12. Yusuf Suresi Meali

Elif, Lam, Râ. İşte bunlar, Kitab-ı Mübin’in (Kâinat ve Kur’an) ayetleridir.
Biz, O kitabı Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki, onu idrak edesiniz.
Biz bu Kur’anı sana vahyetmekle, bu kıssayı en güzel şekilde senin hayatına uygulatıyoruz. Şüphesiz bundan önce sen, (bu kıssadan) habersizlerden idin..
Hani bir zaman, Yusuf babasına: “Ey babacığım! Ben kesinlikle (mana âleminde) onbir gezegen, güneş ve ayı gördüm; onların bana secde ettiklerini gördum” dedi.
Babası: “Ey oğulcuğum! Sakın rüyanı (gördüğünü) kardeşlerine anlatma! Senin için kötü bir tuzak hazırlarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır.
Böylece (rüyanda gördüğün gibi,) seni kendisi (peygamberliği) için seçecektir. Rüyaların, olayların tevilini (yorumunu) sana öğretecektir. Daha önce İbrahim ve İshak’a olan nimetini tamamladığı gibi, sana ve Yakub ehline olan nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz senin Rabbin, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerinde yapandır.”
Andolsun! Yusuf ve kardeşleri konusunda, (onları senden) soranlar için, (peygamberliğine ve gerçekliğin varlığına) deliller (ayetler) vardır.()
Hani onlar: “Biz, on güçlü erkek kardeş olduğumuz halde, Yusuf ve kardeşi, babamız yanında bizden daha çok seviliyorlar. Şüphesiz babamız apaçık bir yanlış içindedir.”
“Yusuf’u ya öldürün veya onu boş bir yere (çöle) atın; babanızın sevgisi ve teveccühü yalnız size kalsın. Ve ondan sonra uyumlu bir topluluk olursunuz.” dediler.
Onlardan biri: “Eğer bir şey yapacaksanız, Yusuf’u öldürmeyin. Onu pek derin olmayan kuyunun görünmez bir yerine atın ki, yoldan geçen bir kervan onu bulsun, götürsün” dedi.
Babalarına gelip dediler ki: “Neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun!? Hâlbuki biz onun hayrını isteyenleriz. (Onu alır eğitiriz.)
Yarın onu bizimle beraber gönder; yesin, içsin, oynasın. Ve şüphesiz, biz onu koruruz.”
Yakub: “Sizin onu götürmeniz, şüphesiz beni üzer. Siz ondan habersiz iken, kurdun onu yemesinden korkarım” dedi.
Onlar: “Bizler on güçlü erkek kardeş iken, şayet kurt onu yerse, işte o zaman asıl zarar eden biz oluruz” dediler.
Onu alıp götürdükleri, kuyunun derinliklerine koymak için toplandıkları zaman, (Biz onu koruduk) ve ona: “Sen, kardeşlerinin bu durumlarını onlara sonra haber vereceksin” diye vahyettik. Fakat kardeşleri bunun farkında değillerdi.
Ve karanlık çökünce, ağlayarak babalarına geldiler.
Dediler ki: “Ey babamız! Biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf’u da eşyamızın yanına bıraktık. O ara kurt gelip onu yemiş. Biz doğru da olsak, bize inanacak değilsin.”
Ve gömleğinin üstünde yalancı bir kanı getirip gösterdiler. Yakub: “Hayır! Mutlaka nefsiniz size bir iş uydurmuştur. Bana düşen, yalnız güzelce sabretmektir. Sizin anlattıklarınıza karşı da Allah’tan yardım dilerim” dedi.
Ve bir kervan geldi. Sucularını kuyuya gönderdiler. Sucu, kovayı kuyuya sarkıtınca: “Müjde, işte bir çocuk!” dedi. Onu köle olarak satmak üzere gizlediler. Hâlbuki Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi biliyordu.
Sayılı dirhemler ile çok az bir paraya onu sattılar. Onu ellerinde tutmak için isteksiz davrandılar.
Mısır’dan onu satın alan kişi, hanımına: “Ona güzelce bak! Bize faydası olabilir veya onu evlat ediniriz” dedi. İşte böylece, yeryüzünde Yusuf’a imkân sağladık. (Ki Mısır’da peygamberlikle görevlendirelim) ve ona olayların tevilini öğretelim. Şüphesiz Allah, istediğini yapmaya güç yetirendir. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.
Yusuf, ergenlik çağına erişince, ona hüküm (peygamberlik) ve ilim verdik. Biz, kendilerini güzelce koruyanları böylece mükâfatlandırırız.
Evinde bulunduğu kadın, onu elde etmek istedi. Kapıları kilitleyip, “Haydi gel!” dedi. Yusuf: “Allah’a sığınırım. Şüphesiz (kocan olan) sahibim, bana güzel bir makam vermiştir. Şüphesiz, kendine zulmederek hıyanet edenler iflah bulmaz.”
Andolsun! Kadın onunla çok ilgilendi. O da kadınla ilgilendi; eğer Rabbinden gelen bir burhanı (delili) görmeseydi… Biz böyle yaptık pasiflikten ve günah olan bir işten onu koruyalım. Şüphesiz o halis kılınmış kullarımızdandır.
Ve ikisi kapıya doğru koşuştular. Kadın, Yusuf’un gömleğini arkadan tutup, çekerek yırttı. Ve o halde kapının önünde kocasıyla karşılaştılar. Kadın (hemen:) “Ailene kötülük yapmak isteyen birisinin cezası, ya hapis veya acıklı bir azap olmalı” dedi.
Yusuf: “Hayır! O beni iğfal etmek istedi” deyince (mesele ortada kaldı.) Kadının ailesinden (onu) tanıyan biri de şöyle tanıklık etti: “Eğer Yusuf’un gömleği önden yırtılmışsa, o doğru söylüyor, Yusuf da yalancılardandır.
Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylüyor, Yusuf ise doğrulardandır.”
(Kocası) gömleğin arkadan yırtıldığını görünce: “Bu tuzaklarınızdan bir tuzaktır. Şüphesiz, tuzağınız büyük olur” dedi.
“Ey Yusuf! Sen bundan vazgeç, (kimseye bir şey söyleme, Ey Züleyha!) Sen de Allah’tan bağışlanmayı dile. Şüphesiz sen yanlış yapmışsın.”
Ve şehirde olan bir grup kadın: “Bakanın hanımı, hizmetkârını elde etmeye çalışıyor. Yusuf’un sevgisi, onun kalbine işlemiş. Şüphesiz biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.
Bakanın hanımı, o kadınların kendi aleyhinde konuştuklarını işitince, yanına gelmeleri için haber yolladı. Ve onlar için masa üzerinde bir sofra hazırladı. (Onlar gelince) her birinin eline bir bıçak (ve elma) verdi. Yusuf’a da “huzurlarına çık” dedi. Ne zaman ki Yusuf’u gördüler, onu gözlerinde çok büyüttüler ve ellerini kestiler: “Allah için; hâşâ! Bu bir insan değildir. Bu ancak çok güzel bir melektir” dediler.
Bakanın hanımı: “Beni hakkında kınadığınız adam işte budur! Andolsun, ben onu elde etmeye çalıştım. Fakat o korundu. Eğer ona emrettiğimi yapmazsa, ya hapsedilecek veya alçalmış olacaktır.
Yusuf ise şöyle dedi: “Ey Rabbim! Benim için hapis, onların beni çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzağını benden alıkoymazsan, ben onlara meyleder ve cahillerden olurum. (Akılsızca yararsız bir iş yapmış olurum.)
Rabbi olan Allah, onun duasını kabul etti. Onların tuzağını ondan alıkoydu. Şüphesiz Allah, işiten (duaları kabul eden) ve her şeyi en iyi şekilde bilendir.
(Yusuf’un suçsuzluğunun) delillerini gördükten sonra, (dedikoduları önlemek için de olsa) bir müddete kadar onu hapse atacaklarına karar verdiler.
Ve onunla beraber iki genç de hapse girdiler. Biri dedi ki: “Ben içki için üzüm sıktığımı görüyorum.” Diğeri de: “Ben başımda ekmek taşıdığımı, bir kuşun da o ekmekten yediğini görüyorum. Bunun tevilini bize bildir. Çünkü senin iyi bir insan olduğunu görüyoruz” dedi.
Yusuf: (Rüyada) size yedirildiğini gördüğünüz hangi yemek olursa olsun, o rüya(nın manası) başınızda gerçekleşmeden onun yorumunu size mutlaka haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a tam inanmayan ve ahreti tamamen inkâr eden bir toplumun dinini bıraktım.”
“Ben, babalarım olan İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine tabi oldum. Herhangi bir şeyi Allah’a eş koşmamız, bize yakışmaz. Bu din, Allah’ın bize ve insanlara olan bir lütuf ve ihsanıdır. Fakat insanların çoğu şükretmiyorlar.”
“Ey hapis arkadaşları! Dağınık, bölünmüş rabler mi, yoksa bir ve her şeye egemen olan Allah mı daha hayırlıdır?”
“Allah dışında sizin ve babalarınızın uydurduğu bir kısım isimlerden başka bir şeye tapınmıyorsunuz. Hâlbuki Allah bu isimlerle ilgili hiçbir delil ve dayanak indirmemiştir. Hâkimiyet yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka hiçbir şeye ibadet etmemenizi size emretmiştir. İşte doğru din budur. Fakat insanların çoğu bu sonsuz inancı bilmiyorlar.”
“Ey hapis arkadaşları! İşte biriniz, efendisine içki içirecektir. Diğeri de asılacak, kuşlar onun başının etinden yiyecekler. Hakkında bilgi istediğiniz iş kesinleşmiştir.”
Yusuf hapisten kurtulacağını bildiği birinci adama dedi ki: “Beni efendinin yanında hatırlat!” şeytan da, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu. Bunun üzerine Yusuf, birkaç sene hapiste bekledi.
Ve Kral: “Ben (rüyamda) yedi şişman inek görüyorum. Yedi cılız inek onları yiyor. Ve yedi yeşil başak ile yedi de kuru başak görüyorum. Ey meclis! Eğer rüyaları tabir ediyorsanız, bana rüyam hakkında bilgi verin” dedi.
Meclis: “Bunlar, karışık düşler! Biz düşlerin tevilini bilenlerden değiliz” dediler.
O iki arkadaştan kurtulan ve bir müddet sonra Yusuf’u hatırlayan kişi dedi ki: “Ben, bu rüyanın tevilini size haber vereceğim! Beni gönderin” dedi. (Onu gönderdiler. O Yusuf’a varıp:)
“Ey Yusuf, ey çok doğru olan arkadaş! Bize kendilerini yedi cılız ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve yedi kuru başak hakkında bilgi ver ki, millete gidip onlara bildireyim. Belki öğrenirler…”
Yusuf: “Yedi sene hummalı bir şekilde ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizi, yiyeceğiniz az bir miktar hariç, başağında bırakın.
Sonra, sert ve kuru yedi sene gelecektir. Muhafaza ettiğiniz az bir kısım hariç, o seneler için hazırladıklarınızı yiyecekler.
Sonra, bir sene daha gelecek. İnsanlar onda bol yağmur görecekler. Ve bol (meyve) sıkacaklar” dedi. (Adam, Kralın yanına dönünce:)
Kral: “Onu bana getirin!” dedi. Elçi, Yusuf’a gidince, Yusuf: “Efendine dön… Ellerini kesen o kadınların durumlarını sor. Şüphesiz benim efendim onların tuzağını biliyor.” dedi.
Kral, (kadınlara) dedi ki: “Siz, Yusuf’u elde etmeye çalıştığınız zaman, durum neydi? (Yusuf ne yaptı?) Onlar: “Allah için, hâşâ! Biz onun bir kötülüğünü görmedik” dediler. Bakanın hanımı: “İşte şimdi, hak yerini buldu… Onu ben elde etmeye çalıştım. Ve şüphesiz o, doğru konuşanlardandır” dedi.
“Kral böyle tahkik etsin ki; efendim, ona gıyabında hıyanet etmediğimi ve Allah, hainlerin düzenlerini sonuçsuz bıraktığını bilsin.”
“Fakat ben nefsimi paklamıyorum. Çünkü Rabbim olan Allah’ın rahmet ettiği durumlar hariç, nefis daima kötülüğü emreder. Şüphesiz benim Rabbim, çok bağışlayan ve çok acıyandır.”
Kral dedi ki: “Onu bana getirin. Onu kendim için özel bir memur yaparım.” Yusuf gelip onunla konuşunca, Kral “Artık bugün sen, yanımızda güvenilir ve yüksek bir makam sahibisin” dedi.
Yusuf: “Beni ülkenin hazinelerine bakan olarak tayin et. Çünkü hem korurum, hem yönetmesini iyi bilirim” dedi.
Böylece Yusuf’a yeryüzünde imkân verdik. Her yer, onun tasarrufunda idi.. Biz rahmet ve keremimizi istediğimize veririz ve iyilerin ücretini asla zayi etmeyiz.
Fakat iman güzelliğine bürünüp kendilerini kötülüklerden koruyanlar için, ahiret ücreti ve sevabı daha hayırlıdır.
Ve Yusuf’un kardeşleri geldiler, onun yanına girdiler. Onlar onu tanımazken, o, onları tanıdı.
Onları eşyaları ile beraber hazırlattığında onlara: “Sizinle baba bir, bir kardeşinizi bana getirin. İşte görüyorsunuz, ben ölçeğin hakkını tam veriyorum ve misafirperverlerin en iyisiyim.
Eğer kardeşinizi bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek bir ölçek olmaz ve bana yaklaşamazsınız” dedi.
Onlar: “Biz onu babasından isteyeceğiz. Ve mutlaka bu işi yapacağız” dediler.
Yusuf, memurlarına: “Onların kendisiyle (buğday) satın aldıkları eşyalarını da yükleri içine koyun ki, ailelerine döndüklerinde, o eşyalarını tanısınlar. Belki geri dönerler.”
Onlar babalarına döndüklerinde dediler ki: “Bundan böyle, ölçek bize yasaklandı. Kardeşimizi bizimle beraber gönder, ölçekten (Buğdaydan) nasibimizi alalım. Şüphesiz biz, kardeşimizi koruyacağız.
Yakub dedi ki: “Daha önce kardeşiniz Yusuf hakkında size ne kadar güvendimse, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim… Fakat Allah, koruma yönünden daha hayırlıdır. Ve şefkat edenlerin, acıyanların en iyisidir.”
Ne zamanki eşyalarını açtılar, sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler, dediler ki: “Ey babamız! Daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de bize geri verilmiş. Biz ailemize dışardan yiyecek getireceğiz, kardeşimizi koruyacağız. (Ve kardeşimizin beraber) bir deve yükü daha fazla alacağız. Bu sefer getirdiğimiz çok az bir miktardır.
Yakub dedi ki: “Kuşatılmanız durumu hariç, onu bana geri getireceğinize dair, Allah’tan bir güvence bana getirmedikçe, onu asla sizinle beraber göndermeyeceğim… Onlar, ona güvencelerini gösterince, Yakup “Allah, sizin dediğinize şahittir” dedi.
Ve şöyle devam etti: “Ey oğullarım! Tek bir kapıdan şehre girmeyin, dağınık kapılardan girin. Fakat Allah’tan başınıza gelecek bir şeye karşı hiçbir faydam olmaz. Hâkimiyet, ancak Allah’ındır. Ben, O’na tevekkül ettim. Ve tevekkül edenler, yalnızca O’na tevekkül etsinler.
Babalarının emrettiği yerden Mısır’a girdiklerinde, Yakub’un tavsiyesi Allah’ın takdirine karşı bir fayda vermiş olmadı. Yalnızca Yakub’un (insanlığın) içinde olan bir ihtiyacı giderdi. Ve şüphesiz, Biz ona öğrettiğimiz için biliyordu. Fakat insanların çoğu (bu iş bölümünü) bilmiyorlar.
Vakta ki Yusuf’un yanına girdiler. Yusuf kardeşini (Bünyamin’i) yanına aldı. Ve ona: “Şüphesiz, ben senin kardeşinim. Sen onların yaptıklarından dolayı üzülme, aldırış etme!” dedi.
Onlara eşyalarını hazırlatırken, su kabını öz kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir ses: “Ey kervan, siz hırsızsınız!” dedi.
Yusuf’un kardeşleri, onlara döndüler; “Neyi bulamıyorsunuz?” dediler.
“Biz Kralın su kabını bulamıyoruz” dediler. Münadi: “Kim onu getirirse, ona bir deve yükü bahşiş var. Ben buna kefilim” dedi.
Yusuf’un kardeşleri: “Bizim, memlekette bozgunculuk yapmaya gelmediğimizi biliyorsunuz. Ve biz, hırsız da değiliz” dediler.
Onlar: “Eğer siz yalancı iseniz, bunun cezası ne olmalı, dediler.
Yusuf’un kardeşleri: “Kimin yükünün içinde bulunursa, kendisi onun yerinde alıkonsun” dediler. İşte Biz, zalimleri böyle cezalandırırız.
Bunun üzerine, kardeşinin çuvalından önce onların çuvallarını teftiş etmeye başladı. Sonra o su kabını kardeşinin çuvalından çıkarttırdı. Yusuf’a böyle bir düzen öğrettik. Yoksa Kralın dininde Allah’ın dilediği durum hariç kardeşine başka şekilde el koyamazdı. “Biz istediğimizi derecelerce yükseltiriz. Ve her bilenden daha yüksek bir bilen vardır.”
Yusuf’un kardeşleri: “Eğer bu çalmışsa, onun bir kardeşi de daha önce çalmıştı.” dediler. Yusuf, bu durumu kendi içinde gizledi, onlara açıklamadı. “Sizin durumunuz daha kötüdür. Allah sizin anlattıklarınızı çok iyi bilir” dedi.
Onlar: “Ey güçlü Bakan! Onun yaşlı bir babası vardır. (Ona üzülecek.) Onun yerine birimizi tut. Şüphesiz, biz seni iyilerden görüyoruz” dediler.
Yusuf: “Eşyamızı onun yanında gördüğümüzden başkasını almaktan Allah’a sığınırız. Böyle bir şey yaparsak, zalimlerden oluruz” dedi.
Kardeşlerinden ümitlerini kesince, gizli bir görüşmeye geçtiler. Büyük kardeşleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına kuvvetli bir söz aldığını ve daha önce Yusuf’a neler yaptığınızı biliyorsunuz. Babam bana izin verinceye veya Allah hükmünü gösterinceye kadar, bu yerden ayrılmayacağım. Şüphesiz Allah, hükmedenlerin en iyisidir.”
İşte babanıza dönün! Deyin ki: “Oğlun kesinlikle hırsızlık yaptı. Biz yalnızca bildiğimize tanıklık ettik. Biz gayb âlemini bilenler de değiliz.” (Bir şey yapmadığı takdirde, onu sana getireceğimize söz vermiştik.)
İçinde misafir edildiğimiz şehirden ve beraber döndüğümüz kervandan sor, şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.
Yakub: “Hayır! Nefsiniz, size yeni bir iş kurdurdu. Bana düşen, yalnızca güzel bir sabırdır. Allah’ın yakında hepsini geri getireceğini umuyorum. Şüphesiz Allah, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerinde yapandır” dedi.
Ve onları bırakıp giderken; “Ah Yusuf!” dedi. Üzüntüsünü ve kızgınlığını içine atarak, üzüntüden gözlerinin nuru gitti.
Oğulları: “Allah’a andolsun ki; sen Yusuf’u anmaktan kendini alamıyorsun. Sonunda ya eriyeceksin veya yok olup gideceksin” dediler.
Yakub: “Ben keder ve üzüntümü, ancak Allah’a anlatırım. Ve ben, bilmediğiniz şeyleri, Allah’tan bilirim” dedi.
“Ey oğullarım! Gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Zira kâfir bir toplumdan başkası, Allah’ın rahmetinden ümit kesmez” dedi.
Yusuf’un yanına girdiklerinde: “Ey güçlü Bakan! Biz ve ailemiz, zararlı bir duruma düşmüşüz. Ve çok az bir sermaye ile gelmişiz. Sen bize tam bir ölçek ver. Ve bir miktar da bağışla. Çünkü Allah, bağış yapanları mükâfatlandırır..” dediler.
Yusuf: “Sizler cahiller iken Yusuf ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?” dedi.
Onlar: “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. O: “Ben, Yusuf’um. Bu da kardeşimdir. Allah bize ikram ve iyilik etti. Şüphesiz kim, kendini kötülüklerden korursa ve sabrederse, muhakkak Allah, güzel amel yapanların ücretini zayi etmez.. “ dedi.
Onlar: “Allah’a andolsun! Allah, seni bizden üstün kılmıştır. Biz çok yanlış bir iş yaptık..” dediler.
Yusuf: “Bugün başınıza bir ceza gelmeyecektir. Allah sizi bağışlar. O, rahmet edenlerin en iyisidir.”
“Benim bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne atın, o görecek bir hale gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin..” dedi.
Kervan (Mısır’dan) ayrılınca, (Ken’an’da bulunan) babaları: “Ben kesinlikle Yusuf’un kokusunu alıyorum. Eğer bana bunak demeseydiniz, (beni tasdik ederdiniz)” dedi.
Oradakiler: “Andolsun! Sen hala eski şaşkınlığın içindesin” dediler.
Ne zaman ki müjdeci geldi, gömleği Yakub’un yüzünün üzerine attı, gözleri yeniden görmeğe başladı. “Ben size demedim mi? Allah’tan gelen bilgi ile sizin bilmediğinizi bilirim.” dedi.
Onlar: “Ey babamız! Bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Çünkü biz, çok yanlış bir iş yaptık..” dediler.
Yakub: “İlerde Rabbimden bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz Rabbim olan Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır” dedi. [Sonra hep beraber Mısır’a gittiler. Yusuf onları yolda karşılamaya gelip çadır kurmuştu.]
Onlar, Yusuf’un yanına (çadırına) girdiklerinde, Yusuf ana babasını kucakladı. “İşte Allah’ın izniyle, emniyet içinde Mısır’a girin” dedi.
Hep beraber Mısır’a girdiler. Yusuf, anne babasını makama oturttu. Hep beraber ona secde ettiler. Yusuf: “Ey babacığım! İşte daha önce gördüğüm rüyanın tevili budur. Rabbim, o rüyayı gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim, bana çok güzel şeyler ikram etti: Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, Rabbim beni hapisten çıkarttı, sizi de çölden bu şehre getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, istediği şeyi çok inceden düzenler. Çünkü O, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.”
“Ey Rabbim! Şüphesiz Sen, bana saltanat ve imkân verdin. Rüya ve olayların yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri açıp yaratan, dünyada ve ahirette sahibim Sen’sin. Beni Müslüman olarak vefat ettir. Ve salihlere kavuştur.”
İşte bunlar, gaybi (bilinmedik) haberlerdir. Biz, onları sana vahyederek bildiriyoruz. Yusuf’un kardeşleri hile düşünürken kararlarını verdiklerinde, sen onların yanında değildin.
Fakat sen ne kadar hırs göstersen de, insanların çoğu inanacak değildir.
Sen onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu Kur’an, o âlemler için bir zikir ve mesajdan başka bir şey değildir.
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır, onlar yüz çevirerek o ayetlerin üzerinden geçiyorlar.
Ve onların çoğu da, Allah’a ortak koşmadan inanmazlar.
Yoksa her şeyi örtecek İlahî bir azabın gelmesinden mi veya onlar farkına varmadan aniden kıyametin kopmasından mı güvem içindedirler?
De ki: “Benim yolum budur. Ben ve bana tabi olanlar, bilerek ve görerek Allah’a davet ediyoruz… Allah’a hiçbir kusur ve acizlik isnad etmiyorum. Çünkü ben, O’na eş koşanlardan değilim.
Senden önce adamlardan başkasını peygamber olarak göndermedik; o adamlara, kasabalar halkının durumlarından vahyediyorduk. İşte bu insanlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, kendilerinden önceki (o kasaba halklarının) sonunun nasıl olduğunu görsünler. Ve şüphesiz ahiret yurdu kendilerini koruyanlar için daha hayırlıdır. Artık neden aklınızı kullanmıyorsunuz?
Nihayet o gönderdiğimiz peygamberler ümitsiz, tamamıyla yalanlandıklarını sandıkları() zaman, yardımımız onlara geldi, istediklerimiz kurtarıldı. Fakat ağır olan azabımız, suçlu olan toplumdan geri çevrilmez.
Andolsun! Bu peygamberlerin hayatlarında, akıl sahipleri için önemli bir ibret vardır. Bu Kur’an (ve içindekileri,) uydurulan bir söz değildir. O yalnızca eldeki mevcut vahiylerin doğrulayıcısı ve her şeyin açıklaması ve inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir.