Ona beyanı(1) öğretti.
(1) Konuşmayı ve anlamayı. Bunların her ikisi de bilim dünyasını tam anlamıyla acze düşüren birer mucizeler silsilesidir. Beyanın temelinde, herşeyden önce, düşünce vardır ki, bu başlı başına bir mucizedir. Konuşmanın ilk adımı ise, düşüncenin kelime dediğimiz sembollere çevrilmesidir. Bu semboller, hafızanın derinliklerinden, sırrına akıl erdiremediğimiz bir mekanizma ile çağrılır, bir cümle içinde peş peşe dizilir. Cümlelere kelimeler, anlamlar, duygular yüklenir. Sonra, vücutta işini bitirmiş ve atık madde olarak ciğerlerden çıkmakta olan hava, ses tellerinde, dilde, dişte, dudaklarda kelimelere dönüşür. Bu arada yüzümüzün 44 tane kası, akıl almaz bir biçimde derimizi şekilden şekle sokarak, ağzımızdan çıkan sözlere kendi yorumuyla eşlik eder. Hava zerreleri bu kelimeleri alır, milyar kere milyar kere milyar kopyalarını muhatapların kulak zarlarına iletir. Dinleyenin vücut sistemlerinde de, en az konuşanınki kadar olağanüstü işlemler sonucunda cümlelerin ve kelimelerin anlamları çözülür, duyguları anlaşılır. Konuşulanı anlamak da beyan mucizesinin en az konuşmak kadar önemli bir halkasıdır; aksi takdirde, insan kendi konuşmasını dahi çözemez hale gelir ve saçmalamaya başlar. Fakat bu da kendisini kimin konuşturduğunu bilmeyen yahut bilmek istemeyen kimsenin saçmalaması yanında o kadar büyütülecek birşey değildir! Çünkü âyetten de, yaratılışımızdan da kolayca anlaşılacağı gibi, insana beyanın öğretilmesindeki amaç, onu Âlemlerin Rabbine muhatap etmektir. Kendisini bu şereften kendi eliyle yoksun bırakan kimsenin bedbahtlığı yanında her felâket bir hiç mertebesine iner.
Güneş ve Ay bir hesapladır.
Bitkiler ve ağaçlar Ona secde eder.
Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.(2)
(2) Göklerin yaratılışında ve düzene konuşundaki dengeye dikkat çekiliyor. Bu denge, çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvet, nükleer kuvvet, zayıf kuvvet başta olmak üzere pek çok etkileşmeyi içine alan ve son derece ince ve duyarlı bir hesap üzerine kurulmuştur.
Tâ ki siz de ölçüyü aşmayın.(3)
(3) Gerek kâinattaki kanunlara, gerekse dinin emir ve yasaklarına uygun hareket ederek âlemdeki dengeyi gözetin; yaratılışa ters düşmeyin.
Tartıyı adaletle yapın; terazide birşey eksiltmeyin.
Yeri de canlılar için hazırladı.
Onda nice meyveler, salkım salkım hurmalar vardır.
Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?(4)
(4) Sûre boyunca 31 defa tekrarlanacak olan bu ifade iki ayrı topluluğa birden hitap etmektedir ki, bunlar insanlar ve cinlerdir. Ancak cümle Türkçeye çevrildiğinde, muhatabın ikiliği, cümlenin doğal akışı içinde belli olmamaktadır. 77’nci âyetin açıklamasına da bakınız.
O, insanı ateşte pişmiş gibi kupkuru çamurdan yarattı.
Cinleri de saf bir ateşten yarattı.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
O iki doğunun ve iki batının Rabbidir.(5)
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
İki denizi salıverdi ki birbirine kavuşurlar.
Aralarında ise bir engel vardır; karışmazlar.(6)
(6)
25:53’ün açıklamasına bakınız.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlardan inci ile mercan çıkar.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Denizde dağlar gibi yükselmiş, akıp giden gemiler de Onundur.(7)
(7) Âyetin metninde lâfız olarak “gemi” geçmemekte, yalnız şu özellikler sıralanmaktadır: denizde akıp gitmesi, inşa edilmiş olması, dağlara benzeyişi. Belki bu tanıma uyacak daha başka şeyler de (meselâ buzdağları) düşünülebilir; ancak en yaygın yorum, gemilere atıfta bulunulduğu şeklindedir. Çünkü daha başka âyetlerde de hatırlatıldığı gibi, gemilerin yapılması da, denizlerde akıp gitmesi de, Allah’ın verdiği imkânlar sayesinde ve Onun yasaları uyarınca cereyan eden işlerdendir. Bunda, bütün insan eserlerinin sonuç itibarıyla birer tevhid delili teşkil ettiğine bir işaret de vardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Yerin üzerinde kim varsa gelip geçicidir.
Ancak sonsuz büyüklük ve ikram sahibi olan Rabbinin zâtı bâki kalır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Göklerde ve yerde kim varsa her ihtiyacını Ondan ister. O hergün bir iştedir.(8)
(8) Peygamberimiz bu âyetin tefsirinde, “Bir günahı bağışlamak, bir sıkıntıyı kaldırmak, bir topluluğu yüceltip daha başkalarını alçaltmak, Onun işlerindendir” buyurmuştur. (İbni Mâce, Mukaddime; 13.)
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Ey insanlar ve cinler! Yakında sizin hesabınıza bakacağız.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarından çıkmaya gücünüz yeterse çıkın. Fakat özel bir güç olmadıkça çıkamazsınız.(9)
(9) Âyet göklerin ve yerin sınırlarını aşma konusunda kapıyı bütünüyle kapatmıyor.
2:29’un açıklamasında da değinildiği gibi, “yedi gök” kavramına çeşitli açılardan yaklaşmak mümkün olduğu için, bunların herbiri hakkında bir sınır söz konusu olabilir: Dünya semâsının, gezegenlerin, Güneş Sisteminin, Samanyolunun, galaksi kümelerinin, ilh. Zamanımız itibarıyla, en azından Güneş Sistemi düzeyinde bir kısım sınırları aşacak güce erişebildiğimizden söz edilebilir.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Üzerinize ateşten saf alevler, bakır eriyiği gibi dumanlar salınır da birbirinize hiçbir yardımınız olmaz.(10)
(10) Uzay bu tanımlara uyabilecek pek çok şeyle doludur. Yıldızların nükleer patlamalarında üretilen ışınlar, gaz ve toz bulutları, yıldız ölümleriyle ortaya çıkan milyarlarca derece sıcaklıklar ve binlerce sene boyunca uzayda yayılıp giden bulutlar, dumanlar... Orta çapta bir yıldız olan Güneşimizin alevleri bile zaman zaman milyonlarca Dünyayı yutacak kadar yüksekliklere erişebiliyor.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Gök yarılıp da yağ gibi erimiş kırmızı bir güle döndüğü zaman,(11)
(11) Bu tasvir de “nova” veya “süpernova” adı verilen yıldız ölümleri ile bunlardan arta kalan bulutsuları hatıra getirmektedir. Bu patlamalar, Güneşimiz gibi, yahut ondan çok daha büyük yıldızların bir infilâk ile parçalandığı vak’alardır ki, öyle zamanlarda ne gökler yarılır, ne güller kızarır!
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
O gün ne insanlara, ne de cinlere günahları sorulmaz.(12)
(12) Sorulmaya ihtiyaç bırakmayacak şekilde herşey zaten meydandadır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Mücrimler yüzlerinden tanınır ve perçemleriyle ayaklarından yakalanıverir.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
İşte mücrimlerin yalan saydığı Cehennem budur.
Onunla kaynar su arasında döner dururlar.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkan kimseye iki Cennet vardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
İkisinin de türlü türlü ağaçları vardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
O Cennetlerde birer pınar akar.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
O Cennetlerde her türlü meyveden çiftler vardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlar o Cennetlerde astarları atlastan döşeklere kurulmuşlardır. İki Cennetin meyveleri de yanı başlarındadır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
O Cennetlerde, bakışlarını kendilerine çevirmiş güzeller vardır ki, daha önce onlara ne bir insan, ne de bir cin eli değmemiştir.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Sanki birer yakut ve mercandırlar.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
İyiliğin ödülü iyilikten başka nedir ki?
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
İki Cennetin berisinde iki Cennet daha var.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlarda da birer pınar fışkırır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlarda nice meyveler, hurmalar, narlar bulunur.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlarda iyi huylu güzeller vardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlar, çadırlarda sadece eşleri için ayrılmış hurilerdir.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Onlara daha önce ne bir insan, ne de bir cin eli değmemiştir.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?
Yeşil yastıklara, güzel döşeklere kurulmuşlardır.
Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?(13)
(13) Peygamberimiz birgün Ashabının yanına çıkmış ve Rahmân Sûresini başından sonuna kadar okumuştu. Daha sonra şöyle buyurdu: “Cinlerle buluştuğum gece, ben bu sûreyi cinlere okudum; onlar sizden daha güzel karşıladılar. Ben ne zaman ‘Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?’ âyetine gelsem, ‘Senin hiçbir nimetini inkâr etmeyiz, ey Rabbimiz, Sana hamd olsun’ diyorlardı.” (Tirmizî, Tefsir
55:1.)
Sonsuz büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!