46. Ahkaf Suresi Meali

Kitab’ın kısım kısım indirilmesi Hakîm Azîz Allah’tandır.
Yer’i, Gökler’i, ikisi arasındakileri ancak belirli bir süreliğine ve Hakk ile yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çevirmişlerdir.
De ki: -“Allah’tan başka dua ettiğiniz şeyleri gördünüz mü? Gösterin bana, Yer’den ne yarattılar? Yoksa onlar için Gökler’de bir ortak mı var? Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, bana bunun öncesinden bir kitap veya bilimsel bir eser getirin!
Onlar bunların dualarından gâfil iken, Allah’ı bırakıp, Kıyamet günü’ne kadar kendisine cevap vermeyecek kimselere dua eden kimseden daha sapkın kimdir?
İnsanlar haşredildiği / bir araya toplandığı zaman onlara düşman oldular; ibadetlerini de inkâr ettiler.
Açık belgeler olarak onlara bizim âyetlerimiz okunacağı zaman, inkâr etmiş olanlar, kendilerine gelince, Hakk için: -“Bu açıkça bir sihir!” dediler.
Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: -“Onu uydurduysam, benim için Allah’tan bir şeye mâlik olmazsınız. Sizin yaygara bastığınız şeyleri O çok iyi bilir. Benim ve sizin aramızda şahid olarak yeter. O Rahîm Gafûr’dür.
De ki: -“Rasûller’den bir türedi değilim. Size de, bana da ne yapılır, bilmiyorum. Bana ancak vahyedilene tâbi’ oluyorum. Ben sadece açık bir uyarıcıyım”.
De ki: -“Gördünüz mü, eğer Allah katından ise; onu inkâr ettiniz; onun benzerine İsrail’in oğullarından bir şahid şehadet etti; siz büyüklük tasladınız. Allah, Zâlim Kavim’i hidayete eriştirmez.
İnkâr edenler, iman edenler için dedi ki: -“Eğer hayır olsaydı, ona doğru bizi geçemezlerdi”. Ona erişemediklerinde: -“Bu eski bir uydurma” diyeceklerdir.
“Bundan önce de, rahmet ve önder olarak Musa’nın kitabı vardır. Bu, zulmedenleri uyarması için, anlaşılır bir dil olmak üzere tasdik edici bir kitaptır. Muhsinler için bir müjdedir”.
“Rabbimiz Allah’tır” diyen, sonrasında doğru yönde giden kimselere gelince; artık onlara korku yoktur; onlar üzülür de değildir.
İşte onlar, Cennet arkadaşlarıdır. İşliyor oldukları şeylere karşılık orada sürekli kalacaklardır.
İnsan’a, ana-babası ile ilgili ihsan / iyilik tavsiye ettik. Onu, annesi güçlükle taşıdı; güçlükle doğurdu. Onun taşınması ve (sütten) ayrılması otuz aydır. Sonunda olgunluğuna / erginliğine eriştiği ve kırk yaşına ulaştığı zaman: -“Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimetine şükredeceğim şekilde ve senin razı olacağın salih bir amel işleyeceğim şekilde beni konumlandır! Beni, benim soyumda islah et! Ben, sana yöneldim; gerçekten ben, Teslim Olmuş (Müslüman)lar’danım” dedi.
İşte onlar, işlediklerinin en güzeliyle kabul edip karşılayacağımız, Cennet arkadaşları içinde kötülüklerinden vazgeçeceğimiz kimselerdir. Vaad ediliyor oldukları Sıdk’ın / Doğruluğun vaadi olmak üzere!
O kimse ana-babasına dedi ki: -“Öf be size! Bana, yeniden çıkarılacağımı mı vaad ediyorsunuz? Hâlbuki benden önce de Kuşaklar gelip geçti”. Her ikisi de Allah’tan yardım isterler: “Yazıklar olsun sana! İmana gel! Allah’ın vaadi, gerçektir” derler. Bunun üzerine der ki: -“Bu, İlk Öncekiler’in hikâyelerinden başkası değildir”.
İşte onlar, İnsanlar’dan ve Cinnler’den, kendilerinden önce gelip geçmiş ümmetler arasında Söz aleyhlerine gerçekleşmiş olanlardır. Onlar, hüsrana düşenlerdi.
İşledikleri amellerden her birisi için dereceler vardır; haksızlığa uğratılmadan onlara amelleri ödensin!
İnkâr edenlerin Ateş’e sunulacağı gün, Dünya hayatınızdaki güzel şeylerinizden ayrıldınız; hâlbuki onlarla geçiniyordunuz. Yeryüzü’nde Hakk’sız yere büyükleniyor olduğunuz sebebiyle ve yoldan çıkıp sapıyor olduğunuz sebebiyle Bugün Alçaltıcı’nın azabı ile cezalandırılıyorsunuz.
Âd’ın kardeşini de an! Onun önünde de, ardında da Uyarıcılar gelip geçti. Hani, AHKAÂF’ın / Kum Tepeleri’nin yakınındaki kavmini: -“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Ben, size çok büyük bir günün azabının gelmesinden korkuyorum” diye uyardı.
-“Bizi ilahlarımızdan çevirip ayırmak için geldin, öyle mi? Sadıklar’dan / Özü-Sözü Doğrular’dan isen, hadi bize, vaad ettiğin şeyi getir!” dediler.
-“Bilgi / İlim, Allah’ın katındadır. Birlikte gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum; ama ben sizin câhillik eden bir kavim olduğunuzu da görüyorum” dedi.
Onu, bulut halinde vâdilerine karşı geldiğini gördüklerinde: -“Bu bize yağmur yağdıracak bir bulut!” dediler. Aksine o, acele gelmesini istediğiniz, içinde acıveren azap olan bir rüzgârdır.
Rabb’inin emriyle her şeyi yerle bir ediyor. Meskenleri hariç artık görünmez oldular. Suçlu Kavm’i böyle cezalandırıyoruz.
And olsun, size vermediğimiz şeylerle onları güçlendirdik! Onlara işitme, görme ve gönüller verdik. Onlara ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri yarar sağladı. Hani, Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alay ediyor oldukları şey onları kuşatarak içine aldı.
And olsun, Şehirler’den çevrenizdekileri helâk ettik! Âyetler’i evire çevire açıkladık. Umulur ki dönerler.
Yakınlık olsun diye Allah’tan başka ilah edindikleri, onlara yardım etseydi ya? Aksine, onlardan saparak uzaklaştılar. İşte bu, onların iftiralarıdır, uyduruyor oldukları şeylerdir.
Hani, Kur’ân’ı dinleyen Cinnler’den bir takımı sana yönelttik. Ona (huzurda) hazır olduklarında: -“Susun!” dediler. Derken, (okuma) bitirildiğinde kavimlerine uyarıcı olarak gittiler.
Dediler ki: -“Ey kavmimiz! Biz, doğru bir yola ve Hakk’a ileten, önündekini tasdik eden, Musa’dan sonra indirilmiş bir kitap dinledik”.
“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin / uyun! O’na iman edin ki günahlarınızı bağışlasın! Sizi acıveren bir azaptan korusun!”.
Kim Allah’ın davetçisine icabet etmezse, Yeryüzü’nde aciz bırakacak değildir. Onun lehine O’ndan başka veliyyler yoktur. İşte onlar, açık bir şaşkınlık içindedir.
Allah’ın, Yer’i ve Gökler’i yarattığını görmediler mi? Ölüler’i diriltmeye güç yetirmesi sebebiyle, onları yaratmakla ilgili yorgunluk duymadı. O, her şeye güç yetirendir.
İnkâr edenlerin Ateş’e sunulacakları gün: “Bu Gerçek değil mi?” (dedi). -“Rabbimize and olsun ki evet!” dediler. -“İnkâr ediyor olduğunuz sebebiyle Azab’ı tadın!” dedi.
Rasûller’den Azm sahiplerinin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için acele isteme! Sanki onlar, vaad edildikleri şeyi görecekleri gün, ancak Gündüz’den bir saat kaldılar. Bir tebliğdir / bildirimdir. Fâsık / Yoldan Çıkıp Sapmış Kavim’den başkası mı helâk edilir?