Rahman1 (olan Allah),
1 Rahmân (اَلرَّحْمٰنُ): Allah’a ait bir sıfattır. Hem mevsuflu, hem mevsufsuz olarak tek başına özel isim olarak kullanılabilen bir “sıfat-ı müşebbehe”dir ve pek merhametli, çok rahmet sahibi anlamlarına gelir. Gramer itibarıyla bu sıfat kimde bulunursa ona rahman demek mümkün ise de bu şekilde hiç kullanılmamıştır. Rahman, sadece Allah’a ait bir sıfattır.Yukarıdaki tercüme, (اَلرَّحْمٰنُ) kelimesinin mübteda, devamının ise haber olması düşünülerek yapılmıştır. Fakat bu ayetin müstakil bir âyet olduğuna nazaran mukadder bir mübtedanın haberi olarak da düşünülebilir. O zaman ayeti anlamı: “Allah Rahmandır veya O, Rahmandır” şeklinde olur. Rahman ile ilgili olarak Bk. (Fatiha: 1, Haşr: 22)
Bu Kur’an’ı (Peygamberine) öğretti,1
1 (عَلَّمَ) fiili, iki mef’ule müteaddi olduğu için ikinci mef’ul, “insan, Cebrail veya Peygamber” olabilir. Ayrıca (عَلَّمَ) fiili alâmet mastarından alınırsa âyetin tercümesi; “Kur’an’ı (ibret alacaklara) bir mûcize kıldı.” şeklinde olabilir.
3,4. İnsan (cinsini) yarattı, ona duygularını ifade etmeyi1 öğretti.
1 Beyan: Bir kimsenin, kendini, vicdan ve gönlündeki duygu ve idraklerini haricindekilere açık ve güzel ifade ile anlatmak, ifade-i meram etmek ve anlamak demektir. Zira ilim ve Kur'an’ı öğrenme nimeti de bununla oluşur. Hz. Âdem yaratıldıktan sonra isimleri öğrenmesi sayesinde meleklerin bilemediklerini bildi, anlayamadıklarını anladı. Peygamberlerin peygamberliğe mazhar olması, tebliğ yapabilmeleri, kitaplar getirmeleri, ümmetlerin onlardan istifade edebilmeleri hep “beyan ilmi,” dil nimeti sâyesinde olduğu gibi Kur'an’a ve Kur'an’ın tefsir ve tercümesi nimetine nâil olmamız ve ondan istifade derecemiz dahi o nimetten hissemiz nispetindedir. (Elmalılı)
3,4. İnsan (cinsini) yarattı, ona duygularını ifade etmeyi1 öğretti.
1 Beyan: Bir kimsenin, kendini, vicdan ve gönlündeki duygu ve idraklerini haricindekilere açık ve güzel ifade ile anlatmak, ifade-i meram etmek ve anlamak demektir. Zira ilim ve Kur'an’ı öğrenme nimeti de bununla oluşur. Hz. Âdem yaratıldıktan sonra isimleri öğrenmesi sayesinde meleklerin bilemediklerini bildi, anlayamadıklarını anladı. Peygamberlerin peygamberliğe mazhar olması, tebliğ yapabilmeleri, kitaplar getirmeleri, ümmetlerin onlardan istifade edebilmeleri hep “beyan ilmi,” dil nimeti sâyesinde olduğu gibi Kur'an’a ve Kur'an’ın tefsir ve tercümesi nimetine nâil olmamız ve ondan istifade derecemiz dahi o nimetten hissemiz nispetindedir. (Elmalılı)
Güneş ve ayın hareketleri de belirli bir hesaba göredir.
Bitkiler ve ağaçlar, (Allah’a) eksiksiz itaat ederler.1
1 Bu âyet, “yıldızlar ve ağaçlar (Allah’a) eksiksiz itaat ederler.” diye de tercüme edilebilir.
7,8. O (Allah, dünya) göğünü yükseltti ve (aralarına) sınırını asla aşamayacağınız, bir genel denge kanunu1 koydu.
1 Mîzan: Ölçü aleti, terazi demektir. Vezin, eşyanın yekdiğerine nispetle miktarı veya miktarının tanınmasıdır ki esasen ağırlık için kullanılır. Bu suretle vezin, daima bir denkleşme nispetini ifade ettiğinden adalete ve adaletin ölçüsü olan şeriata da “mizan” tabir oluna gelmiştir. Onun için burada mîzan, eşyanın gerek ağırlık itibariyle ve gerek diğer suretle miktarlarının tanınmasına ölçü olarak herhangi bir alet manasına kullanılabileceği gibi daha şümullü olmak üzere adalet manasına kullanılmış, şeriat ile de tefsir edildiği olmuştur. Burada mîzan kelimesinin üç kere zikredilmesi tavsiyeyi takviye için bir tekrardır ve birkaç manaya gelmektedir. 1. Mîzan, Semanın yükseltilmesi münasebetiyle zâhir olan mana, bütün eşya arasındaki genel denge kanunudur. 2. Her şeyi, eşya arasında lâyık olduğu mevki ve mertebeye koymak demektir. 3. Ahiretteki amel terazisi de olabilir.
7,8. O (Allah, dünya) göğünü yükseltti ve (aralarına) sınırını asla aşamayacağınız, bir genel denge kanunu1 koydu.
1 Mîzan: Ölçü aleti, terazi demektir. Vezin, eşyanın yekdiğerine nispetle miktarı veya miktarının tanınmasıdır ki esasen ağırlık için kullanılır. Bu suretle vezin, daima bir denkleşme nispetini ifade ettiğinden adalete ve adaletin ölçüsü olan şeriata da “mizan” tabir oluna gelmiştir. Onun için burada mîzan, eşyanın gerek ağırlık itibariyle ve gerek diğer suretle miktarlarının tanınmasına ölçü olarak herhangi bir alet manasına kullanılabileceği gibi daha şümullü olmak üzere adalet manasına kullanılmış, şeriat ile de tefsir edildiği olmuştur. Burada mîzan kelimesinin üç kere zikredilmesi tavsiyeyi takviye için bir tekrardır ve birkaç manaya gelmektedir. 1. Mîzan, Semanın yükseltilmesi münasebetiyle zâhir olan mana, bütün eşya arasındaki genel denge kanunudur. 2. Her şeyi, eşya arasında lâyık olduğu mevki ve mertebeye koymak demektir. 3. Ahiretteki amel terazisi de olabilir.
(Siz de) ölçüyü dosdoğru uygulayın ve bu ölçüden asla şaşmayın.1
1 Bu âyet, “ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Yeryüzünü de bütün yaratıklar1 için düzenledi.
1 En’am: halk, cin, insan ve yaratıklar demektir.
11,12. Orada, (çeşitli) meyveler ve salkımlı hurma ağaçları, yapraklı (olarak yetişen) taneler ve hoş kokulu bitkiler, vardır.
11,12. Orada, (çeşitli) meyveler ve salkımlı hurma ağaçları, yapraklı (olarak yetişen) taneler ve hoş kokulu bitkiler, vardır.
(Ey insanlar ve cinler!)1 O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?2
1 Bu ifâde, sûredeki 3, 15, 31 ve 33. âyetlerde sürekli insan ve cin ikilisinden bahsedildiği için konulmuştur. Razi de bu ikilinin, erkek ve kadın olduğunu ifâde etmektedir. En doğrusunu Allah bilir. 2 İbnu Ömer ve Cabir’den (r.a): Peygamberimiz, ashâbına “rahman sûresini” okuyup onlar da susunca; “ben Rablerine karşı, cinlerden sizinkinden daha güzel bir cevap işitiyorum? Ben, cinlere Kur’an okuduğumda bu âyete gelince onlar, ‘Ey Rabbimiz! Hiçbir nîmetini asla yalanlamayız.’ dediler.” buyurdu. (Taberî) Bu âyet, (Rahman: 13, 16, 18, 21, 23, 25, 28, 30, 32, 34, 36, 38, 40, 42, 45, 47, 49, 51, 53, 55, 57, 59, 61, 63, 65, 67, 69, 71, 73, 75, 77)’de toplam 31 defa tekrar edilmiştir.
O, insanı ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan1 yarattı.
1 Allah insanı, tıngır tıngır ses veren kuru çamur (salsâl) ve iyi pişkin saksı, yani testi gibi çın çın ses verecek kadar kurumuş, hayattan son derece uzak, kuru topraktan yani hiçbir canlılık eseri bulunmayan çamurdan yarattı.
Cinleri de dumansız bir ateşten1 yarattı.
1 “Dumansız ateş”; elektrik, ışın, görünmeyen gizli bir takım hayatî unsurlar şeklinde de anlaşılabilir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
O iki doğunun da Rabbidir, iki batının1 da Rabbidir.
1 Bu ifâde: a- 5. âyete göre güneş ve ayın doğu ve batıları, b- Yaz ve kış günlerinin uzayıp kısalmasına göre her gün değişen doğu ve batıları, olabilir. c- Çeşit kastederek gerek güneşin ve gerek diğer yıldızların doğusu demek olabilir ki bütün gök cisimlerinin doğu ve batılarına işaret edilmiş olabilir. d- Dünyanın yuvarlak olması itibariyle her yarısına nazaran bir doğu ve batıya işaret edilmiş olur ki bunda doğu denilen bir nokta ayni zamanda batı ve batı denilen nokta da aynı zamanda doğu olmuş olur.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
19,2. O, aynı hizada bulunan iki denizi, aralarına birbirlerinin sınırını asla geçemeyecekleri şekilde engel koyarak1 iç içe bıraktı.
1 Bu ifâdeyi; denizde ve karada, tatlı suyla acı suyun arasına engel koyup birbirine karıştırmayan, bulutlarla denizler ve mü’minlerle kâfirler arasına birbirlerine karışmamaları için engeller koyan veya iki deniz arasına kara parçaları koyup birbirlerine karışmalarını engelleyen, şeklinde anlamak da mümkündür. Bk. (Furkan: 53, Neml: 61) Ancak 20. ayetten, denizde ve karada, bulunan tatlı suyla acı suyun arasını anlamak daha doğru olabilir.
19,2. O, aynı hizada bulunan iki denizi, aralarına birbirlerinin sınırını asla geçemeyecekleri şekilde engel koyarak1 iç içe bıraktı.
1 Bu ifâdeyi; denizde ve karada, tatlı suyla acı suyun arasına engel koyup birbirine karıştırmayan, bulutlarla denizler ve mü’minlerle kâfirler arasına birbirlerine karışmamaları için engeller koyan veya iki deniz arasına kara parçaları koyup birbirlerine karışmalarını engelleyen, şeklinde anlamak da mümkündür. Bk. (Furkan: 53, Neml: 61) Ancak 20. ayetten, denizde ve karada, bulunan tatlı suyla acı suyun arasını anlamak daha doğru olabilir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Bu iki (denizden) de inci ve mercan çıkar.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Denizde dağlar gibi yelken açmış gemiler de Onundur. 1
1 Bu âyet, “denizde bayraklar gibi yelken açmış gemiler de Onundur.” diye de tercüme edilebilir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Yerin) üzerindekilerin1 hepsi yok olacaktır.
1 (مَنْ) akıllılara delalet ettiği için tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır. Yani yeryüzünde bulunan insan ve cin gibi akıllı varlıkların hepsi yok olacaktır.
Ancak son derece yüce ve lütuf sahibi olan Rabbinin zatı, baki kalacaktır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Göklerde ve yerde olan herkes Ondan ister. Çünkü O her an her işi idare edip durmaktadır. 1
1 Yani Allahu Teâlâ her an nicelerini yok eder, nicelerini var eder ve nicelerini zengin eder, bir takım ahvali giderir bir takım ahvali getirir, dualara icabet buyurur. Hz. Peygamber (s.a.v) bu ayette: “Günahlara mağfiret buyurmak, sıkıntıları açmak ve bir takımlarını yükseltip bir takımlarını alçaltmak da onun şanındandır,” buyurmuştur. Bu ayetteki (يَوْم) gün: a- mutlak vakit manasına olarak her saat, her an manasına tefsir edilmiştir. b- Hasan el-Basrî’den nakledildiği üzere; Allahu Teâlâ’ya göre zaman iki günden ibarettir. Birisi dünya, birisi ahirettir. Her birine göre de Allah’ın bir işi vardır. Dünyadaki işi “emir ve nehiy”, ahiretteki işi de “hesap ve cezadır.” (Elmalılı)
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Ey insanlar ve cinler1 çok yakında sizin de hesabınızı göreceğiz.2
1 Sekal: Yük ve ağırlık demektir. Sekalan: yeryüzünde bulunan insan ve cinlerin bir ünvanıdır. İnsanlar ve cinlere bu ünvan; yeryüzünde diğer varlıklara göre ağırlıkları, kıymetleri ve önemleri sebebiyle verilmiştir. Bir de yeryüzünde teklif ile muhâtap olan, sadece bu iki varlık bulunduğundan dolayı bu şekilde isimlendirilmişlerdir. 2 Ferağ: Lügatte boşalmak demek olduğundan önce bir meşguliyet, boşalmak da bir şey için sonradan bir meşguliyet gerektirir. Hâlbuki Allahu Teâlâ’yı hiç bir iş, diğer işten alıkoyamayacağı için burada özellikle ahiret işleri olan hesap ve cezayı ifade için bu suretle bir istiare veya kinaye yapılmıştır. Yani bugünkü dünya işleri geçecek, bu dünya hayat ve nimetleri yok olacak, bu mühletler, müsamahalar, tükenecektir. Yarın Allah’a dönüş ile hesap ve ceza için huzura geleceksiniz de sırf sizin işinize bakılacak, sizin mesuliyetiniz işleri tatbik olunacaktır. (Elmalılı)
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin ötelerine geçmeye gücünüz yetiyorsa, haydi çıkın gidin. Ama Allah’ın ver diği bir güç olmaksızın bunu yapamazsınız. 1
1 Yani Allahu Teâlâ’nın mülkünden, hükümranlık ve saltanatı altından kaçabilirseniz haydi çıkın gidin. Bu mümkünse kendinizi kurtarın. Fakat o göklerin ve Yerin kuvvetlerini yenecek başkaca bir kuvvet ve saltanat olmadıkça, daha doğrusu Allahu Teâlâ tarafından bahşedilecek bir kuvvet veya bir ferman olmadıkça çıkamazsınız. Zaten öyle bir kuvvetiniz de yoktur.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
İkinizin de üzerine ateşten bir alev ve bir zehirli duman salıverilir de (ne yapsanız) kurtulamazsınız.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Sonra gök yarılarak yağ gibi eriyip (kırmızı) bir gül olduğu zaman (neler olacak neler!) 1
1 Burada, mükemmel bir temsili istiâre vardır ve (اِذَا) şartıyye’dir ve cevabı mahzuftur. Yani “şimdi tam olarak anlayamayacağınız, beyana sığmaz ne dehşetler, ne inkılaplar olacaktır” demektir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
İşte o gün, insana da cinne de günâhkârlarının (anlaşılması için) soru sorulmaz. 1
1 Yani, kimin günâhkâr olup olmadığı çok iyi bilinir. Araştırmaya ihtiyaç bile duyulmaz.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Çünkü o gün) günâhkârlar, simalarından tanınır ve derhal yaka-paça1 yakalanırlar.
1 Bu bölüm, kelimelerin mecâzî anlamlarıyla değil de esas anlamlarıyla tercüme edilirse, tercüme: “ve derhal perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.” şeklinde olur.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
43,44. İşte burası, günâhkârların yalanladıkları ve ateşiyle, son derece kaynar su arasında dolaşıp durdukları, cehennemdir.
43,44. İşte burası, günâhkârların yalanladıkları ve ateşiyle, son derece kaynar su arasında dolaşıp durdukları, cehennemdir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Rabbinin hükümranlığından1 sakınan kimse için ise, iki Cennet vardır. 2
1 (مَقَامٌ) kelimesi mimli mastar ve ism-i mekân olabilir. Yukarıdaki tercüme, bu kelimeye mastar anlamı verilerek yapılmıştır. İsm-i mekân olarak tercüme edilirse bu kelimeye; “Rabbinin huzurunda duracağı yer”, kinâye anlamıyla ise; “Rabbinden korkan kimse” anlamları da verilebilir. 2 Hz. Ebû Bekir’in bir gün, kıyamet, mizan, cennet ve cehennem hakkında düşünmesi ve: “Ben, şu yeşilliklerden bir yeşillik olaydım da hayvanlar gelip beni yeseydiler ve ben keşke hiç yaratılmamış olsaydım” demesi üzerine bu âyet indirilmiştir. (Esbâ-b-ı Nüzûl-Suyûtî)
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Onların her birinde çok çeşitli ağaçlar (vardır.)
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
İkisinde de sürekli akan iki kaynak1 vardır.
1 Onlar da; Tesnîm ve Selsebîl’dir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
İkisinde de her meyveden çifter çifter vardır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(O cennetlerdekiler) astarları, atlastan olan divanlar üzerinde kurulup otururlar. (Ayrıca) bu iki cennetin meyvelerinin devşirilmesi de çok kolaydır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
O cennetlerde, 1güzel gözleri eşlerinden başkasını görmeyen ve onlardan önce kendilerine hiç bir insanın ve cinin dokunmadığı eşler2 vardır.
1 46. ayetten beri ikil olarak kullanılan cennet kelimesine gönderilen zamir burada çoğul olarak zikredilmiştir. Bu da; her iki Cennetin çeşitleriyle daha birçok Cenneti içerdiğine yahut her kişiye ikram edilen ikişer Cennetten dolayı birçok cennetin bulunduğuna bir işaret olabilir. 2 a- Bakışlarını sadece eşlerine tahsis eden, başkalarına asla bakmayan sevgili, sadakatli, vefalı eşler. b- Bakanın bakışını kendisine cezbeden, gören gözü başkasına bakmak istemeyecek derecede kendisine bağlayan güzel eşler. c- Eşlerine “vallahi, ben cennette senden güzelini görmüyorum, beni sana eş yapan seni de bana eş yapan Allah’a hamdolsun” diyen eşler. (Elmalılı) Buradaki eşlerden sadece kadınları anlamak doğru olmaz. Zira Arapçada “zevc” kelimesi hem erkek hem de bayan için kullanılır. Zaten sadece bayanların güzel olup da erkeklerin dünyadaki şekilleriyle ahirete varıp o çirkin hallerinde kalmaları cennete ve o bayanlara yakışmaz. Bk. (Sa’d: 52, Saffat: 48 ve dipnotu.)
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Sanki (onlar) birer yakut ve mercandırlar.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Hiç iyiliğin, iyilikten başka bir karşılığı olabilir mi?
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
O ikisinden başka iki cennet daha vardır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Hem de alabildiğine yemyeşil. 1
1 Müdhammetan: “Müdhamme”nin ikilidir. Aslı “dühme”den gelir ki gece karaltısı ve yağız at rengi demektir. Nitekim yağız ata “edhem” denilir, yağıza yakın tam koyu yeşil için de kullanılır. Ebu Eyyub (r.a.)’dan: Hz. Peygamber (s.a.v)’e (مُدْهَٓامَّتَان) ayeti hakkında sordum. O da: “hadravan” (iki koyu yeşillik) demektir, buyurdu.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Onların içerisinde fışkıran çifte pınarlar vardır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(O cennetlerde de) daha önce hiç görmediğiniz1 meyveler, hurmalar ve nar ağaçları vardır.
1 Bu ilave, her üç meyve çeşidinin de özellikle nekra (belirsiz) olarak zikredilmesinden dolayı yapılmıştır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Orada tüm hayırlar ve güzellikler vardır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Bir de) cennet çadırlarında gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, eşler vardır.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(Hem de) onlardan önce kendilerine hiç bir insanın ve cinnin dokunmadığı (eşler.)
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
(O cennetlerdekiler) yemyeşil çemenler üzerinde1 harika giysileriyle kurulup otururlar.
1 Refref: Çemen, yatakların üzerine serilen çarşaf, minder, döşeme, yastık, perde ve döşeme yapılan kumaş, perdelerin saçakları ve dalları aşağı sarkan ağaç, anlamlarına gelir.
(Ey insanlar ve cinler!) O halde, Rabbinizin nîmetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
Son derece yüce ve lütuf sahibi olan Rabbinin şânı, çok yücedir. 1
1 Tebareke (تَبَارَكَ): Tefaul babından di’li geçmiş zamandır ve Allah’tan başkası için kullanılmaz. Yani hem zatı, hem sıfatı hem de fiillerinde mükemmel, ulu ve yüksek olan demektir. Türkçe karşılığı tam olmamakla beraber; “yüce, çok yüce ”, “pek çok bereket sahibi ” veya “ne kutlu ” diye tercüme edilebilir.