Elif. Lam. Mim [1]
1.Kur`an-ı Kerim`in bazı sureleri bu şekilde yalnız başlarına bir anlam taşımayan harflerle başlamaktadır. Bu harflere hurufu mukataa denir. Bazı tefsir alimleri bu harflerin belli şeylere işaret niteliği taşıdığını söyleyerek birtakım açıklamalarda bulunmuşlardır. Ancak ilim adamları genellikle bu harflere herhangi bir anlam vermeme yanını tercih etmişlerdir.
Bu (Kur'an-ı Kerim) doğruluğunda şüphe olmayan bir kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberidir.
2.Kendilerine vahiyle bildirilen gerçeklere, gözleriyle göremeseler de inanırlar.
Onlar ki, gaybe inanırlar, [2] namazı kılarlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.
Onlar sana indirilene de, senden önce(ki peygamberlere) indirilenlere de inanırlar. Ahiret (gününün geleceğin)i de kesin olarak bilirler.
İşte onlar Rablerinin göstermiş olduğu hidayet yolu üzerindedirler ve kurtuluşa erecek olanlar da onlardır.
Sen kâfirleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler.
6-7. İbnu Cerir`in rivayet ettiğine göre bu iki ayeti kerime Medine yahudileri hakkında inmiştir.
Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir örtü vardır. İşte onlara büyük bir azap vardır.
İnsanların içinde: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" diyen ama gerçekte iman etmiş olmayan birtakım kimseler bulunmaktadır.
Bunlar Allah'ı ve iman etmiş olanları aldatmaya çalışıyorlar. Oysa gerçekte yalnız kendilerini aldatıyorlar ama bunun bilincinde değillerdir.
Bunların kalplerinde hastalık vardır; Allah da hastalıklarını artırdı. Yalan söylemelerinden dolayı kendilerine çok acıklı bir azap vardır.
Bu kimselere: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" denildiği zaman: "Biz yalnızca düzeltenleriz" derler.
İyi bilinmelidir ki, asıl bozguncular onlardır ama bunun bilincinde değillerdir.
Bu kişilere: "İnsanların (gerçek mü'minlerin) iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Aşağılık kimselerin iman ettiği gibi mi iman edeceğiz?" diye söylerler. İyi bilin ki, aşağılık kimseler bizzat kendileridir ama bunu bilemiyorlar.
İman etmiş olanlarla bir araya geldiklerinde: "Biz de iman ettik" derler. Ama kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında: "Biz sizinle birlikteyiz; ötekilerle ise sadece alay ediyoruz" derler.
14. Vahidi ve Sa`lebi`nin Abdullah ibnu Abbas (r. a.)`tan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Medine`deki münâfıkların başını çeken Abdullah ibnu Ubeyy ile onun adamları hakkında inmiştir. Rivayete göre bir gün bunlar çıktılar, Resulullah (a. s.)`ın ashabından bir grupla karşılaştılar. Abdullah ibnu Ubeyy adamlarına: "Şimdi bu aptalları sizden nasıl uzaklaştıracağım göreceksiniz" dedi. Sonra Hz. Ebu Bekir (r. a.)`in elinden tutarak şöyle dedi: "Merhaba ey Sıddık! Temim oğullarının efendisi, İslâm`ın öncüsü, mağarada Resulullah (a. s.)`tan sonra ikinci adam, canını ve malını Resulullah (a. s.) için feda eden kişi." Daha sonra Hz. Ömer (r. a.)`in elinden tutarak şöyle dedi: "Merhaba ey Adiyy ibnu Ka`b oğullarının efendisi! Faruk (hakkı batıldan ayıran), İslâm`da güç sahibi, canını ve malını Resulullah (a. s.) için feda eden kişi." Sonra Hz. Ali (r. a.)`nin elini tutarak ona da benzer şekilde övücü sözler söyledi. Daha sonra ayrıldılar. Abdullah ibnu Ubeyy adamlarına: "Gördünüz mü nasıl yaptım? Siz de onları gördüğünüzde aynen benim yaptığım gibi yapın. Onları iyilikle övün" dedi. Müslümanlar Resulullah (a. s.)`a gelerek bu olayı ona bildirdiler. Ardından bu âyeti kerime indi. Ancak bu rivayetin senedi çok zayıftır. Bununla birlikte ayeti kerimenin münâfıklar hakkında indiği kesindir.
Asıl, Allah onlarla alay etmekte ve taşkınlıkta ileri gitmeleri konusunda kendilerine fırsat vermektedir.
Bu kimseler hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır. Ancak yaptıkları alışveriş bir kazanç sağlamamış, kendileri de doğru yolu bulamamışlardır.
Bunların örneği ateş yakan bir adamın örneği gibidir ki, her ne zaman bu ateş o kişinin etrafını aydınlatsa Allah bunların gözlerinin nurunu alır da, hiçbir şeyi göremez halde karanlığın içinde kalırlar. [3]
3.Yani örnek gösterilen kişinin yaktığı ateş onun etrafını aydınlatsa da, Yüce Allah, berikilerin gözlerinin nurlarını alarak o aydınlıktan yararlanmalarını engeller. Bu, onların hidayet yolunu değil de sapıklık yolunu tercih etmeleri sebebiyledir. Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz: Daha önceki ayeti kerimelerde kendilerinden söz edilen kişiler burada sözü edilen ateş yakan bir adama benzetilmiyor. Aksine bir örnek veriliyor. Bu örneğe göre bir kişi insanların ortalığı görmeleri, iyiyi güzelden, doğruyu yanlıştan ayırmaları için ateş yakmaktadır. Öbür tarafta da bu ateşin vereceği aydınlıktan yararlanmak isteyen bir topluluk var. Bu topluluğun içinde içi ile dışı birbirine uymayan, kendilerini insanlara olduklarından farklı göstermeye çalışan kimseler bulunmaktadır. İşte sözü edilen şahsın yaktığı ateş, onun etrafını aydınlattığında Yüce Allah bu içi dışı farklı kimselerin gözlerinin nurlarını almaktadır, dolayısıyla bunlar o ateşin aydınlığından yararlanamamakta, karanlığın içinde kalmaktadırlar.
Bunlar sağırdırlar, kördürler ve dilsizdirler. Artık girdikleri yoldan geriye dönmezler.
Yahut bunlar karanlıklarla, gök gürültüsü ve şimşeklerle gelen şiddetli bir yağmura tutulmuş gibidirler. Ölümden sakınmak için yıldırımlara karşı parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
19.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r. a.)`a, Murre (r. a.)`ye, Abdullah bin Mes`ud (r. a.)`a ve daha başka sahabilere dayanan bir rivayetle bildirdiğine göre Medine halkından iki münâfık adam vardı. Bunlar Resulullah (a. s.)`tan müşriklerin tarafına kaçtılar. Bunlar yolda şiddetli bir yağmura tutuldular. Her tarafı bulut kapladığından hiç bir yeri göremez oldular. Şimşek çaktığında biraz etraflarını görüyor sonra yerlerinde kalakalıyorlardı. Bunun üzerine pişman olup Resulullah (a. s.)`a geri döndüler. Ona gönülden teslim olarak samimi bir şekilde Müslüman oldular ve daha sonra İslâm`ı da güzel yaşadılar. Yüce Allah onların karşılaştıkları bu durumu Medine`deki diğer münâfıklar için bir ibret örneği olarak bildirdi. Medine`deki münâfıklar Resulullah (a. s.)`ın meclisine geldiklerinde haklarında bir şeyin inebileceği veya kendilerini rahatsız edecek bir söz duyabilecekleri korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlardı.
Çakan şimşek neredeyse gözlerini alacak gibi olur. Bu onların önlerini aydınlatınca o ışıkta yürürler. Ama üzerlerine karanlık bastırınca dimdik ayakta kalırlar. Allah dileseydi onların işitme ve görme kabiliyetlerini alırdı. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin. Olur ki böylelikle fenalıklardan sakınırsınız.
O Rabbiniz, yeryüzünü sizin için bir döşek göğü de bir bina kılmış ve gökten su indirip onunla size rızık olarak birtakım meyveler (ürünler) meydana getirmiştir. Artık bile bile Allah'a başka varlıkları ortak koşmayın.
Kulumuza (Hz. Muhammed a.s.'e) indirdiğimizin üzerinde bir şüpheniz varsa ona bir benzeri sureyi siz getirin. Eğer doğru sözlü iseniz, bu konuda, Allah'tan başka bütün şahitlerinizi de yardıma çağırın.
Böyle bir şeyi yapamadığınıza ve hiç bir zaman da yapamayacağınıza göre, yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten sakının.
İman edip de salih ameller işleyenleri ise, altından ırmaklar akan cennetlerle müjdele. Her ne zaman kendilerine oradan rızık olarak bir meyve verilse: "Bu bizim daha önce (dünyada) rızıklandığımız şeydir" derler. Orada onlara böyle birbirinin benzer şeyler verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır.
Allah bir sivrisineği veya bunun üstünde bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İman etmiş olanlar, onun Rableri katından bildirilen bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise "Allah, acaba bu örnekle neyi kasdetmiştir?" derler. Allah onunla birçoklarını sapıklığa düşürür, birçoklarını da doğru yola iletir. Allah'ın onunla sapıklığa düşürdükleri, fasıklardan başkaları değildir.
26.Abdurrezzak`ın Tefsir`inde bildirildiğine göre Yüce Allah, Kur`an-ı Kerim`inde müşriklerin putlarının üzerlerine konan bir sineği bile kovmaya güçlerinin yetmeyeceğini (bkz. Hacc, 73) bildirince ve kendilerine Allah`tan başka dost edinenlerin örneklerini kendine zayıf bir ev edinen örümcek örneğine benzetince müşrikler: "Örümcek ve sinekten de mi sözediliyor?" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indi. Vahidi de buna benzer bir rivayet nakletmiştir. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak burada verilen rivayetin bu konudaki rivayetlerin en sahihi ve ayeti kerimenin anlamına en uygunu olduğu bildirilmiştir.
Bunlar, Allah'a vermiş oldukları sözü kesinlik kazandırdıktan sonra bozarlar; Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Zarara (hüsrana) uğrayacak olanlar da bunlardır.
Allah'ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölü idiniz Allah sizi diriltti. Sonra sizi yine öldürür ve ardından tekrar diriltir. Bundan sonra da O'na döndürülürsünüz.
Yeryüzünde bulunanların tümünü sizin için yaratan O'dur. Bunları yarattıktan sonra göğe yönelerek onları da yedi gök halinde düzenledi. O her şeyi bilmektedir.
Hani Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. [4] Melekler de: "Sen orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin! Oysa biz senin yüceliğinden övgü ile söz etmekte (seni hamd ile tesbih etmekte) ve senin bütün eksikliklerden uzak, ulu sıfatların sahibi olduğunu dile getirmekteyiz" demişlerdi. Allah da, "ben sizin bilmediklerinizi bilirim" demişti.
4.Halife bir başkasını onun adına temsil eden kimse demektir. Buna göre halife temsil ettiği kimsenin bildirmiş olduğu düzeni kurmakla, onun emirlerini yerine getirmekle ve hükümlerini aynen uygulamakla yükümlüdür. Ayeti kerimeden anlaşıldığına göre insan da yeryüzünde Allah`ın halifesi olarak yaratılması dolayısıyla O`nun ilahi hükümlerini uygulama, emirlerini aynen yerine getirme yükümlülüğünü üzerinde taşımaktadır.
Adem'e bütün adları öğretti. Sonra onları meleklere arzederek: "Eğer doğru sözlü iseniz şunların adlarını bana bildirin" dedi.
Melekler: "Senin şanın pek yücedir. Biz senin bildirdiğinin dışında bir bilgiye sahip değiliz. Şüphesiz sen her şeyi bilen ve hikmet sahibi olansın" dediler.
Allah: "Ey Adem! Şunların adlarını onlara bildir" dedi. Adem kendilerine, o varlıkların adlarını bildirince, Allah meleklere: "Ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi de bilirim, dememiş miydim!" dedi.
Meleklere: "Adem'e secde edin" dediğimiz zaman da hepsi secde ettiler. Ancak İblis secde etmedi. O bundan kaçındı, büyüklendi ve kâfirlerden oldu. [5]
5.Tefsirlerde ifade edildiğine göre burada kastedilen secde Hz. Adem`in önünde eğilmek şeklinde gerçekleştirilen bir selam secdesidir. Yüce Allah, halifelik görevi ile yarattığı insanın bu yönüyle meleklerden ve cinlerden üstün olduğunu bildirmek için meleklere ve cinlere Hz. Adem`e secde etmelerini emretmiştir. Bütün melekler bunu kabul ettiği halde İblis kendisinin daha üstün olması gerektiği düşüncesine kapılarak secde etmekten kaçınmıştır. Kendi kişisel düşüncesiyle Yüce Allah`ın ilahi hükmünü reddettiği ve bundan dolayı O`nun emrini yerine getirmekten kaçındığı için de kâfirlerden olmuştur.
Ve biz: "Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada, istediğiniz yerde yiyeceklerden bolca yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra kendi kendilerine haksızlık edenlerden olursunuz" dedik.
Ancak şeytan her ikisinin de ayağını oradan kaydırdı ve kendilerini içinde bulundukları yerden çıkarttı. Biz de: "Birbirlerinize düşman olarak oradan inin. Yeryüzünde sizin için bir yerleşme yeri ve belli süreye kadar geçiminizi sağlayacak varlık verilecektir" dedik.
Adem daha sonra Rabbinden bazı sözler öğrendi (ve onlarla Rabbine tevbe etti), Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir ve çok rahmet sahibidir.
Biz onlara şöyle dedik: "Hepiniz oradan inin. Benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayet yoluma girerse onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
Ama inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateşe atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır."
Ey İsrailoğulları! Size vermiş olduğum nimetlerimi anın ve bana vermiş olduğunuz sözünüzde durun ki ben de size vermiş olduğum sözümde durayım. [6] Sadece benden korkun.
6.Burada Yüce Allah, kendi vaadinin gereğini yerine getirmesinin onların sözlerinde durmaları şartına bağlı olduğunu, sözlerinde durmamaları durumunda herhangi bir vaadin sözkonusu olmayacağını hatırlatmaktadır. Yoksa "Siz sözünüzden dönerseniz ben de sözümden dönerim" gibi bir anlam sözkonusu değildir.
Sizin yanınızda olanı doğrulayıcı olarak indirdiklerime iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa satmayın. Bana karşı gelmekten sakının.
Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.
Namazı kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip bizzat kendinizi unutuyor musunuz? Akıl etmiyor musunuz?
44.Vahidi ve Sa`lebi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime Medineli yahudiler hakkında inmiştir. Onlardan bir adam Müslüman olan yakınlarına dinleri üzere sabit kalmalarını tavsiye eder ancak kendisi Müslüman olmaktan çekinirdi. Bu şekilde Medine yahudilerinden bazıları insanlara iyiliği emreder ancak kendileri yapmazlardı.
Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, gönüllerinde Allah'a karşı hürmet duygusu olanların dışındakilere çok ağır gelir.
Onlar kendilerinin Allah'ın huzuruna çıkacaklarını ve O'na döneceklerini düşünürler.
Ey İsrailoğulları! Benim size vermiş olduğum nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Hiç kimsenin kimse adına bir şey yapamayacağı, kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı ve onların (hesaba çekilenlerin) bir yardım göremeyecekleri günden sakının.
Hani sizi, size en kötü işkenceleri uygulayan, erkek çocuklarınızı öldürüp kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Başınıza gelen bu durumda sizin için Rabbinizin büyük bir imtihanı vardı.
Hani, sizin için denizi yarmıştık da, sizi kurtarıp gözlerinizin önünde Firavun ailesini boğmuştuk.
Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizse onun ardından, zalimlerden olup buzağıya tapmıştınız. [7]
7.İsrailoğulları Mısır`dan kaçıp Sina yarımadasına girdiklerinde Yüce Allah, esaretten kurtulmuş olan topluluğa rehberlik etmesi için emirler, kanunlar ve tavsiyeler vermek üzere Hz. Musa (a.s.)`yı kırk gün, kırk geceliğine Tur`a davet etmişti. Bu sırada İsrailoğulları, Samiri adında birinin bazı süs eşyalarını ateşte eriterek yaptığı bir buzağı heykeline tapınmaya başladılar. Hz. Musa (a.s.)`nın kardeşi Hz. Harun (a.s.)`un bütün hatırlatmalarına rağmen, Hz. Musa (a.s.) Tur`dan dönünceye kadar buzağıya tapınmakta kararlı olduklarını bildirdiler. Kur`an-ı Kerim`in daha başka yerlerinde bu konunun ayrıntılarından da söz edilmektedir.
Daha sonra bunun ardından belki şükredersiniz diye sizi bağışlamıştık.
Doğru yola girersiniz diye Musa'ya kitabı ve furkanı verdik. [8]
8.Kitap ile kastedilen Tevrat`tır. Furkan ise hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmaya yarayan ölçü demektir. Burada kastedilen ise, hak ile batılı ayıran ilahi hükümler veya kişinin hak ile batılı birbirinden ayırmasına yarayan kavrayış ve ilimdir.
Musa kavmine: "Ey kavmim! Şüphesiz siz buzağıya tapınmakla kendinize zulmettiniz. Şu halde, yaratıcınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün. [9] Böyle yapmanız yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Yaratanınız da sizin tevbenizi kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri her zaman kabul eden ve çok bağışlayandır.
9.Bu emirle tevbe edenlerin tevbe etmeyip günahlarında ısrar edenleri öldürmelerinin istendiği bildirilmiştir.
Bir keresinde: "Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana iman etmeyeceğiz" demiştiniz de siz gözünüz göre göre sizi yıldırım çarpıvermişti.
Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzden sonra tekrar diriltmiştik.
Üzerinize bulutları göndererek sizi gölgelendirdik. Size kudret helvası ile bıldırcın indirdik. "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar (nankörlükleriyle) bize zulmetmediler ancak kendi kendilerine zulmettiler.
Hani, "Şu kasabaya girin, orada istediğiniz yerden bolca yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve 'bizi bağışla' deyin ki, biz de sizin yanlışlıklarınızı bağışlayalım. İyilere olan lütuflarımızı ise artıracağız" demiştik.
Ancak zalimler kendilerine söylenilen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zalimlerin üzerine, fenalık etmelerinden dolayı gökten azap indirdik.
Hani Musa kavmi için su aramıştı da, "bastonunla taşa vur" demiştik. Bunun üzerine ondan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk hangi pınardan içeceğini bildi. "Allah'ın verdiği rızıklardan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşmayın."
Hani: "Ey Musa! Böyle bir tür yiyeceğe daha fazla dayanamayacağız. Rabbine dua et de, bize bakliyat, salatalık, sarmısak, mercimek, soğan gibi yerin bitirdiği bitkilerden çıkarsın" demiştiniz. Musa da: "Değersiz bir şeyi hayırlı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Öyleyse bir şehre inin orada istedikleriniz vardır" demişti. Onlar aşağılık ve yoksulluk belasına çarptırıldılar ve Allah'ın gadabını hak ettiler. Böyle olması onların Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri yüzündendi. Bu, aynı zamanda Allah'a karşı gelmeleri ve taşkınlık etmeleri dolayısıylaydı.
Şüphesiz iman edenlerle, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiilerden kimler Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih ameller (iyi işler) işlerlerse onların ecirleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de.
62.İbnu Ebi Hatim`in ve el-Adeni`nin rivayet ettiklerine göre Selmanı Farisi (r. a.) şöyle söylemiştir: "Resulullah (a. s.)`a benim daha önce kendileriyle beraber bulunduğum din sahiplerinden, onların iyiliklerinden ve ibadetlerinden sözettim. Bunun üzerine: "Şüphesiz iman edenlerle, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiilerden kimler Allah`a ve ahiret gününe inanıp salih ameller (iyi işler) işlerlerse onların ecirleri Allah katındadır...." ayeti kerimesi indi. Vahidi`nin naklettiği bir rivayete göre de Selman (r. a.), Resulullah (a. s.)`a eski dindaşlarından sözetti. Resulullah (a. s.): "Onlar cehennemdedirler" diye buyurdu. Selmân (r. a.) bununla ilgili olarak dedi ki: "Bunun üzerine yeryüzü bana kapkaranlık kesildi." Daha sonra bu ayeti kerime indi. Selmân bunun hakkında da: "Bundan sonra adeta üzerimden bir dağ indirilmiş gibi oldu" demiştir.
Hani sizden kesin bir söz almış ve Tur dağını üstünüze yükseltmiştik. "Size verilen Kitab'a sımsıkı yapışın ve içinde olanları sürekli anın ki, belki böylelikle (fenalıklardan) sakınırsınız."
Siz bu olaydan sonra yine yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı zarara (hüsrana) uğrayanlardan olurdunuz.
Şüphesiz siz, içinizden cumartesi günü haddi aşanları bilmişsinizdir. Biz onlara "aşağılık maymunlar olun" demiştik. [10]
10.Bu ayette kastedilenler cumartesi günü balık avlama yasağını çiğneyenlerdir. Bu topluluktan ve onların maymuna çevrilmeleri olayından A`raf suresi 163-166. ayetlerinde ayrıntılı olarak söz edilmektedir.
Bu olayı, öncekilere ve sonradan geleceklere ders verici bir ceza ve takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.
Hani Musa kavmine: "Allah, bir inek kesmenizi emretmektedir" demişti. Onlar: "Bizimle alay mı ediyorsun!" dediler. O da: "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.
Onlar: "Rabbine dua et de (ineğin) nasıl bir şey olacağını bize iyice açıklasın" dediler. Musa: "(Rabbim), onun ne çok yaşlı ne de çok genç olan ikisi arası bir inek olduğunu söylüyor. Artık size emrolunanı yapın" dedi.
Bu kez: "Rabbine dua et de, bize onun renginin nasıl olduğunu açıklasın" dediler. Musa da: "(Rabbim) onun sarı ve bakanlara neşe veren parlak renkli bir inek olduğunu söylüyor" dedi.
Bunun üzerine: "Rabbine dua et de, onun nasıl bir şey olduğunu iyice açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar hep birbirlerine benziyorlar. Allah dilerse biz doğru olanı buluruz" dediler.
Musa da: "O, onun yeri sürerek veya ekin sulayarak bitkinleşmiş olmayan, kusursuz ve üzerinde alacalık bulunmayan bir inek olduğunu söylüyor" dedi. Bunun üzerine "İşte şimdi gerçek olanı bildirdin" dediler ve ineği kestiler. Ama az kalsın bunu yapmayacaklardı.
Hani siz bir can öldürmüştünüz de, bu konuda aranızda tartışmaya girmiştiniz. [11] Oysa Allah sizin gizlediğinizi açığa çıkaracaktı.
11.Suçu birbirinize atmıştınız.
"Onun (kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla ölüye vurun" dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve belki akıl edersiniz diye size böyle ayetlerini gösterir.
Bu olaydan sonra kalpleriniz yine katılaştı. Adeta taş gibi oldu, hatta ondan daha katı bir hal aldı. Taşlardan öyleleri vardır ki, arasından ırmaklar fışkırır. Yine öyleleri vardır ki, yarılır ve içinden su çıkar. Yine onlardan Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Siz onların size inanmalarını mı umuyorsunuz! [12] Oysa onların içinde öyle bir topluluk vardı ki, Allah'ın sözünü duyuyor ve onu iyice kavradıktan sonra bile bile değiştiriyorlardı.
12.Yani "Ey mü`minler! Siz İsrailoğullarından olanların (yahudilerin) size inanmalarını mı umuyorsunuz!"
Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında "biz de iman ettik" derler. Ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, "Allah'ın size açmış olduğu şeylerden, bunları Rabbinizin katında size karşı bir belge olarak göstersinler diye mi söz ediyorsunuz! Aklınızı kullanmıyor musunuz!" diye konuşurlar.[13]
76.İbnu Cerir`in Mücahid`den rivayet ettiğine göre Beni Kurayza yahudilerinin ihanetinden sonra Resulullah (a.s.) onların kalelerinin altında durarak onlara: "Ey maymunların kardeşleri! Ey domuzların kardeşleri! Ey Tağut`a kulluk edenler!" diye buyurdu. Bunun üzerine onlar: "Bunları Muhammed`e kim bildirdi? Bunlar olsa olsa sizden çıkmıştır. Allah`ın size açmış olduğu şeylerden, onlara size karşı ellerinde bir belge olsun diye mi sözediyorsunuz?" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indi. İkrime`nin bir başka tarıktan Abdullah bin Abbas (a.s.)`tan rivayet ettiğine göre de yahudiler mü`minlerle karşılaştıklarında: "Arkadaşınızın Allah`ın peygamberi olduğuna inanıyoruz. Ama o sadece size gönderilmiştir" diyorlardı. Başbaşa geldiklerinde de: "Araplar hiç buna kanarlar mı? Siz daha önce onlara karşı bu gelecek Peygamber`in adıyla Allah`tan fetih diliyordunuz" diyorlardı. Bunun üzerine bu ayeti kerime indi.13.Burada "Allah`ın size açmış olduğu şeyler" diye kasdettikleri Tevrat`ta yer alan, Resulullah (a.s.)`ın sıfatlarıyla ilgili bilgilerdi. Yahudiler bu bilgileri gizlemeleri için birbirlerini uyarıyorlardı. İçlerinden bu bilgileri açığa vuranları da ayeti kerimede bildirildiği şekilde azarlıyorlardı.
Onlar Allah'ın, kendilerinin gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğini bilmezler mi!
Onların içinde bir de Kitab'ı bilmeyen cahiller vardır ki, bunların bütün bildikleri boş kuruntulardan ibaret şeylerdir ve bunlar sadece zanna kapılmaktadırlar.
Karşılığında az bir ücret alabilmek için kendi elleriyle kitap yazıp da sonra: "İşte bu Allah katından gelmedir" diyenlere yazıklar olsun. Yazdıklarından dolayı da onlara yazık olsun, kazandıklarından dolayı da!
79.Nesai`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime kitap ehli hakkında inmiştir. İbnu Ebi Hatim`in rivayetine göre de İkrime, Abdullah bin Abbas (r.a.)`ın şöyle söylediğini bildirmiştir: "Bu ayeti kerime yahudilerin bilginleri hakkında inmiştir. Onlar Tevrat`ta Resulullah (a.s.)`ın özelliklerinin: "Sürmeli ve iri gözlü, orta boylu, kıvırcık saçlı ve güzel yüzlü" diye yazılı olduğunu gördüler ama kıskançlıklarından ve kinlerinden dolayı bunları sildiler ve: "Onun özelliklerinin, uzun boylu, mavi gözlü, düz saçlı, diye yazıldığını görüyoruz" dediler.
Onlar (İsrailoğulları) yine: "Bize sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır" dediler. Onlara: "Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?" de.
80.el-Mu`cemu`l-Kebir`de Taberani`nin, İbnu Cerir`in ve İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre, Resulullah (a.s.)`ın Medine`ye geldiği sıralarda yahudiler: "Dünyanın ömrü yedi bin yıldır. İnsanlar dünya yıllarıyla her bin yıla karşılık ahirette, ahiret günleriyle bir gün azap göreceklerdir. Buna göre ahiret azabı yedi gün sürecek ve sonra son bulacaktır" diyorlardı. Bunun üzerine bu ayeti kerime indi.İbnu Cerir`in bir başka tarıktan Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de, yahudiler: "Biz sadece buzağıya kulluk ettiğimiz süre olan kırk gün içindeki yeminimizin keffareti için ateşe gireceğiz. Bu tamam olunca azap da son bulacaktır" diyorlardı. Bunun üzerine bu ayeti kerime indi.
Hayır, aksine, kim bir kötülük işler ve yapmış olduğu fenalıklar kendini kuşatırsa işte bunlar cehenneme atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. [14]
14.Burada kastedilenler kötülük işlemeyi kendileri için adet edinip de yaptıklarından dolayı bir rahatsızlık duymayanlar ve işledikleri fenalıkları kendileri açısından bir kazanç olarak görenlerdir.
İman edip de salih ameller işleyenler ise cennete girecek olanlardır. Onlar da orada sonsuza kadar kalacaklardır.
Hani, İsrailoğullarından; "Allah'dan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilikte bulunacaksınız, insanlara güzel söz söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız ve zekatı vereceksiniz" diye kesin söz almıştık. Sonra az bir kısmınız müstesna, bu sözden döndünüz. Siz zaten yüz çevirenlersiniz.
Yine sizden, kanlarınızı akıtmayacaksınız ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız, diye kesin söz aldık. Siz bunu aynen kabul etmiştiniz ve bizzat kendiniz buna şahitlik ediyorsunuz.
Sonra yine sizler, birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir topluluğu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onlara karşı kötülük işleme ve düşmanlık konusunda birbirinize destek oluyorsunuz. Size esir olarak geldiklerinde fidyelerini verip kurtarırsınız. Oysa onları çıkarmak size haram kılınmıştır. [15] Yoksa Kitab'ın bir bölümüne inanıp bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanın cezası dünyada rezilliğe düşmekten başka ne olabilir? Böyleleri ahirette de en şiddetli azaba çarptırılacaklardır. Allah sizin işlediklerinizden habersiz değildir.
15.Burada anlatılmak istenen şudur: Arap yarımadasında oturan yahudiler Arap kabilelerle ittifaka giriyorlardı. Ancak bütün yahudiler belli bir kabileyle değil de, yahudilerden bir topluluk bir kabileyle başka bir topluluk başka bir kabileyle ittifak ediyordu. Daha sonra Arap kabileler aralarında savaşa giriştiklerinde yahudilerden de her bir topluluk kendi müttefikinin yanında savaşa giriyordu. Bu yüzden zaman zaman yahudilerin birbirleriyle savaştıkları olurdu. Oysa kutsal kitapları Tevrat, onların birbirleriyle savaşmalarını, birbirlerini yurtlarından çıkarmalarını yasaklamıştı. Tevrat`ın bu gibi yasaklarına uymadıkları halde yahudilerden esir olanları kurtarmak için "Tevrat bize esirlerimizi düşmanın elinden kurtarmamızı emrediyor" diyerek aralarında para toplayıp fidye öderlerdi.
Bunlar ahirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır. Bunların üzerindeki azap hafifletilmeyeceği gibi kendilerine yardım da edilmeyecektir.
Şüphesiz biz Musa'ya Kitab'ı verdik ve onun ardından peşpeşe peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve kendisini Ruhu'l-Kudüs ile destekledik. Size her ne zaman bir peygamber nefislerinizin hoşlanmayacağı bir şey (ilahi hüküm) getirse siz büyüklük taslayacak; (gelen peygamberlerin) bir kısmını yalanlayacak bir kısmını da öldürecek misiniz?
Ve bir de: "Bizim kalplerimiz örtülüdür" dediler. [16] Aksine, Allah inkarcılıklarından dolayı onları lanetlemiştir. Artık çok az iman ederler.
16.Bu sözleriyle sahip oldukları inançlarına çok sıkı bağlandıklarını, artık kalplerinin bu inanç dışında bir şeyi kabul etmeyeceğini söylemek istiyorlardı.
Daha önce kâfirlere karşı kendilerine bir ilahi yardımın gelmesini diledikleri halde; Allah katından kendi yanlarında olanı doğrulayıcı bir Kitab, özelliklerinden tanıdıkları şey kendilerine gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti de inkar edenlerin üzerine olsun. [17]
89.Hakim`in el-Mustedrek`te Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, Hayber yahudileri Gatafan kabilesine karşı savaşıyorlardı. Yahudiler onlarla ne zaman karşı karşıya gelseler yeniliyorlardı. Bunun üzerine yahudiler Allah`tan yardım dileyerek: "Ey Allah`ımız! Bize son zamanda (ahir zamanda) çıkaracağını vaad ettiğin ümmi peygamber olan Muhammed`in hakkı için onlara karşı bize zafer vermeni diliyoruz" diye dua ettiler. Bundan sonra Gatafan kabilesi ile her karşılaşmalarında bu duayı okuyor ve onlara üstün geliyorlardı. Ancak Peygamber (a.s.) gönderilince onu yalanladılar. Bundan dolayı Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.İbnu Ebi Hatim`in bir başka tarıktan Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de yahudiler Hz. Peygamber (a.s.)`in gönderilmesinden önce onun hakkı için Evs ve Hazrec kabilelerine karşı Allah`tan yardım diliyorlardı. Ama Allah onu Arapların içinden çıkarınca yalanladılar ve daha önce söyledikleri sözleri de inkâr ettiler. Bunun üzerine Muaz bin Cebel (r.a.), Bişr bin Bera ve Davud bin Seleme (r.a.) onlara: "Ey yahudiler topluluğu! Allah`tan korkun ve Müslüman olun. Biz şirk üzere insanlar iken siz Muhammed`in hakkı için bize karşı Allah`tan yardım istiyordunuz, bize onun gönderileceğini haber veriyor ve özelliklerinden de sözediyordunuz" dediler. Buna karşılık Nudayr oğulları kabilesinden olan Selâm bin Mişkem: "Bize bildiklerimizden bir şey getirmedi. Bu bizim size daha önce sözünü ettiğimiz kişi değildir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.17.Resulullah (a.s.) gelmeden önce yahudiler onun geleceğini biliyor ve "Tevrat`ta kendisinden söz edilen peygamber çabuk gelsin de biz onunla birlikte kâfirleri yenip eski şerefimizi elde edelim" diye dilekte bulunuyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) peygamber olarak gönderilince, onu özellikleri ile tanıdıkları halde, kendi içlerinden değil de Arapların arasından gönderilmiş olması dolayısıyla inkar ettiler.
Allah'ın lütfunu kullarının içinden dilediği kimseye ulaştırmasını çekememeleri yüzünden O'nun indirdiğini inkar etmekle karşılığında kendilerini sattıklarları şey ne kötüdür! Böylelikle gadab üstüne gadaba uğradılar. Kâfirlere zaten aşağılayıcı bir azap vardır.
Onlara "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiği zaman "Biz, bize indirilene inanıyoruz" derler ve ondan sonrakini (Kur'an-ı kerim'i) inkar ederler. Oysa o kendi yanlarındakini doğrulayıcı bir gerçektir. De ki: "Eğer gerçekten iman sahibi iseniz bundan önce Allah'ın peygamberlerini niçin öldürüyordunuz?" [18]
18.Bu ayetle Resulullah (a.s.) zamanındaki yahudilere seslenilmektedir. Asıl peygamberleri öldürenler ise onların atalarıydı. Ancak gerek Resulullah (a.s.) zamanında yaşamış olan, gerekse daha sonra gelen yahudiler genelde atalarının bu fiillerine kalben karşı çıkmadıklarından dolayı atalarının günahlarına katılmakta ve bundan dolayı sorumlu kabul edilmektedirler.
Şüphesiz Musa size apaçık delillerle gelmişti de sonra siz onun ardından buzağıya tapınıp zalimlerden olmuştunuz.
Hani, sizden kesin bir söz almıştık ve Tur dağını üzerinize doğru yüseltmiştik. "Size verdiğimize sıkı sıkıya yapışın ve bildirileni duyun." Onlar: "Duyduk ve başkaldırdık" dediler. İnkarcılıklarından dolayı buzağıya olan tutku onların kalplerine iyice yerleştirilmişti. De ki: "Eğer iman sahibi iseniz, sizin imanınız size ne kadar fena şeyler emrediyor!"
De ki: "Eğer Allah katında ahiret yurdu diğer insanlara değil de özellikle size verilecekse o zaman, doğru sözlü iseniz ölümü arzulayın."
94.Cerir`in Ebu`l-Aliye`den rivayet ettiğine göre, yahudiler: "Cennete yahudi olanlardan başkası giremeyecektir" dediler, Yüce Allah da bu ayeti kerimeyi indirdi.
Onlar önceden elleriyle işledikleri yüzünden asla ölümü arzulamayacaklardır. [19] Allah zalimleri bilmektedir.
19.Burada "elleriyle işledikleri" ifadesiyle anlatılmak istenen işlemiş oldukları bütün fenalıklardır. Yoksa sadece elleriyle işlemiş oldukları fiillerin kastedilmesi gibi bir tahsis sözkonusu değildir. Bu ibare Arap dilinde bir kimsenin yapmış olduğu fiilleri kasdetmek amacıyla yaygın olarak kullanılır. Türkçe`de de buna benzer ifadeler yaygın olarak kullanılmaktadır.
Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah'a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
De ki: "Kim Cibril'e düşman olursa, (bilsin ki) o bunu (Kur'an'ı) Allah'ın izniyle, daha önce gelmiş olanları doğrulayıcı, iman edenler için de bir hidayet rehberi ve müjde olarak senin kalbine indirdi.
97.Buhari`nin Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiğine göre, Resulullah (a.s.) Medine`ye geldiğinde Abdullah bin Selâm kendine ait bir tarlada hasad yapıyordu. Resulullah (a.s.)`ın yanına giderek, O`na dedi ki: "Ben sana üç şey soracağım ki bunları bir peygamberden başkası bilemez. Kıyamet alametlerinin ilki hangisidir? Cennet halkının ilk yiyeceği nedir? Çocuk neden babasına veya annesine çeker?" Resulullah (a.s.) da: "Bunları az önce Cibril (a.s.) bana bildirdi" diye buyurdu. Abdullah bin Selâm: "Cibril mi?" diye sordu. Resulullah (a.s.): "Evet" dedi. O da: "Bu meleklerden yahudilere düşman olandır" dedi. Resulullah (a.s.) da ona bu ayeti kerimeyi okudu. İbnu Hacer el-Askalani, Fethu`l-Bari`de şöyle söylemiştir: "İfadeden anlaşıldığına göre Resulullah (a.s.) bu ayeti kerimeyi ona karşı, söylediği söze cevap olması amacıyla okumuştur. Bu ise ayeti kerimenin o esnada inmiş olmasını gerektirmez."Bu ayeti kerimenin iniş sebebi konusunda Abdullah bin Selâm (r.a.)`la ilgili rivayetten başka sahih bir rivayet nakledilmiştir. Ahmed bin Hanbel, Tirmizi ve Nesai`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre, yahudiler Resulullah (a.s.)`a gelerek bazı sorular sordular ve: "Bunları bilirsen senin peygamber olduğunu anlarız" dediler. Resulullah (a.s.) onların sorularını cevaplandırınca: "Bize senin arkadaşının (yani sana vahyi getirenin) kim olduğunu bildir" dediler. Resulullah (a.s.): "Cibril" diye buyurdu. Bunun üzerine onlar: "Cibril savaş, çarpışma ve azap indirendir, o bizim düşmanımızdır. Eğer rahmeti, bitkiyi ve yağmuru indiren Mikail olduğunu söyleseydin muhakkak daha hayırlı olurdu" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indi.Bu ayeti kerimenin iniş sebebi hakkında daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak hepsinde yahudilerin değişik vesilelerle Cibril (a.s.)`e düşman olduklarını ifade ettiklerinden bu ayeti kerimenin indirildiği belirtilmektedir. Bu meseleyle ilgili farklı rivayetlere konu olan değişik olaylar değişik zamanlarda meydana gelmiş olabilir. Ancak bütün bu rivayetler tek bir noktada birleşmektedir.
Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine Cibril'e ve Mikail'e düşman olursa Allah da kâfirlere düşmandır.
Şüphesiz sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez.
99.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre yahudi İbnu Suriya Resulullah (a.s.)`a: "Ey Muhammed! Sen bizim bildiğimiz bir şey getirmedin (yani bizim kitabımızdaki haberleri doğrulayıcı bir şey getirmedin) ve Allah sana açık bir âyet de indirmedi" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.
Onlar her ne zaman bir ahidde bulundularsa içlerinden bir topluluk onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
100.Yine İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) peygamber olarak gönderilince, yahudilerin verdikleri ahid ve onlardan Muhammed (a.s.) hakkında alınan ahid kendilerine hatırlatılınca Malik bin es-Sayf dedi ki: "Vallahi, bizden Muhammed hakkında bir söz alınmadı, herhangi bir söz alınmış da değildir." Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.
Onlara, Allah katından yanlarındakini doğrulayıcı bir peygamber gelince kendilerine kitap verilmiş olanlardan bir topluluk sanki hiç bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar.
Ve şeytanların Süleyman'ın yönetimi aleyhinde uydurmuş oldukları şeylerin peşine düştüler. Oysa Süleyman küfre düşmedi. Ama insanlara sihiri ve Babil'deki Harut ve Marut adını taşıyan iki meleğe indirilen şeyleri öğreten şeytanlar küfre düştüler. Bu iki melek: "Biz ancak bir imtihan vesilesiyiz, sakın küfre düşme" demeden kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Onlar, o iki melekten bir adamla karısının arasını açmada yararlanacakları şeyleri öğreniyorlardı. Allah'ın izni olmadan kimseye bir zarar dokunduramazlardı. Onlar aslında kendilerine zarar verecek ve bir yarar sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Onu (sihri) satın alanların bundan dolayı ahirette bir nasib elde edemeyeceklerini biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
102.İbnu Cerir`in Şehr bin Havşeb`den rivayet ettiğine göre, yahudiler: "Muhammed`e bakın hak ile batılı birbirine karıştırıyor. Süleyman`ı peygamberlerin arasında sayıyor. Oysa o rüzgarların üstünde giden bir büyücü değil miydi?" dediler. Yüce Allah da bu ayeti kerimeyi indirdi.İbnu Ebi Hatim`in Ebu`l-Aliye`den rivayet ettiğine göre de yahudiler bir zaman, Hz. Peygamber (a.s.)`e Tevrat`tan bazı meseleleri sordular. Onlar Resulullah (a.s.)`a her ne sorsalar Yüce Allah ona sordukları şeyi vahyediyor ve böylece Resulullah (a.s.) onların sorularını rahatça cevaplandırıyordu. Bunun üzerine: "Bu bize indirileni bizden daha iyi biliyor" dediler. Bu arada Resulullah (a.s.)`a büyü hakkında soru sordular ve onunla bu konuda münakaşaya girdiler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.
Eğer onlar iman edip sakınsalardı Allah tarafından verilecek olan karşılık kendileri için daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.
Ey iman edenler! (Allah Resulüne) "Ra'ina: Bizi gözet" demeyin, "Unzurna: Bize bak" deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır. [20]
104.İbnu`l-Munzir`in Suddi`den rivayet ettiğine göre yahudilerden Malik bin es-Sayf ve Rifa`a bin Zeyd adında iki adam vardı. Bunlar Resulullah (a.s.) ile karşılaştıklarında: "Kulağınla bizi gözet ve duy duyulmaz olası" diyorlardı. Müslümanlar bu sözün kitap ehlinin peygamberlerine hürmet için kullandıkları sözler olduğunu sanmışlardı. Resulullah (a.s.)`a da böyle söylediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.Ebu Nu`aym`ın ed-Delail`de Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, Arapça`da "bizi gözet" anlamı taşıyan "ra`ina" sözü yahudilerin dilinde çirkin bir küfür anlamı taşıyordu. Onlar bu sözü söyleyip kendi aralarında gülüyorlardı.Bu ayeti kerimenin iniş sebebi ile ilgili daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak farklı olaylardan sözeden bu rivayetlerin tümünde yahudilerin söz konusu kelimeyi Resulullah (a.s.)`a karşı hakaret amacıyla kullanmaları dolayısıyla bu ayeti kerimenin indirildiği ifade edilmektedir.20.Arapça`da "ra`a" kökünden türeme emir fiil olan ve "bizi gözet, bizim isteğimize de kulak ver" gibi anlamlar taşıyan "ra`ina" kelimesi İbranice`de küfür anlamı taşıdığından dolayı yahudiler Resulullah (a.s.)`a bu sözle hitap edilmesinden hoşlanıyor ve kendileri de özellikle bu kelimeyi kullanmayı tercih ediyorlardı. Bundan dolayı Yüce Allah, mü`minlere Resulullah (a.s.)`a bu sözle hitap etmemelerini emretti. Mü`minler bu sözü kullanmayınca yahudiler de artık kullanmaktan çekinir oldular.
Kitap ehlinden kâfir olanlar da, müşrikler de size Rabbinizin katından bir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise kendi rahmetini dilediğine özel kılar. Allah büyük lütuf sahibidir.
Biz yerine daha iyisini veya bir benzerini getirmedikçe bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırmaz veya unutturmayız. Allah'ın her şeye güç yetirdiğini bilmez misin?
Göklerin ve yerin mülkiyetinin Allah'a ait olduğunu bilmez misin?. Sizin de Allah'dan başka bir koruyucunuz (veliniz) ve yardımcınız yoktur.
Yoksa siz de, daha önce Musa'ya sorulmuş olduğu gibi peygamberinize (yersiz) sorular sormak mı istiyorsunuz! Kim imanı küfürle değiştirirse doğru yoldan sapmış olur.
108.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Rafi` bin Hureymile ve Vehb bin Zeyd, Resulullah (a.s.)`a: "Ey Muhammed! Bize gökten okuyacağımız bir kitap indir, yahut ırmaklar fışkırt. O zaman sana uyar ve seni doğrularız" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Kitap ehlinin çoğu, kendilerine gerçek bütün açıklığıyla belli olduktan sonra sırf kalplerinde size karşı besledikleri kıskançlık duyguları yüzünden sizi iman etmenizden sonra küfüre döndürmek istediler. Siz onlara aldırmayın ve Allah'ın hükmü gelinceye kadar kendi hallerinde bırakın. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.
Namazı kılın ve zekatı verin. Kendiniz için önceden ne gönderirseniz Allah katında onu bulursunuz. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
Onlar: "Cennete ancak yahudi veya hıristiyan olan girebilecektir" dediler. [21] Bu onların kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi ortaya koyun."
21.Yani yahudiler sadece yahudi olanların, hıristiyanlar da sadece hıristiyan olanların cennete girebileceklerini ileri sürerler. Ayeti kerimede yahudi ve hıristiyanların bu iddiaları birbirine atfedilerek anılmıştır.
Aksine, kim iyilik yaparak kendini Allah'a teslim ederse mükafatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
Yahudiler: "Hıristiyanlar bir şey üzere değildirler" dediler. Hıristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzere değildirler" dediler. Oysa onlar Kitab'ı okumaktadırlar. Bir şey bilmeyenler (müşrikler) de tıpkı onların söylediklerini söylediler. Anlaşmazlığa düştükleri konularda, kıyamet günü Allah hüküm verecektir.
113.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, hıristiyanlardan olan Necran ahalisi Resulullah (a.s.)`ın yanına gelince yahudilerin hahamları da geldiler ve aralarında tartışma çıktı. Yahudilerden olan Rafi` bin Huzeyme hıristiyanlara hitaben: "Siz değer verilecek bir şey üzere değilsiniz" dedi ve Hz. İsa (a.s.)`yı ve İncil`i inkâr etti. Bunun üzerine Necran hıristiyanlarından olan bir adam da yahudilere hitaben: "Siz değer verilecek bir şey üzere değilsiniz" dedi ve Hz. Musa (a.s.)`nın peygamberliğine itiraz ettiği gibi Tevrat`ı da inkâr etti. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasını engelleyen ve onların yıkılmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? Bunların oralara ancak korku içinde girmeleri gerekir. Onlara dünyada bir rezillik vardır. Onlar için ahirette de büyük bir azap vardır.
114.Yine İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, Kureyşiler Resulullah (a.s.)`ı Mescidi Haram`da Ka`be`nin yanında namaz kılmaktan alıkoydular. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.İbnu Cerir`in İbnu Zeyd (r.a.)`den rivayet ettiğine göre de bu ayeti kerime, müşriklerin Hudeybiye olayının yaşandığı yıl Resulullah (a.s.)`ı Mekke`ye girmekten alıkoymaları üzerine indirildi.
Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah('ın gücü) geniştir ve O, her şeyi bilendir.
115.Müslim, Tirmizi ve Nesai`nin Abdullah bin Ömer (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre Resulullah (a.s.) Mekke`den Medine`ye doğru gitmekte olduğu bir sırada bineğinin üzerinde bineğinin gittiği yöne doğru yönelerek nafile namaz kılıyordu. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirildi.Hakim`in yine Abdullah bin Ömer (r.a.)`den rivayet ettiğine göre de, yolculuk esnasında binek üzerinde bineğin gittiği yöne doğru nafile namazın kılınabileceğini bildiren bir hüküm olarak indirilmiştir. Bu rivayet bu konuda nakledilen rivayetler içinde senedi en sağlam olanı olmakla birlikte ayeti kerimenin iniş sebebi ile ilgili herhangi bir açıklama içermemektedir.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Müslümanların kıblelerinin değiştirilmesine dair ilahi hüküm gelince yahudiler söylenmeye ve: "Onları (Müslümanları) daha önce yönelmekte oldukları kıblelerinden çeviren ne oldu?" demeye başladılar. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bunun isnadı kuvvetlidir.Bu ayeti kerimenin iniş sebebi ile ilgili olarak isnadları pek kuvvetli olmayan daha başka rivayetler de nakledilmiştir.
"Allah oğul edindi" dediler. O bundan yücedir. Aksine göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'na aittir. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.[22]
Gökleri ve yeri bir örneğe dayanmadan yaratan O'dur. Bir şeyin olmasına hükmettiğinde ona "ol" der, o da oluverir.
22.Yani O, göklerde ve yerde olanların sahibidir. Hiç bir şeyi kendine eş, ortak edinmediği gibi yarattıklarından kendine oğul edinmiş de değildir.
Bilgi sahibi olmayanlar "Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet (mucize) gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların bu sözlerine benzer şeyler söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benziyor. Biz iyi anlayan bir topluluk için ayetlerimizi açık bir şekilde gösterdik.
118.İbnu Cerir`in ve İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre, Raf i` bin Huzeyme, Resulullah (a.s.)`a: "Eğer ileri sürdüğün gibi peygambersen Allah`a söyle bizimle konuşsun, biz de O`nun sesini duyalım" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Seni bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak hakla gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.
119.Abdurrezzak`ın Muhammed bin Ka`b el-Kurazi`den rivayet ettiğine göre, Resulullah (a.s.): "Keşke anne ve babamın ne yaptığını bilseydim" diye buyurdu, bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Resulullah (a.s.) vefatına kadar bir daha onlardan hiç sözetmedi. Bu hadis mürseldir (yani en son ravisi tabiindendir ve sahabiden olan ravisinin kim olduğu zikredilmeksizin doğrudan Resulullah (a.s.)`tan nakledilmiştir.)İbnu Cureyc`in Davud bin Ebi Asım`a dayanan bir isnadla rivayet ettiğine göre de, Resulullah (a.s.) bir gün: "Annem babam nerdedir?" dedi, bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Ancak bu rivayet de mürseldir.
Onların dinlerine uymadıkça yahudiler ve hıristiyanlar senden memnun olmazlar. De ki: "Gerçek hidayet Allah'ın hidayetidir." Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan Allah'tan sana ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulabilirsin.
120.Sa`lebi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, Medine yahudileri ve Necran hıristiyanları Resulullah (a.s.)`ın kendi kıblelerine doğru namaz kılmalarını arzuluyorlardı. Ancak Resulullah (a.s.)`ın kıblesi Ka`be yönüne çevrilince bu onlara ağır geldi ve onun kendi dinleriyle uyum göstereceğinden tamamen ümit kestiler. Bunun ardından bu ayeti kerime indirildi.
Kendilerine vermiş olduğumuz Kitab'ı hakkıyla okuyanlar, işte onlar ona iman ederler. Kim de bunu inkar ederse kesin zarara uğrayanlar işte onlardır.
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Kimsenin kimse adına bir şey yapamayacağı, kimsenin yerine bir fidyenin kabul edilmeyeceği, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve (hesaba çekilenlerin) bir yerden yardım göremeyecekleri günden sakının.
Hani, Rabbi İbrahim'i bazı sözlerle imtihan etmişti de o da onların gereğini tam olarak yerine getirmişti. Rabbi ona: "Ben seni insanlara önder kılacağım" dedi. O: "Soyumdan da!" dedi. Rabbi de: "Benim ahdim (sözüm) zalimlere erişmez" dedi.
Ka'be'yi insanlar için bir toplanma ve güven yeri kıldık. Siz de İbrahim'in makamından kendinize bir namaz kılma yeri edinin. [23] İbrahim ile İsmail'e "Tavaf edenler, orada ibadet için itikafa çekilenler, rüku ve secde edenler için evimi temizleyin" diye emir vermiştik.
23.Makam-ı İbrahim, Mescid-i Haram`ın içinde Zemzem kuyusuyla Ka`be`nin kuzey duvarının yani kapısının bulunduğu duvarının arasındadır. Ka`be`yi tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim`in arkasında bir yerde iki rek`at namaz kılmak sünnettir.
İbrahim: "Ey Rabbim! Burasını güvenli bir belde kıl. Halkından Allah'a ve ahirete iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "Kim küfrederse onu da kısa bir süre geçindirir sonra ateş azabına atarım. Orası ne fena bir varış yeridir" demişti.
Hani, İbrahim ve İsmail birlikte Ka'be'nin sütunlarını yükseltiyorlardı. (O zaman şöyle demişlerdi): "Ey Rabbimiz! Bizden kabul et! Sen duyan ve bilensin."
"Ey Rabbimiz! İkimizi sana teslim olmuş kimseler eyle. Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yer ve yöntemlerimizi göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz sen her zaman tevbeleri kabul edensin ve rahmet sahibisin."
"Ey Rabbimiz! Onların içinden kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen pek yüce ve hikmet sahibisin."
Kendini aşağılığa düşürenden başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir? Biz onu dünyada seçtik. O, ahirette de salihlerdendir.
130.İbnu Uyeyne şöyle bildirmiştir: Abdullah bin Selâm (r.a.)`dan rivayet edildiğine göre o kardeşinin iki oğlu Seleme ile Ebu Muhacir`i İslâm`a davet etti ve kendilerine şöyle dedi: "Biliyorsunuz ki Yüce Allah Tevrat`ta: "Ben İsmail oğullarından bir peygamber göndereceğim. Adı Ahmed`dir. Kim ona inanırsa hidayete ermiş ve doğruyu bulmuş olur. Kim de ona inanmazsa o da lanetlenmiştir" diye buyurmuştur." Bu davet üzerine Seleme ve Ebu Muhacir Müslüman oldu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Rabbi ona: "Teslim ol!" dediğinde "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
İbrahim, oğullarına da bunu tavsiye etti. Ya'kub da aynı tavsiyede bulunarak şöyle dedi: "Ey oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. Artık ancak Müslüman kimseler olarak ölün."
Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiğinde, oğullarına: "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" diye sorduğu ve oğullarının da: "Senin ilahın ve ataların İbrahim'in, İsmail'in ve İshak'ın ilahı olan tek ilaha!" diye cevap verdikleri sırada siz orada mıydınız?
Bunlar geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine sizin kazandıklarınız ise sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız.
(Kitap ehli) "yahudi veya hıristiyan olun doğru yolu bulursunuz" dediler. [24] De ki: "Aksine, biz ancak İbrahim'in dini olan dosdoğru dine uyarız. O, ortak koşanlardan değildi."
135.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre İbnu Suriya, Resulullah (a.s.)`a: "Doğru yol bizim üzerinde olduğumuz yoldan başkası değildir. Ey Muhammed! Sen de bize uy doğru yolu bulursun" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.24.Burada da 111. ayeti kerimede olduğu gibi yahudilerin iddialarıyla hıristiyanların iddiaları birbirine atfedilerek anılmaktadır. Yani, yahudiler "eğer yahudi olursanız doğru yolu bulursunuz" demekte, hıristiyanlar ise "eğer hıristiyan olursanız doğru yolu bulursunuz" iddiasında bulunmaktadırlar.
"Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a onların soylarından gelen diğer peygamberlere indirilene; Musa'ya ve İsa'ya verilene ve bütün peygamberlere Rableri katından verilenlere iman ettik. Onların aralarında bir ayırım yapmayız. Biz O'na (Allah'a) teslim olanlarız" deyin.
Onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse de, öyle anlaşmazlık içinde kalırlar. Onlara karşı Allah sana yetecektir. O duyandır, bilendir.
"Allah'ın boyası(nı seçtik)... [25] Kimin boyası, Allah'ın boyasından daha güzel olabilir? Biz O'na kulluk etmekteyiz."
25.Yani Allah`ın sizin için seçip uygun gördüğü boya ile boyanın. Burada boya ile inanç, akide, anlayış kastedilmektedir. Yani kişi Allah`ın seçtiği dine girer, onun bildirdiği inanç ilkelerini benimser, anlayış ve yaşayışını bu ilkelere göre bir düzene koyarsa Allah`ın boyası ile boyanmış olur.
De ki: "Siz Allah hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptığımız işler bize, sizin yaptığınız işler sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız."
"Yoksa siz İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Ya'kub'un ve onların torunlarının yahudi veya hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?" De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı?" Allah'tan gelen bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir! Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. [26]
26.Burada sahip oldukları bazı bilgileri kasıtlı olarak gizleyen ve açığa çıkarmayan hıristiyan ve yahudi din adamlarına seslenilmektedir. Yüce Allah, onların bu bilgileri saklamalarından habersiz olmadığını kendilerine hatırlatıyor.
Onlar geçmiş bir ümmetti. Onların kazandıkları kendilerine sizin kazandıklarınız ise sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız.
İnsanların düşüncesizleri: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren ne oldu?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. Dilediğini doğru yola iletir."
142.İbnu İshak`ın Bera`dan rivayet ettiğine göre Müslümanların kıbleleri önce Mescidi Aksa idi. Resulullah (a.s.) ise kıblenin Ka`be olmasını istiyordu. Bunun üzerine Yüce Allah: "Yüzünü göğe doğru çevirip durmanı görüyoruz. Seni hoşnut kalacağın kıbleye doğru yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve her nerede olursanız olun yüzünüzü onun tarafına çevirin" mealindeki ayeti kerimesini indirdi. Bunun üzerine insanların düşüncesizleri: "Onları (Müslümanları) daha önce yönelmekte oldukları kıblelerinden çeviren ne oldu?" diye konuşmaya başladılar. Yüce Allah da bu ayeti kerimesini indirdi.
Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve peygamberin de sizin üzerinize şahit olması için orta bir ümmet kıldık. Senin daha önce yönelmekte olduğun kıbleyi, insanlardan kimin peygambere uyduğunu ve kimin de ökçelerinin üzerine geriye döndüğünü ortaya çıkarmak amacıyla belirlemiştik. Şüphesiz bu sadece Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah elbette sizin imanınızı [27] boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz Allah insanlara çok acıyan ve çok rahmet edendir.
27.Daha önceki kıbleye yönelerek yapmış olduğunuz ibadetlerinizi.
Yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Elbette seni, hoşnut kalacağın kıbleye yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin. Kendilerine Kitab verilmiş olanlar, bunun Rableri katından bir hak olduğunu bilmektedirler. [28] Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.
28.Kendilerine Kitab verilmiş olanlar, kitaplarında Resulullah (a.s.)`ın özellikleriyle ilgili bilgilerden onun önce Kudüs tarafına sonra da Mescid-i Haram tarafına yönelerek ibadet edeceğini bilirler.
Sen kendilerine Kitab verilmiş olanlara bütün delilleri göstersen, yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblelerine uymazlar. Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, şüphesiz zalimlerden olursun.
Kendilerine daha önce Kitab vermiş olduklarımız onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler.
Gerçek Rabbin tarafından bildirilmektedir. Sakın şüpheye düşenlerden olma.
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlarda yarışın. Her nerede olursanız olun Allah hepinizi biraraya getirir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.
Her nereden (yola) çıkarsan çık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphesiz bu, Rabbin tarafından bildirilen bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Her nereden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. İçlerindeki zalimler dışında, insanların ellerinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delillerinin olmaması için her nerede bulunursanız bulunun yüzlerinizi onun tarafına çevirin. Onlardan korkmayın, benden korkun ki, size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece olur ki, hidayete erersiniz. [29]
29.Burada kastedilen nimet İslam nimetidir. "Olur ki hidayete erersiniz" yani bütün hayatınıza yön verecek bir hidayet çizgisi her yönüyle belirlenmiş olur ve siz de bu çizgiyi takib ederek tam anlamıyla hidayete ermiş olursunuz.
Nitekim içinizde, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran ve size Kitab'ı ve hikmeti öğreten, daha önceden bilmediğiniz şeyleri bildiren, sizden bir peygamber gönderdik.
Şu halde beni anın ki ben de sizi anayım ve bana şükredin, bana karşı nankörlük etmeyin.
Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah'dan yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz farkedemiyorsunuz.
154.İbnu Mende`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Temim bin Hammam Bedir`de şehid edildi. Bu ayeti kerime de gerek o ve gerekse şehid edilen diğer sahabiler hakkında indirildi.
Biz sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!
Onlar başlarına bir musibet geldiğinde: "Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz" derler. [30]
30."Biz Allah`a aidiz": Yani, biz O`nun kullarıyız. O`nun tarafından yaratıldık ve her şeyimizle O`nunuz. O, üzerimizde istediği gibi tasarrufta bulunma hak ve gücüne sahiptir.
İşte böylelerine Rablerinden bağışlanma ve rahmet vardır. Doğru yol üzere olanlar da bunlardır.
Safa ile Merve, Allah'ın işaretlerindendir. Kim Ka'be'yi hacceder veya umre yaparsa bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için sakınca yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa bilsin ki, Allah, iyiliklerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir. [31]
158.Buhari ve Müslim`in rivayet ettiklerine göre Urve (r.a.) şöyle söylemiştir: "Ben Hz. Aişe (r.a.)`ye: "Yüce Allah: "Safa ile Merve, Allah`ın işaretlerindendir. Kim Ka`be`yi hacceder veya umre amacıyla buraya giderse bu ikisini tavaf etmesinde (ikisi arasında belli bir şekilde dolaşmasında) kendisi için sakınca yoktur" diye buyuruyor. Bundan: "Tavaf etmemesinde de bir sakınca yoktur" anlamı çıkar" dedim. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.a.) şöyle söyledi: "Ey kızkardeşimin oğlu! Ne kadar fena bir söz söyledin. Eğer senin yorumladığın gibi olsaydı kişinin buraları tavaf etmesinde bir sakınca olmazdı. Ama bu ayeti kerimenin indiriliş sebebi şudur: Ensar Müslüman olmadan önce Menat putu için haykırışta bulunuyorlardı. Bunun için haykırışta bulunan bir kimse ise Safa ile Merve arasında tavaf etmekte sakınca görüyordu. (Müslüman olduktan sonra) Resulullah (a.s.)`a: "Ey Resulullah (a.s.)! Biz câhiliye döneminde Safa ile Merve arasında tavaf etmekte sakınca görüyorduk" dediler. Yüce Allah da bu ayeti kerimeyi indirdi."Buhari`nin Asım bin Süleyman`dan rivayet ettiğine göre, Asım Enes bin Malik (r.a.)`e Safa ve Merve hakkında soru sormuş o da şöyle söylemiştir: "Biz bunların (yani bunların arasında sa`y yapmanın) cahiliye işlerinden olduğunu sanıyorduk. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Hakim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de cahiliye döneminde şeytanlar Safa ile Merve arasında tavaf yaparlardı. Onların bu arada putları vardı. İslâm gelince Müslümanlar: "Ey Resulullah (a.s.)! Biz Safa ile Merve arasında tavaf yapmayız çünkü bu cahiliye döneminde yaptığımız bir işti" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.31.Safa ve Merve, Mekke`de Mescidi Haram`ın yakınında Zemzem suyunun arkasına kalan bölgede bulunan iki tepedir. Hac veya umre esnasında bu iki tepe arasında gidip gelmek vacib görülmüştür ki buna sa`y denilmektedir. Bu iki tepenin Allah`ın işaretlerinden addedilmesi, geçmişteki tevhid mücadelesi ile ilgili bir anlam taşıması ve ibadet yerlerinden olması dolayısıyladır.
İndirdiğimiz açık delilleri ve onu Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra hidayet çizgisini gizleyenler var ya, işte bunlara Allah da lanet eder, bütün lanet ediciler de lanet eder.
159.İbnu Cerir ve İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre Muaz bin Cebel (r.a.), Sa`d bin Muaz (r.a.) ve Harice bin Zeyd (r.a.) yahudi bilginlerinden bazılarına Tevrat`ta yer alan bazı şeyler sordular. Ama onlar bunları gizlediler ve onlara bunları bildirmekten kaçındılar. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Ancak tevbe edip durumlarını düzelten ve (gerçeği) açıklayanların tevbelerini kabul ederim. Ben sürekli tevbeleri kabul eden ve rahmet sahibi olanım.
Şüphesiz inkar edip de inkarcı olarak ölenler var ya, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir.
Onlar (lanette) sürekli kalıcıdırlar. [32] Üzerlerinden azap hafifletilmez ve kendilerine bakılmaz da.
32.Lanette sürekli kalmaları ile lanetin gerektirdiği azap olan cehennem azabındaki süreklilikleri kastedilmektedir.
Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Rahman ve Rahim olan O'ndan başka ilah yoktur.
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, insanlara yarar sağlayan şeylerle denizlerde yüzen gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve böylece üzerinde bütün canlı türlerini yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gök ile yer arasında dolaştırılan bulutları oluşturmasında akıl eden bir topluluk için ayetler vardır.
164.Said bin Mansur`un Sünen`inde, Feryabi`nin Tefsir`inde ve Beyhaki`nin Şi`abu`l-İman adlı kitabında Dahhak`tan rivayet ettiklerine göre: "Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Rahman ve Rahim olan o ilahtan başka ilah yoktur" mealindeki ayeti kerime indirilince müşrikler hayret ederek: "Bir tek ilâh mı? Eğer doğruysa bize bir âyet getirsin" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Bu ayeti kerimenin iniş sebebi hakkında buna benzer daha başka rivayetler de nakledilmiştir.
İnsanların içinde Allah'tan başka ortaklar edinerek onları Allah'ı sever gibi seven kimseler bulunmaktadır. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise daha güçlüdür. Zulmedenler, azabı gördüklerinde bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi!
İşte o zamanda, kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzak olduklarını bildirirler ve aralarındaki bütün bağlar da kesilir.
Bunun üzerine, uyanlar da: "Bir kez daha elimize fırsat geçseydi de, onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık" derler. Böylece Allah, onların yaptıklarını iç çektirici (eyvah dedirtici) şeyler olarak kendilerine gösterir.[33] Onlar ateşten çıkacak da değildirler.
33.Yani dünyada yaptıkları işler kendilerine gösterildiğinde iç çekerek, "ah keşke yapmasaymışız" derler. Bu ifadenin ayetin baş tarafı ile bağlantısından anlaşılana göre bu dünyada sapıklık önderlerine uyup onların savunuculuğunu yapanlar, onları adeta taparcasına sevdiklerini ileri sürenler ahirette onların kendilerinden uzak olmaya çalıştıklarını görünce büyük bir pişmanlık duyacak ve "ah keşke bunların arkasından gitmeseymişiz, keşke bunların savunuculuğunu yapmasaymışız" diye iç çekecekler.
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan helal ve temiz olmak şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.
O size yalnızca kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
Onlara ne zaman: "Allah'ın indirdiğine uyun" denilse: "Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyuyoruz" derler. Ya, ataları bir şeyden anlamıyor veya doğru yolu bulamamış idilerse!
170.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) yahudileri İslâm`a davet etti ve kendilerini Allah`ın azabından ve intikamından sakındırdı. Ama onlardan Rafi bin Hureymile ve Malik bin Avf: "Ey Muhammed! Aksine biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyuyoruz. Onlar bizden daha bilgili ve daha iyi idiler" cevabını verdiler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
İnkar edenlerin örneği, bağırıp haykırmadan başka bir şeyi duymayan varlığa seslenen birinin örneği gibidir. [34] Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler dolayısıyla bir şeyden anlamazlar.
34.Burada inkar edenler, çağırış ve haykırıştan başka bir şey duymayan yaratığa seslenen kimseye benzetilmiyor. Daha önce 17. ayeti kerimede verilen örnekte olduğu gibi bir örnek veriliyor. Bu örnekle anlatılmak istenen ise şudur: Kâfirler adeta kendilerine söylenilenin anlamını anlayamayan ama sadece haykırışları, bağırışları duyup şartlanmışlık dolayısıyla bu seslere göre hareket eden hayvanlar gibidirler. Bu kâfirlere bir şeyler anlatmaya çalışan kimse de anlamlı sözlerle o hayvanlara bir şeyler anlatmaya çalışan çoban gibidir. Şu halde nasıl hayvanlar kendilerine söylenilen anlamlı sözlerden bir şey anlayamazlarsa, kâfirler de kendilerine anlatılan hakikati kavrayamazlar. (Bu konuda bkz. Konyalı Mehmed Vehbi, Hulasatu`l-Beyan, C.I, sh.287; Mevdudi, Tefhimu`l-Kur`an, C.I, sh.137; Mecme`u`t-Tefasir, C.I, sh.241)
Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve eğer Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin.
(Allah) size, leşi, kanı, domuz etini ve Allah'dan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Kim mecbur kalır da, taşkınlık etmeden ve aşırıya gitmeden yerse onun için günah yoktur. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.
Allah'ın indirdiği Kitab'dan bir şeyler gizleyen ve onunla az bir değeri satın alanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey yemiyorlar. Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır.
174.İbnu Cerir`in İkrime`den rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime ve Ali İmran suresindeki: "Allah`a vermiş oldukları ahidleri ve yeminlerini az bir değere satanlar var ya, onların ahirette bir nasipleri yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır" mealindeki ayeti kerime yahudiler hakkında indirilmiştir.Sa`lebi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime yahudilerin ileri gelenleri ve bilginleri hakkında indirilmiştir. Bunlar kendi içlerindeki kafaları çalışmayan insanlardan bol bol hediyeler alıyorlardı. Gönderilecek peygamberin de kendi içlerinden çıkmasını umuyorlardı. Ancak kendilerinden olmayan Hz. Muhammed (a.s.) peygamber olarak gönderilince kendilerinin bu kaynaklarının kesileceğinden ve itibarlarının gideceğinden korktular. Bu yüzden Hz. Muhammed (a.s.)`in özellikleriyle ve daha başka hususlarla ilgili Tevrat`ta yeralan bilgileri değiştirdiler. Sonra bu değiştirilmiş halini ortaya koyarak: "Son zamanda (ahir zamanda) ortaya çıkacağı haber verilen peygamberin özellikleri bu peygamberin özelliklerine benzemiyor" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
İşte onlar hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık da azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!
Bu, Allah'ın Kitab'ı hak üzere indirmiş olmasındandır. Kitab hakkında ayrılığa düşenler ise derin bir anlaşmazlık içindedirler.
İyilik yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Ancak iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden, O'nun sevgisi ile malı yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yolda kalmış olana, dilenenlere ve kölelere veren, namazı kılan, zekatı veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabreden kimselerin yaptıklarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. Takva sahibi olanlar da bunlardır.
177.Abdurrezzak`ın Ma`mer`den rivayet ettiğine göre yahudiler ibadetlerinde batı, hıristiyanlar da doğu tarafına yöneliyorlardı. Yüce Allah da bu ayeti kerimeyi indirdi.
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın. Her kime kardeşi tarafından bir bağışlamada bulunulursa bu zaman iyiliğe uyulmalı ve gerekli olan şey ona güzellikle verilmelidir. Bu, Rabbiniz tarafından size bir hafifletme ve rahmettir. Artık bundan sonra kim taşkınlık ederse ona acıklı bir azap vardır. [35]
35.Kısas uygulaması haksız yere öldürülen bir kimseye karşı onu öldürenin de öldürülmesidir. Kısas`ın kelime anlamı ise bir suçu işleyenin aynen işlediği suçun türünden bir uygulamayla cezalandırılmasıdır.Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın uygulaması sünnetle kısmen neshedilmiştir. Buna göre kadına karşı erkeğe kısas uygulanabilmektedir. Ehli sünnet alimlerine göre Kitab`ın sünnet ile neshi mümkündür. Çünkü Kitab`taki bir hükmü nesheden sünnet hükmü de Resulullah (a.s.)`a mana itibariyle vahyedilmiş olan bir hükümdür.Bir kimseye kardeşi tarafından bağışlamada bulunulması, öldürülen kişinin velisinin kısas uygulamasını değil de diyet verilmesini istemesidir.
Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Umulur ki sakınırsınız.
Sizden birine ölüm geldiğinde arkasında bir varlık bırakırsa, anne, babaya ve yakınlara iyilik üzere vasiyette bulunmak üzerinize farz kılındı. Bu, takva sahiplerinin üzerine bir haktır. [36]
36.Bu hüküm miras ayetleri ile neshedilmiştir.
Kim onu (vasiyyeti) duyduktan sonra değiştirirse, günahı değiştirenlerin üzerinedir. Allah duyandır, bilendir.
Kim vasiyet edenin bir haksızlığa meyledeceğinden veya günaha gireceğinden korkar da, tarafların arasını düzeltirse onun üzerine bir günah yoktur. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.
Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, (fenalıklardan) sakınırsınız diye oruç sizin üzerinize de farz kılındı.
Sayılı günlerde.[37] Sizden kim (bu günlerde) hasta veya yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Artık onu hiç tutamayacak kadar düşkünleşmiş olanlar ise (her bir gün için) bir yoksulu doyuracak kadar fidye verirler. Kim gönülden fazlaca bir iyilik yaparsa o kendisi için hayırlı olur. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
37.Yani oruç sayılı günler için farzdır.
Ramazan ayı, içerisinde insanlar için hidayet rehberi, doğruyu gösteren açık belgeleri kapsayan ve hak ile batılı birbirinden ayıran kitap olarak Kur'an'ın indirilmiş olduğu aydır. Sizden kim bu aya erişirse onda oruç tutsun. Kim de hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günlerin sayısınca başka günlerde tutar. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu, belirlenen sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola eriştirdiği için Allah'ı yüceltmeniz için ve olur ki şükredersiniz diyedir.
Kullarım sana benden sorarlarsa (bilsinler ki) ben onlara yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasını kabul ederim. Şu halde benim çağrıma kulak versin ve bana iman etsinler. Olur ki doğru yola uyarlar.
186.İbnu Cerir, İbnu Ebi Hatim, İbnu Merdeviye ve daha başkalarının bildirdiklerine göre bir bedevi Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Rabbimiz bize yakın mıdır? Eğer öyleyse O`na münacât edelim (alçak sesle yalvaralım). Yoksa uzak mıdır? Eğer öyleyse o zaman nida edelim (yüksek sesle yalvaralım)" dedi. Resulullah (a.s.) bu soru karşısında sustu. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Abdurrezzak`ın Hasanı Basri`den rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.)`ın sahabileri: "Rabbimiz nerdedir?" diye sordular. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bu rivayet mürseldir. (Çünkü Hasanı Basri tabiindendir).Bu ayeti kerimenin iniş sebebi hakkında daha başka rivayetler de bulunmaktadır.
Size, oruç günlerinin gecelerinde hanımlarınıza yaklaşmanız helal kılındı. Onlar sizin için bir örtüdürler, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah sizin nefislerinize güvenemeyeceğinizi bildi de tevbelerinizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şu halde artık (geceleri) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Ve şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden size göre ayırdoluncaya kadar yiyip için. Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Camilerde itikafta olduğunuz zamanlarda hanımlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın koymuş olduğu sınırlardır, bunlara yaklaşmayın. İşte, sakınırlar diye Allah ayetlerini insanlara böyle açıklamaktadır.
187.Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud ve Hakim`in Muaz bin Cebel (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre sahabiler iftar ettikten sonra uyuyuncaya kadar yer, içer ve hanımlarıyla ilişkide bulunurlardı. Uykuya yattıktan sonra artık bu işleri bırakırlardı. Bir keresinde Hz. Ömer (r.a.) gece bir süre uyuduktan sonra hanımıyla ilişkide bulundu. Sonra Resulullah (a.s.)`ın yanına giderek bu hususu kendisine bildirdi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Buhari`nin Bera bin Azib (r.a.)`den rivayet ettiğine göre Ramazan orucunun tutulması farz kılınınca erkekler bütün Ramazan boyunca hanımlarından uzak durmaya başladılar. Ancak erkekler nefislerine güvenemiyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu: "Allah sizin nefislerinize güvenemeyeceğinizi bildi de tevbelerinizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şu halde artık (geceleri) onlarla ilişkide bulunun ve Allah`ın sizin için takdir ettiğini dileyin..."
Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin ve insanların mallarının bir kısmını yemek için bile bile bunları günah olan bir şekilde hakimlere aktarmayın.
188.İbnu Ebi Hatim`in Said bin Cubeyr (r.a.)`den rivayet ettiğine göre İmru`u`l-Kays bin Amir ile Abdan bin Eşve` el-Hadrami bir arazi konusunda anlaşmazlığa düştüler. İmru`u`l-Kays bu konuda yemin etmek istedi. Bu ayeti kerime onun hakkında indi.
Sana hilaller hakkında soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar açısından ve hacc mevsiminin belirlenmesi için zaman ölçüleridir." İyilik evlere arka taraflarından gelmeniz değildir, aksine iyilik (fenalıklardan) sakınanın tutumudur. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan korkun. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. [38]
189.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre insanlar Resulullah (a.s.)`a hilaller hakkında soru sordular. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Yine İbnu Ebi Hatim`in Ebu`l-Aliye`den rivayet ettiğine göre insanlar: "Ey Resulullah (a.s.)! Hilaller niye yaratıldı?" diye sordular. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Ayetin ikinci kısmı hakkında da Buhari, Bera bin Azib (r.a.)`in şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Cahiliye döneminde insanlar ihrama girdiklerinde evlere arka taraflarından girerlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi. İbnu Ebi Hatim ve Hakim de Cabir bin Abdullah (r.a.)`tan buna benzer rivayetler nakletmişlerdir.Tayalisi`nin Bera bin Azib (r.a.)`den rivayet ettiğine göre de ensar yolculuktan döndüklerinde evlerine kapılarından girmezlerdi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bu iki rivayette vurgulanan iki farklı olayın her ikisinin de ayeti kerimenin indirilişi ile bağlantısı olabilir. Sonuç itibariyle ayeti kerimede, cahiliye döneminde sürdürülen değişik vesilerle evlere arkadan girme adetlerinin bir iyilik alameti olmadığı vurgulanmıştır.38.Cahiliye döneminde insanlar hac dönüşünde veya ihramlı iken evlerine kapıdan girmeyip arkadan bir delik açarak oradan girip çıkarlardı ve bunu bir iyilik sayarlardı. Ayet bu fiilin iyilik olmadığını bildirmektedir.
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın, ancak haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.
190.Vahidi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Hudeybiye anlaşması hakkında inmiştir. Şöyleki Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yıl müşrikler Resulullah (a.s.)`ı ve ashabını Mekke`ye girmekten alıkoyunca ertesi yıl kaza umresi yapmak için yola çıktılar. Ama müşriklerin anlaşmaya bağlı kalmayacakları endişesini taşıyorlardı. Bununla birlikte haram ayda onlarla çarpışmak da istemiyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.İbnu Cerir de Katade (r.a.)`den buna benzer bir rivayet nakletmiştir.
Onları bulduğunuz yerde öldürün ve kendilerini sizi çıkardıkları yerden çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür. Orada sizinle savaşmadıkları sürece onlarla Mescidi Haram etrafında savaşmayın. Eğer savaşırlarsa o zaman onları öldürün. Kâfirlerin cezası işte böyledir.
Eğer yaptıklarına son verirlerse, Allah bağışlayandır, rahmet edendir.
Fitne kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar [39] onlarla savaşın. Eğer onlar vazgeçerlerse, zalimlerden başkalarına düşmanlık edilmez.
39.Hakimiyet tam anlamıyla Allah`ın dininin oluncaya kadar.
Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler de karşılıklıdır. Size kim saldırıda bulunursa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın. Allah'a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir.
Allah yolunda harcamada bulunun ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
195.Ebu Davud, Tirmizi, İbnu Hibban, Hakim ve daha başkaları Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.)`nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Bu ayeti kerime biz ensar topluluğu hakkında inmiştir. Allah İslâm`ı kuvvetlendirince ve destekçileri de çoğalınca biz kendi aramızda gizlice: "Mallarımız zayi oldu. Yüce Allah da zaten İslâm`a güç kazandırdı. Artık mallarımızın başında durup da onlardan zayi olanları düzeltsek" dedik. Bunun üzerine Yüce Allah bize cevap olarak bu ayeti kerimeyi indirdi. Burada tehlike ile kastedilen savaştan geri kalarak malların başında durup onları düzeltmeye çalışmaktır."Taberani`nin Cubeyre bin Dahik`ten rivayet ettiğine göre ensar önceleri çok sadaka verir ve Allah`ın dilediği üzere harcamada bulunurlardı. Bir yıl darlığa düştüler ve bu yüzden vermemeğe başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer alıkonulursanız kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Gönderdiğiniz kurban yerine ulaşıncaya kadar saçlarınızı traş etmeyin. Hasta olan veya başından bir rahatsızlığı olan (bundan dolayı traş olan) kimsenin üzerine ya oruç, ya sadaka veya kurban olarak fidye gerekir. Güvene kavuştuğunuz zaman, her kim hacca kadar umre ile yararlanmak isterse kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. [40] Kim (kurban kesme imkanı) bulamazsa üç gün hacc esnasında yedi gün de döndükten sonra oruç tutması gerekir. Böylece tam on gün oruç tutar. Bu hüküm ailesi Mescidi Haram yakınında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah'ın cezası pek şiddetlidir.
196.İbnu Ebi Hatim`in Safvan bin Umeyye (r.a.)`den rivayet ettiğine göre bir adam Zaferan sürünmüş halde ve üzerinde de bir cübbe olarak Resulullah (a.s.)`a geldi: "Ey Resulullah (a.s.)! Benim umrem hakkında bana ne emredersin?" diye sordu. Bunun üzerine Yüce Allah: "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın" âyetini indirdi. Resulullah (a.s.): "Umre hakkında soru soran kişi nerde?" diye buyurdu. Adam: "Burdayım" dedi. Resulullah (a.s.) da şöyle buyurdu: "Üzerindeki elbiseni çıkar, sonra guslet ve yapabildiğin kadarıyla burnunu temizle, sonra hac esnasında yaptıklarını umrende de aynen yap."40.Yani eğer bir kimse hacc mevsimi girmeden önce umre yapar ve aynı yıl içerisinde hac yapmaya da niyet ettiği halde aradaki zaman süresinin uzun olması sebebiyle üzerinden ihram yasaklarının kalkması için ihramdan çıkarsa haccını tamamladıktan sonra kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Bu hacc şekline temettu haccı denmektedir.
Hacc belli aylardadır. Kim bu aylarda haccı kendine farz ederse (ihrama girerse) bilsin ki, haccda kadına yaklaşmak, fenalık yapmak ve tartışmaya girmek yoktur. Her ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının!
197.Yüce Allah`ın: "Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır" sözü hakkında Buhari, Abdullah bin Abbas (r.a.)`ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Yemenliler haccederlerdi ve yanlarına azık almazlardı: "Biz Allah`a tevekkül ediyoruz" derlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır" diye buyurdu."
Rabbinizden bir lütuf istemenizde sizin için herhangi bir sakınca yoktur. [41] Arafat'tan topluca indiğinizde Meş'ar-ı Haram'da Allah'ı anın. O size doğru olanı gösterdiği gibi siz de O'nu anın. Gerçekte siz bundan önce sapıklardan idiniz.
198.Buhari`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre cahiliye döneminde Ukaz, Mecenne ve Zu`l-Mecaz adlı panayırlar oluşturulurdu. Buralarda alış veriş edenler hac döneminde ticaret yapmakla günâh işlemiş olabilecekleri endişesine kapıldılar ve bunu Resulullah (a.s.)`a sordular. Bunun üzerine Yüce Allah: "Rabb`inizden bir lütuf istemenizde sizin için herhangibir sakınca yoktur" diye buyurdu. Yani hac mevsimlerinde ticaret yapılmasının bir sakıncası olmadığını bildirdi. Abdullah bin Ömer (r.a.)`den nakledilen bir rivayette de bu ayeti kerimenin insanların Resulullah (a.s.)`a hac döneminde ticaret yapmanın hükmünü sormaları üzerine indirildiği ifade edilmiştir.41.Yani hacc mevsiminde ticaret yaparak rızık temin etmeye çalışmanızda bir sakınca yoktur. Bu açıklama bazılarının hacc esnasında ticaret yapılmasını hoş karşılamamalarına cevap olarak inmiştir.
Sonra insanların toplu halde akın ettikleri yerden siz de topluca akın edin ve Allah'dan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayan ve rahmet edendir.
Hacc görevlerinizi tam olarak yerine getirdikten sonra Allah'ı, önceden atalarınızı andığınız gibi hatta ondan daha fazla anın. İnsanların içinde: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver" diyen vardır ki, onun ahirette bir payı yoktur.
200.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre cahiliye döneminde insanlar hac mevsiminde vakfe yaparlardı ve içlerinden bir adam çıkarak: "Benim babam şöyle şöyle yemekler yedirirdi, şöyle yükler yüklerdi (yani bol bol sadakalar verirdi)..." derdi. Böyle atalarının işlerini saymaktan başka bir konuşmaları olmazdı. Buna karşılık Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.İbnu Cerir`in Mücahid`den rivayet ettiğine göre de cahiliye döneminde Araplar hacla ilgili işlerini yerine getirdikten sonra şeytan taşlama yerlerinin yanında durarak atalarını ve onların yaptıkları işleri anmaya başlarlardı. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.Ayetin ikinci bölümüyle ilgili olarak da İbnu Ebi Hatim, Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan şöyle rivayet etmiştir: "Bedevilerden bir topluluk vakfe yerine gelerek: "Ey Allah`ım! Bu yılı yağmuru bol, ürünü bol bir yıl eyle! Bu yılı dostluk ve güzellik yılı eyle" derler ama ahiretle ilgili bir dilekte bulunmazlardı. Yüce Allah onların hakkında: "İnsanların içinde "Ey Rabb`imiz bize dünyada ver" diyen vardır ki, ona ahirette bir nasib yoktur" diye buyurdu. Onlardan sonra mü`minlerden bir topluluk gelerek şöyle derlerdi: "Ey Rabb`imiz bize dünyada da iyiliği ahirette de iyiliği ver ve bizi ateşin azabından koru". (Yüce Allah onlar hakkında da şöyle buyurdu): "İşte bunlar kazandıklarına karşılık bir nasib alırlar. Allah hesabı çabuk görendir." (202. ayet)
Onlardan kimi de: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyiliği ahirette de iyiliği ver ve bizi ateşin azabından koru" der.
İşte bunların kazandıklarından bir payları vardır. Allah hesabı çabuk görendir.
Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki günde acele ederse onun için bir günah yoktur. Kim de geriye kalırsa sakındığı takdirde onun için de bir günah yoktur. [42] Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız.
42.Burada iki gün ile kastedilen Zilhicce ayının 12. ve 13. günüdür. Teşrik günlerinden olan bu günler hacıların Mina`da şeytan taşlama görevlerini yerine getirdikleri günlerdir. Bu ayeti kerimenin bildirdiği hükme göre sözkonusu iki günde isteyen Mina`da kalır, isteyen de Mekke`ye dönerek şeytan taşlama işi için Mekke`den gelip gider.
İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatıyla ilgili sözleri senin hoşuna gider ve kalbinde olana Allah'ı şahit tutar. Gerçekte ise o düşmanların en yamanıdır.
204.İbnu Cerir`in Suddi`den rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime el-Ahnes bin Şerik hakkında indirilmiştir. O Resulullah (a.s.)`a gelerek ona karşı Müslüman olduğunu açıkladı. Onun Müslüman olması da Resulullah (a.s.)`ın hoşuna gitti. Bu kişi daha sonra çıktığında Müslümanlara ait bir ekin tarlasının ve develerin yanından geçti. Ekini yaktı, develeri de kesti. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Yanından ayrılıp gittiğinde de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
Ona "Allah'dan kork" denildiği zaman gururu onu günaha sürükler. Artık ona cehennem yeter. O ne kötü bir yataktır.
İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını Allah'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler. Allah kullarına karşı şefkatlidir.
207.Haris bin Ebi Usâme`nin ve İbnu Ebi Hatim`in Said bin el-Museyyeb`den rivayet ettiklerine göre, Suheyb Resulullah (a.s.)`ın yanına hicret etmek üzere çıktı. Kureyş`ten bazı kimseler onun peşine düştüler. (Onlar arkadan yetişince) Suheyb (r.a.) bineğinden inerek ve ok torbasında olanları ortaya dökerek dedi ki: "Ey Kureyş topluluğu! Biliyorsunuz ki ben içinizde en iyi ok atan biriyim. Şu ok torbamda bulunan okların tamamı bitinceye kadar bana ulaşamazsınız. Onlar bitince de kılıcımdan elimde bir şey kaldığı sürece onunla çarpışmaya devam ederim. İsterseniz ben Mekke`deki malımın yerini size öğreteyim siz de beni serbest bırakın." Onlar da: "Olur" dediler. Medine`ye gelince Resulullah (a.s.) ona: "Ey Ebu Yahya! Yaptığın satış kârlı çıktı. Ebu Yahya`nın satışı kârlı çıktı" diye buyurdu. Ardından bu ayeti kerime indi. Bu rivayeti destekleyen daha başka rivayetler de nakledilmiştir.
Ey iman edenler! İslam'a tam anlamıyla, her şeyinizle girin ve şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o, sizin için açık bir düşmandır. [43]
208.İbnu Cerir`in İkrime`den rivayet ettiğine göre yahudilikten dönmüş Müslümanlardan olan Abdullah bin Selâm, Sa`lebe, Ka`b`ın iki oğlu Esed ve Useyyid, Said bin Amr ve Kays bin Zeyd Resulullah (a.s.)`a: "Ey Resulullah (a.s.)! Cumartesi günü bizim hürmet ettiğimiz bir gündür. Bize izin ver de bu günü değerlendirelim. Tevrat da Allah`ın kitabıdır. Bize izin ver o (gün)ün gecesinde ibadet edelim" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.43.Bu ayeti kerime, Abdullah bin Selam ile onun bazı arkadaşlarının İslam`a girdikten sonra da Cumartesi gününe hürmet etmeleri ve deve eti yemekten kaçınmaları üzerine inmişti. Ancak ayeti kerimenin ifade ettiği anlam geneldir. Yani bir insan Müslümanlığı kabul ettikten sonra artık eski dönemini tamamen unutmalı, geçmişte sahip olduğu inancın etkisinden tamamen kurtulmalıdır.
Size açık deliller geldikten sonra ayağınız kayarsa bilin ki Allah yücedir, hikmet sahibidir.
Onlar bulut gölgeleri içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini ve işin bitirilmesini mi gözlüyorlar? İşler şüphesiz Allah'a döndürülür.
İsrailoğullarına, nice açık deliller verdiğimizi sor! Kim kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini değiştirirse şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır. [44]
44.Burada Allah`ın nimetiyle kastedilen Allah`ın hidayet nimeti ve ilahi Kitab`ıdır.
İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Bu yüzden mü'minlerle alay ediyorlar. Oysa takva sahipleri kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır.
İnsanlar tek bir ümmetti. Sonra Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi. Onlarla birlikte, insanlar arasında ayrılığa düştükleri konularda hükmetmeleri için hak üzere Kitab indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlıklarından, kinlerinden dolayı bu (Kitap) hakkında ayrılığa düşenler kendilerine Kitab verilmiş olanlardan başkaları değildir. Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir.
Yoksa siz, sizden önce geçenlerin başlarına gelenin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine darlık ve sıkıntı içerisine düştüler ki, peygamber ile yanındakiler "Allah'ın yardımı acaba ne zaman?" diyecek kadar sarsıldılar. Bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır.
Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki: "Hayır yolunda sarfedeceğiniz şey anne-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere ve yolda kalmışadır. Hayır adına her ne işlerseniz şüphesiz Allah onu bilir."
215.İbnu Münzir`in Ebu Hayyan`dan rivayet ettiğine göre Amr bin Cemuh (r.a.), Resulullah (a.s.)`a: "Mallarımızdan neyi infak edeceğiz ve nerelere vereceğiz?" diye sordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Savaş, hoşunuza gitmemekle birlikte üzerinize farz kılındı. Bir şeyden hoşlanmadığınız halde o sizin iyiliğinize olabilir. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.
Sana haram aydan, onda savaşmaktan soruyorlar. De ki: "Onda savaşmak büyük bir günahtır. İnsanları Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a karşı nankörlük etmek, halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük bir günahtır. Bozgunculuk ise öldürmekten daha fenadır. Onlar eğer güç yetirebilirse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve sonra da kâfir olarak ölürse, işte onların yaptıkları işler dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada sürekli kalıcıdırlar.
217-218. İbnu Cerir`in, İbnu Ebi Hatim`in, el-Mu`cemu`l-Kebir`de Taberani`nin ve Sünen`inde Beyhaki`nin Cundeb bin Abdullah (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre Resulullah (a.s.) bir birlik gönderdi. Başlarına da Abdullah bin Cahş (r.a.)`ı tayin etti. Bunlar İbnu`l-Hadrami ile karşılaştılar ve onu öldürdüler. O günün Receb ayından mı yoksa Cemadiye`l-ula ayından mı olduğunu bilmiyorlardı. Bu olay üzerine müşrikler Müslümanlara: "Haram ayda adam öldürdünüz" demeye başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi. Daha sonra bazıları: "Bunlar eğer bir günâh işlemedilerse bir sevap da kazanamamışlardır" dediler. Bunun üzerine de Yüce Allah: "İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler, işte bunlar Allah`ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayan, rahmet edendir" diye buyurdu.İbnu Mende`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de bu ikinci ayeti kerime sahabiler hakkında indirilmiştir.
Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayan, rahmet edendir.
Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: "Onlarda büyük günah ve insanlar için bazı yararlar vardır. Ancak günahları yararlarından daha büyüktür." Yine sana neyi sarfedeceklerini (infak edeceklerini) soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan fazlasını." İşte Allah, olur ki düşünürsünüz diye ayetlerini size böyle açıklamaktadır.
219.Bu ayeti kerimenin şarap ve kumarla ilgili kısmı hakkında Maide suresinin 90. ayeti kerimesinin iniş sebebi açıklanırken bilgi verilecektir.Ayetin ikinci kısmı hakkında İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, sahabilerden bazı kimseler infak etmekle emrolununca Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Biz bu yerine getirmekle emrolunduğumuz mallarımızdan infakta bulunma işinin nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz. Ondan neyi infak edeceğiz?" dediler. Bunun üzerine bu açıklama geldi.Bir başka rivayete göre de Muaz bin Cebel (r.a.) ile Sa`lebe (r.a.) Resulullah (a.s.)`a ne infak etmeleri gerektiğini sorunca böyle buyuruldu.
Hem dünya ve hem de ahiret üzerinde (düşünesiniz diye)! Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: "Onların durumlarını düzeltmek iyidir. Eğer onları aranıza alırsanız, artık sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgunculuk edeni de, düzeltme yapanı da bilir. Allah dileseydi sizin önünüze zorluk çıkarırdı. Şüphesiz Allah yücedir, hikmet sahibidir.
220.Yüce Allah: "Yetimin malına da, yetimin erginlik çağına erişmesinden önce onu en güzel şekilde değerlendirmek dışında yaklaşmayın" (Enam,
6:152) diye buyurunca yanlarında yetim barındıranlar bu yetimleri kendilerinden ayırdılar. Onların yiyeceklerini kendi yiyeceklerine karıştırmadılar. Bunun yanısıra kendi yiyeceklerinden de onlarınkine bir miktar ilave ederek bunu yetim çocuklar yiyip bitirinceye veya yiyecek bozuluncaya kadar öyle saklamaya başladılar. Ancak bu uygulama yetim barındıranlar için zor geldi. Bunu Resulullah (a.s.)`a bildirdiler. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.
Allah'a iman etmedikleri sürece müşrik kadınları nikahlamayın. Şüphesiz mü'min bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik olan bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de iman etmedikleri sürece (kızlarınızı) nikahlamayın. Şüphesiz mü'min bir köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir adamdan daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırmaktadırlar. Allah ise, kendi izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırmakta ve belki, düşünüp öğüt alırlar diye insanlara ayetlerini açıklamaktadır.
221.İbnu Münzir, İbnu Ebi Hatim ve Vahidi`nin Mukâtil`den rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime İbnu Ebi Mürsed el-Ganevi hakkında indirilmiştir. O, güzel ve itibar sahibi ama müşrik olan Anak adlı bir kadınla evlenmek için Resulullah (a.s.)`tan izin istedi. Bunun üzerine Yüce Allah böyle buyurdu.Vahidi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de bu ayeti kerime cariyesini dövdükten sonra pişman olup sonra onunla evlenen ve bu yüzden: "Câriyesiyle evlendi" diye tenkid edilen Abdullah bin Revaha (r.a.) hakkında indirilmiştir.Ayetin her iki olayla da bağlantısının olması mümkündür.
Sana bir de ay halinden soruyorlar. De ki: "O bir eziyettir. Ay hali görmekte oldukları sırada kadınlarınızdan uzak durun ve temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. [45] Temizlenmelerinden sonra artık Allah'ın size emretmiş olduğu yerden kendilerine varın. Şüphesiz Allah çokça tevbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever."
222.Müslim ve Tirmizi`nin Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiklerine göre yahudiler kadınları hayızlı olduklarında onlarla birlikte yemek yemez evlerde onlarla biraraya gelmezlerdi. Resulullah (a.s.)`ın ashabı bu meseleyi Resulullah (a.s.)`a sorunca da bu ayeti kerime indirildi. Resulullah (a.s.) da: "Nikâh (yani cinsel ilişki) dışında her şeyi yapın. (Yani hayız olmadıkları zamanlarda yapmanızda bir sakınca olmayan her şeyi yapabilirsiniz -çeviren)" diye buyurdu.45.Yani onlarla ay hali gördükleri dönemde cinsel ilişkide bulunmayın.
Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır. Artık tarlalarınıza istediğiniz gibi varın. Kendiniz için de ileride yararlanacağınız şeyler hazırlayın. Allah'a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki siz O'na kavuşacaksınız. Mü'minleri de müjdele.
Yeminlerinizi bahane ederek iyilik yapmanız, kötülüklerden sakınmanız ve insanların aralarını düzeltmeniz konusunda Allah'ı engel kılmayın. Allah duyandır, bilendir. [46]
224.İbnu Cerir`in İbnu Cureyc`den rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Hz. Ebu Bekir (r.a.)`in Mistah ile ilgili yemini hakkında indirilmiştir. Hz. Ebu Bekir (r.a.), daha önce kendisine yardımda bulunduğu Mistah`a Hz. Aişe (r.a.)`ye iftirada bulunulması olayında bu dedikodulara karıştığından dolayı bir daha yardımda bulunmamak üzere yemin etmişti. Bu konu Nur suresinin 11. ayeti kerimesinin iniş sebebi açıklanırken ele alınacaktır.46.Yani Allah`ın adını anarak yaptığınız yeminleri iyilik yapmanız, fenalıklardan sakınmanız ve insanların aralarını düzeltmeniz konusunda engel tutmayın. Hadisi şeriflerde bildirildiğine göre bir kimse bir konuda yemin eder de, sonra başka bir şeyin daha hayırlı olduğunu görürse yeminini bozup keffaret vermesi gerekir.
Allah dil sürçmesiyle yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Ama kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. [47] Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
47.Yani "yemin niyeti taşımaksızın sadece dil alışkanlığıyla yaptığınız yeminden sorumlu olmazsınız. Ancak kalben yemine niyet edip de bilerek yaptığınız yeminden dolayı sorumlusunuz." Buradaki sorumluluk yemin hükümlerine tabi olmayı gerektiren sorumluluktur. Böyle bir sorumluluğu gerektiren yemin bozulduğunda yemin keffareti gerekir. Ama dil alışkanlığıyla kullanılan yemin sözlerinden dolayı keffaret gerekmemektedir.
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenlerin dört ay bekleme süreleri vardır. Eğer (bu süre içinde) yeminlerinden dönerlerse bilsinler ki, Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Eğer boşamayı amaçlarlarsa şüphesiz ki, Allah işitendir, bilendir.
Boşanmış kadınlar üç ay hali süresi kendilerini gözetirler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa Allah'ın, rahimlerinde yarattığını gizlemeleri helal olmaz. Kocaları eğer barışmak isterlerse bu süre içinde onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Onların üzerlerindeki sorumluluğa denk bir şekilde iyilik üzere hakları da vardır. Erkeklerin ise onların üzerinde bir derece farkları vardır. Allah yücedir, hikmet sahibidir.
Boşama iki keredir. Artık bundan sonra ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak gerekir. Sizin onlara verdiklerinizden bir şeyi geri almanız helal olmaz. Ancak, Allah'ın sınırlarını gözetememekten korkmaları durumu bunun dışındadır. Eğer o ikisinin Allah'ın sınırlarını gözetemeyeceklerinden korkarsanız (bilin ki), kadının kendi hakkının bir kısmından vazgeçmesinde onlar için herhangi bir günah yoktur. [48] Bunlar Allah'ın sınırlarıdır, onları aşmayın. Kimler Allah'ın sınırlarını aşarlarsa işte onlar zalimlerdir.
229.Tirmizi`nin Hakim`in ve daha başkalarının Hz. Aişe (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre cahiliye döneminde bir adam karısını istediği kadar boşayabiliyor ve iddeti dolmadan yeniden nikâhlayıp tekrar boşuyordu ve böylece kadının kendinden tamaman boş olup bir başkasıyla evlenmesine fırsat vermiyordu. Bu tarzda bir adam karısını yüz kere hatta daha fazla boşayabiliyordu. Hatta bir adam karısına: "Vallahi seni kesin bir şekilde benden ayrılacağın bir boşama ile boşamayacağım. Bununla birlikte asla kendime de almayacağım" dedi. Kadın: "Bu nasıl olacak?" diye sordu. Adam da: "Seni boşarım, tam iddetin dolacağı sırada geri alırım" cevabını verdi. Bunun üzerine kadın Resulullah (a.s.)`a giderek bunu ona bildirdi. Resulullah (a.s.) önce sustu, sonra bu ayeti kerime indirildi.48.Yani aralarında geçimsizlik varsa ve bu yüzden yahut bir başka sebepten dolayı Allah`ın ölçülerine uyamayacaklarından endişe ediliyorsa kadın kocasının bir an önce kendisini boşaması isteğiyle mehrinin bir kısmından ya da tamamından vazgeçebilir veya mehrinin miktarını aşmayacak kadar fidye verebilir. Bundan dolayı kadın bir günaha girmeyeceği gibi erkek de eşinin bu isteğini kabul etmek suretiyle mehirden onun kabul etmiş olduğu miktarını kesmesinden veya onun vereceği fidyeyi almasından dolayı günaha girmez. Bunların boşanma davalarıyla ilgilenen hakimler de anılan sebepten dolayı böyle bir boşanma isteğini geçerli sayabilirler. Bu uygulamaya İslam fıkhında hulu veya hil`at denmektedir.
Eğer (bu iki boşamadan sonra koca eşini) tekrar boşarsa artık o kadın bir başka koca ile nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer bu ikinci kocası o kadını boşarsa, Allah'ın sınırlarını gözeteceklerine kanaat getirmeleri durumunda (birinci kocası ile) yeniden evlenmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Bunlar Allah'ın, bilen bir topluluğa açıkladığı sınırlarıdır.
230.Yüce Allah`ın: "Allah`ın ayetlerini eğlence konusu yapmayın" sözü hakkında Müsned`inde İbnu Ebi Ömer ve İbnu Merdeviye Ebu Derda (r.a.)`nın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Bir adam karısını boşuyor sonra "şaka yaptım" diyordu. Yine biri kalkıp kölesini azad ediyor "şaka yaptım" diyordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi." Ubade bin samit (r.a.) ve Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan da buna benzer rivayetler nakledilmiştir.
Kadınlarınızı boşadığınızda bekleme sürelerini tamamlarlarsa artık onları ya iyilikle tutun veya iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz etmek için kendilerine zarar vermek üzere yanınızda tutmayın. [49] Kim bunu yaparsa kendi nefsine haksızlık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence konusu yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve onlarla size öğüt vermek için üzerinize Kitab ve hikmet indirdiğini hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki Allah her şeyi bilmektedir.
49.Yani onların mehirlerinden vazgeçmek veya fidye vermek suretiyle yukarıda anlatılan hil`at uygulamasına başvurmalarını sağlamak amacıyla kendilerine eziyet etmek üzere nikahınız altında tutmayın.
Kadınları boşadığınızda bekleme sürelerini tamamlarlarsa, aralarında iyilik üzere anlaşmaları durumunda (kendileriyle evlenmeye niyetlendikleri) eşleriyle nikahlanmalarını engellemeye çalışmayın. Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edene öğüt verilmektedir. Bu sizin için daha elverişli ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.
Anneler de, emzirme süresini tamamlatmak isteyenler için çocuklarını iki tam yıl emzirirler. [50] (Bu süre içinde) uygun bir şekilde onların yiyecek ve giyeceklerini temin etmek de çocuk kendisine ait olan babanın üzerinedir. Hiç kimse gücünün yeteceğinden fazlası ile sorumlu tutulamaz. Anne çocuğundan dolayı zarara sokulmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğundan dolayı zarara uğratılmasın. Mirasçının üzerinde de aynı yükümlülük vardır. Eğer (anne ile baba) karşılıklı memnuniyetle ve aralarında danışarak çocuğu sütten kesmek isterlerse bundan dolayı herhangi bir günaha girmiş olmazlar. Çocuklarınızı süt anneye vermek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödediğiniz takdirde, bunda da sizin için bir sakınca yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görmektedir.
50.Yani karı-kocanın ayrılması durumunda baba çocuğunun emzirme süresini tamamlamak isterse anne onu iki yıl emzirir.
Aranızdan arkalarında eşlerini bırakarak ölenlerin karıları, kendi kendilerine, dört ay on gün beklerler. Bekleme sürelerini tamamlamalarından sonra onların kendi haklarında örfe uygun olarak yaptıklarından dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.
Bu kadınlara kendileriyle evlenme arzusunda olduğunuzu sezdirmenizde veya kalplerinizde böyle bir arzu taşımanızda sizin için sakınca yoktur. Allah onları içinizden geçireceğinizi bildi. Güzel bir söz söylemeniz dışında onlarla gizlice sözleşmeyin. Bekleme süresi tamam oluncaya kadar nikah bağını bağlamaya da kalkmayın ve bilin ki Allah sizin içinizden geçenleri bilmektedir. Şu halde O'ndan sakının. Yine bilin ki Allah bağışlayandır, hilim sahibidir.
Kendilerine el sürmediğiniz ve mehirlerini belirlemediğiniz kadınları boşamanızdan dolayı üzerinize bir vebal yoktur. [51] Onlara uygun şekilde bir şeyler verin. Durumu iyi olan kendi gücü oranında, darda olan da kendi gücü oranında örfe göre bir şeyler vermeli. Bu, iyilik sahiplerinin üzerine bir yükümlülüktür.
51.Yani bu şekilde boşadığınız kadınlara belirli bir mehir vermeniz gerekmez.
Eğer onları mehirlerini belirledikten sonra, henüz kendilerine el sürmeden boşarsanız belirlemiş olduğunuz mehrin yarısını vermeniz gerekir. Ancak kadınlar vazgeçer veya nikah bağı elinde olan erkek tamamını bağışlarsa başka. [52] Bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızda fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görür.
52.Yani kadın gönüllü olarak kendisi için belirlenmiş olan mehirden tamamen vazgeçerse erkeğin bir şey vermesi gerekmez. Yine erkek iyilik olarak belirlemiş olduğu mehrin tamamını kadına ödemek isterse kadının bunu almasında sakınca yoktur.
Namazları ve (özellikle) orta namazı koruyun ve gönülden boyun eğerek Allah'ın huzuruna durun.
238.Ahmed bin Hanbel, Nesai ve İbnu Cerir`in Zeyd bin Sabit (r.a.)`ten rivayet ettiklerine göre Resulullah (a.s.) öğle namazını öğle sıcağında kıldırırdı. Arkasında ise bir veya iki saftan fazla kimse olmazdı. İnsanlar ya kaylule uykularında veya ticaretlerinde olurlardı. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Ayeti kerimenin ikinci bölümü ile ilgili olarak da kutubi sitte sahipleri ve daha başkaları Zeyd bin Erkam (r.a.)`ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Biz Resulullah (a.s.)`ın zamanında namazda konuşurduk. Bizden bir adam namazdayken yanındaki arkadaşıyla konuşurdu. Bunun üzerine: "Gönülden boyun eğmiş kimseler olarak Allah`ın huzurunda ibadete durun" hükmü indi. Böylece (namazda) sessiz durmakla emrolunduk ve konuşmaktan nehyolunduk." İbnu Cerir de Mücahid`den bunu destekleyen bir rivayet nakletmiştir.
Eğer korkarsanız yürürken veya binek üzerinde kılın. Güvene kavuştuğunuz zaman, size bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı zikredin.
Sizden arkalarında hanımlarını bırakarak ölenler, hanımlarının dışarı çıkarılmaksızın bir yıl boyunca geçimlerini sağlayacak bir varlık vasiyet etsinler. Eğer çıkarlarsa onların kendi haklarında meşru olarak yaptıklarından dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah yücedir, hikmet sahibidir. [53]
240.İshak bin Rahuye`nin Tefsir`inde Mukatil bin Hibban`dan rivayet ettiğine göre Taif halkından olan ve erkek ve kız çocukları bulunan bir adam Medine`ye geldi. Beraberinde anne babasıyla hanımı da vardı. Bu adam Medine`de vefat etti ve kendisi için ne yapılacağı konusunda Resulullah (a.s.)`a müracaat edildi. Resulullah (a.s.) anne ve babasına (mirasından) iyilik üzere bir şeyler verdi. Çocuklarına da bir şeyler verdi. Hanımına ise bir şey vermedi ama diğerlerine onun için bir yıla kadar kocasının mirasından harcamada bulunmaları emredildi. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.53.Bu hüküm, miras ayetleri ile neshedilmiştir. Çünkü miras ayetlerinde hanımların mirastaki haklarının ne olduğu da bildirilmektedir. Ayeti kerimede "dışarı çıkarılmaksızın" denilirken kastedilen evlerini terketmemeleridir. Yoksa evde mahpus kalma anlamı kastedilmiyor.
Boşanan kadınlara da örfe uygun bir geçimlik verilmelidir. Bu takva sahiplerinin üzerine bir yükümlülüktür.
Allah size belki akıl edersiniz diye ayetlerini böylece açıklamaktadır.
Sayıları binleri bulduğu halde ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "ölün" dedi ve sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
Allah yolunda savaşın ve bilin ki, Allah duyandır, bilendir.
Allah'ın kendisine kat kat fazlasıyla ödemesi karşılığında kim Allah'a güzel bir borç verir! Allah daraltır da, genişletir de! Ve O'na döndürüleceksiniz.
245.İbnu Hibban, İbnu Ebi Hatim ve İbnu Merdeviye`nin Abdullah bin Ömer (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre: "Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her bir başağında yüz tane olmak üzere yedi başak çıkaran bir tane örneğidir" mealindeki ayeti kerime indirilince Resulullah (a.s.): "Rabbim! Ümmetim için artır" diye buyurdu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Onlar peygamberlerine: "Bizim için bir hükümdar gönder de (onun emrinde) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. Peygamber: "Ya savaş size farz kılınır da savaşmazsanız?" dedi. Onlar: "Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olan bizler niçin Allah yolunda savaşmayalım ki?" demişlerdi. Üzerlerine savaş farz kılındığında ise çok azı dışında yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
Peygamberleri onlara: "Allah sizin için hükümdar olarak Talut'u gönderdi" dedi. Onlar: "Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz ve ona bir mal genişliği de verilmediği halde nasıl bizim üzerimize hükümdar olabilir?" dediler. Peygamberleri: "Doğrusu Allah onu sizin üzerinize seçti ve onun bilgisini ve bedensel gücünü artırdı. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir" dedi.
Peygamberleri onlara: "Onun hükümdarlığının belgesi, size, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesiyle Harun ailesinin geriye bıraktıklarından arta kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı Tabut'un gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır" dedi.
Talut askerlerle yola çıkınca: "Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa işte o bendendir. Yalnız eliyle bir avuç avuçlayan müstesnadır" dedi. İçlerinden az bir kısım dışında hepsi ondan içtiler. O (Talut) ve onunla beraber bulunan iman etmiş kişiler ırmağı geçince, bunlar (emri tutmayıp ırmaktan su içenler): "Bugün bizim Calut'a ve onun askerlerine karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacakları kanaatini taşıyanlar ise: "Nice az topluluk vardır ki, Allah'ın izniyle, kalabalık topluluğa üstün gelmiştir. Allah da sabredenlerle beraberdir" dediler.
Bunlar Calut'un ve askerlerinin karşısına çıktıklarında da: "Ey Rabbimiz, bize bolca sabır ver, ayaklarımızı sağlam tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" dediler.
Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar ve Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona hükümdarlık ve hikmet verdi ve kendisine dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bazılarını diğer bazılarıyla savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Ancak Allah alemler üzerinde lütuf sahibidir.
Bunlar Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz ayetleridir. Ve hiç şüphe yok ki sen peygamberlerdensin.
İşte biz bu peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Onların içinde Allah'ın kendileriyle konuştukları vardır. Bazılarını ise derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kuds ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine açık belgeler geldikten sonra birbirleriyle çarpışmazlardı. Ama onlar ayrılığa düştüler; kimisi iman etti, kimisi de inkar etti. Allah dileseydi onlar birbirleriyle çarpışmazlardı. Ama Allah istediğini yapar.
Ey iman edenler! Alış verişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden harcayın. Kâfirler ise zalimlerin ta kendileridirler.
Allah, kendinden başka ilah olmayan (ilah)dır. O, sürekli diridir ve yaratıklarını sürekli koruyup gözetendir. Onu ne bir uyuklama ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katında kendisinin izni olmadan kim şefaat edebilir! O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun ilminden dilediği kadarından fazla bir şeyi kuşatamazlar. O'nun Kürsi'si gökleri ve yeri kaplamıştır. [54] Bunları korumak O'na güç gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür.
54.Kürsi konusunda müfessirler değişik açıklamalarda bulunmuşlardır. Bazıları buradaki Kürsi ile Yüce Allah`ın varlıklar üzerindeki güç ve hakimiyetinin kastedildiğini söylemişlerdir. Bazıları ise Kürsi`nin Arş`ın altında bütün gökleri kuşatan bir varlık olduğunu söylemişlerdir.Resulullah (a.s.)`ın: "Yedi kat gök Kürsi`ye nisbetle bir kapı tokmağının üstündeki yedi dirhem gibidir" anlamındaki hadisi şerifi bu konuda delil olarak ileri sürülmüştür. Kürsi ile kastedilenin bizzat Arş olduğunu söyleyenler de vardır. Bir başka açıklamaya göre ise Kürsi ile Yüce Allah`ın bütün yaratılmışları kuşatan ilmi kastedilmektedir.
Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim Tağut'u inkar edip Allah'a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur. [55] Onun kopması sözkonusu değildir. Allah duyandır, bilendir.
256.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime ensardan Sâlim bin Avf oğullarından olan el-Husayn adındaki bir adam hakkında inmiştir. Onun iki oğlu vardı ve hıristiyan olmuşlardı. O ise Müslümandı. Bu kişi Resulullah (a.s.)`a: "Onları (Müslüman olmaları için) zorlamıyayım mı? Onlar hıristiyanlıktan başka bir şeyi kabul etmiyorlar" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.55.Bazı tefsir alimleri Tağut ile şeytanın kastedildiğini söylemişlerdir. Bazılarına göre bununla kastedilen putlardır. Ancak kelimenin sözlük anlamı da göz önünde bulundurularak yapılan açıklamalara göre insanları sapıklığa çağıran, sapıklıkta başkalarına öncülük eden veya insanların kendisine körü körüne bağlanıp kendisini yüceltmelerini isteyen herkes Tağut`lar zümresindendir.
Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin dostları ise Tağut'tur; onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Bunlar cehenneme atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.
Allah kendisine hükümdarlık verdi diye, İbrahim'le Rabbi hakkında tartışmaya gireni görmedin mi? İbrahim: "Benim Rabbim dirilten ve öldürendir" dediğinde "Ben de diriltir ve öldürürüm" demişti. Bunun üzerine İbrahim: "Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir bakalım" deyince o inkar eden şaşırıp kaldı. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
Yahut binalarının çatıları çökmüş ve duvarları üstüne yıkılmış bir kasabadan geçen gibisinden haberin oldu mu? Bu kişi: "Allah bunu ölümünden sonra nasıl diriltecek?" demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl sonra diriltti. "Burada ne kadar kaldın?" dedi. O kişi: "Bir gün veya bir günden daha kısa bir süre kaldım" cevabını verdi. (Allah da): "Hayır sen burada yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, hiç bozulmamış. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir ibret kılalım diye (bunu yaptık). Şimdi kemiklere bak onları nasıl biraraya getiriyor, sonra da üzerlerine et geçiriyoruz" dedi. Bütün bunlar kendisine apaçık görününce "(Artık) Allah'ın her şeye güç yetirebildiğini biliyorum" dedi.
Hani İbrahim de, "Ey Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah) "İnanmadın mı?" dedi. O: "Hayır, inandım. Ama kalbim tamamen mutmain olsun diye!" dedi. (Allah) "Şu halde kuşlardan dört tane al. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir dağın üzerine onlardan birer parça koy. Sonra da onları kendine çağır, hızla yanına geleceklerdir. Ve bil ki, Allah yücedir, hikmet sahibidir" dedi.
Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her bir başağında yüz tane olmak üzere yedi başak çıkaran bir taneye benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, bilendir.
Mallarını Allah yolunda verip de verdiklerinin arkasından başa kakmayıp eziyette bulunmayanların alacakları karşılık Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
İyi bir söz ve bağışlama arkasından eziyette bulunulan bir sadakadan hayırlıdır. Allah bir şeye ihtiyacı olmayandır, hilim sahibidir.
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyip de malını insanlara gösteriş olsun diye sarfeden kimse gibi başa kakma ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Onun örneği üzerinde bir miktar toprak bulunan ve inen şiddetli bir yağmurun kupkuru bıraktığı taşa benzer. Onlar kazandıklarından bir şey elde edemezler. [56] Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.
56.Yani insanlara gösteriş olsun diye işledikleri hayırlardan dolayı ahirette bir sevap alamazlar.
Mallarını, Allah'ın rızasını kazanma arzusuyla ve gönüllerindeki inancı kökleştirmek için harcayanların örneği ise bir tepe üstünde bulunan ve üzerine sert bir yağmur yağdığında iki kat ürün veren bahçeye benzer. Yağmur yağmasa bile hafif bir çisinti düşer. Allah işlediklerinizi görmektedir.
Sizden kim kendisine yaşlılık geldiği ve güçsüz, zayıf çocuklarının bulunduğu halde, altından ırmaklar akan hurma ve üzüm ağaçları ile dolu, içerisinde her türsü meyvası bulunan bir bahçesi varken, bahçesine içinde ateş olan bir kasırganın isabet etmesini ve onun yanmasını ister? İşte belki düşünürsünüz diye Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır.
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temiz olanlarından ve yerden rızık olarak çıkardıklarımızdan (hayır yolunda) harcayın. Kendiniz göz yummadan alamayacağınız çirkin şeyleri vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah'ın bir şeye ihtiyacı yoktur, O övülmeye layık olandır.
267.Hakim, Tirmizi, İbnu Mace ve daha başkaları Berâ bin Azib (r.a.)`in şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Bu ayeti kerime biz ensar topluluğu hakkında inmiştir. Bizim hurma ağaçlarımız vardı. Herkes hurmasından sahip olduğu hurmanın azlığına ve çokluğuna göre bir şeyler verirdi. Pek iyiliğe düşkün olmayan bazı kimseler de vardı üzerinde iyi olmayan, bozuk hurmalar bulunan salkımları bir adama verir, kırılmış salkımları getirir (sadaka hurmaların arasına) asardı. Bunun üzerine Yüce Allah bu âyeti kerimeyi indirdi.Ebu Davud, Nesai ve Hakim`in Sehl bin Huneyf`ten rivayet ettiklerine göre de bazı kimseler meyvelerinin kötülerini sadaka olarak vermek isterlerdi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Hakim`in Cabir bin Abdullah (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) fıtır sadakası olarak bir sa` hurma verilmesini istedi. Bir adam kötü hurmaları getirip verdi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Görüldüğü üzere birbirlerinden farklı gibi görünen bu rivayetlerin tümünde de aynı hususa işaret edilmektedir.
Şeytan sizi fakirlikle korkutmakta ve size arsızlığı emretmektedir. Allah ise size kendi katından bağışlama ve lütuf vaadetmektedir. Allah lütfu geniş olandır, bilendir.
O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse ona çokça hayır verilmiş olur. Ama sadece akıl sahipleri düşünüp ibret alır.
Hayır yolunda yaptığınız her harcamayı adadığınız her adağı Allah bilir. Zalimlerin hiçbir yardımcıları yoktur.
Eğer sadakaları açıktan verirseniz bu ne kadar güzeldir! Onları gizli bir şekilde fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Allah (onlarla) kötülüklerinizin bir kısmını siler. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Onları hidayete ulaştırmak senin üzerine değildir. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. Hayır olarak ne harcarsanız kendiniz içindir. Siz zaten ancak Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla harcarsınız. Hayır için ne verirseniz size karşılığı eksiksizce verilir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.
Sadakalarınızı kendilerini Allah yoluna adayıp da yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirlere verin. Bilmeyen kimse iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Hayır adına her ne harcarsanız Allah onu bilir.
Mallarını gece ve gündüz gizli veya açıktan hayra harcayanlar var ya işte bunların yaptıklarının karşılıkları Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de!
Faiz yiyenler, (kabirlerinden) ancak kendisini şeytan çarptığından deliye dönmüş bir adamın kalkışı gibi kalkarlar. Bu durum onların "alışveriş de faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal faizi ise haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faiz yeme işine) son verirse onun geçmişte aldıkları kendinedir. Onun işi ise Allah'a aittir [57]. Kim de yine (faiz almaya) dönerse işte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.
57.Yani onu bağışlama işi Allah`a aittir.
Allah faizi yok eder sadakaları ise bereketlendirir. Allah iyice küfre dalan, günahların içine gömülen hiç bir kimseyi sevmez.
Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı kılan, zekatı veren kimselerin karşılıkları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer mü'minler iseniz faizin geriye kalanlarını bırakın.
278.Ebu Ya`la ve İbnu Mende`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime Sakif kabilesinden Amr bin Avf oğulları ile el-Muğire oğulları hakkında inmiştir. Muğire oğulları Sakiflilere faizle para veriyorlardı. Yüce Allah, Peygamber`ine Mekke`nin fethini nasib edince Hz. Peygamber (a.s.) bütün faiz alacaklarını kaldırdı. Bunun üzerine Amr oğulları ile Muğire oğulları Mekke`nin başına yönetici olarak tayin edilen Itab bin Useyyid`in yanına geldiler ve eski faiz hesaplarını kapatmaları için kendilerine izin verilmesini istediler. Itab bu hususu Resulullah (a.s.)`a yazdı. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Eğer bunu yapmazsanız, Allah'a ve peygamberine karşı bir savaş ilan edin. [58] Eğer tevbe ederseniz ana mallarınız sizindir. Böylece haksızlık etmeyeceğiniz gibi haksızlığa da uğratılmamış olursunuz.
58.Yani bu tutumunuzun Allah`a ve peygamberine karşı bir savaşa girişmek anlamı taşıyacağını düşünün.
Eğer (borçlu) darlık içinde olursa bir genişliğe çıkıncaya kadar beklenilir. Eğer bilirseniz alacağınızı bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
Allah'a döndürüleceğiniz, sonra her kişiye kazandığının karşılığının verileceği ve onların bir haksızlığa uğratılmayacakları günden sakının.
Ey iman edenler! Belirli bir vakte kadar aranızda borçlandığınızda onu yazın. Aranızda bir katip doğrulukla yazsın. Katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin ve yazsın. Üzerinde hak olan kişi de yazdırsın ve Rabbi olan Allah'dan korksun da üzerindeki haktan bir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan kişi aklı ermeyen veya zayıf biri olursa yahut kendisi yazdırmaya güç yetiremezse velisi doğrulukla yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek bulamazsanız şahitliklerini kabul edebileceğiniz bir erkekle iki kadını şahit tutun ki, kadınlardan biri unutacak olursa diğeri ona hatırlatsın. Şahitler de çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Küçük de olsa büyük de olsa onu (borcu) vadesiyle yazmaktan çekinmeyin. Bu, Allah katında adalete en uygun, şahitlik bakımından en sağlam ve şüpheye düşmemenize de en elverişli olandır. Aranızda devrededurduğunuz peşin olarak yapılan alışverişler ayrı. Bunları yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Katibe de şahide de bir zarar verilmesin. Eğer böyle bir şey yaparsanız bu sizin açınızdan doğru çizgiden kayma anlamı taşır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir.
Eğer yolculukta olur da bir katip bulamazsanız o zaman alınan rehin yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kişi üzerindeki emaneti yerine ulaştırsın ve Rabbi olan Allah'a karşı gelmekten sakınsın. Şahitliği de gizlemeyin. Kim gizlerse onun kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizde olanları açığa vursanız da gizleseniz de Allah onlardan dolayı sizi sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar dilediğine de azab eder. Allah her şeye güç yetirir.
Peygamber kendine Rabbinden indirilene inandı, mü'minler de (buna inandılar). Tümü Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. "Biz O'nun peygamberlerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayız." Yine: "Duyduk ve itaat ettik. Senin bağışlamanı diliyoruz, ey Rabbimiz; dönüş de sanadır" dediler.
Allah hiç kimseye kaldırabileceğinin üstünde bir yük yüklemez. Her canın kazandığı iyilik kendi yararına, işlediği fenalıklar da kendi zararınadır. "Ey Rabbimiz! Eğer unutur veya yanılırsak bundan dolayı bizi sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilerin üzerine yüklemiş olduğun gibi bizim üzerimize de ağır bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Bizi güç yetiremiyeceğimiz bir şeyle yükümlü tutma! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize rahmet et! Sen bizim mevlamızsın (yar ve yardımcımızsın) kâfirler topluluğuna karşı bize yardımcı ol!"