İbrahim ve İsmail’e ahid verdik.
Hani, İbrahim dedi ki: -“Rabbim! Bunu güvenli bir belde yap! Ahâlisini, onlardan Allah’a ve Âhir Gün’e inanan kimseleri Ürünler’den rızıklandır!”. (Allah): -“İnkâr eden kimseyi de bir miktar yararlandırırım; sonra onu Ateş’in azabına sürüklerim. Gidip Varılacak Yer ne kötüdür!” dedi.
Hani, İbrahim de Ev (Ka’be)’den Temeller yükseltiyordu, İsmail de! -“Rabbimiz! Bizden kabul et! Gerçekten sen, Bilen İşiten’sin”.
“Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş / müslüman kıl! Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar! Bize ibadet şekillerimizi göster! Bize tevbe kabul et! Şüphesiz sen, Rahîm Tevvâb’sın!”.
“Rabbimiz! Onlara, kendilerinden bir rasûl seçip gönder! Onlara senin âyetlerini okusun, Kitab’ı ve Hikmet’i öğretsin! Onları arındırsın! Gerçekten sen, Hakîm Azîz’sin”.
Kendini bilmeyen / beyinsiz olan kimse dışında, kim İbrahim’in milletinden yüz çevirir? And olsun, Dünya’da onu süzerek seçtik! O, Âhiret’te de Salihler’dendir.
Hani, ona rabbi: -“Teslim ol!” dedi. -“Âlemler’in rabbine teslim oldum” dedi.
Bunu İbrahim de oğullarına vasiyet etti, Yakub da: -“Ey oğullarım! Allah, Din’i sizin için süzerek seçti. Müslimler olmaktan başka şekilde ölmeyin!”.
Yoksa Ya’kub’a Ölüm geldiğinde şahid miydiniz? Hani, oğullarına: -“Benden sonra neye kulluk edersiniz?” dedi. -“Bir tek ilah olarak ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahına ve senin ilahına kulluk ederiz. Biz sadece O’na teslim olmuş (müslüman)lar’ız” dediler.
Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandığı onlara; sizin kazandığınız sizedir. İşliyor oldukları şeylerden sorumlu tutulmazsınız.
Bir de: -“Yahudî veya nasrâniy / hristiyan olun ki doğru yola erişesiniz!” dediler. De ki: -“Evet! İbrahim’in hanîf milleti olmak üzere! O Müşrikler’den değildi”.
Deyin ki: -“Allah’a inandık. Bize indirilenlere de; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a ve Torunlar’a indirilenlere de; Musa’ya ve İsa’ya verilenlere de; rabb’lerinden Nebiyyler’e verilenlere de (inandık). Onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Biz sadece O’na teslim olmuş (müslüman)larız”.
Eğer O’na inandığınız gibi inandılarsa, gerçekten doğru yolu bulmuşlardır. Yok, yüz çevirdilerse, doğrusu onlar, şikâk / bölünme içindedirler. Allah onlara karşı sana yetecektir. Bilen İşiten de O’dur.
Allah’ın (verdiği) boyası! Boya bakımından Allah’tan daha güzel kim vardır? Biz sadece O’na kulluk etmekteyiz.
De ki: -“O bizim de rabbimiz, sizin de rabbiniz iken, Allah konusunda bizimle karşılıklı tartışıyorsunuz, öyle mi? Bizim işlediklerimiz bize; sizin işledikleriniz de sizedir. Biz sadece O’na gönülden bağlananlar’ız”.
“Yoksa İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Ya’kub’un ve Torunlar’ın, yahudî veya hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?”. De ki: -“Siz mi en iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah’tan yanındaki şahidliği saklayan kimseden daha zâlim kimdir? Allah, işleyeceğiniz şeylerden gâfil değildir”.
Onlar birer ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine; sizin kazandıklarınız sizedir. İşliyor oldukları şeylerden sorumlu tutulmazsınız.
İnsanlar’dan Sefihler / Kendini Bilmezler / Beyinsizler diyecektir ki: -“Onları, bulundukları mevcut kıblelerinden ne çevirdi?”. De ki: -“Doğu ve Batı Allah’ındır. Dileyeceği kimseyi hidayete / doğru yola eriştiriyor”.
İşte böyle, sizi orta çizgide bir ümmet kıldık, siz İnsanlar’a şahidler olasınız, Rasûl de size şahid olsun! Senin bulunduğun Kıble’yi tayin ettik; öyle ki Rasûl’e tâbi’ olan kimseyi, ökçesi üzeri geri dönen kimseden ayırd edip bilelim. Bu ancak Allah’ın hidayet ettiği kimselere göre elbette büyüktü. Allah sizin imanınızı zâyi’ edecek / yok sayacak değildi. Gerçekten Allah, İnsanlar’a rahîm raûfdür.
Hava’da yüzünü çevirip durduğunu mutlaka görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid ül-Harâm yönüne çevir! Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin! Kitap verilenler, onun rabb’lerinden gelen Hakk olduğunu bilirler. Allah, işleyecekleri şeylerden gâfil değildir.
And olsun, Kitap verilenlere bütün âyetleri getirdiysen de senin kıblene tâbi’ olmadılar! Sen de onların kıblesine tâbi’ olacak değilsin. Onlar biribirinin kıblesine de tâbi’ olacak değildir. And olsun, sana İlim’den geldikten sonra sen, onların hevâlarına uysaydın, o zaman Zâlimler’den olurdun!
Kitap verdiğimiz kimseler onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanıyorlar. Onlardan bir takımı, bile bile Gerçeği gizliyorlar.
Gerçek senin rabbindendir. Kuşkulananlar’dan olma!
Herbirinin yöneldiği bir yön vardır. Artık, Hayırlar’da yarışın! Nerede olursanız olun, Allah sizi topluca bir araya getirir. Allah, her şeye güç yetirendir.
Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid ül-Harâm yönüne çevir! Bu, senin rabbinden gelen Gerçek’tir. Allah, işleyeceğiniz şeylerden gâfil değildir.
Hangi yerden çıkarsan çık, yüzünü Mescid ül-Harâm yönüne çevir! Hangi yerde olursanız olun, size karşı İnsanlar lehine hüccet / kanıt olmaması için yüzünüzü onun yönüne çevirin! Onlardan zulmedenler hariç, artık onlara saygı duymayın, bana saygı duyun! Size nimetimi tamamlayayım! Umulur ki hidayete erersiniz.
Nitekim aranıza sizden bir rasûl gönderdik. Size Âyetlerimizi okuyor. Sizi arındırıyor. Size Kitab’ı ve Hikmet’i de öğretiyor. Biliyor olmadığınız şeyleri de öğretiyor.
Artık beni anın ki sizi anayım! Bana şükredin; nankörlük etmeyin!
Ey iman edenler! Sabır ve Salât ile yardım isteyin! Allah, Sabredenler’le birliktedir.
Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin! Aksine diridirler; ama bilincinde olmazsınız.
Sizi Mallar’dan, Canlar’dan ve Ürünler’den eksiltmek; Açlık’tan ve Korku’dan tattırmak suretiyle deneriz. Sabredenler’i müjdele!
Onlar ki kendilerine bir musibet geldiği zaman: -“Biz, Allah için varız; biz, O’na dönmekteyiz” dediler.
Onlara rabb’lerinden rahmet ve salavât vardır. İşte onlar Hidayete Ermişler’dir.
Safâ ve Merve, Allah’ın işaretlerindendir. Kim Beyt’i (Ka’be’yi) hacc eder veya umre yaparsa, bu ikisini tavaf etmesinde ona günah yoktur. Kim içten gelerek hayır işlerse, gerçekten Allah, alîm şâkirdir.
Kitap’ta İnsanlar için açıkça beyan ettikten sonra Hidayet ve Beyyineler’den / Açık Belgeler’den indirdiklerimizi gizleyenlere, işte onlara Allah lanet eder. Lânetçiler de lânet eder.
Ancak tevbe etmiş, islah olmuş, bunu beyan etmiş olanlar başka! İşte onlara tevbe kabul ederim. Ben Rahîm Tevvâb’ım.
İnkâr eden ve inkârcı olarak ölenler, işte onlara topluca İnsanlar’ın, Melekler’in ve Allah’ın lâneti vardır.
Orada sürekli kalacaklardır. Azâb onlardan hafifletilmez, onlara bakılmaz.
Sizin ilahınız bir tek ilahtır. O Rahîm Rahmân’dan başka ilah yoktur.
Gerçekten, Gökler’in ve Yer’in yaratılışında, Gece ve Gündüz’ün ihtilâfında, İnsanlar’a yarar sağlayanlar ile Deniz’de yüzüp giden Gemiler’de, Allah’ın Gök’ten su indirerek Yeryüzü’nü ölümünden sonra onunla canlandırmasında, Orada her türlü hareketli (dâbbe)yi üretip yaymasında, Yer ve Gök arasında Görevlendirilmiş Bulutlar’ı ve Rüzgârlar’ı yönlendirmesinde, Akledecek bir kavim için elbette âyetler vardır.
İnsanlar’dan bir kısmı vardır ki Allah’ı bırakıp denkler / ortaklar / benzerler ediniyorlar; Allah’ı sever gibi onları seviyorlar. İman edenler, “Allah için sevmek” bakımından en çok sevgi doludur. Zulmedenler Azab’ı gördüklerinde görüp anlasalar ki topluca Kuvvet / Güç Allah’a aittir; Allah, Azab’ı en şiddetlidir.
Hani, tâbi’ olunanlar, tâbi’ olanlardan uzaklaştı; Azab’ı gördüler; onlarla Bağlar / İlişkiler koptu.
Tâbi’ olanlar dedi ki: -“Ah keşke bir kere daha mümkün olsa da, bizden uzaklaştıkları gibi onlardan uzaklaşsak!”. Allah, yorgunluk / sızı olmak üzere onlara amellerini böyle gösteriyor. Onlar Ateş’ten çıkacak değildirler.
Ey İnsanlar! Temiz halâl olmak üzere Arz’daki şeylerden yiyin! Şeytan’ın adımlarına uymayın! O, sizin için açık bir düşmandır.
Doğrusu size, bilmeyeceğiniz şeyleri Allah’a karşı söylemenizi, Kötülüğü ve Fahşâ’yı / Kötü İşler’i emrediyor.
Onlara: -“Allah’ın indirdiğine tâbi olun!” denildiği zaman: -“Aksine, (ata) babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere tâbi oluyoruz” dediler. Ya (ata) babaları bir şeye akıl erdiremez, doğru yolda gitmezler idiyse de mi?
İnkâr edenlerin misâli, sadece çağırmayı ve bağırmayı işitmesi nedeniyle haykıranların misâli gibidir. Sağır dilsiz kördürler; akletmezler.
Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız şeylerin temizlerinden yiyin! Sadece O’na kulluk ediyorsanız, Allah’a şükredin!
Doğrusu size, “Ölmüş hayvan etini, Kan’ı, Domuz etini, Allah’tan başkası adına kesilmiş şeyleri” haram kıldı. Sınırı aşmamak, zaruret miktarını geçmemek üzere, kim mecbur çaresiz (zarurette) kaldıysa, ona günah yoktur. Allah, rahîm gafûrdur.
Kitap’tan Allah’ın indirdiklerini gizleyen, onu az bir bedel karşılığı satanlar, işte onlar karınlarına sadece Ateş’ten başkasını yemiyorlar. Allah, Kıyamet günü’nde onlarla konuşmaz, onları arındırmaz. Onlar için acıveren bir azap da vardır.
Onlar ki Hidayet ile Sapkınlığı, Bağışlanma ile Azâb’ı satın aldılar. Onlar Ateş’e karşı ne sabırlıdır!
İşte bu, Allah’ın, Kitab’ı Hakk ile indirmesi sebebiyledir. Kitap hakkında ihtilaf edenler, derin bir bölücülük / ayrılıkcılık içindedir.
Yüzlerinizi Doğu ve Batı tarafına çevirmeniz Birr / Ergin İyilik değildir; ama asıl Birr, Allah’a inanan kimseler; Âhir Gün’e, Melekler’e, Kitab’a, Nebiyyler’e inanan kimseler; Esarette Olanlar’a, İsteyenler’e, Yolcu’ya, Düşkün Yoksullar’a, Yetimler’e, Yakın (Akraba)lığı olanlara Mal’ı seve seve verenler; Namaz’ı kılanlar; Zekât’ı verenler’dir. Bir de ahidleştiklerinde ahidlerine Bağlı Kalanlar; (Sosyal ve Siyasal) Bunalım’da, (Ekonomik Kriz ve Kıtlık’ta) Darlık’ta ve Bunalım süresince Sabredenler’dir. İşte onlar doğru söyleyenlerdir. Onlar Müttakîler’dir / Sakınıp Korunanlar’dır.
Ey iman edenler! Size Öldürmeler’de Kısas yazıldı: “Hür’e karşılık Hür, Köle’ye karşılık Köle, Kadın’a karşılık Kadın!”. Kim kardeşinden onun lehine bir şey affedildiyse, Bilinen / Örfe Uygun Olan / Ma’ruf’a tâbi’ olmak ve ona bir güzellikle ödemek gerekir. Bu rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, onun için acıveren bir azâp vardır.
Kısas’ta sizin için hayat vardır, ey Duyular’ın sahipleri! Umulur ki sakınıp korunursunuz.
Birinize Ölüm geldiği zaman mal bıraktıysa, Müttakîler’e / Sakınıp Korunanlar’a bir hakk olmak üzere Örfe Uygun Olan / Ma’ruf’a göre Ana-Baba ve En Yakın (Akraba)lar için Vasiyet sizin üzerinize yazıldı.
Bunu işittikten sonra kim o vasiyeti değiştirdiyse, onun günahı, onu değiştirenler üzerinedir. Allah, bilen işitendir.
Kim vasiyet edenin günah işlemesinden veya hata yapmasından korktu da aralarını düzeltiyse, ona günah yoktur. Allah, rahîm gafûrdur.
Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı. Umulur ki sakınıp korunursunuz.
Sayılı günler! Sizden kim hasta olduysa veya yolculuktaysa, diğer günlerden aynı sayı(da oruç tutar). Buna da zorlananlara, bir miskînin / düşkün yoksulun doyacağı kadar fidye / kurtulma bedeli vardır. Kim içten gelerek hayır işlerse, onun için en hayırlıdır. Biliyorduysanız, oruç tutmanız da sizin için en hayırlıdır.
İnsanlar için hidayet, Furkan’dan ve Hidayet’ten beyyineler / açık belgeler olmak üzere Kur’ân indirilmiş olan Ramazan ayı; Sizden kim bu Ay’a erişirse, oruç tutsun! Kim hasta olduysa veya yolculuktaysa, diğer günlerden aynı sayı(da oruç tutar). Allah size Kolaylık ister; Zorluk istemez. Sayı’yı tamamlamanız içindir, sizi hidayete eriştirmesine karşılık Allah’ı büyüklemeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.
Kullarım senden beni sordukları zaman artık ben, yakınım. Bana dua ettiği zaman Duacı’nın duasına icabet ederim / karşılık veririm. Benim icabet etmemi istesinler, bana iman etsinler! Umulur ki rüşde / doğruluğa erişirler.
Oruçlar’ın gecesinde kadınlarınıza İlişmek / Yaklaşmak size halâl kılındı. Onlar sizin için elbisedir, siz de onlar için elbise! Allah kendinize hıyanet ediyor olduğunuzu bildi. Bu yüzden size tevbe kabul etti, sizi affetti. Onlarla mübaşerette / oynaşta bulunun! Allah’ın sizin için yazdıklarını isteyin! Fecr tarafından Beyaz İplik, Siyah İplik’ten size (tebeyyün edip) seçilinceye kadar yiyin, için! Sonra Oruç’u Akşam’a kadar tamamlayın! Siz Mescitler’de i’tikafta iken onlarla mübaşerette / oynaşta bulunmayın! Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; bunlara yaklaşmayın! Allah İnsanlar için âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki sakınıp korunurlar.
Aranızda mallarınızı Bâtıl yollarla yemeyin! Bildiğiniz halde, Günah yollarla İnsanlar’ın mallarından bir kısmını yemeniz için onu Hâkimler’e dökmeyin!
Sana Hilâller’den soruyorlar. De ki: -“Onlar Hacc ve İnsanlar için vakit ölçüleridir”. Evler’e sırtlarından / arkalarından gelmeniz Birr / Ergin İyilik değildir; ama asıl Birr, sakınıp korunan kimse(nin iyiliği)dir. Evler’e kapılarından girin! Allah’tan sakınıp korunun! Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Size karşı savaşanlarla Allah yolunda savaşın! Haksız yere saldırmayın! Allah, Haksız Saldıranlar’ı sevmez.
Onları nerede yakalarsanız, öldürün! Sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın! Fitne Öldürmek’den daha şiddetlidir. Orada sizinle savaşmadıkça, onlarla Mescid ül-Harâm’da savaşmayın! Eğer sizi öldürdülerse, onları öldürün! İşte Kâfirler’in cezası öyledir.
Eğer vazgeçtilerse Allah, rahîm gafûrdur.
Onlarla savaşın; tâ ki fitne olmasın; Din de Allah’ın olsun! Vazgeçtilerse, artık Zâlimler’den başkasına düşmanlık yoktur.
Haram ay, haram aya karşılıktır. Hurmetler karşılıklı (kısas)dır. Kim size saldırdıysa, saldırdığının misli / benzeri ile ona saldırın! Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki Allah, Müttakîler’le / Sakınıp Korunanlar’la birliktedir.
Allah yolunda infâk edin / harcayın! Kendi ellerinizle (kendinizi) Tehlike’ye atmayın! İhsanda bulunun! Allah, Muhsinler’i / İhsanda Bulunanlar’ı / İyilik-Güzellik Edenler’i sever.
Allah için Hacc’ı ve Umre’yi tamamlayın! Engelle karşılaştıysanız, Kurban türünden kolayınıza geleni gönderin! Kurban, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin! Sizden kim hasta olduysa veya başından bir rahatsızlık olduysa, oruç veya sadaka veya kurban türlerinden bir fidye / kurtulma bedeli gerekir; kısıtlılıktan güvenliğe kavuştuğunuz zaman… Kim Umreyi Hacc’a birleştirdiyse, Kurban türünden kolayına geleni kesmek gerekir. Kim bulamadıysa, Hacc günlerinde üç gün, döndüğünüz zaman yedi daha olmak üzere toplam on gün oruçtur. Bu, ailesi Mescid ül-Harâm’da bulunmayan kimse içindir. Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki Allah, Cezalandırması şiddetlidir.
Hacc bilinen aylardır. Kim o aylarda Hacc’ı yaparsa, Hacc’ta ne müstehcen bir söz ve ilişmeler (yaklaşma, cinsel ilişki) vardır, ne yoldan çıkıp sapmalar vardır, ne de tartışmalar vardır. Ne hayır işliyorsanız, Allah onu biliyor. Donanım hazırlayın; Donanım’ın en hayırlısı, Takvâ’dır / Sakınıp Korunma’dır. Benden sakınıp korunun, ey Duyular’ın sahipleri!
Rabbinizden fazl / lütuf istemenizde size günah yoktur. Arafat’tan akın akın ayrıldığınız zaman Meş’ar-i Harâm’da Allah’ı anın! Sizi hidayete eriştirdiği gibi O’nu anın! Nitekim bundan önce Şaşkınlar’dandınız.
Sonra İnsanlar’ın akın ettiği yerden akın edin! Allah’tan bağışlanma dileyin! Allah, rahîm gafûrdur.
Menâsikinizi / hacc ibadet şekillerinizi yerine getirdiğiniz zaman (ata) babalarınızı andığınız gibi, hatta daha şiddetli bir anışla Allah’ı anın! İnsanlar’dan: -“Rabbimiz! Bize Dünya’da ver!” diyen kimse vardır. Onun için Âhiret’te hiçbir hisse (nasip, pay) yoktur.
Onlardan: -“Rabbimiz! Bize Dünya’da güzellik ver, Âhiret’te de güzellik ver! Bizi Ateş’in azabından koru!” diyen kimseler de vardır.
İşte onlar için, kazandıklarından bir nasip / pay vardır. Allah Hesab’ı çok hızlı görendir.
Allah’ı sayılı günlerde anın! Kim iki günde acele ettiyse, ona günah yoktur. Kim geri kaldıysa, sakınıp korunan kimse için ona da günah yoktur. Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki siz, O’na toplanıyorsunuz.
İnsanlar’dan öylesi de vardır ki onun sözü seni Dünya Hayatı’nda hayrete düşürür; O, Hasımlar’ın en yamanı iken, kalbindekilere Allah’ı şahid tutar.
Yönetim üstlendiği zaman Yeryüzü’nde ortalığı fesada vermek, Ekin’i ve Nesl’i yok etmek için çalışır. Hâlbuki Fesad’ı / Bozgunculuğu Allah sevmez.
Ona: -“Allah’tan sakınıp korun!” denildiği zaman onu Günah ile birlikte İzzet sardı; artık ona Cehennem yeter. Ne kötü Döşek!
İnsanlar’dan kimileri de var ki Allah’ın rızasına ermek için kendi nefsini feda eder. Allah Kullar’a raûfdür.
Ey iman edenler! Büsbütün olarak Barış’a girin! Şeytan’ın adımlarına uymayın! O, sizin için açık bir düşmandır.
Size Beyyineler / Açık Belgeler geldikten sonra kayarsanız, bilin ki Allah, hakîm azîzdir!
Onlara Bulutlar’dan gölgeler içinde ille de Allah’ın ve Melekler’in gelmesini mi, İş’in olup bitmesini mi bekliyorlar? Oysa İşler Allah’a döndürülüyor.
İsrail’in oğullarına sor! “Onlara nice açıklayıcı âyetten verdik”. Kim kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini değiştirirse, şüphesiz Allah, Cezalandırması şiddetlidir.
İman edenleri alay konusu yapıyorlar. Dünya Hayatı inkâr edenler için süslendirildi. Oysa müttakî / sakınıp korunan kimseler Kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dileyeceği kimseleri hesap dışı rızıklandırıyor.
İnsanlar tek bir ümmet idi. Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebiyyler’i seçip gönderdi. Onlarla birlikte, ihtilaf ettikleri konuda İnsanlar arasında hüküm vermek için Kitab’ı Hakk ile indirdi. Onlara Beyyineler / Açık Belgeler geldikten sonra aralarındaki bağy / azgınlık / haksızlık / çekemezlik yüzünden ancak Kitap verilmiş olanlar ihtilaf etti. Allah, kendi izniyle, Hakk’tan ihtilaf ettikleri şeyler için iman edenleri doğru yola eriştirdi. Allah, dileyeceği kimseyi doğru bir yola eriştiriyor.
Yoksa sizden önce gelip geçenlerin benzeri sizin başınıza da gelmemiş iken, Cennet’e gireceksiniz diye mi hesap ettiniz? Onlara Darlık (Kıtlık, Ekonomik Kriz) ve Bunalım öyle dokundu, öyle sarsıldılar ki, Rasûl ve onunla birlikte olan inananlar: -“Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin! Allah’ın yardımı, yakındır.
Sana neyi / nereye harcayacaklarını soruyorlar. De ki: -“Mal türünden harcadıklarınız, Ana-Baba, En Yakın (Akraba)lar, Yetimler, Düşkün Yoksullar ve Yolcular içindir”. Hayır / Mal türünden ne yaparsanız, onu Allah bilmektedir.
Sizin için sevimsiz iken, Savaş size yazıldı. Olur ki bir şeyi sevimsiz görürsünüz; hâlbuki o sizin için hayırlıdır. Olur ki bir şeyi seversiniz; hâlbuki o sizin için şerrdir. Allah bilir; siz bilmezsiniz.
Sana, içinde Savaşmalar bulunan Haram Ay’dan soruyorlar. De ki: -“İçinde savaşmalar büyüktür. Allah yolundan alıkoymak, O’na ve Mescid ül-Harâm’a nankörlük etmek, oradan halkını çıkarmak Allah katında daha büyüktür. Fitne de Öldürmek’ten daha büyüktür. Güçleri yettiğinde / dayanabildiğinde, size karşı savaşmayı bırakmazlar; tâ ki sizi dininizden döndürsünler! Sizden kim dininden döner, kâfir olarak ölürse, işte onların işledikleri Dünya’da ve Âhiret’te boşa gitmiştir. Onlar Ateş arkadaşlarıdır; orada sürekli kalacaklardır”.
“İman etmiş, Allah yolunda cihad etmiş / çalışmış, hicret etmiş olanlar, işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah rahîm gafûrdur”.
Sana Şarap ve Kumar’dan soruyorlar. De ki: -“İkisinde de büyük bir günah vardır. İnsanlar için yararlar da vardır. İkisinin de günahı yararından daha büyüktür”. Sana ne harcayacaklarını da soruyorlar. De ki: -“İçten geleni / gönülden kopanı”. Allah Âyetler’i size böyle açıklıyor. Umulur ki düşünürsünüz.
Dünya ve Âhiret hakkında! Sana Yetimler’den de soruyorlar. De ki: -“İslâh onlar için hayırlıdır. Onlara karışırsanız, artık sizin din-kardeşlerinizdir. Allah, İfsâd Eden’i İslâh Eden’den (ayırıp) biliyor. Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Allah, hakîm azîzdir”.
Kadın Müşrikler’i, onlar inanıncaya kadar nikâhlamayın! Mümin bir câriye, sizi hayran bıraksa bile, kadın bir müşrikten daha hayırlıdır. Erkek Müşrikler’i de, onlar inanıncaya kadar nikâhlamayın! Mümin kul-köle, sizi hayrete düşürse bile, erkek müşrikten daha hayırlıdır. İşte onlar, Ateş’e çağırıyor. Kendi izni ile Cennet’e ve Bağışlanma’ya Allah çağırıyor, İnsanlar’a âyetlerini açıklıyor. Umulur ki hatırda tutarlar.
Sana Hayız’dan / Kadınların Ay Hali’nden de soruyorlar. De ki: -“O bir rahatsızlıktır. Onun için Hayız’daki Kadınlar’dan çekilin! Onlara temizleninceye kadar yaklaşmayın! Temizlendikleri zaman Allah’ın size her nereden emrettiyse oradan onlara gelin!”. Allah, Tevbe Edenler’i sever, Temizlenenler’i de sever.
Kadınlarınız sizin için bir ekindir. Nasıl dilediyseniz kendi ekininize öyle gelin! Kendi nefisleriniz için ön-hazırlık yapın! Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki siz, O’na kavuşacaksınız! Müminler’i müjdele!
Yeminleriniz lehine ergin iyiliğe ermenize, sakınıp korunmanıza ve İnsanlar’ın arasını düzeltmenize Allah’ı engel / kalkan yapmayın! Allah bilen işitendir.
Allah, sizi yeminlerinizdeki Lağv / Geçersizlik / Boş Söz sebebiyle sorguya çekmez; ama kalblerinizin kazandıkları ile sorguya çeker. Allah halîm gafûrdur.
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay gözlemek vardır. Eğer yemini bozup döndülerse, şüphesiz Allah, rahîm gafûrdur.
Boşama’ya karar verdilerse, şüphesiz Allah, bilen işitendir.
Boşanmış Kadınlar da kendi başlarına üç ay hali süresi gözleyeceklerdir. Allah’a ve Âhir Gün’e inanmışlarsa, rahimlerinde Allah’ın yarattığını saklamaları onlar için halâl olmaz. Eğer barışmak istedilerse, bu durumda o kadınları geri almaya kendi beyleri en çok hak sahibidir. Bilinen / Örfe Uygun / Ma’ruf’a göre, onların aleyhine olanların benzeri lehine de vardır. Onların aleyhine bir derece de Adamlar’ın lehine vardır. Allah hakîm azîzdir.
Boşama iki keredir: Bilinen / Ma’rufa göre (nikâhta) tutmak veya iyilik-güzellik ile bırakmaktır. Allah’ın hudutlarını koruyamayacaklar diye korkmaları dışında, onlara verdiklerinizden bir şey almanız size halâl olmaz. Allah’ın hudutlarını koruyamayacaklarından korktuysanız, bunu fidye / kurtulma bedeli sayıp ayrılmasında ikisine de günah yoktur. Bunlar, Allah’ın hudutlarıdır; bunları aşmayın! Kim Allah’ın hudutlarını aşarsa, işte onlar Zâlimler’dir.
Kadını boşadıysa, bundan sonra bir başka kocaya nikâhlanmadıkça kendisi için halâl olmaz. Ardından, onu (bu da) boşarsa, (önceki karı ve koca) Allah’ın hudutlarını koruyacaklarını umdukları takdirde birbirine dönmelerinde onlara günah yoktur. Bunlar, Allah’ın hudutlarıdır; bunları bilen bir kavim için açıklıyor.
Kadınlar’ı boşadığınız zaman bekleme sürelerine ulaştıklarında örfe uygun olarak onları (nikâhta) tutun veya örfe uygun olarak bırakın! Haddi aşmak için onları zararına tutmayın! Kim bunu yaparsa, kendi nefsine zulmetmiştir. Allah’ın âyetlerini alay konusu edinmeyin! Allah’ın, sizi uyarmak üzere Kitap’tan ve Hikmet’ten indirdiklerini ve üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki Allah, her şeyi bilmektedir.
Kadınlar’ı boşadığınız zaman bekleme sürelerine ulaştıklarında, Örfe Uygun olarak aralarında karşılıklı rıza gösterdikleri takdirde, kocalarıyla nikâhlanmalarına engel olmayın! Allah’a ve Âhir Gün’e inanmakta olan kimselere işte böyle öğüt veriliyor. Böylesi, sizi en çok arındırır ve en çok temizler. Allah bilir; siz bilmezsiniz.
Emzirme’yi tamamlamak isteyen kimse için Anneler bebeklerini tam iki yıl emzirir. Örfe Uygun olarak (emzirenlerin) beslenmesi ve giyimi Baba’ya aittir. Bir kimse gücü (kapasitesi)nden başka yükümlü tutulmaz. Anne çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın! Baba da çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın! Bunun benzeri de Vâris üzerinedir. (Anne ve Baba) Birbiriyle karşılıklı müşavere ederek ve rıza alarak çocuğu memeden ayırmak istedilerse, iki tarafa da günah yoktur. Çocuklarınızı emzirtmek istediyseniz, Örfe Uygun olarak verdiğiniz şeyleri teslim ettiğiniz zaman üzerinize günah yoktur. Allah’tan sakınıp korunun! Bilin ki Allah, ne işliyorsanız görmektedir.
Sizden vefat edenler ve eşler bırakanlar, "kendilerini dört ay on gün gözleyerek" bekler. Bekleme sürelerine ulaştıklarında, Örfe Uygun olarak kendi başlarına yaptıkları şeylerde size günah yoktur. Allah ne işliyorsanız haberlidir.
Kadınlar’a evlenme adaylığı (niyetinizi) çıtlatmanızda veya bunu içinizde tutmanızda size günah yoktur. Allah onları anacağınızı biliyor; ama örfe uygun bir söz söylemeniz dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin! Kitap / Yazı süresine ulaşıncaya kadar Nikâh akdine karar vermeyin! Bilin ki Allah, içinizdekileri biliyor. Öyleyse bundan kaçının! Bilin ki Allah, halîm gafûrdür.
Kadınlar’ı, el sürmeden veya mehir kesmeden boşamışsanız, size günah yoktur. Onları geçindirin / meta’ verin! Muhsinler’e / İyilik-Güzellik Edenler’e bir hak olarak, Örfe Uygun bir geçimlik olmak üzere onu, Eli Geniş Olan takdir eder, Eli Dar Olan da takdir eder.
Eğer onları, el sürmeden önce boşamışsanız, onlara mehir de kesmişseniz, kestiğiniz mehirin yarısı onlarındır; ancak kadınların affetmeleri veya Nikâh bağı elinde bulunanın affetmesi başka! Affetmeniz Takvâ’ya / Sakınıp Korunma’ya daha yakındır. Aranızdaki Lütuf’u unutmayın! Allah, ne işliyorsanız görmektedir.
Namazlar’a ve Orta Namaz’a devam edin! Allah’a boyun eğip divan durarak namaza kalkıp kılın!
Korktuysanız, yürüyerek veya binmiş olarak (kılın)! Güvende olduğunuz zaman, biliyor olmadığınız şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı anın!
Sizden vefat edenler ve geride eşler bırakanlar, (evden) çıkarılmaksızın, Yıldönümü’ne kadar geçimlerini eşlerine vasiyet etsinler! Eğer çıktılarsa, örften kendi başına yaptıkları hakkında size bir günah yoktur. Allah hakîm azîzdir.
Müttakîler / Sakınıp Korunanlar üzerinde bir hak olarak, Boşanmış Kadınlar için de Örfe Uygun bir geçimlik vardır.
Akletmeniz için Allah size âyetlerini böyle açıklıyor.
Onlar binlerce iken, Ölüm kaygısıyla yurtlarından çıkmış olanlara bakıp görmedin mi? Allah onlara: -“Ölün!” dedi. Sonra onları diriltti. Allah, İnsanlar’a lütuf sahibidir; ama İnsanlar’ın çoğu şükretmez.
Allah yolunda savaşın! Bilin ki Allah, bilen işitendir.
Allah’a güzel ödünç verecek olan kim vardır? Bunu çok katlayarak ona artırıyor. Allah kısıyor da, açıyor da! O’na döndürülüyorsunuz.
Musa’dan sonra İsrail’in oğullarından İleri Gelenler’e bakıp görmedin mi? Onlara (gelmiş) bir nebiyy’e: -“Bizim için bir melik gönder; Allah yolunda savaşalım!” dediler. -“Üzerinize Savaş yazılır da, ya savaşmazsanız?” dedi. -“Bize nedir ki Allah yolunda savaşmayalım? Gerçekten yurtlarımızdan çıkarıldık, oğullarımızdan olduk” dediler. Onlara Savaş yazıldığında birazı hariç dönüverdiler. Allah Zâlimler’i bilmektedir.
Onlara nebiyy’leri: -“Gerçekten Allah, size melik olarak Tâlût’u seçip gönderdi” dedi. -“Biz Mülk’e / Yönetim’e ondan daha çok hak sahibi iken, ona Mal’dan genişlik verilmemiş iken, üzerimizde Mülk / Yönetim Yetkisi nasıl onun olabilir?" dediler. Dedi ki: -“Allah, size onu süzerek seçti; Ona İlim’de ve Cisim’de üstünlük verdi. Dileyeceği kimseye mülkünü Allah veriyor. Allah bilen vâsi’dir”.
Onların nebiyysi onlara dedi ki: -“Onun mülkünün alâmeti, size Tâbût’un / Sandığın gelmesidir. Sandık içinde rabbinizden size bir sekînet /güven / huzur vardır. Melekler’in (Melikler’in, Elçiler’in) taşıyacağı, Musa’nın ailesinin ve Harun’un ailesinin bıraktığı şeylerden bir kalıntı da vardır. Mümin iseniz, sizin için bunda elbette âyet vardır”.
Tâlût, Ordular ile birlikte ayrıldığında: -“Allah, sizi bir nehir ile sınamaktadır. Ondan kim içtiyse, benden değildir. Eliyle bir avuç alan hariç, kim ondan doymadıysa / doya doya içmediyse, şüphesiz o, bendendir” dedi. Onların birazı hariç ondan içtiler. Tâlût ve onunla birlikte inanmış olanlar onu geçtiğinde: -“Câlût’a ve ordularına karşı Bugün yeterli gücümüz yok” dediler. Allah’ın huzuruna varacaklarını kesin bilenler: -“Nice az gruplar, Allah’ın izniyle çok gruplara galip geldi. Allah Sabredenler’le birliktedir” dedi.
Câlût ve ordularıyla savaş meydanına çıktıklarında: -“Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımızı sabit kıl! Kâfir Kavm’e karşı bize yardım et!” dediler.
Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvûd Câlût’u öldürdü. Allah ona Mülk / İktidar ve Hikmet / Hükûmet verdi. Ona, dileyeceği şeylerden öğretti. İnsanlar’ı birbiriyle Allah’ın def’etmesi olmasaydı, Yeryüzü fesada / bozguna uğrardı; ama Allah, Âlemler’e lütuf sahibidir.
Bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana Gerçek ile okuyoruz. Sen, elbette Gönderilmiş (Rasûl)ler’densin.
İşte biribirine üstün kıldığımız Rasûller! Allah onlardan kimisiyle konuştu. Bazısını da derece derece yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya Beyyineler’i / Açık Belgeler’i verdik. Onu rûh-ül Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine Açık Belgeler geldikten sonra birbiriyle savaşmazlardı; ama ihtilafa düştüler. Onlardan kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Evet, Allah dileseydi, savaşmazlardı; ama Allah, dileyeceği şeyi yapıyor.
Ey iman edenler! Ne alış-verişin, ne dostluğun, ne şefaatin bulunacağı bir gün gelmeden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden harcayın! Kâfirler’e gelince; onlar Zâlimler’dir.
Kendisinden başka ilah olmayan, Kayyûm Hayy Allah! O’nu ne uyku alır, ne uyuklama! Yer’dekiler ve Gökler’dekiler O’nundur. O’nun izniyle olan hariç, kim O’nun katında şefaat edebilir? Onların ellerindekileri şeyleri ve arkalarındaki şeyleri biliyor. Dilediği şeyler dışında, O’nun ilminden bir şeyi ihata edemezler. O’nun kürsüsü Yer’i ve Gökler’i kaplamıştır; bu ikisini tutup korumak O’na ağır gelmez. Azîm Aliyy de O’dur.
Din’de ikrah / zorlama yoktur. Rüşd / Doğruluk, Eğrilik’ten ayrılarak açıkça belli oldu. Kim Tâğût’u / İsyancı Azgınlar’ı inkâr eder, Allah’a inanırsa, gerçekten, kopmayacak Sağlam Tutamağa yapışmıştır. Allah bilen işitendir.
Allah iman edenlerin veliyysidir. Onları Karanlıklar’dan Aydınlığa çıkarıyor. İnkâr edenlere gelince; onların veliyyleri de Tâğût’tur / İsyancı Azgınlar’dır. Onları Aydınlık’tan Karanlıklar’a çıkarıyorlar. İşte onlar, Ateş arkadaşlarıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
Allah ona Mülk’ü / Yönetim’i / İktidar’ı verdi diye, rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kimseye bakıp görmedin mi? Hani, İbrahim: -“Hayat veren ve öldüren benim rabbimdir” dedi. O da: -“Ben, hayat veririm ve öldürürüm” dedi. İbrahim: -“Gerçekten Allah, Güneş’i Doğu’dan getiriyor. Sen de onu Batı’dan getir!” dedi. İnkâr eden kimse donup kaldı. Zâlim Kavm’i Allah hidayete eriştirmez.
Yahut o kimse gibidir ki çatıları çökmüş, üstüne duvarları yıkılmış viran bir şehire uğradı. -“Allah buranın ölümünden sonra bunu nereden diriltecek?” dedi. Derken, Allah onu yüz sene ölü halde bıraktı. Sonra onu yeniden diriltti: -“Ne kadar kaldın?” diye sordu. - “Bir gün yahut günün bir kısmı kaldım” dedi. -“Hayır, yüz sene kaldın! Bozulmamış yiyeceğine ve içeceğine bak! Eşeğine de bak! Seni İnsanlar’a âyet kılalım! Kemikler’e de bak! Nasıl onları birbirinin üzerine (ayağa) kaldırıyoruz; yine et giydiriyoruz?”. Ona açıkça belli olduğunda: -“Biliyorum ki Allah, her şeye kadîrdir / güç yetirendir” dedi.
Hani, İbrahim: -“Rabbim! Ölüler’i nasıl diriltiyorsun, bana göster!” dedi. -“Yoksa inanmadın mı?” dedi. -“Evet; ama kalbimin kanması için!” dedi. -“Kuşlar’dan dördünü tut, onları kendine iyice alıştır! Sonra bölük bölük onları her bir dağa dağıt! Sonra onları çağır; koşarak sana gelsinler! Bil ki Allah, hakîm azîzdir”.
Allah yolunda mallarını harcayanların misâli, bir tohum tanesi misâli gibidir. Yedi sünbül / başak bitirir. Her sünbül / başakta yüz tohum tanesi vardır. Allah, dileyeceği kimse için (bire yediyüz) katlıyor. Allah alîm vâsi’dir.
Allah yolunda mallarını harcayan, sonra harcadıklarını başa kakmayan ve incitmeyenlerin ödülleri rabb’leri katındadır. Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Örfe uygun bir söz ve mağfiret / bağışlama, ardı sıra incitme gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah halîm ganiyydir.
Ey iman edenler! Allah’a ve Âhir Gün’e inanmayan ve Malını İnsanlar’a gösteriş için harcayan kimse gibi, sadakalarınızı Başa Kakma ve İncitme’yle boşa çıkarmayın! Onun misâli, üzerinde toprak olan bir kayanın misâli gibidir; sağanak bir yağmur isabet etmiş, onu cascavlak bırakmıştır. Kazandıklarından bir şey elde etmezler. Allah, Kâfir Kavm’i hidayete eriştirmez.
Nefislerinden bir tesbit / kararlılık olmak üzere Allah’ın rızasını kazanmak için mallarını harcayanların misâli de verimi yüksek bir bahçeye benzer. Oraya bol yağmur yağmıştır da ürünlerini iki kat vermiştir. Ona bol yağmur yağmasa bile bir çisenti vardır. Allah ne işliyorsanız görmektedir.
Sizden hiçbiriniz arzu eder mi? Kendisi adına, içinden Nehirler akan, hurma ve üzüm bahçesi olsun, orada Ürünler’in hepsinden bulunsun! Güçsüz zürriyyeti / soy sopları / çocukları varken, kendisine İhtiyarlık gelip çatsın! Oraya içinde ateş olan bir bora isabet etsin, derken yakıp kül etsin! Düşünmeniz için Allah size âyetlerini böyle açıklıyor.
Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin temizlerinden ve Yer’den size çıkardığımız şeylerden harcayın! İçine iyice bakmadan alıcısı olmadığınız Kötü’yü vermeye yeltenmeyin! Bilin ki Allah, hamîd ganiyydir.
Şeytan, size Fakirliği vaad ediyor, Çirkin İşler’i emrediyor. Allah, size kendisinden bir bağışlanma ve lütfu vaad ediyor. Allah alîm vâsi’dir.
Hikmet’i, dileyeceği kimseye veriyor. Kime Hikmet verilirse, gerçekten çok mal verilmiştir. Duyular’ın sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almıyor.
Harcama türünden ne harcadıysanız veya adak türünden ne adadıysanız, onu Allah biliyor. Zâlimler’e hiçbir yardım eden yoktur.
Sadakalar’ı açıktan verirseniz, o ne âlâ / çok iyi! Onu gizlerseniz ve Fakirler’e verirseniz, o sizin için en hayırlıdır. Kötülüklerinizden bir kısmına keffaret yapar. Ne işliyorsanız, Allah haberlidir.
Onların hidayeti sana düşmez; ama Allah, dileyeceği kimseleri hidayete eriştirir. Maldan ne harcarsanız, kendiniz içindir. Sadece Allah’ın vechini / rızasını gözeterek harcayacağınız şeyler ve maldan harcayacağınız şeyler size geri verilir. Haksızlığa uğratılmazsınız.
(Harcayacağınız şeyler) Allah yolunda dara düşmüş, Yeryüzü’nde dolaşıp çalışmaya güç yetiremeyen Fakirler içindir. Bilmeyen Kişi, onları İffet’ten dolayı zengin sayar. Onları simalarından tanırsın. İnsanlar’dan yüzsüzlük ederek istemezler. Mal türünden ne harcarsanız, onu Allah bilmektedir.
Gizli ve açık, Gece ve Gündüz mallarını harcayanlara gelince; onlar için rabb’leri katında ödülleri vardır. Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Ribâ (Fâiz) yiyenler, Dokunma’dan ötürü Şeytan’ın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkar. İşte bu, onların “Alım-Satım da Ribâ benzeridir” dedikleri sebebiyledir. Oysa Allah Alım-Satım’ı halâl, Ribâ’yı haram kıldı. Kim rabbinden kendisine uyarı geldi de vazgeçtiyse, geçmiştekiler onundur. Artık onun işi Allah’adır. Kim tekrar döndüyse, işte onlar Ateş arkadaşlarıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
Allah, Ribâ’yı mahveder, Sadakalar’ı artırır. Hiçbir günahkâr nankörü Allah sevmez.
İman eden, sâlih ameller işleyen, Namaz’ı kılan, Zekât’ı verenlere gelince; onlara ücretleri / ödülleri rabb’leri katındadır. Onlara korku da yoktur; onlar üzülür de değildir.
Ey iman edenler! Allah’tan sakınıp korunun! Mümin iseniz, Ribâ’dan bakiyye kalanları bırakın!
Eğer yapmadıysanız, savaş / harp ile ilgili Allah’tan ve O’nun rasûlünden izin verildiler (harbe çağrı yapın!). Pişman olup tevbe ettiyseniz, sermayeniz sizindir. Ne zulmedersiniz, ne zulüm görürsünüz.
Eğer (borçlu) zorluk içinde ise, kolaylık zamanına kadar süre tanımak uygundur. Biliyorduysanız, tasadduk etmeniz sizin için en hayırlıdır.
Allah’a döndürüleceğiniz, sonra da herkese kazandıklarının eksiksiz verileceği, kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakınıp korunun!
Ey iman edenler! Belirlenmiş bir va’deye kadar birbirinize bir borç ile borçlandığınız zaman onu yazın! Adalet’li bir yazıcı aranızda yazsın! Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın! Üzerinde Hakk olan kimse de yazdırsın! Rabb’i Allah’tan sakınıp korunsun! Ondan hiçbir şeyi eksik etmesin! Üzerinde Hakk olan kimse sefih veya zayıf ise veya kendisi yazdırmaya güç yetiremezse, onun veliyysi Adalet’le yazdırsın! Adamlarınızdan iki şahid de bulundurun! İki adam olmazsa, rıza göstereceğiniz Şahidler’den bir adam ile -birisi şaşırırsa, Diğeri’nin birisine hatırlatması için- iki kadın kişi bulundurun! Çağırıldıkları zaman Şahidler kaçınmasın! Büyük olsun, küçük olsun, va’desine varıncaya kadar onu yazmaktan usanmayın! Böylesi, şüpheye düşmemenize en uygundur, Şehadet / Tanıklık için en sağlamdır, Allah katında en adaletlidir; ancak aranızda alıp vereceğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızda sizin için günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman şahid tutun! Ne yazan, ne şahidlik eden zarar görsün! Eğer yaparsanız / zarar verirseniz, şüphesiz o, sizinle ilgili yoldan çıkıp sapmaktır. Allah’tan sakınıp korunun! Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir.
Yolculukta olduysanız, yazıcı bulamadıysanız, rehinler de alınabilir. Birbirinize emanet bıraktıysanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin, rabb’i Allah’tan sakınıp korunsun! Şahidliği gizlemeyin! Kim onu gizlerse, şüphesiz onun kalbi, günah işlemektedir. Allah ne işliyorsanız bilmektedir.
Yer’dekiler ve Gökler’dekiler Allah’ındır. Nefislerinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker; dileyeceği kimseyi affeder; dileyeceği kimseye de azap eder. Allah her şeye kadîrdir / güç yetirendir.
Rasûl rabbinden kendisine indirilenlere iman etti; Müminler de! Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, rasûllerine herkes iman etti. -“O’nun rasûllerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız” (dediler). -“İşittik, itaat ettik. Senin gufrânını / bağışlamanı dileriz, ey rabbimiz! Gidip Varış sanadır” dediler.
Allah bir kimseyi gücü (kapasitesi)nden başka yükümlü tutmaz. Kazandığı iyi şeyler kendisinedir, edindiği kötü şeyler de kendisinedir. “Rabbimiz! Unutursak veya yanılırsak, bizi sorguya çekme! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağırlık yükleme! Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyleri de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfir Kavm’e karşı bize yardım et!”.