Bu kitabın, âlemlerin Rabbi (olan Allah) tarafından indirildiğinde hiçbir şüphe yoktur.1
1 Bu âyet, “İçerisinde hiçbir çelişki bulunmayan bu kitap, âlemlerin Rabbi (olan Allah) tarafından indirilmiştir.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Yoksa o (kâfirler): “Bunu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar? Hâlbuki o (Kitap) belki hak yolu bulurlar diye, senden önce kendilerine uyarıcı gönderilen1 bir toplumu,2 (tekrar) uyarman için Rabbin tarafından (indirilen) gerçek (Kitap)tır.
1 Bu toplumun babalarına, Hz. İsmail (a.s) daha önce Peygamber olarak gönderilmişti.2 Âyetin bu bölümü: “senden önce kendilerine uyarıcı (Peygamber) gönderilmeyen bir toplumu” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu tercümede (ما) nafiye, yukarıdaki tercümede ise ism-i mevsul olarak alınmıştır. Bk. (Yasin: 6, Kasas: 46, İsrâ: 15, Secde: 3)
Gökleri yeri ve her ikisinin arasındakileri altı zaman diliminde yaratan, sonra kâinatın yönetimini1 hâkimiyeti altına alan, Allah’tır. Sizin Ondan başka, dostunuz da şefâatçiniz de yoktur. Siz, hâlâ bunu idrak etmeyecek misiniz?
1 Bk. (Yûnus: 3, Elmalılı)
Gökten yere kadar bütün işlerin, Onun tarafından idare edilmesi,1 sonra (bu işlerin) Onun huzuruna yükselmesi, size göre bin yıl kadar süren bir zaman2 diliminde olur.
1 Tedbir: Bir işin sonunu görerek ona göre gereğini yapmak demektir. Allah’ın tedbiri ise, hikmetine göre irade buyurmasıdır. Burada fiilin şimdiki zaman (muzari) olması yaratmanın ve idarenin her an devam etmekte olduğunu gösterir. “Allah’ın Arşta istivası” ise, Tevrat olduğu iddia edilen kitapta denildiği gibi dinlenmek manasına değil, “bütün işleri düzenlemek ve ahkâm ve saltanatını icra etmek” manasınadır. Yani Allah, Yahûdîlerin dediği gibi; evreni yaratıp sonra da istirahata çekilmemiştir. O öyle bir Allah’tır ki; Onun işine karışacak, tedbirine müdahale edebilecek bir şerik (ortak) şöyle dursun onun huzurunda bir kimse için kendiliğinden şefaat edebilecek hiç bir şefaatçi bile yoktur. Bk. (Yunus: 3) 2 “Bin” ifâdesi, uzun bir devirden kinâyedir. Bu, süre daha az veya daha çok olabilir. Buna göre âyetin tercümesi, “Gökten yere kadar bütün işlerin, Onun tarafından idare edilmesi, sonra (bu işlerin) Onun huzuruna yükselmesi, size göre çok uzun bir zaman diliminde olur.” şeklinde de olabilir.
İşte O (Allah) görülmeyeni de görüleni de bilen, çok şerefli (ve) pek merhametli olandır.
O her şeyi en güzel1 şekilde yaratan ve insanı yaratmaya çamurdan başlayandır.
1 Buradaki güzellik, Allah’ın hikmetine uygun olmaktır. Mesela; gül güzel olduğu gibi, dikeni de güzeldir. Çünkü Allah, öyle uygun görmüştür.
Sonra, onun soyunu bayağı bir suyun özünden (süzerek) yaratan (da Odur).
Daha sonra da onu düzenli bir şekle sokup, ona kendi rûhundan1 üfleyen (de Odur). (Ey insanlar!) Size kulak, gözler ve gönüller var eden (Allah’a) ne kadar da az şükrediyorsunuz?
1 Yani rûhunun bir parçasını alıp ona vermedi. Kendi rûhunda bulunan bazı özelliklerden, diğer hayvanlara nispetle daha fazlasını (konuşmak, bilmek… gibi) insana verdi.
Ve (kâfirler): “Biz toprakta kaybolup gittikten sonra, yeniden mi yaratılacağız?” dediler. Doğrusu onlar, Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir.
(Ey Muhammed! Onlara): “Sizin için görevlendirilen ölüm meleği,1 (bir gün) sizi vefat ettirecek ve sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” de.
1 Bu meleğin; Azraîl olduğu rivâyet edilmekte ise de bu isim, Kur’an’da ve ciddi kaynaklarda geçmemektedir. Kur’an’daki ölüm meleği ise (Enfâl: 50, En’am: 61 ve Nahl: 32)’de çoğul olarak ifâde edilmiştir. Bu âyetlere göre; ölüm melekleri vardır, bunların ismi “Azraîl” ise, Azraîl; bir melek adı olmayıp, Allah’ın insanların rûhlarını almakla görevlendirdiği bir melek grubunun adıdır. Yani ölüm meleği tek değil, pek çoktur. Ayrıca ölümle ilgili olan “Naziat ve Naşidat” melekleri için de Bk. (Naziat: 1-2)
Eğer günâhkârları, Rablerinin huzurunda (pişmanlıklarından dolayı) başları öne eğilmiş olarak: “Ey Rabbimiz! (Şimdi) gördük ve duyduk. Bizi (dünyaya bir daha) gönder de gerçekten inananlar olarak (orada) doğru işler yapalım.” (diye yalvarırlarken) bir görsen.
Eğer Biz dileseydik herkesi (âhirette) kurtarırdık.1 Fakat Benim, “cehennemi kesinlikle cinlerin ve insanların (kâfirleriyle) tamamen dolduracağım.”2 sözüm, mutlaka gerçekleşecektir.
1 Âyetin bu bölümü; “Eğer Biz dileseydik, herkesi (dünyadayken) hak yola ulaştırırdık...” şeklinde de tercüme edilebilir. Ama o zaman imtihan etmenin hiçbir esprisi kalmazdı.2 Çünkü Allah, tüm insanlara elçileri vasıtasıyla ne yapıp ne yapmayacaklarını bildirmiş ve emrettiklerini yapmadıkları zaman da cehenneme koyacağını açıkça belirtmiştir. İşte Allah’ın bu sözü, âhirette gerçekleşecek ve onlar, orada affedilmeyeceklerdir.
(Onlara o gün): “Öyleyse bu gününüzle karşılaşmayı unutmanızın (cezasını) çekin. Bugün Biz de sizi, gerçekten (cehennemde) unuttuk.1 Haydi, yaptıklarınıza karşılık ebedî azabı (bolca) tadın bakalım.” denilir.
1 Bu unutma, onların cehennemde unutulmuş gibi bırakılması veya orada ebedî kalacakları anlamınadır, yoksa Allah, asla unutmaz.
Bizim âyetlerimize gerçekten ancak, bunlarla kendilerine uyarı yapılınca hemen secdeye kapananlar ve büyüklük taslamadan Rablerini hamd ile tesbih edenler, îman eder.
Onların vücutları, korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak için, yataklardan uzak kalır1 ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de Allah yolunda harcarlar.2
1 Hem korku hem de ümitle Rablarına duâ ederler yani gece kalkar “teheccüd” kılarlar. Muaz b. Cebel (r.a.)’ten: “Bir seferinde Peygamber (s.a.v.) ile beraberdim, bir gün onun yakınında sabahlamıştım. Beraber yürüyorken: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Bana bir amel haber ver ki beni Cennete koysun, Cehennemden uzaklaştırsın’ dedim. Peygamber (s.a.v.): ‘Büyük bir şey sordun. Fakat o, Allahu Teâlâ’nın müyesser kıldığı kimseye kolaydır. Allah’a ibadet edersin, ona hiç şerik koşmazsın, namazı kılarsın, zekâtı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, haccedersin’ buyurdu. Sonra: ‘Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç kalkandır, gecenin ortasında kılınan namaz ve sadaka hataları söndürür’ diye ilave etti ve secde suresi 16-19. ayetleri sonuna kadar okudu.” (Elmalılı)2 Bu âyet, “Onlar, korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak için, geceleri kalkar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de Allah yolunda harcarlar.” diye de tercüme edilebilir.
Hiç bir nefis (dünyada) yaptıklarına karşılık olarak, kendilerini (âhirette) nice göz kamaştırıcı (nîmetlerin) beklediğini bilemez.
Hiç îman eden kimse, yoldan çıkmış bir kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit olmazlar.
(Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara, yaptıklarının karşılığı olarak, içerisinde kalacakları cennet (konakları) vardır.
Hak yoldan çıkanların içerisinde kalacakları yer ise, çıkmak istediklerinde her defasında içerisine tekrar atıldıkları cehennem ateşidir. Ve onlara: “Haydi! Ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını tadın bakalım.” denilir.
Belki yola gelirler diye onlara, o büyük (âhiret) azabından önce, yakın (dünya) azabından1 da mutlaka tattıracağız.
1 Yakın azap; Bedir yenilgisi, yedi yıl süren kıtlık ve açlık veya kabir azabı olabilir.
Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra, onlara sırtını dönenden daha zâlim kim olabilir? Biz böyle günâh-kârlardan intikamımızı kesinlikle alırız.
(Ey Muhammed!) Bizim Mûsa’ya İsrâil oğullarına yol gösterici olarak verdiğimiz kitap (gibi) bir kitabın, sana da verildiğinden sakın şüphe etme.1
1 Yani, daha önce Mûsa’ya verdiğimiz gibi şimdi de sûrenin başında açıklandığı üzere sana da kitap veriyoruz. Bunda sakın en küçük bir şüpheye dahi düşme.
Biz sabretmeleri ve bizim âyetlerimize tereddütsüz inanmaları sebebiyle, onların içerisinden (insanları) emrimizle hak yola ulaştıran, önderler yetiştirdik.1
1 Bu âyette, Allah’ın bir topluma önderler gönderme yasası verilmektedir. Buna göre bir toplum Allah’ın Kitabına sarılmaz ve îmanında direnç göstermezse, Allah, o toplumun içerisinden önder şahsiyetleri asla yetiştirmez. O toplum da sürünmeye devam eder gider.
Şüphesiz senin Rabbin, kıyamet günü onların anlaşmazlığa düştükleri şeyler hakkında, aralarını mutlaka ayıracaktır.1
1 Mü’minleri cennete, diğerlerini cehenneme koyarak aralarında hükmünü verecektir.
(Mekkeli müşrikleri,) yurtlarında gezip durdukları, kendilerinden önce helâk ettiğimiz nice nesillerin (akıbeti,) hak yola yöneltmedi mi? Şüphesiz bütün bunlarda mûcizeler vardır. (Bunlara) hâlâ kulak vermeyecekler mi?
Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri bitkileri yetiştirdiğimizi görmüyorlar mı? Hâlâ da göremeyecekler mi?
(Bir de): “Eğer doğru söylüyorsanız, şu kıyamet1 ne zaman kopacak? (Olmazsa o gün inanalım)” diyorlar.
1 Burada “fetih” kelimesi, hak ile bâtılın arasının açılması anlamında kullanıldığı için, “kıyametin kopması” şeklinde tercüme edilmiştir. Bu kelime, A’raf 89’da da aynı anlamda kullanılmıştır.
(Onlara): “Kıyamet günü, kâfirlere îmanları bir fayda vermeyecek ve onlara (îman etmeleri için) bir süre de tanınmayacak.” de.
Ve hemen onlardan yüz çevir ve onların beklediği gibi, sen de (sonucu) biraz bekle.