Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3, sondan 6234. ayet; 1. sure ve bu surenin 3. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 2, harf sayısı 12 ve toplam ebced değeri ise 618 olarak hesaplanmıştır.
2,3,4. Hamd[4], Âlemlerin Rabbi[5], Rahmân[6], Rahîm[7], hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur.
Rahmân ve rahîm isimlerinin anlamları için 1.ayetin (Besmele) açıklamasına bakılabilir.
2,3,4. [Hamd] (övgü); [Rahmân], [Rahîm], hesap gününün sahibi, âlemlerin de Rabbi olan Allah içindir.
“Övgü” anlamına gelmekte olan [hamd], Yüce Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Gerçek [hamd] sadece O’na layıktır. Ayette [ahmedü] “hamd ederim” denilmeyip de [el-hamdü] “hamd” denmesinin muhtemel nedeni, bu ifadenin daha kapsayıcı oluşundandır. İsrâ
17:44’te belirtildiği gibi başka yerlerde, başka zamanlarda ve başka varlıklar tarafından Yüce Allah daima [hamd] ve [tesbih] edilmektedir
[Rabb] kelimesi, Yüce Allah’ın kendi dışındaki bütün varlıkların sahibi olduğunu, onları yetiştirdiğini, eğitip terbiye ettiğini, onları sahipsiz bırakmayacağını, bütün yaratılmışların sığınağı olduğunu, başka arayışların bâtıllığını ve kullarını koruduğu anlamlarını içermektedir. Yüce Allah’ın göklerin, yerin ve aralarındaki her şeyin Rabbi olduğuyla ilgili bkz. Meryem
19:65; Şu‘arâ
26:24; Sâffât
37:5; Sâd
38:66; Duhân
44:7; Câsiye
45:36.
O, rahmet ve merhametin kaynağıdır.[3]
[3] Rahmet kelimesinin geniş açıklaması için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 119-129.
O'nun Rahmeti Bol ve Kesintisizdir.
(Ki) O dünyada her şeye ve herkese acıyıp kollayan RAHMAN’dır, ahirette mü’min ve müstakim kullarını bağışlayıp sonsuz rahmetine kavuşturacak RAHİM (olan Allah’tır).
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü'minleri Rahmetine alan,
Sınırsız Rahmeti ve engin merhameti ile hayat veren, yaşatan, koruyan, rahmetine, merhametine, lütfuna, ihsanına, hayırlara mazhar eden, Rahmân ve rahîm olan Allah'a hamdolsun.
“Sultan” kelimesi İmam Âsım, el-Kisâî, Yâ-kup ve Halef’in dışındaki kıraat imamlarının okuduğu veche göre verilen mânâdır.
(O Allah) Rahman ve Rahim'dir.
2,3,4. Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve Din gününün maliki olan Allah'adır.
(Öyle Allah ki) dünyada bütün mahlûkata, ahirette ise, yalnız müminlere merhamet edendir;
O (her şeyi) yasalar çeçevesinde rahmetiyle yaratan ve besleyendir. Ve yine rahmetiyle (her şeyi) olağanüstü olarak mükemmelliğe (ahirete) götürendir.
(O) Rahman'dır (ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, sevdiğini, sevmediğini ayırt etmeksizin bütün varlıklara merhameti olandır). Rahîm'dir (verdiği farklı nimetlerle yarattığı varlıkları değişik şekillerde besleyen ve bu besleme işini devam ettirendir).
O, rahmândır ve rahîmdir.
Rahman, Rahim (Merhametli),
2,3,4. Hamd olsun Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Dîn günü'nün (tek) sahibi ve mutasarrıfı Allaha.
(O,) Rahmândır, Rahîmdir.(5)
(5)“Ezelden ebede kadar, her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü senâ (övgü) O’na âiddir. Çünki sebeb-i medih (övgü sebebi) olan ni‘met ve ihsan ve kemâl ve cemâl ve medâr-ı hamd (övgüye sebeb)olan herşey O’nundur, O’na âiddir.” (Mektûbât, 20. Mektûb, 66-67)
(O kullarına) Acıyan, koruyan, gözeten ve ihtiyaçlarını karşılayandır.
2, 4. (Hamd-ü senâ) o Allah/a mahsustur ki âlemlerin Rab/bidir [³], esirgeyendir, bağışlayandır, ceza gününün mâlikidir.
[3] Yaradanı, besleyeni, işlerini göreni, terbiye edeni, sahibi, mâlikidir.
Rahman'dır, Rahim'dir.
(Allah-u Teâlâ’nın rahmân ve rahîm sıfatlarının her ikisi de “rahmet” mastarından türemiş olmakla birlikte, farklı anlamlar ifade etmektedir. Rahman daha çok rahmet genişliğine, Rahim ise daha çok rahmetin sürekliliğine vurgu yapmaktadır.)
O, Rahmândır; çok şefkatli, çok merhametlidir. Sizi sizden çok sever, size sizden daha yakındır. O’nun sonsuz rahmet ve şefkati, bu dünyada mümin-kâfir ayrımı yapmaksızın tüm varlıkları kuşatmıştır. O, Rahîmdir. Rahmetini tamamlamak üzere bu Kitabı göndermiş ve onun ışığında yürüyen bahtiyârlara, âhiret hayatında sonsuz mutluluk ve kurtuluş müjdesini vermiştir. Fakat O, çok şefkatli, çok merhametli olmakla birlikte, hikmetli ve adâletlidir de:
2,3,4. Hamd,5 bütün âlemlerin6 Rabbi,7 Rahmân, Rahîm, din gününün8 tek sahibi9 Allah'a mahsustur.
5 Hamd: Bir ihsan veya bir iyiliğin sahibine karşı yapılan ve can ü gönülden hürmet ifade eden en güzel bir şekilde anmadır. Bu anmanın içerisinde kısmen övgü, kısmen de şükür vardır. Aslında bu kelimenin anlamını tam olarak karşılayan Türkçe bir kelime yoktur. Bu sebeple de bu kelime tercüme edilmemiştir. Övmek kelimesi de hamd’i tam olarak ifade edememektedir. Zira övmek, hayatı ve iradesi olana da olmayana da yapılabilir. Meselâ güzel bir inci ve güzel bir at övülebilir ama bunlara hamd edilemez.6 Âlem: Kâinatta Allah’tan başka mevcut olan her şey demektir. (Kurtubî) (رَبُّ الْعَالَمِينَ) Allah’ın sıfatlarındandır. Bu ayette (عَالَمٌ) kelimesinin çoğulu, (عَوَالِمُ) şeklinde değil de akıllılara mahsus olan “cemi müzekker salim” şeklinde kullanılarak akıllılara dikkat çekilmiştir. Buradan kâinatta insan ve cinler gibi başka akıl ve irade sahibi varlıkların bulunabileceğini de anlamak mümkündür. Bu sebepten dolayı tercümeye “bütün” kelimesi ilave edilmiştir.7 Rab: Terbiye anlamına bir mastar olduğu halde mübalâğa kastı ile “terbiye edici” anlamında kullanılmıştır. Mübalâğa anlamından dolayı rab, sade mürebbî anlamında değil, terbiyenin bütün gereklerine sahip kuvvetli ve en mükemmel terbiye edici demektir. Bu sebeple “sahip ve malik” anlamına dahi gelir. Meselâ ev sahibine “rabb’üd-dar” sermaye sahibine ise “rabb’ül-mal” denilir. Rab kelimesi, Allah’tan başkası için tek başına kullanılamaz. Terbiye ancak bir kısım kurallarla yapılır. Allah âlemlerin Rabbi olarak akıllılara peygamberleri ve onların getirdiği kitaplarıyla, akılsız varlıklara da sünnetüllah dediğimiz kurallarla terbiye vermiştir. Bu sebeple Allah’a ve peygamberlere inanan kimselerin Allah’tan başka kanun koyucu tanımaması gerekir. Âlemlerde kanun koyma hak ve yetkisi sadece “Âlemlerin Rabbi” Allah’a aittir. Allah’a karşı veya Allah’la beraber kanun koymaya kalkışmak, Allah’ın âlemlerin yegâne rabbi olduğunu inkâr etmek demektir.8 Din: kelime olarak, ceza-mükâfat, hesap, kaza, siyaset, itaat, âdet, hal, millet ve şeriat anlamlarına gelir. Bu kelimenin doğrudan kıyamet anlamı yoktur. Ancak din kelimesinin ceza ve hesap anlamları dikkate alınırsa “din günü”nün karşılığı, “ceza-mükâfat ve hesap günü” demek olur. Buna göre, “din günü,” her işin karşılığının verileceği son gün ve gelecekte mükâfat ve cezanın dağıtılacağı vakit demektir. Yevm kelimesi ise Arapçada, “belirli bir zaman dilimi” demek olup gün, ay, yıl, devir gibi bildiğimiz veya bilmediğimiz zaman ölçülerinden herhangi biri olabilir. (Bugün Dünya, yarın Ahiret gibi.)9 Malik: kelimesi (مُلْكٌ) mastarından ism-i fail ve (مِلْكٌ) mastarından ise sıfat-ı müşebbehe, olarak (مَالِكٌ) veya (مَلِكٌ) şekillerinde okunabilir. Meliklik; her şeyin genel menfaati için tedbir, emir ve yasaklama, ceza ve mükâfat hukuku koyarak akıllı varlıklar üzerinde tasarruf, güç ve yetkisi demektir. Mâliklik ise, mal hükmünde olan şeyler ve bunların üzerindeki fertlerin kişisel menfaati için tasarruf ve yönetim yetkisi demektir. İşte bu iki yetkinin de tamamı “Âlemlerin Rabbi Allah’a” aittir. Bu ayet “Allah, din gününün maliki de diğer günlerin maliki değil mi?” şeklinde düşünülmemelidir. Dünya günlerinde Allah adına veya Allah’a karşı malikler veya kendilerinin malik olduğunu zannedenler olabilir. Ancak din günü olan o hesap gününde bunların hiçbirini düşünmek mümkün değildir. Artık imtihan bitmiş ve Allah’ın yegâne malik olduğunu, inanan ve inanmayan herkes kabul etmiş veya kabul etmek zorunda kalmıştır. Bk. (En’am: 73, İsra: 111, Tâ Hâ: 114, Hac:56, Mü’minûn: 116, Furkan: 2, Fatır: 13, Zümer: 6, Mü’min:16, Haşr:23, Cuma: 1, Mülk: 1, İnfitar: 19)
O Rahmeti sonsuz, merhameti sınırsızdır. 7/156, 16/53, 41/2
O özünde rahmet sahibi, işinde rahmet sahibidir.[4]
[4] Veya: “Rahmetin sonsuz kaynağı olarak tüm varlığa rahmet eden, iman edenlere kat kat rahmet eden” (Krş:
67:19;
33:43); ya da “Sonsuz rahmetiyle her şeyi kuşatan ve rahmeti zâtının ayrılmaz bir vasfı olan (Menâr). Sıfat-ı müşebbehe olan Rahmân süreklilik ve değişmezlik bildirir. Mübalağa ile ism-i fail (veya sıfat-ı müşebbehe) olan Rahîm, oluş ve yenileniş bildirir. Abduh, çoğunluğun tercihi olan bu görüşe “delil yetersizliği” gerekçesiyle itiraz etmiştir. Ona göre doğru olan tam tersidir. Bunu da şöyle açıklar: Fu’lân vezni fa’âl vezni gibi mübalağa ifade eder. Tıpkı ğarsân (çok eken), atşân (çok susayan), ğadbân (çok kızan) sıfatları gibi sonradan ârız olan vasıflar için kullanılır. Faîl vezni ise alîm, hakîm gibi öze ait değişmez vasıflar için kullanılır (Menâr). Fakat, Elmalılı’nın da dediği gibi bu itiraz yersizdir. Rahmâniyyeti rahmetinin zâtî ve sabit olup varlığı özünden kuşattığına, Rahîmiyyeti rahmetin gerçek faili olarak rahmetini fiili ile celbeden varlıklara ihsan ettiğine delâlet eder. İlâhî Zât’ın tecellisi varlığın cevherine, ilâhî fiilin tecellisi varlığın fiiline yöneliktir. Tercihimizin gerekçesi budur.
2,3,4. Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân ve Rahîm olup, ceza gününün mâliki olan Allah Teâlâ'ya mahsustur.
O rahmândır, rahîmdir.
Son âyet doğru yolun somut, gerçekleşmiş şeklini gösterir, mümini geniş düz caddede ilerleyen peygamberlerin nuranî kafilesinin peşine yerleştirir. Örnek ihtiyacını tatmin eder. Fâtiha sûresinin okunması tamamlanınca “öyle olsun, kabul eyle!” mânasına gelen “âmin” denilmesi sünnettir.
(O) Rahman'dır, Rahim'dir.
Rahmân ve Rahîm: (rahime) fi'linden yapılmış, mübâlağa bildiren iki isim sıfattır. Rahmet kalbdeki acıma duygusudur. Bu duygu sâhibini Lûtuf ve iyiliğe sevk eder. Rahmân'daki mübâlağa (abartma) daha fazladır. Bundan dolayı Allah'tan başkasına Rahmân adı verilemez, fakat Rahîm adı verilebilir. Nitekim Hz. peygamber (s.a.v.): "Mü'minlere şefkatli, rahîmdir" (Tevbe: 128; Ahzâb: 43) şeklinde nitelendirilmiştir. Rahmân'ın tam anlamıyle Türkçe karşılığı yoktur. Çok merhamet eden, rahmeti herşeyi kuşatan, ihsanı herşeye yaygın sözleriyle açıklanabilir. Rahmân'ın rahmeti, ezelî rahmettir. Bu rahmet, iyiye de, kötüye de, mü'mine de, kâfire de yaygındır. Varlıklar zorunlu olarak bu rahmetten yararlanıp varlık alanına çıkmışlardır. Rahîm de çok merhametli demektir. Fakat bu rahmet, varlıkların başlangıcından çok sonuçlarına, yani âhirete ilişkindir. Bundan dolayı Allah "Dünyânın Rahmânı, âhiretin rahîmidir". Yani O'nun ihsanı, dünyâda inananlara da, inanmayanlara da yagındır. Âhirette ise yalnız inananlara özgüdür (Râğıb el-Isfahânî, Müfredât) Allah'ın herşeyi yaratması, Rahmânlığının rahmetinden ileri gelir. Bu fıtrî (yaratılış) rahmetinden uzak kalan hiçbir şey yoktur. Her varlık bu rahmetin içindedir. Rahîm'in rahmeti, irâdeleriyle çalışanları yaratılış amaçlarına götürür. İyilerin mükâfât, kötülerin cezâ görmesi, rahîmlik rahmetinin eseridir. Demek ki Rahîm adının içeriğinde Allah'ın adâleti, mükâfâtı ve cezâsı da vardır. Bundan dolayı "Rahmân, bütün mahlûkatı rahmetiyle yaratıp besleyen; Rahîm, âhirette mü'minlere Lûtfuyla cennet veren, kâfirlere de adâletiyle azâbedendir" diye tefsîr edilmiştir.
İyiliği sonsuz, ikramı boldur.
2,3,4. Hamd, Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün hakimi Allah'a mahsustur.
gey raḥmet ķılıcı raḥmet ķılıcı.
Fenādan ṣoñra āḫiretde vücūd virici ve merḥameten mü’minlere raḥmet baḫş idici,
(Bu dünyada hamıya) mərhəmətli, (axirətdə isə ancaq mö’minlərə) rəhmli olana,
The Beneficent, the Merciful.
Most Gracious, Most Merciful;