11. Hûd Suresi Meali

1, 2. Elif, Lam, Râ. (Bu) öyle bir kitaptır ki; her şeyi yerli yerinde yaratan, her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri (güzel bir düzen içinde) sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmıştır ki, Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyesiniz. (De ki:) Ben, O Allah’tan (size gelen) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
1, 2. Elif, Lam, Râ. (Bu) öyle bir kitaptır ki; her şeyi yerli yerinde yaratan, her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri (güzel bir düzen içinde) sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmıştır ki, Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyesiniz. (De ki:) Ben, O Allah’tan (size gelen) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
(İşte ben bu kitapla size geldim ki;) sahibiniz olan Allah’tan bağışlanmak dileyesiniz, sonra O’na yönelesiniz. Ki belli bir ecele kadar sizi güzelce yaşatsın ve üstünlük sahibi olan herkese üstünlüğünün ücretini versin. Eğer (bu mesajlara karşı) sırt çevirip giderseniz, işte ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.
İşte onlar, o Kur’andan gizlenmek için bükülerek gidiyorlar. Hâlbuki Allah, elbiselerine büründükleri zaman dahi, onların gizlisini ve açığını bilir. Şüphesiz O Allah, sinelere sahip olan herkesi çok iyi bilendir.
Yeryüzünde olan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. O, onların karar kıldıkları yeri de, emanet edildikleri yeri de bilir. Hepsi Kitab-ı Mübin’(ana rehber)dedirler.
Daha önce hâkimiyeti su üzere olan Allah, gökleri ve yeri altı gün(devre)de yarattı. Ki; hanginizin iş ve amelce daha iyi olduğunu görsün. Eğer onlara: “Ölümden sonra dirileceksiniz” dersen, o kâfirler: “Bu apaçık bir büyüden başka bir şey olamaz” diyecekler.
Eğer sayılı bir müddete kadar onlardan azabı geciktirsek, “Bu azabın gelmesini engelleyen nedir?” diye soracaklar. İşte azabın onlara geleceği gün, asla onlardan geri çevrilmeyecektir. Ve alaya aldıkları (azap,) onları kuşatacaktır.
Eğer kendi katımızdan insana bir rahmet tattırsak, sonra o rahmeti (nimeti) ondan geri alsak, işte o zaman ümitsiz ve nankör olur.
Şayet kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırsak, işte o zaman, “kötülükler beni bıraktı” der, böbürlenerek sevinir ve övünür.
Yalnız; sabredenler, uygun ve yararlı işler yapanlar hariç. (Bunlar böyle nankör olamazlar.) İşte onlara bağışlanma ve büyük bir ecir vardır.
Nerde ise, “üzerine bir hazine inmeli veya onunla beraber bir melek gelmeli değil miydi?” demelerinden dolayı, sana inen bu vahiylerin bir kısmını terk edecektin ve göğsün daralıyordu. Hâlbuki sen, ancak bir uyarıcısın ve her şeyi koruyup kollayan yalnızca Allah’tır.
Yoksa “o bunu uydurdu” mu diyorlar? De ki: Uyduruk da olsa, bunun benzerinden on sure getirip ortaya koyun. Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın. Eğer (bu iddianızda) doğru iseniz…
Eğer size cevap vermezlerse, bu Kur’anın yalnızca Allah’ın ilmiyle indiğini, Allah’tan başka hiçbir mabut ve yetki sahibi olmadığını bilin ve (onlara) “artık teslim olacak mısınız?” diye sorun.
İşte kim dünya hayatını ve süsünü istiyorsa, onların yaptıklarının hepsini dünyada onlara veririz. Onlar dünyada hiçbir haksızlığa uğramazlar.
Fakat ahirette onlara ateşten başka hiçbir şey yoktur. Sanatları orda hiçbir fayda vermez, yaptıkları bütün işler orda boşa çıkar.
İşte böyleler ile şu kimse bir olur mu? Ki, Rabbinden gelen bir delile dayanır, ardından gelen İlahî bir şahit onu destekler. Daha önce önder ve rahmet olarak inen Musa’nın kitabı da onu destekler. İşte bunlar (belgelere dayanarak Müslüman olan ehl-i kitap,) ona (bu Kur’ana) inanır. Artık hangi gruptan olursa (olsun,) kim bunu yalanlarsa şüphesiz onun varacağı yer ateştir. Sakın sen bu Kur’an hakkında bir şüphe içinde olma! O Rabbinden gelen bir haktır. Fakat insanların çoğu inanmayacaklardır.
Allah namına yalan uyduranlardan daha zalim kim olabilir? İşte bunlar, Rablerinin huzuruna getirilecekler. O zaman şahitler: “Bunlar Rableri namına yalan söylediler. İşte Allah’ın laneti, iftira ederek zulmedenlerin üzerinedir” diyecekler.
O zalimler ki, (insanları) Allah yolundan alıkoyarlar. Ve Allah’ın yolunu eğri olarak görmek istiyorlar. Onlar, ahiret hayatına asla inanmazlar.
İşte bunlar, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakamadılar. (Kaçıp kurtulamadılar.) Ve Allah’a karşı, onlara yardım edecek hiçbir dostları da olmadı. Onlar için azap katlanacaktır. Onlar (o Kur’anı) işitmeye tahammül edemediler ve göremediler.
İşte bunlar, kendilerini zarar sokanlardır. Uydurdukları (putlar) da (onlara bir fayda vermeden) onlardan kaybolup gitti.
Hiç şüphesiz onlar, ahirette daha da zarardadırlar.
İman edip uygun işler yapanlar, yalvararak Rablerine dönenler ise, işte onlar Cennetin ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
İki fırkanın örneği; kör ve sağır olan biri ile gören ve işiten biri gibidir. Acaba ikisi bir olur mu? Artık düşünüp idrak etmeyecek misiniz?
Andolsun! Biz, Nuh’u onun kavmine bir elçi olarak gönderdik. (O:) “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Ki Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyesiniz. Ben sizin için, elem verici bir günün azabından korkarım.” dedi.
Kavminden ileri gelen ve kâfir olan o meclisleri dedi ki: “Biz senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz. Ve basit görüşlü alçaklarımızdan başkasının sana tabi olmadığını, sizin bizden bir üstünlüğünüzün bulunmadığını görüyoruz ve sizin yalancılar olduğunuzu biliyoruz.
Nuh dedi ki: “Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorsam, gözünüzden perdelenmiş, kendi katından bir rahmet bana nasip etmişse… Siz istemediğiniz halde, biz onu size zorla mı kabul ettireceğiz?”
29, 30. “Ey kavmim! Ben bu görevime karşı sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim, yalnızca Allah’a aittir. Ben o inananları kovacak da değilim. Onlar Rableri ile karşılaşacaklar. Ben yalnızca sizin cahil bir toplum olduğunuzu görüyorum. Ey kavmim! Eğer onları kovarsam, Allah’a karşı kim bana yardım edebilir? Artık düşünmeyecek misiniz?!”
29, 30. “Ey kavmim! Ben bu görevime karşı sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim, yalnızca Allah’a aittir. Ben o inananları kovacak da değilim. Onlar Rableri ile karşılaşacaklar. Ben yalnızca sizin cahil bir toplum olduğunuzu görüyorum. Ey kavmim! Eğer onları kovarsam, Allah’a karşı kim bana yardım edebilir? Artık düşünmeyecek misiniz?!”
“Ben, Allah’ın hazineleri yanımdadır da demiyorum. Gaybı bildiğimi de söylemiyorum. Melek olduğumu da iddia etmiyorum. Gözlerinizin alçak gördüğü o müminlere Allah mal ve şeref vermeyecek de diyemem. Allah onların içlerinde ne cevherler olduğunu daha iyi bilir. Ben böyle bir şey yaptığım zaman, zalimlerden olurum.”
Onlar dedi ki: “Ey Nuh! Gerçekten bizimle tartıştın ve çokça tartıştın. Eğer doğrulardan isen, bize vaadettiğin azabı getir.”
Nuh dedi ki: “O azabı (ben getirecek değilim. Onu) eğer dilerse ancak Allah getirir ve siz kurtulup kaçamazsınız.
Eğer Allah sizi saptırmak istemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermeyecektir. Rabbiniz ve sahibiniz o Allah’tır. (En sonunda) O’na döneceksiniz.”
Yoksa “o bunu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu uydurmuşsam, suçluluğum bana aittir. Fakat ben sizin yaptığınız iftira ve suçtan beriyim.”
Ve Nuh’a vahyedildi ki: “Bu mevcut inananlardan başka daha kimse inanmayacaktır. Artık onların yaptıklarından dolayı sıkıntı çekme, üzülme!
Kontrolümüz ve bilgimizle gemiyi yap. O zalimler hakkında Bizden bir şey isteme. Şüphesiz onlar batacaklardır.”
Nuh gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri onun yanından geçince, onunla alay ediyorlardı. Nuh onlara: “Eğer bizi hor görüyorsanız, bizi hor gördüğünüz gibi, biz de sizi hor görüyoruz.
İlerde sahibini alçaltıcı bir azabın kime geleceğini ve kimin başına daimi bir azabın yıkılacağını bileceksiniz” dedi.
Nihayet emrimiz gelince ve tandır kaynayınca “(Ehli hayvanların) her birisinden iki çifti yükle, kâfir kalacak olanlar hariç, aileni ve inananları da yükle” dedik. Fakat çok az bir grup ona inanmış idi.
Ve dedi ki: “İçine binin. Onun yürümesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim, çok bağışlayan ve çok acıyandır.”
Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürüyordu. Nuh, bir kenarda duran (bî-taraf) oğluna: “Ey oğlum! Bizimle beraber bin ve kâfirlerden olma!” diye seslendi.
O: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nuh: “Allah’ın rahmet ettikleri hariç, hiçbir şey O’nun emrine karşı koruyucu olamaz.” dedi. Ve hemen bir dalga aralarına girdi. O da boğulanlardan oldu.
Ve: “Ey arz, suyunu yut! Ey gök, suyunu kes!” denildi. Su azaldı, iş bitti, gemi yüksek bir dağa oturdu. Ve “kahrolsun zalimler!” denildi.
Sonra Nuh, Rabbine dua etti ve: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum, benim ailemdendir. Ve şüphesiz vaadin haktır. Ve sen en iyi hüküm verensin” dedi.
Allah: “Ey Nuh! O senin ailenden değildir. O’nun yaptığı, uygun olmayan bir iştir. Kendisi hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi Benden isteme, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” dedi.
Nuh: “Ya Rabbi! Hakkında bilgim olmayan bir şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlayıp bana rahmet etmezsen, zararlı çıkanlardan olurum.” dedi.
Denildi ki: “Ey Nuh! Bizden sana ve seninle beraber olan toplumlara selam ve bereketlerle in. (Diğer) toplumlar ise, onları yaşatacağız. Sonra bizim tarafımızdan, onlara elem verici bir azap dokunacaktır.
Bunlar gaybi haberlerdir. Onları sana vahyediyoruz. Bundan önce, bunları ne sen bilirdin ne de kavmin. Sabret! Şüphesiz hayırlı sonuç kendini koruyanlarındır.
Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u (peygamber olarak) gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a kulluk edin, O’ndan başka mabut ve yaratan yoktur. Sizler ancak yalan uyduruyorsunuz.”
“Ey kavmim! Ben bu görevime karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca beni yaratan Allah’a aittir. Artık idrak etmeyecek misiniz?”
“Ey kavmim! Sahibiniz olan Allah’tan bağışlanmak dileyiniz. Sonra O’na yöneliniz. Ki gökten üzerinize bol yağmur göndersin. Kuvvetinize ilave kuvvet katsın. Suçlular olarak sırt çevirip kaçmayın.”
Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize bir mucize delil ile gelmiş değilsin. Ve biz, senin sözünden dolayı, ilahlarımızı bırakacak ve sana inanacak da değiliz.
54, 55. Biz ancak; “Bir kısım ilahlarımız, seni kötülüğe sarmıştır” deriz. Hûd cevaben: “Ben Allah’ı şahit gösteriyorum, siz de şahit olun; Ben, Allah’a eş koştuğunuz, O’nun dışında ibadet ettiğiniz bu putlardan beriyim. İşte hepiniz bana tuzak kurun, sonra bana mühlet vermeyin.”
54, 55. Biz ancak; “Bir kısım ilahlarımız, seni kötülüğe sarmıştır” deriz. Hûd cevaben: “Ben Allah’ı şahit gösteriyorum, siz de şahit olun; Ben, Allah’a eş koştuğunuz, O’nun dışında ibadet ettiğiniz bu putlardan beriyim. İşte hepiniz bana tuzak kurun, sonra bana mühlet vermeyin.”
“Ben, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. Hiçbir canlı yoktur ki, ipinin ucu O’nun elinde olmasın. Şüphesiz Rabbimin yasaları, dosdoğru bir yol üzeredirler.”
“Eğer sırt çevirip dönerseniz, şüphesiz benimle size gönderilen mesajı size ulaştırdım. Rabbim sizin yerinize yeni bir kavim getirecektir. Siz O’na asla zarar veremesiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup muhafaza edendir.”
Azap emrimiz geldiğinde Hûd ve onunla beraber inananları, Biz’den bir rahmet ile kurtardık. Onları, (kavmi tarafından onlara reva görülen) kaba bir azaptan da kurtardık.
İşte bu Âd kavmi, Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine isyan ettiler. Her cebbar, inatçı idarecinin emrine uydular.
Bu dünyada da lanete uğradılar, kıyamet günü de. İşte Âd, Rablerini inkar eden bir kavim idi. İşte Hûd’un kavmi olan Âd kahrolsun!...
Semud kavmine de kardeşleri olan Salih’i peygamber olarak gönderdik. Salih onlara dedi ki: “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a ibadet edin, O’ndan başka mabud ve yaratanınız yoktur. O sizi yerden inşa etti, sizi yeryüzünde yaşattı. O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na yönelin. Şüphesiz benim Rabbim, her şeye çok yakın ve her duaya cevap verendir.”
Onlar dediler ki: “Ey Salih! Bundan önce sen içimizde, itibarı sağlam biri idin.. Babalarımızın ibadet ettiği putlara ibadet etmemizi mi bize yasaklıyorsun? Ve biz, senin bizi ona çağırdığın meselede şüphe içindeyiz. O mesele bizi kuşkulandırıyor.”
Salih dedi ki: “Ey kavmim! Ya ben, Rabbimden gelen bir delile dayanıyorsam? Ve kendi katından bana bir rahmet vermişse? Ona isyan edersem, Allah’a karşı kim bana yardım edebilir? O zaman sizin bana, zarardan başka katkınız olmaz.
Ey kavmim! Bu, Allah’ın devesidir. Sizin için bir mucizedir. Bırakın, Allah’ın arzında otlansın. Ona kötülükle dokunmayın, yakın bir azap sizi yakalar.”
Bunun üzerine onlar, o devenin el ve ayaklarını kestiler. Salih de onlara: “Üç gün evinizde yaşayın (ondan sonra görürsünüz!) Bu, yalan olmayan bir vaattir” dedi.
Azap emrimiz geldiği zaman, Salih ve onunla beraber inananları, Biz’den bir rahmet ile kurtardık. O günün alçaltıcı durumundan da (kurtardık.) Şüphesiz Rabbin, kuvvet ve izzet sahibidir.
Ve bir ses ve patlama o zalimleri yakaladı. Evlerinde yığılıp kaldılar.
Sanki orada hiç yaşamamışlar gibi oldular. İşte Semud kavmi, Rablerini inkâr eden bir toplum oldular. İşte o Semud kavmi, kahrolsun!...
Andolsun! Melek elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldiler. “Selam!” dediler. İbrahim: “(Size de) selam olsun!” dedi. Ve çok beklemeden kızartılmış bir buzağıyı getirdi.
Ne zaman ki İbrahim, onların ellerinin ona ulaşmadığını görünce, onları yadırgadı ve onlardan korktuğunu gizledi. Dediler ki: “Korkma! Biz, Lût kavmine gönderilen elçileriz.”
İbrahim’in hanımı da ayakta idi, güldü. Biz de ona İshak’ı müjdeledik. İshak’ın ardından da Yakub’u…
İbrahim’in hanımı: “Vay halime! Ben ihtiyar bir kocakarı iken, bu beyim de yaşlı iken, ben nasıl doğururum?! Bu çok acayip bir şeydir” dedi.
Onlar dediler ki: “Allah’ın emri mi sana acayip geliyor. Bu, Allah’ın siz Ehl-i Beyt’e olan rahmet ve bereketidir. Şüphesiz Allah, bütün nimetlerin sahibi, övülmeye layık ve yüce şeref sahibidir. (Her şeyin sahibi o olduğu için, her zaman her şeyi verebilir.)
Korku İbrahim’i bırakınca ve ona müjde gelince, Lût kavmi hakkında bizimle mücadele etmeye başladı.
Şüphesiz İbrahim, çok şefkatli, içli ve Rabbine yönelen idi.
(Melekler:) “Ey İbrahim! Sen bundan vazgeç. Şüphesiz Rabbinin azap emri gelmiştir. Ve şüphesiz geri çevrilmeyecek bir azap onlara gelecektir.
Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût fenalaştı, onlara güç yetiremedi ve: “Bu sert, kötü bir gündür” dedi. (Azabın geleceğini sezdi.)
Lût’un kavmi ona doğru koşarak geldiler. Daha önce de kötülükler işliyorlardı. Lût: “Ey kavmim! İşte bunlar benim kızlarım! Onlar sizin için daha temizdirler. Artık Allah’tan korkun ve misafirlerim hakkında beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında doğru karar verecek bir adam yok mu?” dedi.
Onlar: “Sen bilirsin, bizim senin kızlarında bir hakkımız yoktur. Ve sen bizim ne istediğimizi de biliyorsun” dediler.
Lût: “Keşke benim size karşı koyacak bir kuvvetim olsaydı veya sağlam bir kaleye (ve kabileye) sığınabilseydim” dedi.
Melekler: “Ey Lût! Biz senin Rabbinin elçileriyiz, onların eli sana ulaşmayacaktır. Gecenin bir bölümünde aileni al, git. Hanımın hariç kimse geri bakmasın. Şüphesiz kavminin başına gelecek azap onun da başına gelecektir. Azapla buluşacakları zaman, sabah vakti olacak. Artık sabah yakın değil mi?”
82, 83. İşte emrimiz geldiği zaman, Biz o şehrin altını üstüne getirdik. Üzerlerine çamurdan biçilmiş Rabbin katından (gayb âleminden) işaretlenmiş sert taşlar yağdırdık. İşte böyle bir azap, zalimlerden uzak olmaz.
82, 83. İşte emrimiz geldiği zaman, Biz o şehrin altını üstüne getirdik. Üzerlerine çamurdan biçilmiş Rabbin katından (gayb âleminden) işaretlenmiş sert taşlar yağdırdık. İşte böyle bir azap, zalimlerden uzak olmaz.
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. Şuayb şöyle dedi: “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a ibadet edin. Ondan başka ilah ve yaratıcınız yoktur. Ölçü ve tartıyı eksiltmeyin, sizin mal ve mülk içinde yüzdüğünüzü görüyorum. Ben sizin için, her şeyi kuşatan bir günün azabından korkarım.”
“Ey kavmim! Ölçü ve tartıyı tam olarak adaletle ifa edin, insanların eşyalarını haksız olarak almayın, yeryüzünde bozguncular olarak koşturmayın.”
“Eğer inanıyorsanız, Allah’ın size bıraktığı (helal) mal, sizin için daha hayırlıdır. Ben sizi (Allah’ın azabından) koruyacak da değilim.”
Onlar: “Ey Şuayb! Senin dua ve namazın mı sana bizim babalarımızın ibadet ettiklerine ibadet etmeyi veya mallarımızda istediğimiz gibi hareket etmeyi bırakmamızı buyuruyor? (Bu nasıl iştir?) Çünkü biz seni şefkatli ve reşit bir adam olarak biliyoruz” dediler.
Şuayb dedi ki: “Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen bir delile dayanıyorsam ve kendi katından bana güzel bir rızık vermişse? (O zaman ne dersiniz?) Ben bu işleri size yaptırmayıp kendim yapıyor da değilim. Ben sadece, gücüm yettiği kadar düzeltmek istiyorum. Muvaffakiyetim de ancak Allah iledir. Yalnızca O’na tevekkül ediyorum ve yalnızca O’na yöneliyorum.”
“Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz, Nuh, Hud ve Salih kavimlerinin başına gelen musibetin aynısını başınıza getirmesin. Lût kavmi de (zaman ve mekân itibarıyla) sizden pek uzak değiller.”
“Rabbiniz olan Allah’tan bağışlanmak dileyin, sonra O’na yönelin; şüphesiz Rabbim, şefkat ve sevgi sahibidir.”
Onlar dediler ki: “Ey Şuayb! Senin dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Seni içimizde zayıf bir kişi olarak görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni recmederdik. Senin bizim yanımızda bir itibarın da yoktur.
Şuayb dedi ki: “Ey kavmim! Kabilem sizin yanınızda Allah’tan daha mı güçlüdür ki siz, O’nu arkanıza atıp (unutup) ilgilenmiyorsunuz? Şüphesiz Rabbim, sizin yaptığınız her şeyi kuşatmıştır.”
“Ey kavmim! Siz kendi yerinizde çalışın, ben de çalışıyorum. Alçaltıcı azabın kime geleceğini, kimin yalancı olduğunu pek yakında bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetiyorum.”
Emrimiz geldiğinde, Şuayb ve onunla beraber inananları Bizden bir rahmet ile kurtardık. Ve o zalimleri bir ses ve patlama yakalayıverdi, evlerinde yığılıp kaldılar.
Sanki orda hiç yaşamamış gibi (oldular.) işte, Semud kavmi kahrolduğu gibi, Medyen halkı da kahrolsun!
96, 97. Andolsun! Biz Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir güç ile (peygamber olarak) Firavun ve ordusuna gönderdik. Fakat (ordusu) Firavun’un emrine uydular. Hâlbuki Firavun’un emri, yerinde olan bir karar değildi.
96, 97. Andolsun! Biz Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir güç ile (peygamber olarak) Firavun ve ordusuna gönderdik. Fakat (ordusu) Firavun’un emrine uydular. Hâlbuki Firavun’un emri, yerinde olan bir karar değildi.
Kıyamet günü kavmine önder olur, onları ateşe sürükler. Varılmış ne kötü bir varıştır o!
Peşlerinde, bu dünyada da lanet yağdı, kıyamet günü de. Verilmiş en kötü armağan işte o lanettir!
Bunlar köy ve kasabaların haberleridir. Onları sana anlatıyoruz. Onların bazıları ayaktadır, bazıları da biçilmiş gibi yerle bir edilmiştir.
Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman, Allah’ın dışında çağırdıkları o putları, onlara hiçbir fayda vermedi. Helak ve yıkımdan başka hiçbir katkıları olmadı.
Köy ve kasabalar zulmederken, Rabbinin onları yakalaması, işte böyledir. Şüphesiz Rabbinin yakalaması, elem verici ve serttir.
İşte ahiret azabından korkan için bu kıssalarda belge ve ibret vardır. Bu ahiret, insanların kendisi için toplatılacağı ve her şeyin orada görüleceği bir gündür.
Biz onu ancak, sayılı bir güne kadar geciktiriyoruz.
O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. O gün onlardan bazıları mutsuz, bazıları da mutludur.
Mutsuz olanlar, ateş içindedirler, orada feryad-u figan ederler.(1)
Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer kaldıkça orada devam edecekler. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır.
Said (mutlu) olanlar ise, Rabbinin dilediği hariç, gökler ve yer kaldıkça, onlar Cennette devam edeceklerdir. İşte bu, kesilmeyen İlahî bir bağıştır.
Bunların taptığı şeylerin batıllığı hakkında hiçbir şüphen olmasın. Daha önce babaları nasıl tapıyor idiyse, onlar da öyle tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini hiç eksiltmeden vereceğiz.
Andolsun! Biz Musa’ya kitabı verdik. Onun hakkında da ihtilaf ettiler. Eğer Rabbinden verilmiş bir söz olmasaydı, yargılanıp işleri bitecekti. O kâfirler, bu vahiy hakkında kuşku verici bir şüphe içindedirler.
Şüphesiz senin Rabbin, hepsinin de amellerinin karşılığını eksiksiz verecektir. Muhakkak O, onların yaptıklarından çok iyi haberdardır.
Artık sen de, sana tabi olanlar da emredildiğiniz gibi dosdoğru olun. Sakın azmayın. Çünkü O Allah, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.
Zulmedenlere meyletmeyin, Allah’ın dışında hiçbir dost bulamazken size de ateş dokunur. Sonra size yardım da edilmez.
Gündüzün iki tarafında (sabah ve ikindi) ve gecenin gündüze yakın saatlerinde (akşam ve yatsı) namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu namaz, zikredenler için bir uyarıcıdır.
Ve sabret. Çünkü Allah, iyilerin ücretini zayi etmez.
Sizden önce gelip geçen, mal ve mülk sahibi olan o çağların hiçbiri neden yeryüzündeki bozgunculuğu engellemedi? Yalnız oralardan kurtardığımız çok az bir grup engellemeye çalıştılarsa da zulmedenler kendilerine verilen refahın peşine düştüler ve suçlulardan oldular.
Köy ve kasabaların ahalisi yapıcı olduğu müddetçe, Rabbin, onları zulüm ile helak edici değildir.
118, 119. Şayet Rabbin dileseydi, bütün insanları bir tek ümmet (toplum) yapardı. Fakat Rabbinin rahmet ettikleri hariç, onlar ihtilaf edip durmaktadırlar. Allah da onları bu ihtilaf için yaratmıştır. (Yani) Rabbinin; “Ben Cehennemi tümüyle, cinlerden ve insanlardan dolduracağım” sözü gerçekleşmiştir.”()
118, 119. Şayet Rabbin dileseydi, bütün insanları bir tek ümmet (toplum) yapardı. Fakat Rabbinin rahmet ettikleri hariç, onlar ihtilaf edip durmaktadırlar. Allah da onları bu ihtilaf için yaratmıştır. (Yani) Rabbinin; “Ben Cehennemi tümüyle, cinlerden ve insanlardan dolduracağım” sözü gerçekleşmiştir.”()
Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bu surede de müminler için zikir, öğüt ve hak olan bilgiler sana geldi.
121, 122. İnanmayanlara de ki: “Kendi yerinizde çalışın, biz de çalışıyoruz. Bekleyin, biz de bekliyoruz.
121, 122. İnanmayanlara de ki: “Kendi yerinizde çalışın, biz de çalışıyoruz. Bekleyin, biz de bekliyoruz.
Göklerin ve yerin gaybı (gizli idaresi,) Allah’ın elindedir. Her şey bütünü ile O’na döner. O’na ibadet et ve O’na tevekkül et. Çünkü O, sizin yaptıklarınızın hiçbirinden habersiz değildir.