O gerçek hadise gerçekleştiğinde,
Onun vukuunu yalanlayacak kimse olmaz.
O kimini alçaltır, kimini yüceltir.
Yer şiddetle sarsıldığında,
Dağlar paramparça olduğunda,
Siz üç sınıfa ayrılmışsınızdır.
Ashab-ı Yemin(1) ki ne mutlu kimselerdir.
(1) Defterleri sağdan verilenler.
Ashab-ı Şimal(2) ki ne bedbaht kimselerdir.
(2) Defterleri soldan verilenler.
Öne geçenler de hepsinden ileridir.
İşte onlar Allah katında yakınlık sahibidirler.
Nimetlerle dolu Cennetlerdedirler.
Onların birçoğu öncekilerdendir.
Birazı da sonrakilerdendir.
Mücevheratla süslü tahtlar üzerindedirler.
Onlara kurulmuş, karşılıklı oturmaktadırlar.
Etraflarında hiç yaşlanmayan çocuklar dolaşır:
Pınarlardan doldurulmuş testiler, ibrikler, kadehlerle.
O şaraptan ne başları ağrır, ne sarhoş olurlar.
Ve beğendikleri meyvelerle,
Ve canlarının çektiği kuş etleriyle.
Bir de güzel gözlü eşler vardır:
Bütün bunlar, onların yaptıklarına bir ödüldür.
Orada boş veya günah bir söz işitmezler.
İşittikleri hep esenlik, hep esenliktir.
Ashab-ı Yemin ki ne mutlu kimselerdir.
Salkımlarla dolu muz ağaçları arasındadırlar.
Sürekli gölgeler altında,
Pek çok meyveler arasındadırlar.
Ki ne arkası kesilir, ne de onlardan esirgenir.
Yüksek döşekler üstündedirler.
Biz o kadınları yeni bir yaratışla yaratmışızdır.(3)
(3) Dünyada iken ihtiyarlamış, gözlerinin feri gitmiş kadınlar da bunlar arasındadır. (Tirmizî, Tefsir
56:5.)
Ve onları bakire yapmışızdır:
Eşlerine âşık, hep bir yaşta.
Bütün bunlar Ashab-ı Yemin için.
Onların birçoğu öncekilerdendir.
Birçoğu da sonrakilerdendir.
Bir de Ashab-ı Şimal var ki, ne bedbahttır onlar.
İliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içindedirler.
Kapkara bir dumanın gölgesindedirler.
Bir gölge ki ne serinlik verir, ne bir hayrı dokunur.
Çünkü onlar evvelce varlık içinde şımarmışlardı.
O büyük günahta(4) ısrar ediyorlardı.
(4) Allah’a ortak koşmakta.
Ve diyorlardı ki: “Biz ölüp de toprak olduktan ve kemik yığınına dönüştükten sonra tekrar mı diriltilecekmişiz?
“Ya evvelki atalarımız, onlar da mı?”
De ki: Öncekiler ve sonrakiler,
Belirlenmiş olan o malûm günde hepiniz toplanacaksınız.
Sonra da, ey yalanlayıcı sapıklar!
O zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.
Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
Susamış devenin içişiyle içeceksiniz.(5)
(5) Susamış bir deve, bir defada 150 litreye yakın su içebilir.
Onların hesap günündeki ikramları işte budur.
Sizi Biz yarattık; hâlâ tasdik etmeyecek misiniz?
Gördünüz mü döktüğünüz meniyi?
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa Biz miyiz yaratan?
Aranızda ölümü takdir eden Biziz. Kimse Bizi alıkoyacak değildir:
Ne yerinize benzerlerinizi getirmekten, ne de bilmediğiniz bir âlemde ve şekilde sizi tekrar yaratmaktan.
İlk yaratılışınızı biliyorsunuz; öyleyse niçin hâlâ düşünmezsiniz?
Gördünüz mü ektiklerinizi?
Siz mi o ekinleri bitiriyorsunuz, yoksa Biz miyiz bitiren?
Dileseydik onu kupkuru çöp yapardık da geveler dururdunuz:
“Mahvolduk, borca battık,
“Biz mahrum kaldık” diye.
Gördünüz mü içtiğiniz suyu?
Onu buluttan siz mi indiriyorsunuz, yoksa Biz miyiz indiren?
Dileseydik onu acı bir su yapardık; öyleyse niçin hâlâ şükretmezsiniz?
Gördünüz mü tutuşturduğunuz ateşi?
Onun ağacını(6) siz mi yarattınız, yoksa Biz miyiz yaratan?
(6)
36:80’in açıklamasına bakınız.
Biz onu bir ibret yaptık ve tutuşturanlar için yararlı kıldık.
Öyleyse Ulu Rabbinin adını kusurdan ve ortaktan tenzih et.
Yemin ederim yıldızların düştüğü yerlere.(7)
(7) Modern astronominin “karadelik” olarak adlandırdığı bölgeler, bu tanıma uygun düşmektedir. Karadeliklerin, çok büyük yıldızların ölümleri sırasında süpernova adı verilen patlamalardan arta kalan maddesinin çökmesi ve “teklik” adı verilen noktada sıfır hacim ve sonsuz yoğunluğa erişmesiyle meydana geldiği hesaplanmaktadır. Karadeliğin çekim gücü, belirli bir mesafe içindeki herşeyi yutacak bir seviyede olduğu için, civarındaki herşey, bu arada yıldızlar, karadeliğe düşmekten kurtulamazlar. Bu itibarla, “yıldızların düştüğü yer” şeklindeki bir tanım, bugünkü bilgilerimiz içinde karadeliklere uyar görünmektedir. Şu kadar var ki, karadeliklerin çekim gücünden hiçbir şeyin, hattâ ışığın bile kurtulması mümkün olmadığından, bir yıldız veya galaksi tespit eder gibi görülmelerine ve teşhis edilmelerine imkân yoktur. Ancak, karanlık bir bölgenin etrafında cereyan eden birtakım olaylardan—X ışını neşri veya cisimlerin garip davranışları gibi—orada bir karadeliğin bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bir sonraki âyette gelen “bilseniz” sözü, daha başka âyetlerde geçen “Görmediler mi?” benzeri ifadeler gibi, ileride elde edilecek bazı bilgilere işaret ediyor gibidir.
Bu bir yemin ki, bilseniz, pek büyüktür.
Bu çok şerefli bir Kur'ân'dır.
O korunmuş bir kitaptadır.(8)
Tertemiz olanlardan başkası ona dokunmasın.(9)
(9) Bu ibarenin hem “dokunamaz,” hem de “dokunmasın” şeklinde anlaşılması mümkündür. Bazıları bunu “Tertemiz olan meleklerden başkası, Levh-i Mahfuzdaki Kur’ân’a el süremez” şeklinde anlamışlardır. Ancak çoğunluk, bu âyeti, tertemiz olanlardan, yani abdestli olanlardan başkasının mushafa el süremeyeceği şeklinde telâkki etmektedir ki, dört mezhebin dördünde de hüküm bu şekildedir. Bununla beraber, birinci şık kabul edilse bile, göktekilerin ancak tertemiz olarak dokunabildikleri şeye karşı yerdekilerden de aynı saygıyı beklemek en doğru davranış olur. Yalnız Malikî mezhebinde, Kur’ân öğrenen ve öğretenler için bir istisna tanınmış, bunların mushafa abdestsiz dokunmaları caiz kabul edilmiştir.
O Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Ondan nasibinizi, onu yalanlamaktan ibaret mi kılıyorsunuz?(10)
(10) Veya, onu yalanlamayı kendinize bir geçim vasıtası mı yapıyorsunuz?
Peki, ya can boğaza gelip dayandığında?
O vakit siz bakar, durursunuz.
Biz ise ona sizden daha yakınızdır; ama siz görmezsiniz.
Madem hesaba çekilmeyeceksiniz:
Geri çevirin çıkan canı, eğer doğru söylüyorsanız.
Fakat o Allah katında yakınlık sahibi olanlardan ise,
Ölüm onun için rahat, güzel kokulu rızıklar ve nimetlerle dolu Cennet demektir.
Eğer Ashab-ı Yeminden ise,
Selâm olsun sana Ashab-ı Yeminden.
Ama Allah'ın âyetlerini yalanlayan sapıklardan ise,
Ona kaynar sudan bir ikram,
Ve Cehenneme atılmak vardır.
İşte bu kesin ve kuşkusuz gerçeğin tâ kendisidir.
Öyleyse Ulu Rabbinin adını kusurdan ve ortaktan tenzih et.