Olacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman,
Onun oluşunu yalanlayacak yoktur.
O alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder),
Dağlar serpildikçe serpildiği,
Dağılan toz duman haline geldiği
Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman;
Sağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar!
Solun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar!
Ve o sabıklar, sabıklar!
Sâbık: Allah'a en yakın olan, ruhsal evrimde en ileri düzeye ulaşan kimsedir. Sâbıklar, Kur'ân-ı Kerîm'de en makbul insanlar topluluğunu oluşturur. Ayrıca İslâma ilk girenler hakkında da sâbık'lar sıfatı kullanılmıştır.
İşte , onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar,
Birazı da sonrakilerden (olan bu insanlar),
Altın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
Çevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır;
Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Canlarının çektiği kuş et(ler)i,
Yaptıklarına karşılık olarak.
Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler.
Duydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır.
Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
(Onlar) Dikensiz kirazlar,
(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar,
Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz,
Onları bakireler yapmışızdır.
Bir hadîse göre cennetteki kadınlar, dünyâ kadınlarıdır. Dünyâda ihtiyarlayan, kocakarı olan kadınlar, orada taze kızlar haline getirileceklerdir. Kocaları her vardıklarında onları bâkire bulacaklardır..
(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir,
Bir bölümü de sonrakilerdendir.
Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular!
(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Kara dumandan bir gölge altında,
Ki ne serindir, ne faydalı.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı.
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Ve diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."
Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır.
Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız).
(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler,
Onunla karınları(nı) dolduracaklar,
Üzerine de kaynar su içeceklerdir.
Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir!
İşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir.
Biz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi?
Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?
Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz).
(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim.
Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Sizi ilk defa yarattığımızı gördüğünüzden dolayı yeniden yaratabileceğimizi de anlamanız icabeder.
Siz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?
Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz:
Biz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)!
Doğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz).
İçtiğiniz suya baktınız mı?
Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?
Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi?
(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü?
Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz?
Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Yoo, yıldızların yerlerine yemin ederim,
Bilirseniz, bu büyük bir yemindir.
Nucûm: Necm'in çoğuludur. Necm, yıldız, nucûm, yıldızlar demektir. Yıldızların mevki'leri (yerleri) çeşitli biçimlerde tefsîr edilirse de bu kelimeden, yıldızların dolaşım alanlarının kasdedildiği anlaşılıyor. Zirâ âyette bunun büyük bir yemîn olduğu vurgulanarak, bu mevki'lerin çok muazzam, akıllara durgunluk verecek oranda geniş alanı kapsadığına işâret ediliyor.
O, elbette değerli bir Kur'an'dır,
Ki ona temizlerden başkası dokunmaz.
Burada sözü edilen saklı Kitap'ın, Levh-i Mahfûz olduğunu söyleyenler varsa da kanâ'atimize göre bu, Kur'ân'dan önceki İlâhî Kitapdır. Burada yahûdî âlimlerin, kitablarına olan saygı ve özenlerine işâret edilmektedir. Bu ta'bîr ile Mushaf'ın kendisi de kasdedilmiş olabilir. Eğer kasıt Mushaf ise Kur'ân'a, tertemiz, abdestli olanlardan başkasının el sürmeyeceği anlatılır. Kitap-ı Meknûn'u, Mushaf'ın kendisi kabul edenlerin çoğunluğu, abdestsiz Mushafa el sürülmeyecğini düşünmüş ve benimsemişlerdir. Abdestsiz Mushaf'a el sürülmese de abdestsiz Kur'ân okunabilir. Yine fakîhlerin görüşüne göre cünüp iken Kur'ân'a ne el sürülür, ne de ezbere Kur'ân okunur. Ancak bu görüşlerin Kur'ân'dan kaynaklanan bir delîli yoktur. Nitekim Selmân-ı Fârisî gibi bazı sahâbîler, abdestsiz Kur'ân'ın tutulabileceği kanısındadırlar.
(O), Alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)?
Ya can boğaza dayandığı zaman?
Ki siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz.
Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Eğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize!
(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise,
O'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var.
Eğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise,
(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var!
Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Kaynar sudan bir ziyafet,
Öyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle).