1,2. [Elif. Lâm. Râ.] (Bu), Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için doğru hüküm veren, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıkça ortaya konulmuş bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ki ben O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara
2:1, dipnot 1.,Bu ifade, Kur’an’ın bizzat Yüce Allah tarafından korunup açıklandığının delilidir. Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili bkz. En‘âm
6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf
7:32, 52, 145, 174; Tevbe
9:11; Yûnus
10:5, 24, 37; Yûsuf 1
2:111; Ra‘d
13:2; İsrâ
17:12; Rûm
30:28; Fussilet
41:3, 44.
1,2. [Elif. Lâm. Râ.] (Bu), Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için doğru hüküm veren, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıkça ortaya konulmuş bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ki ben O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara
2:1, dipnot 1.,Bu ifade, Kur’an’ın bizzat Yüce Allah tarafından korunup açıklandığının delilidir. Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili bkz. En‘âm
6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf
7:32, 52, 145, 174; Tevbe
9:11; Yûnus
10:5, 24, 37; Yûsuf 1
2:111; Ra‘d
13:2; İsrâ
17:12; Rûm
30:28; Fussilet
41:3, 44.
(Bu kitap) Rabbinizden bağışlanma dilemeniz, sonra da ona tevbe etmeniz (yönelmeniz) için (indirildi) ki (Allah) sizi belirlenmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve iyilik sahibi olan her bir kişiye de iyiliğinden (daha çok) versin. Yüz çevirirseniz, size gelecek büyük bir günün azabından korkarım.”
Dönüşünüz yalnızca Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.
Dikkat edin! Onlar, O’ndan (Allah’ın gözetiminden) gizlemeleri için göğüslerini çevirirler. Dikkat edin! Onlar elbiselerine büründükleri zaman bile (Allah) onların gizlediklerini de açığa çıkardıklarını da bilir. Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı yalnızca Allah’a ait olmasın. (Allah) onun durduğu ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. (Bunların) hepsi apaçık bir kitaptadır.
Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Yeryüzünde her canlının rızkı yalnızca Allah’a aittir.”,Benzer mesaj: En‘âm
6:98. Ayette geçen [müstekarr] kelimesine “rahim, rahimler”, “insanların geceye sığınması”, “her canlının yeryüzündeki yaşama süreleri”; [müstevde‘] kelimesine ise “insanların yaşayıp ölecekleri yeryüzü”, “babaların sulbü”, “öldüklerinde toprağa definleri”, “ölümden sonra insanın yerleşip kalacağı yer” gibi anlamlar verilmiştir.
O, hanginizin davranış olarak daha güzel olacağını denemek için [arş]ı su üzerindeyken gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratandır. “Ölümden sonra şüphesiz ki diriltileceksiniz!” desen, kâfir olanlar elbette “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir!” derler.
Bu ifadenin hakikatte neyi karşıladığını bilemediğimizi itiraf etmeliyiz.,Benzer mesajlar: A‘râf
7:54; Yûnus
10:3; Hûd
11:7; Ra‘d
13:2; Furkân
25:59; Secde
32:4; Kâf
50:38; Hadîd
57:4.
Onlardan azabı sayılı (belirli) bir süreye kadar ertelesek, mutlaka “Onu(n gelmesini) engelleyen nedir?” derler. Dikkat edin! Kendilerine azap geldiği gün, bir daha onlardan uzaklaştırılacak değildir. Alay etmekte oldukları şey, onları çepeçevre kuşatmış (olacak)tır.
Burada ve Yûsuf
12:45’te geçen [ümmeh] kelimesi “süre, zaman” demektir
Bu ifade azabın ebediliğini göstermektedir.
O insana tarafımızdan bir rahmet tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, (bu durumda) şüphesiz ki o tamamen ümitsiz, nankör olur.
Benzer mesajlar: Fussilet
41:49; Me‘âric
70:20-21.
Kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette “Kötülükler benden gitti.” der. Şüphesiz ki o, çok şımarıktır, çok kibirlidir.
Surenin 9 ve 10. ayetlerinde nankör insanın nimetler ve sıkıntılar karşısındaki tutarsız tutumu hakkında tanıtıcı bilgiler verilmektedir.
Ancak sabredip güzel işler yapanlar başka. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Neredeyse sen (müşriklerin) “Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla birlikte bir melek gelseydi ya!” demeleri yüzünden sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını terk edeceksin ve (bu yüzden) ruhun daralacak. Sen sadece bir uyarıcısın. Allah her şeye [vekil]dir (güven kaynağıdır).
Benzer mesajlar: En‘âm
6:7-8; Yûnus
10:15-16, 20; Ra‘d
13:27; Hicr
15:7, 14-15; İsrâ
17:59, 90-93; Enbiyâ
21:5; Furkân
25:4-5, 7, 21; ‘Ankebût
29:50-51; Zuhruf
43:53.,Benzer mesaj: İsrâ
17:73-74.,Buradaki [nezîr] kelimesi Hz. Muhammed’in uyarıcı, tebliğ edici gibi anlamlara gelmekte, ayrıca kelimenin kök anlamından hareketle kendini tebliğe “adayan” bir elçi olduğu bildirilmektedir.
Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Doğruysanız Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da onun benzeri uydurulmuş on sure getirin!”
Hz. Muhammed’e “müfteri” suçlamasıyla ilgili benzer mesajlar: Yûnus
10:38; Nahl
16:101; Enbiyâ
21:5; Furkân
25:4; Secde
32:3; Sebe’
34:8; Şûrâ
42:24; Ahkâf
46:8.,Bu ayet [tehaddî] denen “meydan okuma” ayetlerinin üçüncüsüdür. Bütün Kur’an’la ilgili herhangi bir meydan okuma olmamıştır. Meydan okuma ayetleri sırasına göre (yaklaşık 60-70 surelik meydan okuma için) İsrâ
17:88, Tûr
52:34; (on surelik için) Hûd
11:13; (tek sürelik için ise) Yûnus
10:38 ve Bakara
2:23-24’tedir.
Size cevap veremezseler, bilin ki (Kur’an) ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir ve O’ndan başka ilah yoktur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?
Kim dünya hayatını ve süsünü isterse, işlerinin karşılığını orada onlara tam olarak veririz ve orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.
İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şey olmayanlardır. (Dünyada) yaptıkları boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler de [batıl]dır.
Rabbi tarafından apaçık bir delil üzere olan ve kendisini O’ndan (Rabbinden) bir şahidin [tilavet] (takip) ettiği, ayrıca kendisinden önce önder ve rahmet olarak Musa’nın Kitabı (elinde) bulunan kimse (inkârcılar gibi) midir? Bunlar, ona (Kur’an’a) inanırlar. O gruplardan hangisi onu inkâr ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir. Bundan şüphen olmasın! Şüphesiz ki bu, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir fakat insanların çoğu inanmazlar.
Burada geçen [tilavet/yetlû] kelimesi, bilinen anlamda “okumak, aktarmak” değil, “takip etmek, izini sürmek” olarak anlaşılmalıdır.
Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir ki! Onlar (mahşerde) Rablerine sunulacaklar; şahitler de “İşte bunlar, Rablerine karşı yalan uyduranlardır!” diyeceklerdir. Dikkat edin! Allah’ın laneti, o zalimlerin üzerinedir!
Onlar, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyan ve o (yol)u eğri gösterenlerdir. Onlar -evet onlar- ahireti de inkâr edenlerdir.
Bu iki ayette Yüce Allah adına yalan konuşanları ne korkunç bir felaketin beklediği haber verilmekte, din adına konuşulurken dikkatli davranılması gerektiği ifade edilmekte, bu türden hata yapanlar için mahşerde özel bir oturum düzenleneceği, mahşerin şahitlerinin devreye gireceği ve kendilerine lanet edileceği bildirilmektedir. Allah adına konuşurken çok dikkatli davranmalı, O’na iftira anlamına gelebilecek söylemlerden şiddetle kaçınılmalıdır. Her iftira kötüdür; ancak iftiranın en kötüsü Allah’a atılandır. Yüce Allah bağlam gereği, gerek kendisine karşı uydurma ilahlık yakıştırması konusunda, gerekse hakkında kendisinin herhangi bir şey söylemediği bir konuda O’na yalan iftirasında bulunan kişileri en zalimler olarak tanıtmaktadır. Hâkka
69:44-46’da doğrudan Elçi’ye hitap ederek, eğer Yüce Allah’a herhangi bir yalan iftira ederse onu güçlü bir şekilde yakalayıp şah damarını kesip parçalayacağını haber vermektedir.
Onlar yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir; onların Allah’tan başka dostları da yoktur. Azap onlar için katlanacaktır. (Çünkü) onlar (gerçekleri) duymaya güç yetiremez ve (onları) göremezler.
İşte onlar kendilerine yazık etmişlerdir ve uydurdukları şeyler (putlar) da kendilerinden kaybolup gitmiş olacaktır.
Şüphesiz ki onlar ahirette en çok kaybedenlerdir.
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlara ve Rablerine gönülden boyun eğenlere gelince, işte onlar cennet halkıdır. Onlar orada [ebedî] kalacaklardır.
Bu iki grubun (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve duyan kişiler(in farkı) gibidir. Bunlar, örnek olarak hiç eşit olur mu! (Hâlâ gerçeği) hatırlamıyor musunuz?
Benzer mesajlar: Bakara
2:18, 171; En‘âm
6:39.
Yemin olsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine göndermiştik de onlara “Şüphesiz ki ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Şüphesiz ki ben size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.” (demişti).
Kavminden kâfir olan yöneticiler şöyle demişlerdi: “Biz seni bizim gibi bir insandan başka bir şey olarak görmüyoruz. İçimizden, basit görüşlü, en rezillerimizden başkasının da sana uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı hiçbir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz.”
İnkarcıların bir insan olan peygamberle alay edişleriyle ilgili benzer mesajlar: İbrâhîm
14:10-11; İsrâ
17:94; Enbiyâ
21:3, 36; Mü’minûn
23:24, 33-34, 47; Furkân
25:41; Şu‘arâ
26:154, 186; Yâsîn
36:15; Sâd
38:8; Kamer
54:24-25; Teğâbun
64:6.,Benzer mesaj: Şu‘arâ
26:111.,Buradaki [nezunnu] fiili “zannediyoruz” şeklinde olabildiği gibi inkârcıların kararlılıkları sebebiyle “inanıyoruz” anlamında da değerlendirilebilir.
(Nuh onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Bir düşünsenize! Ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa (siz kendinizi buna kapattıysanız) buna ne dersiniz? Onu istemediğiniz hâlde biz (beraberimdekiler) sizi ona zorlayacak mıyız?
Benzerleri Hûd
11:63’te “Hz. Salih’in”, Hûd
11:88’de ise “Hz. Şuayb’ın” ifadesinde yer alan bu cümle tebliğ esası içermektedir. Bu ifadenin şart cümlesi olarak değil de doğrudan bir hüküm cümlesi şeklindeki bir benzeri de bizzat Hz. Muhammed tarafından En‘âm
6:57’de dile getirildiği haber verilmektedir. Anlaşılıyor ki bütün peygamberler aynı değerleri tebliğ etmişler, aynı tepkiyle de karşılaşmışlardı. Tebliğde her şeyden önce muhataplar dışlanmamalı, onları kendilerinden kabul ederek “ey kavmim, ey arkadaşlarım” gibi sahiplenici ve aidiyet duygusu içeren hitaplar tercih edilmelidir
Burada kişilerin gerçeklere itibar etmemelerinin sonucuna dikkat çekilmektedir.
Ey kavmim! Buna (tebliğe) karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim ödülüm yalnızca Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Şüphesiz ki onlar, Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.
Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah’tan kim koruyabilir ki! Hiç (gerçeği) hatırlamıyor musunuz?
Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum; [gayb]ı (bilinemeyeni) de bilemem. ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Gözlerinizin hor gördüğü kişiler için ‘Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir’ diyemem. Kalplerinde olanı Allah çok iyi bilendir. (Onları kovduğum) takdirde doğrusu ben zalimlerden olurum.”
Benzer mesaj: En‘âm
6:50.
Onlar “Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Doğrulardansan bize vadettiğini bize getir!” demişlerdi.
(Nuh ise) şöyle demişti: “Dilerse onu size ancak Allah getirir. Siz (Allah’ı) asla aciz bırakacak değilsiniz.
Allah sizi saptırmak (sapkınlık kararınızı onaylamak) istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size yarar sağlamaz. (Çünkü) O, sizin Rabbinizdir; yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
Buradaki mesaj Yüce Allah’ın haksız yere birilerini saptırması değildir; aksine verilmek istenen mesaj Hz. Nuh’un azgın ve sapkın kavminin bu kararlılıklarını sürdürmelerine dikkat çekilmesidir.
Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu!” mu diyorlar? De ki: “Ben onu uydurursam günahım bana aittir. Ben de sizin işlediğiniz günahtan uzağım.”
Bu ayet Mekkeli müşriklerin Hz. Muhammed’e yönelik suçlaması olarak yorumlanabileceği gibi Hz. Nuh ile de ilişkilendirilebilir. Konu Hz. Nuh ile ilgiliyse verilmek istenen mesaj şudur: İnkârcı yöneticileri Hz. Nuh’un din adına tebliğ ettiği her şeyin uydurma olduğunu söylemişler, buna karşılık o da muhataplarına gereken cevabı devam eden cümlede vermiştir. Kastedilen Hz. Muhammed’e Mekkeli müşriklerin gerçekleştirdiği suçlama olarak anlaşılırsa, o zaman da şunu belirtmeliyiz: Hûd suresinin 13. ayetinde de geçtiği üzere, Mekkeli müşrikler Hz. Muhammed’i iftiracılıkla suçlamışlar, vahiy adına söylediklerinin yalan ve kendi uydurması olduğunu belirtmişlerdi. Bu çerçevede Hz. Nuh’un kıssasının arasında Hz. Muhammed’in inkârcı kavminin de yaptığı benzer alaycılıklara gönderme yapılmakta, bu arada asıl konu da bu şekilde bir kez daha hatırlatılmış olmaktadır.
(Tarafımızdan) Nuh’a şöyle vahyedilmişti: “Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme!
Bu cümle Yüce Allah’ın kimlerin iman edip etmeyeceğini ezelî ilmiyle bildiğinin apaçık bir delilidir.
Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap! Haksızlık edenler hakkında bana (herhangi bir şey) söyleme! Şüphesiz ki onlar mutlaka boğulacaklardır.”
Bu ayet aynı konu içeriği nedeniyle Mü’minûn
23:27 ile birlikte okunmalıdır.
(Nuh) gemiyi yapıyor, kavminden yöneticiler ise yanına her uğradıklarında onunla alay ediyorlardı. (Nuh onlara) şöyle demişti: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin alay edişiniz gibi ileride biz de sizinle alay edeceğiz!”
Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve kalıcı bir azabın kime konacağını ileride bileceksiniz.
Sonunda emrimiz gelip de tandır kaynayınca (Nuh’a) şöyle demiştik: “Her tür (canlı)dan iki çift ile –içlerinden (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçen(ler) dışında- aileni ve iman etmiş olan(lar)ı ona (gemiye) bindir!” (Nitekim) onunla birlikte çok az (kişi)den başkası iman etmemişti.
Bu ifade ile Hz. Nuh’un gemisinin buharla çalıştığı kastedilmiş olabilir. Konuyla ilgili ayrıca bkz. Mü’minûn
23:27; Kamer
54:13.,Burada sözü edilen “her canlı” ifadesi, günlük hayatta kendilerine gerekli olan ürünlerin elde edildiği kara hayvanları olmalıdır. Burada kastedilen yeryüzündeki bütün canlılar olamaz; çünkü geminin kapasitesi gereği bunun imkânı olmadığı gibi gereği de yoktur. Burada kastedileni bütün canlılar şeklinde anlarsak, o zaman da bu kapsamda yırtıcı hayvanların ve denizlerde yaşayan canlıların gemiye alınmasının istenmediği kolayca kavranabilecektir. Bu durum tıpkı yolculuğa veya herhangi bir işe gitmekte olan birisinin yanındakilere “her şeyi alın” demesi gibidir. Verilmek istenen mesaj ilgili iş için gerekli olanların alınmasıdır, yoksa bütün her şey kastedilmemektedir.
(Nuh) şöyle demişti: “Gemiye binin! Onun yüzüp gitmeside durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”
Ayette geçen [mecrâhâ] ifadesinde [imâle] denilen tecvit kuralı vardır. Buna göre [râ] harfi kalın ve [â] sesiyle uzatılarak okunması gerekmesine rağmen [e] şeklinde uzatılarak okunur. Kastedilen, geminin yavaşça hareket edişinin kelimenin seslendirilişinde de hissettirilmesidir.
Gemi, dağlar gibi dalga(lar) arasında onları götürüyor(du). Nuh bir kenarda olan oğluna “Ey yavrucuğum! Bizimle birlikte (gemiye) bin; kâfirlerle olma!” diye seslenmişti.
Hz. Nuh’un oğluna seslenişi tevbe etmesi çağrısını da içermektedir.
(Oğlu) “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” demişti. (Nuh) “Bugün Allah’ın (azap) emrinden, merhamet eden (Allah)tan başka koruyacak kimse yoktur.” demişti. (Ardından) aralarına dalga girmiş ve (oğlu) boğulanlardan olmuştu.
“Ey yer, suyunu yut (çek)! Ey gök, (suyunu) tut (dindir)!” denmiş, su çekilmiş, iş bitirilmişti. (Gemi) Cûdî (dağı)nın üzerine yerleşmişti. O zalimler topluluğuna “(Merhametten) uzak olun!” denmişti.
Nuh, Rabbine şöyle seslenmişti: “Rabbim! Şüphesiz ki oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette gerçektir. Sen hüküm verenlerin en isabetli hüküm verenisin.”
Hz. Nuh bu ifadesinde, Yüce Allah’ın Hûd
11:40’ta geçen “ehlinden/ailesinden olanları koruyacağı” sözü gereği Hz. Nuh bir baba şefkati nedeniyle oğlunun ölümünü konu edinmekte, ailesinden olan oğlunun neden korunmadığının hikmetini sorgulamakta, bir sonraki ayette ise kendisine cevap verilmekte ve bir kez daha aynı şeyi tekrarlamaması konusunda uyarılmaktadır.
(Allah) şöyle demişti: “Ey Nuh! O asla senin ailenden (destekçilerinden) değildir; şüphesiz ki o (yaptığı) kötü bir iştir. Hakkında bilgin olmayanı benden isteme! Şüphesiz ki cahillerden olma(ma)n konusunda sana öğüt veriyorum.”
Bu ayet değerlerle oluşan bağların biyolojik bağlardan çok daha önemli olduğunu göstermektedir. ,Ayette olumsuzluk edatı bulunmamasına rağmen Hz. Nuh yanlış bir istekte bulunduğu için mesaj onun uyarılmasıyla ilgilidir.
(Nuh) şöyle demişti: “Rabbim! Senden hakkında bilgim olmayanı istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen kaybedenlerden olurum!”
(Nuh’a) şöyle denmişti: “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olan ümmetlere bizden bir selam ve pek çok bereketle (gemiden) in! Kendilerini yararlandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.”
Burada kullanılan [ihbıt] “in” emri tıpkı Bakara
2:36, 38, A’râf
7:13 ve Taha
20:123’te geçtiği gibi Hz. Âdem ve eşinin bahçeden indirilmesi gibi veya Bakara
2:61’de İsrailoğulları’na dendiği gibi bir mekândan başka bir mekâna indirilmeyi içermektedir.
İşte şu(nlar), sana vahyettiğimiz [gayb] (bilinemeyen) haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Sabret! Şüphesiz ki (mutlu) son, [muttakî]ler (duyarlı olanlar) içindir.
Bu cümle Yüce Allah’ın kullarına açtığı gaybın bu türden vahiy ile peygamberlerine bildirdiği gerçeklerdir. vahyedilen hakikatlerin dışında risalet öğretileri anlamında herhangi bir vahiy yoktur.
Âd (kavmine) de kardeşleri Hud’u (göndermiştik ve onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.
Ayetteki bu ifade bütün peygamberlerin ümmetlerine yönelik tebliğlerindeki ana içeriği oluşturmaktadır. Bu çerçevede Nahl
16:36’da da belirtildiği gibi her peygamber “tevhid” çağrısında bulunmuş, Yüce Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığı özellikle dile getirilmiştir.
Ey kavmim! Buna karşılık sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yoktan yaratandan başkasına ait değildir. Akıl etmiyor musunuz?
Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin! Sonra da O’na tevbe edin (yönelin) ki üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin ve gücünüze güç katsın. Suç işleyerek (Allah’tan) yüz çevirmeyin!”
Buradaki kullanımdan anlaşılıyor ki [istiğfar] (geçmişe dair özür) ve [tevbe] (dönülen hatadan doğru bir yöneliş gerçekleştirmek) şeklinde farklı şeylerdir. Benzer mesajlar: Hûd
11:3, 61, 90; Nûh
71:10.,Benzer mesajlar: En‘âm
6:6; Nûh
71:11.
(Kavmi) şöyle demişti: “Ey Hud! Sen bize apaçık bir delil getirmedin; biz de senin sözünle ilahlarımızı asla terk edecek değiliz ve biz sana asla iman edecek değiliz.
54,55. Biz ‘İlahlarımızdan biri seni fena hâlde çarpmış!’ demekten başka bir söz söylemiyoruz.” (Hud ise) şöyle demişti: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O’nun peşi sıra ortak koştuklarınızdan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana zaman tanımayın!
Kur’ân’da sadece burada geçen [ı‘terâ] fiili beraberinde kullanıldığı [sû’] kelimesiyle birlikte “kötü bir şekilde çarpmak” manasına gelmektedir. Muhtemelen kast ettikleri şey, Hz. Hûd tebliğ ettiği değerler çerçevesinde putlara ve putperestliğe karşı söylemlerde bulunduğu için ilahlarının onu cezalandırdığıdır.
54,55. Biz ‘İlahlarımızdan biri seni fena hâlde çarpmış!’ demekten başka bir söz söylemiyoruz.” (Hud ise) şöyle demişti: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O’nun peşi sıra ortak koştuklarınızdan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana zaman tanımayın!
Kur’ân’da sadece burada geçen [ı‘terâ] fiili beraberinde kullanıldığı [sû’] kelimesiyle birlikte “kötü bir şekilde çarpmak” manasına gelmektedir. Muhtemelen kast ettikleri şey, Hz. Hûd tebliğ ettiği değerler çerçevesinde putlara ve putperestliğe karşı söylemlerde bulunduğu için ilahlarının onu cezalandırdığıdır.
Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki O, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz ki Rabbim doğru yoldadır.
Bu cümle Yüce Allah’ın her şeye her türlü hâkim olduğunu, her şeyin kontrolünün kendisinde bulunduğunu bildirmekte, bu nedenle mecaz bir ifade içermektedir.
Yüz çevirirseniz, elbette ben benimle size gönderileni size bildirdim. Rabbim (dilerse) sizden başka bir kavmi yerinize getirebilir ve siz O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Şüphesiz ki benim Rabbim her şeyi koruyup gözetendir.”
(Azap) emrimiz gelince Hud’u ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir merhametle kurtarmıştık. Biz onları ağır bir azaptan kurtarmıştık.
İşte şu, Âd (kavmi)dir: Rablerinin ayetlerini inkâr etmişler, (Allah’ın) elçilerine asi olmuşlar ve inatçı her zorbanın emrine uymuşlardı.
Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete tabi tutulmuşlardı. Dikkat edin! Âd (kavmi) Rablerini inkâr etmişlerdi. Dikkat edin! Hud’un kavmi olan Âd, (Allah’ın merhametinden) uzak kılınmıştı.
Benzer bir kullanım için bkz. Hûd
11:99.
Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih’i (göndermiştik). “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. O sizi yerden (topraktan) yaratmış ve sizi orada yaşatmıştı. O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tevbe edin! Şüphesiz ki Rabbim (kullarına) yakındır; (dualarına) karşılık verendir.” demişti.
Benzer mesajlar: Necm
53:32; Nûh
71:17.,Yüce Allah’ın kullarına yakınlığıyla ilgili benzer mesajlar: Bakara
2:186; Enfâl
8:24; Kâf
50:16; Vâkı‘a
56:85; Mücâdele
58:7.
(Kavmi ise) şöyle demişti: “Ey Salih! Elbette sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Şüphesiz ki bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz.”
(Salih onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Bir düşünsenize! Ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet vermiş ise (hâliniz nasıl olacak?) O’na asi olursam, beni Allah’tan (O’nun azabından) kim koruyabilir ki! (O zaman) siz de kaybımı artırmaktan başka bir şey yapmamış olurdunuz.
Benzer mesajlar: Hûd
11:28, 88.
Ey kavmim! İşte Allah’ın şu devesi sizin için bir delildir. Onu bırakın da Allah’ın (yarattığı bu) toprakta yesin (otlasın). Ona hiçbir kötülük etmeyin! Yoksa sizi yakın bir azap yakalar.”
Benzer mesaj: A‘râf
7:73.
(Fakat Semûd kavmi) onu (deveyi) hunharca katledince (Salih onlara) şöyle demişti: “Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helak olacaksınız)!” Bu, yalanlanamayacak bir vaattir.
(Kendilerine azap) emrimiz gelince, Salih’i ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir merhametle (helakten) ve o günün rezilliğinden kurtarmıştık. Şüphesiz ki Rabbin kuvvetlidir, güçlüdür.
67,68. Haksızlık edenleri de o korkunç ses yakalamış ve sanki orada hiç oturmamışlar gibi yurtlarında diz üstü (hareketsiz) kalmışlardı. Dikkat edin! Şüphesiz ki Semûd (kavmi) Rablerini inkâr etmişlerdi. Dikkat edin! Semûd kavmi (Allah’ın merhametinden) uzak kılınmıştı.
67,68. Haksızlık edenleri de o korkunç ses yakalamış ve sanki orada hiç oturmamışlar gibi yurtlarında diz üstü (hareketsiz) kalmışlardı. Dikkat edin! Şüphesiz ki Semûd (kavmi) Rablerini inkâr etmişlerdi. Dikkat edin! Semûd kavmi (Allah’ın merhametinden) uzak kılınmıştı.
Yemin olsun ki (melek) elçilerimiz İbrahim’e müjde getirmiş ve “Selam (sana)!” demişler, o da “(Size de) selam!” demiş ve çok geçmeden kızartılmış bir buzağı getirmişti.
Hicr
15:52-56’da belirtildiği gibi burada sözü edilen müjde Hz. İbrahim’e çocuk verilmesiyle ilgilidir. Zaten Hûd
11:71’de Hz. Sare’nin gülümseme sebebi de budur.,Benzer mesajlar: Hicr
15:52; Zâriyât
51:25.,Benzer mesaj: Zâriyât
51:26.
Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgamış ve onlardan dolayı içine bir korku düşmüştü. (Elçiler de ona) “Korkma! Biz Lut kavmine gönderildik.” demişlerdi.
Hz. İbrahim gelen elçiler insan suretinde oldukları için onlara önce yemek hazırlamış, yemeğe el uzatmadıklarını görünce onlardan çekinmişti. Çünkü eğer melekler vahiy içerikli bir görevle gelmemişlerse bunun bir felaket habercisi olduğunu bildiği için durumdan korkmuştu.,Benzer mesajlar: Hicr
15:53; Zâriyât
51:28.
(O esnada) hanımı (Sâre) ayaktaydı ve (bu sözleri duyunca) gülmüştü. Ona da İshak’ı, İshak’ın ardından da Yakup’u müjdelemiştik.
Hz. Sâre’nin aldığı haberle ilgili durumunu ifade eden [dahıket] fiili Mücâhid ve İkrime gibi müfessirlere göre “hayız görmek” anlamına gelmektedir. Bu fiil eğer “gülmek” anlamına geliyorsa, Hz. Sâre gülmeyi hem şaşkınlıktan dolayı gerçekleştirmiş olabilir; hem de bu gülme bir sevinç görüntüsü olarak yorumlanabilir.
(Sâre) “Aa, vay başıma gelenler! Ben bir yaşlı, bu kocam da bir ihtiyarken çocuk mu doğuracağım? Şüphesiz ki bu şaşılacak bir şey!” demişti.
Benzer mesaj: Zâriyât
51:29.
(Melekler şu) cevabı vermişlerdi: “Allah’ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı!Allah’ın merhameti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O övülmeye layıktır, yücedir.”
[Ehl-i beyt] tamlaması Ahzâb
33:33’te de Hz. Muhammed’in ailesi için “ev halkı” anlamına geçmektedir.
İbrahim’den korku gidip kendisine müjde gelince, Lut kavmi hakkında (âdeta) bizimle mücadeleye başlamıştı.
Benzer mesajlar: ‘Ankebût
29:32-33.
Şüphesiz ki İbrahim, çok hoşgörülü, çok yufka yürekli, (Allah’a) yönelmiş (biriydi).
(Melekler) şöyle demişlerdi: “Ey İbrahim! Bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin (azap) emri elbette gelmiştir. Şüphesiz ki onlara geri döndürülemez bir azap gelecektir!”
Elçilerimiz Lut’a gelince, (Lut) onların yüzünden üzülmüş ve onlardan dolayı içi daralmıştı da “Bu, zor bir gündür.” demişti.
(Lut’un) kavmi, koşarak onun yanına gelmişlerdi. Daha önce de o kötü işleri yapmaktalardı. (Lut, kavmine) şöyle demişti: “Ey kavmim! İşte şunlar kızlarımdır (onlarla evlenin)! Sizin için onlar daha temizdir. Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok!”
Benzer mesaj: Hicr
15:71. “İşte şunlar kızlarım” ifadesi ile kastedilen Hz. Lut’un kendi kızları da o toplumun yetişkin kızları da olabilir. Hz. Lut’un kaç tane kızı olduğunu bilemediğimiz gibi, ahlaksızlık için gelenlerin kaç kişi olduğu hakkında da sağlam bilgi yoktur. Sayı fazla ise o zaman kastedileni “kavminin kızları” şeklinde anlayabiliriz. Dahası, burada bir [teşbîh-i belîğ] var kabul edilebilir. Buna göre mesaj “kavmimin kızları benim kızlarım” şeklinde anlaşılmış olur. Peygamberlerin hanımları ümmetin anneleri olduğu gibi, peygamberler de aslında ümmetin manevi babası konumundadır
Benzer mesaj: Hicr
15:68.
(Kavmi) “Senin kızlarında bizim herhangi bir hakkımız olmadığını bilirsin. Sen bizim ne istediğimizi elbette biliyorsun!” demişlerdi.
Kavmi Hz. Lut’a hitap ederek, kendilerine teklif ettiği kızlarıyla ilgilenmediklerini, onlarda gözlerinin olmadığını ifade etmişlerdi. Bu ifadeyle aynı zamanda kızlara ilgi duymadıklarını da kastetmişlerdi.
(Lut) “Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim!” demişti.
(Bunun üzerine melekler) şöyle demişti: “Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü! Hanımından başka sizden hiçbiri geride kalmasın! Çünkü onlara gelecek olan (azap), şüphesiz ki ona da isabet edecektir. Onlara vadolunan (helak) zamanı sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?”
Benzer mesaj: Hicr
15:65.
82,83. (Azap) emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirmiş ve üzerlerine Rabbin katında işaretlenerek (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırmıştık. Onlar (işaretli taşlar), zalimlerden uzak değildir.
Hicr
15:74 ve Zâriyât
51:33-34’de geçtiği üzere, buradaki “Rabbin katında işaretlenmiş taşlar” ifadesi yaratıkların her birinin Yüce Allah’ın orduları olabileceğine işaret edebilir.
82,83. (Azap) emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirmiş ve üzerlerine Rabbin katında işaretlenerek (balçıktan) pişirilip istif edilmiş taşlar yağdırmıştık. Onlar (işaretli taşlar), zalimlerden uzak değildir.
Hicr
15:74 ve Zâriyât
51:33-34’de geçtiği üzere, buradaki “Rabbin katında işaretlenmiş taşlar” ifadesi yaratıkların her birinin Yüce Allah’ın orduları olabileceğine işaret edebilir.
Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (göndermiştik; onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın! Şüphesiz ki ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Şüphesiz ki ben sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
Burada geçe [hayr] kelimesi bilinen anlamda “iyilik” değil, mal ve servet demektir.
Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın! İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin! Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın!
Müminseniz Allah’ın (helalinden) bıraktığı (kâr) sizin için hayırlı olandır. Ben üzerinize asla bekçi değilim.”
(Medyenliler Şuayb’a) şöyle demişlerdi: “Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları) veya mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana [salât]ın (ibadetin) mi emrediyor? Şüphesiz ki sen çok hoşgörülüsün; akıllısın!”
Benzer mesajlar: Bakara
2:170; Mâide
5:104; A‘râf
7:28; Yûnus
10:78; Hûd
11:53-54, 62; Enbiyâ
21:52-53; Şu‘arâ
26:70-74; Lokmân
31:21; Sebe’
34:43; Sâffât
37:69-74; Zuhruf
43:22, 23.,Bu cümlede aslında her bir ibadetin hayata bakan sonuç içerikli bir tarafı olduğunu ve insanları kötülüklerden uzaklaştırmak gibi bir hedefi bulunduğunu göstermektedir.
(Şuayb ise onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Bir düşünsenize! Ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından güzel bir rızık vermişse (hâliniz nasıl olacak?) Sizi yasakladığım şeylerin tersini yaparak size (olan sözüme) aykırı davranmak istemiyorum. Ben gücümün yettiği kadar ıslah etmekten başka bir şey istemiyorum. Başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na güvendim ve yalnız O’na yöneleceğim.
Bu ve benzer ayetlerde aktarılmış olan etkileyici konuşması nedeniyle Hz. Muhammed Hz. Şuayb için [Hatîbu’l-Enbiyâ] yani “peygamberlerin en etkili ve güzel hitap edeni” ifadesini kullanmıştır.,Benzer mesajlar: Hûd
11:28, 63.,Bu cümle Bakara
2:44 ve Saff
61:2-3. ayetle birlikte okunmalıdır. Verilmek istenen mesaj, insanların kendi yapmayacakları şeyleri başkalarına söylememeleri gerektiğini bildirmek, özü ile sözü bir tutum ortaya koymayı öğretmektir.,Bu ifade Kur’an’da sadece burada geçmekte ve başarının kaynağının kullara değil, sadece ve sadece Yüce Allah’a atfedilmesi gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Hz. Şuayb Medyenlilere yönelik bu açıklamalarının sonunda yaptığı davette başarının kendi elinde olmadığını, bunun Yüce Allah sayesinde gerçekleşeceğini ifade etmiştir.
Ey kavmim! Sakın bana karşı düşmanlığınız, Nuh’un kavmi veya Hud’un kavmi veya Salih’in kavminin başına gelenler gibi size de bir musibet getirmesin! (Zaten) Lut kavmi de sizden uzak değildir.
Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin (yönelin)! Şüphesiz ki Rabbim çok merhametlidir; (müminleri) çok sevendir.”
Benzer mesajlar: Hûd
11:3, 52, 61; Nûh
71:10.
(Medyenliler) şöyle demişti: “Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf görüyoruz! Kabilen olmasaydı seni mutlaka kovardık. Sen asla bize göre güçlü değilsin.”
Burada geçen [raht] kelimesi sayısı “üç ilâ on kişi arasında” olmak üzere, “akraba, kabile, hısım” anlamına gelmektedir. İnkârcılar Hz. Şuayb’ın yakınlarının hatırını saydıklarını belirtmişlerdi. Onların hatırını neden saydıklarıyla ilgili bilgi verilmemektedir. Belki onlar da kendileri gibi inandıkları için veya özel hatır ilişkileri bulunduğu için onlarla ilgili bir ifade kullanmış olabilirler
İnançsız olanların peygamberlere karşı takındığı ortak tavır gereği, burada da bir tehdit söz konusu edilmektedir. Yâsîn
36:18’deki gibi, peygamberler tebliğden vazgeçmezlerse, kendilerini taşlayacaklarını söylemekteydiler. Üstelik [le racemnâke] ve benzer ifadelerde baştaki [lâm/le] harfi anlamı pekiştirmektedir. Söylenmek istenen, onların bu tehditlerinde kararlı olduklarıdır. Medyenliler Hz. Şuayb’ın beraberindekilere de aynı tehditleri savurmuşlardı. Çünkü onun muhatapları arasında inanmayanlar çoğunlukta olsalar da içlerinde inananlar da vardı. Zira A‘râf
7:87’de de belirtildiği gibi Hz. Şuayb onlara yönelik tevhid çizgisindeki kararlılığını ifade etmiştir.
(Şuayb ise onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Size göre benim kabilem, Allah’tan daha mı güçlü ki O’nu arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz ki Rabbim, yapmakta olduklarınızı kuşatıcıdır.
Ey kavmim! Bulunduğunuz yerde (elinizden geleni) yapın! Şüphesiz ki ben de (görevimi) yapacağım! Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ileride öğreneceksiniz! Gözetleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte gözetlemekteyim!”
94,95. (Azap) emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir merhametle (azaptan) kurtarmıştık. Haksızlık edenleri de o korkunç ses yakalamış ve sanki orada hiç oturmamışlar gibi yurtlarında diz üstü (hareketsiz) kalmışlardı. Dikkat edin! Semûd (kavmi Allah’ın merhametinden) uzak olduğu gibi Medyen (kavmi) de uzak kılınmıştı.
94,95. (Azap) emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir merhametle (azaptan) kurtarmıştık. Haksızlık edenleri de o korkunç ses yakalamış ve sanki orada hiç oturmamışlar gibi yurtlarında diz üstü (hareketsiz) kalmışlardı. Dikkat edin! Semûd (kavmi Allah’ın merhametinden) uzak olduğu gibi Medyen (kavmi) de uzak kılınmıştı.
96,97. Yemin olsun ki Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun yöneticilerine göndermiştik. Onlar, Firavun’un emrine uymuşlardı. (Oysa) Firavun’un emri asla doğru değildi.
96,97. Yemin olsun ki Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun yöneticilerine göndermiştik. Onlar, Firavun’un emrine uymuşlardı. (Oysa) Firavun’un emri asla doğru değildi.
(Firavun), kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürükleyecektir. Varılacak o yer ne kötü bir yerdir!
Hz. Mûsâ’yı yani gerçeği değil de Firavun’u ve evrensel manada firavunluğu tercih edenler de aynı korkunç akıbeti yaşayacaklarını bilmelidirler. “Sürü mantığıyla hareketin sonu sürü halinde ateşe atılmaktır.”
Onlar burada (dünyada) da kıyamet gününde de lanete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır!
Benzer bir kullanım için bkz. Hûd
11:60
Benzer mesaj: Kasas
28:42.
İşte bu, (halkı helak olmuş) şehirlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz. Onlardan (izleri) kalan da vardır; biçilmiş (ekin gibi yok olan) da.
Onlara biz haksızlık etmemiştik; fakat, onlar kendilerine haksızlık etmişlerdi. Rabbinin (azap) emri geldiğinde, Allah’ın peşi sıra yalvardıkları ilahları onlardan hiçbir (sıkıntı) giderememişti. (Putlar onların) kayıplarından başka bir şey artırmamıştı.
Haksızlık eden şehirleri(n halkını helak için) yakaladığında, Rabbinin yakalayışı işte böyle (şiddetli)dir. Şüphesiz ki O’nun yakalaması elem vericidir; şiddetlidir!
Şüphesiz ki bunda, ahiret azabından korkanlar için elbette ayet (ders) vardır. O gün, bütün insanların bir araya toplandığı bir gündür ve o gün (herkes için) şahit kılınmış bir gündür.
Biz onu (kıyamet gününü) sadece (belirlenmiş) sayılı bir süre için ertelemekteyiz.
Burada azabın nereye, hangi zamana ve mekâna ertelendiği gündeme getirilmektedir. Benzer mesajlar: İbrâhîm
14:42; Mürselât
77:11-13.
O geldiği gün O’nun (Allah’ın) izni olmadan kimse konuşamaz. Onlardan kimi azgındır, kimi mutlu.
Azgın olanlar ateştedir; orada onların (öyle feci) bir nefes alıp vermeleri vardır ki!
Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça orada [ebedî] kalacaklardır. Şüphesiz ki Rabbin istediğini yapandır.
Hem bu ayette hem de bir sonraki ayette yer alan “gökler ve yer durduğu sürece” ifadesi İbrâhîm
14:48 gereği mahşerde de göklerin ve yerin bulunacağını göstermektedir.,Benzer mesajlar: Bakara
2:253; Âl-i İmrân
3:40, 47; Mâide
5:1; İbrâhîm
14:27; Hacc
22:14, 18; Burûc 8
5:16.
Mutlu kılınanlara gelince, onlar da cennettedir. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça bitmez bir lütuf olarak onlar da orada [ebedî] kalacaklardır.
“Bitmez bir lütuf olarak” ifadesi cennet nimetlerinin devamlı olduğunun delilidir. Benzer mesaj: Ra‘d
13:35.
Onların tapmakta oldukları şeylerle ilgili şüphen olmasın! Onlar daha önce babalarının taptığından başka bir şekilde tapmıyorlar. Biz onların (azaptan) paylarını mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.
Yemin olsun ki biz Musa’ya da Kitabı vermiştik fakat onda anlaşmazlığa düşülmüştü. Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de ondan (Kur’an’dan) kuşkulandıran bir şüphe içindedir.
Benzer mesaj: Fussilet
41:45.
Onların her birinin işlerinin (karşılığını Rabbin) kendilerine elbette tam olarak verecektir. Şüphesiz ki O, onların yapmakta olduklarından haberdardır.
Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi doğru ol! Aşırıya kaçmayın! O, sizin yaptıklarınızı elbette görendir.
İbn Abbâs, Hz. Muhammed’e Kur’an’da en zor gelen ayetin bu olduğunu ifade etmiş, onun “Hûd ve benzerleri beni ihtiyarlattı” dediğini rivayet etmiştir (Tirmizî, Tefsîr, 56, 57). Benzer mesajlar: Yûnus
10:89; Fussilet
41:6; Şûrâ
42:15.
Haksızlık edenlere eğilim göstermeyin; ateş size de dokunur. Allah’ın peşi sıra dostlarınız (da) olmaz. Sonra size yardım da edilmez.
Kime karşı olursa olsun bir müslüman asla zulmetmemeli ve zalimlere destek olmamalıdır.
Gündüzün iki bölümünde (öğle ve ikindi) ve gecenin de (gündüze) yakın bölümlerinde (akşam, yatsı ve sabah) namaz kıl! Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu, (gerçeği) hatırlamak isteyenlere bir hatırla(t)madır.
Bu ayet namazın beş vakit olduğunun en önemli delillerindendir. Ayetteki [tarafey(ni)] kelimesi [tesniye] (ikili çoğul) kalıbında olduğu için iki vakti içerirken, [zülef] kelimesi de [cemi] (en az üç olan çoğul) olduğu için en az üç vakti içermektedir. Namaz vakitleriyle ilgili mesajlar için bkz. Bakara
2:238; İsrâ
17:78; Tâhâ
20:130; Rûm
30:17-18; Kâf
50:39.,Benzer mesaj: Furkân
25:70.
Sabırlı ol! Şüphesiz ki Allah güzel davrananların ödülünü ziyan etmez.
Sizden önceki nesillerden yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak değerli (bilge) kişiler bulunsaydı ya! Fakat onlardan görevlerini yapan, kurtardığımız az bir kısmı hariç (diğerleri görevlerini yapmamışlardı). Haksızlık edenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşmüşlerdi; zaten onlar suça dalan kişilerdi.
Halkı ıslah ediciler olduğu hâlde, Rabbin haksızlıkla şehirleri (halkları) helak etmez.
Bu ayet En‘âm
6:131, Enfâl
8:33 ve Kasas
28:59. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. (Fakat) onlar anlaşmazlığa düşmeye devam ederler.
Ancak Rabbinin merhamet ettikleri hariçtir. Zaten (Rabbin) onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin, “Şüphesiz ki cehennemi bütünüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım!” sözü yerini bulmuş (olacak)tır.
Benzer mesaj: Secde
32:13. İnsanların İblis’e tabi olması “sebep”, cehennemin insanlarla doldurulması “sonuç”tur. Bu iki ayet, A‘râf
7:18, İsrâ
17:62 ve Sâd
38:85. ayetler ışığında okunmalıdır.
Elçilerin haberlerinden senin kalbini pekiştireceğimiz her şeyi sana anlatıyoruz. Bunlarda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve (gerçeği) hatırlatıcı (mesaj) gelmiştir.
Buradaki [min] edatı Hz. Muhammed’e vahyedilen kıssaların bütün peygamberlerin hayatlarını içermediğini göstermektedir. Benzer mesajlar: En‘âm
6:34; A‘râf
7:101: Tâhâ
20:99; Kasas
28:3.,Kıssaların anlatılma gerekçeleriyle ilgili bilgi için bkz. A‘râf
7:176; Yûsuf
12:111; Tâhâ
20:99; Kâf
50:37; Hâkka
69:12; Nâzi‘ât
79:26.
İman etmeyenlere de ki: “Bulunduğunuz yerde (elinizden geleni) yapın! Şüphesiz ki biz de (görevimizi) yapacağız!
Benzer mesaj: En‘âm
6:135.
Bekleyin! Şüphesiz ki biz de bekleyenleriz.”
Göklerin ve yerin [gayb]ı (bilinemeyeni) yalnızca Allah’a aittir. Her iş yalnızca O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na güven! Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.