Her şeyi açıkça ortaya koyan bu Kitabı iyi düşünün.
Onu, Arapça (ayetler) kümesi haline (kuranlar haline) getirdik; belki aklınızı kullanırsınız.
[*] Arapçada "Kur'an" kelimesinin bir anlamı da kümedir. Kelimenin bu anlamda kullanıldığı ayet için bakınız İsra
17:78
O, katımızdaki Ana Kitap’tadır; yücedir, hikmetlidir.
[*] Doğru olan hükme hikmet denir. Hikmetli olması doğru hükümler içerdiği anlamına gelir.
Gereksiz işlere dalmış bir halksınız diye göz yumup bu Zikri (Kur’an’ı ), size ulaştırmaktan vaz mı geçelim?
Sizden öncekilere de nice nebiyi elçi olarak göndermiştik.
[*] Nebî, kendine Kitap ve hikmet verilen kişidir. Türkçede peygamber olarak bilinir. (En'âm
6:83-90 ve Bakara
2:61).
Onlara hangi nebi gelse mutlaka hafife alırlardı.
Bunlardan daha üstün vurucu güce sahip nicelerini etkisiz hale getirdik. Öncekilerin örnekleri başka ayetlerde anlatılmıştı.
Onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, tereddüt etmeden, “Üstün ve bilgili olan Allah yarattı” derler.
Yeryüzünü size beşik gibi yapan ve hedefinize ulaşmanız için orada yollar oluşturan O’dur.
O, gökten bir ölçüye göre su indiren Allah’tır. Onunla ölü bir bölgeyi diriltiriz. Kabirlerinizden de böyle çıkarılacaksınız.
O, bütün çiftleri yaratan Allah’tır. Size en’amdan[1] ve gemilerden binekler yapmıştır.
[*] Koyun, keçi, sığır, deve
(Bu binekler) üstünde rahat etmeniz içindir. Rahatladığınız zaman Rabbinizin nimetlerini hatırlamalı ve şöyle demelisiniz: “Bunları hizmetimize veren Allah’a boyun eğeriz; yoksa bunu kendiliğimizden başaramazdık.
Biz (öldükten sonra) yeni bir bedenle Rabbimizin (Sahibimizin) huzuruna çıkarılacağız.”
[*] "yeni bir bedenle" anlamı verdiğimiz "munkalib = مُنقَلِب" bir kalıptan bir başka kalıba girme anlamındadır. Allah Teala şöyle buyurur: "Biz aranızda ölümü yazdık; kimse bizden kaçıp kurtulamaz. Bunu, görüntünüzü değiştirmek ve bilmediğiniz bir görüntüde sizi yeniden yapılandırmak için yazdık. Şimdiki yapınızı iyi biliyorsunuz. Keşke elinizdeki bilgileri kullanıp da aklınızı başınıza alsanız?" (Bkz. Vakıa
56:60-62)
Tutup bazı kullarını, O’nun bir parçası (O’nun evladı) yaptılar. Bu insanların nankörlüğü gerçekten çok açık.
[*] Kafirlik, nankörlük olarak çevrilmiştir. Bu kişilerin yaptığı esasında Allah'ı ikinci sıraya koymak, O'nu ve ayetlerini görmezlikten gelmektir.
Yoksa Allah, yarattıkları kızlardan bazılarını kendine aldı da oğlanları tamamen size mi bıraktı?
Onlardan birine Rahman’a (Allah’in sonsuz merhametine) örnek verdiği bir kız evladı müjdesi verilse, öfkesini içine gömmeye çalışırken yüzü mosmor olur.
Açığa vuramadığı bir çatışmaya girerek “Süsler içinde yetiştirilecek bir evlat mı?” der.
Rahman’ın kulları olan meleklerin hepsini dişi yaptılar. Yaratılışlarına şahit miydiler (ki hepsinin dişi olduğunu görmüş olsunlar)? Şahitlikleri yazılacak ve bunun hesabı sorulacaktır.
[*] İyiliği sonsuz olanın.
Bir de şöyle derler: “Rahman’ın tercihi farklı olsaydı onlara (Allah’ın kızları saydıkları bazı meleklere) kulluk etmezdik.” Bu konuda işlerine yarayacak bir bilgi yoktur. Onlar sadece atarlar.
Yoksa onlara, bundan önce (bunları anlatan) bir Kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?
Aslında onların dedikleri şudur: “Biz atalarımızı bir ümmete (bir dine, bir mezhebe, bir tarikata) bağlı bulduk; biz onların izinden gidiyoruz.”
[*] Bir inanç etrafında toplanan topluluklara ümmet denir. (Müfredat)
Hep böyle olmuştur; senden önce de hangi kente bir uyarıcı göndermişsek onların şımarık olanları şöyle demişlerdir: “Biz kalktık, atalarımızı bir ümmete (bir inanca) bağlı bulduk, biz onların izinden gideriz.”
Uyarıda bulunan kişi de onlara:“Size getirdiğim, atalarınızı bağlı bulduğunuz dinden daha doğruysa ne olacak?” deyince şöyle demişlerdir: “İşin doğrusu biz sizinle gönderilen dinin kafirleriyiz (onu görmek ve duymak istemiyoruz)”.
Bunun arkasından onlara hak ettikleri cezayı vermişizdir. Yalan söyleyip duran o insanların ne hale geldiklerini bir düşün!
Bir gün İbrahim, babasına ve halkına şöyle demişti: “Sizin taptıklarınızla hiç bir ilişiğim yoktur.
Benim, beni yaratanın dışındakilerle bir ilgim olmaz. O, bana doğru yolu gösterecektir.”
Belki dönerler diye onun bu sözünü, kalıcı (sonraki nesillere kadar ulaşan) bir söz yaptık.
Aslında bunlara da atalarına da nimetler verdim, sonunda bu gerçek ve onu açıklayan elçi geldi.
Bu gerçek onlara gelince hemen ”Bu bir büyüdür; biz onu tanımayız” dediler.
“Bu Kur’an iki şehrin (Mekke ile Medine’nin) ileri gelenlerinden birine indirilseydi ya!” dediler.
Sahibinin ikramını onlar mı paylaştıracak? Oysa dünya hayatında yaşamalarına sebep olan şeyleri (farklı malları, farklı bölgelere) biz paylaştırdık. (İnsanlardan) Birini diğerinden bir kaç derece üste çıkardık ki biri diğerinin işinden yararlansın. Ama Sahibinin ikramı, onların birikimlerinden iyidir (Allah vermezse bir şey elde edemezler)
İnsanların (kafirlikte birleşen) tek bir toplum olmaları (tehlikesi) olmasaydı Rahman’ı görmezlikten gelenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde yükselecekleri asansörler yapardık.
[*] İnsanların (yanlışlar içinde olan) tek toplum olma tehlikesi
Evlerinin kapılarını, üzerine kuruldukları koltukları (sedirleri)...
Altın işlemeli yapardık. Bütün bunlar dünya hayatının menfaatleridir. Rabbinin katında Ahiret, Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanlar içindir.
[*] Müttekiler: Allah'tan çekinerek korunan, kendini (fıtratını) bozmayan. Bkz. Bakara
2:2.
Kim Rahman’ın Zikri’nden (Kur’ân’dan) yüz çevirirse, başına bir şeytan sararız; o, onunla beraber olur.
Şeytanlar bu gibileri yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
Huzurumuza gelince şöyle diyecektir: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar bir mesafe olsaydı! Bu ne kötü bir birliktelikmiş!”
Pişmanlığın bugün size bir yararı olmayacaktır, çünkü yanlış yaptınız. Bu azabı birlikte çekeceksiniz.
Sağıra işittirebilir; kör olana yol gösterebilir misin? Açık bir sapıklık içinde olan da bunlar gibidir.
Seni bu dünyadan göç ettirsek bile, hak ettikleri cezayı onlara yine veririz.
Onlara söz verdiğimiz azabı sana gösterebiliriz de. Çünkü kıskıvrak elimizdedirler.
Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yoldasın.
Kur’an, hem senin için, hem de halkın için doğru bilgidir. Yakında bu konuda sorguya çekileceksiniz.
Senden önce elçi gönderdiğimiz kişilerle ilgili bir araştırma yap da bak; Rahman ile aranıza ilahlar koymuş muyuz?
[*] İlah, kayıtsız şartsız, boyun eğilen varlıktır. Aşağıdaki ayet ve benzerlerinden dolayı akla, şu soru gelebilir: "Acaba insanların uydurdukları dışında, Allah'ın, kayıtsız şartsız emrine uyulmasını istediği kimseler var mıdır?"
Musa’yı belgelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine elçi gönderdik. Onlara: “Ben varlıkların Sahibinin elçisiyim.” dedi.
Onlara belgelerimizi getirince hemen gülüverdiler.
Gösterdiğimiz her bir mucize diğerlerinden büyüktü. Belki dönerler diye onları sıkıntılara (krizlere, azaplara) soktuk.
(Krize girince) Dediler ki “Bak büyücü! Madem sana sözü var, bizim için Rabbine (Sahibine) yalvar, kriz bitsin, biz gerçekten yola geleceğiz.”
Krizlerini giderince, derhal sözlerinden caydılar.
Firavun, halkına şöyle seslendi: “Ey halkım! Mısır’ın yönetimi bende değil mi? Şu ırmaklar hakimiyetim altında akmıyor mu? Gerçekleri görmüyor musunuz?
Ben şu alçaktan (alt seviyeliden, asaletsizden) iyi değil miyim? Daha iki kelimeyi bile bir araya getiremiyor.
Üzerine altın bilezikler yağsaydı ya! Çevresinde meleklerin dolaşması gerekmez mi?”
Firavun, halkını aptal yerine koydu ama yine de ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir halktı.
Onlar bizi üzünce biz de hak ettikleri cezayı verdik ve hepsini suda boğduk.
Onları tarihe gömdük; sonrakilere de ibretlik yaptık.
Meryemoğlu İsa örnek verilince senin halkın hemen yaygarayı basıyor.
“Bizim ilahlarımız mı iyi, yoksa o mu?” diyorlar. Böyle bir karşılaştırmayı, sırf tartışma çıksın diye yapıyorlar. Aslında onlar, yaygaracı tartışmadan yana bir topluluktur.
Meryem oğlu İsa sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Tercihimiz farklı olsa orada sizden melekler / melikler oluştururduk ki hakimiyeti size geçsin.
Muhakkak ki o (İsa), yeniden diriliş için bir bilimdir. Sakın o saat hakkında şüphe etmeyin, bana uyun; doğru yol budur.
[*] Yeniden yaratılışın nasıl olacağına dair örnek alınarak üzerinden bilim üretilecek bir kişidir.
Sakın şeytan sizi engellemesin çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.
İsa, o açık belgelerle gelince şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim; bir de aranızda anlaşamadığınız bazı şeyleri açıklamaya geldim. Artık Allah’tan çekinin ve sözümü dinleyin.
Allah benim de Sahibim, sizin de Sahibinizdir. Öyleyse O’na kul olun; doğru yol budur.”
Sonra içlerinden farklı kesimler birbirlerine düştüler. Yanlış yapanların o acıklı günün azabından çekecekleri var.
Onlar, kıyamet saatinin ansızın gelip çatmasından başka ne bekliyorlar? Farkına bile varamazlar.
[*] Kıyamet, her insana, gözünü kapayıp açacağı zaman kadar, hatta daha yakındır.
Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanlar dışındaki samimi dostlar[1] , o gün birbirine düşman kesilirler.
[*] Müttekiler: Allah'tan çekinerek korunmuş, kendini(fıtratını) bozmamış olanlar. Bakınız Bakara
2:2.
“Ey bana kul olanlar! Bugün sizin üstünüzde ne bir korku olacak ne de üzüleceksiniz.
Sizler; ayetlerimize inanan ve tam teslim olanlar!
Eşlerinizle birlikte Cennet’e girin; orada ağırlanacaksınız.”
Çevrenizde altın tepsiler ve testiler dolaştırılacak, canınızın çektiği, gözlerinizin görmek istediği ne varsa hepsi oradadır. Siz orada ölümsüz olacaksınız.
Yaptığınız çalışmalara karşılık size verilen Cennet, işte budur.
Orada yiyeceğiniz çeşit çeşit meyveler sizi bekliyor.
Suçlular ise Cehennem azabının içine girecek, ölmeyeceklerdir.
[*] Çünkü ölmek isteyecekler ama bir türlü ölemeyeceklerdir.
Azapları hafifletilmeyecek, orada umutlarını büsbütün yitireceklerdir.
Biz onlara yanlış yapmış olmayız; yanlışı yapanlar kendileridir.
Onlar orada, “Ey Yetkili! Rabbin (Sahibin) bu işe bir son versin” diye bağırırlar. O da şöyle der: “Siz, burada kalıcısınız.”
Size bütünüyle gerçek olanı getirdik ama çoğunuz bu gerçekten hoşlanmıyorsunuz.
Yoksa onlar işi sağlam mı tutmuşlar? Biz de sağlamcıyız.
Ya da sırlarını ve açığa vurduklarını dinlemediğimizi mi sanıyorlar? Elbette dinleriz, üstelik yanlarına koyduğumuz elçilerimiz olup biteni kayda geçirirler.
De ki “Rahman’ın çocuğu olsa ona, herkesten önce ben kulluk ederim.
Hem göklerin ve yerin Sahibi hem de arşın (yönetimin) Sahibi olan Allah, onların yaptığı nitelemelerden uzaktır.”
Onları kendi hallerine bırak, boş işlere dalsınlar da tehdit edildikleri azap günüyle yüzleştirilinceye dek oyalanıp dursunlar.
Göklerdeki ilah O’dur, yerdeki ilah da O’dur. Doğru kararlar veren ve her şeyi bilen O’dur.
Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasında olanların yönetimi elinde olan Allah pek yücedir. Kıyamet saatinin bilgisi O’nun yanındadır. Yeniden yaratılıp O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.
Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek doğruya şahitlik edenler öyle değildir.
[*] Allah ile arasına aracı koyanlar müşriklerdir. Onlar şefaat yararlanmayacaklar; yani cehennemden çıkarılıp cennette bulunan bir yakınlarının yanına yerleştirilmeyeceklerdir. Allah'ın Elçisinin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir." Hadisi rivâyet eden Câbir dedi ki: "Büyük günahı olmayanın şefaate ne ihtiyacı olur!" (Tirmizi, Sünen, Kıyâmet 12, (2436) (Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır. (Meryem
19:87) "Bilerek doğruya şahitlik edenler" Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik edenlerdir. Böyleleri müşrik olmadıkları için günahlarından dolayı cehenneme sokulsalar da oradan çıkarılıp cennetteki yakınlarının yanına yerleştirileceklerdir. Şefaat budur.
Onlara (müşriklere), kendilerini kimin yarattığını sorarsan kesinlikle “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse nereden o yalana sarılıyorlar?
Nebilerine niye şunu söyletiyorlar: “Rabbim (Sahibim)! Bunlar inanmayan bir topluluktur.”
Onlara göz yum da “selam” deyip geçiver; nasıl olsa yakında öğrenecekler.