Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1379, sondan 4858. ayet; 10. sure ve bu surenin 15. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 39, harf sayısı 138 ve toplam ebced değeri ise 12080 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (30) ل (13) ر (4) bulunuyor.
واذا تتلى عليهم اياتنا بينات قال الذين لا يرجون لقاءنا ائت بقران غير هذا او بدله قل ما يكون لي ان ابدله من تلقائ نفسي ان اتبع الا ما يوحى الي اني اخاف ان عصيت ربي عذاب يوم عظيم
واذاتتلىعليهماياتنابيناتقالالذينلايرجونلقاءناائتبقرانغيرهذااوبدلهقلمايكونليانابدلهمنتلقائنفسياناتبعالامايوحىاليانياخافانعصيتربيعذابيومعظيم
Ve-iżâ tutlâ ‘aleyhim âyâtunâ beyyinâtin(ﻻ) kâle-lleżîne lâ yercûne likâenâ-/ti bikur-ânin ġayri hâżâ ev beddilh(u)(c) kul mâ yekûnu lî en ubeddilehu min tilkâ-i nefsî(s) in ettebi’u illâ mâ yûhâ iley(ye)(s) innî eḣâfu in ‘asaytu rabbî ‘ażâbe yevmin ‘azîm(in)
Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.”
Müşrikler Kur’an’ın ya tamamen veya kısmen değiştirilmesini istemekle çelişkili, anlamsız bir teklifte bulunmuş oluyorlar; çünkü onların isteklerini yerine getirmesi halinde Hz. Peygamber, Kur’an’ın Allah’tan geldiği iddiasında yalancı durumuna düşecektir, ayrıca Allah’tan geldiği iddia edilen bir Kur’an’a iman etmeyenler, Peygamber tarafından yenilenen veya değiştirilen bir kitaba hiç inanmayacaklardır. Allah’ın, Hz. Peygamber aracılığı ile müşriklere verdiği cevap, tutarlı ve şartlanmamış insanlar için ikna edicidir; çünkü topluluğun içinde yıllarca yaşamış bir kimsenin düşünceleri ve üslûbu ile bir başka içerik ve üslûbun birbirinden ayrılması kolaylıkla mümkün olacaktır. Âyet, Kur’an’ın lafız ve muhtevasında Hz. Peygamber’in hiçbir katkı ve etkisinin bulunmadığı konusunda son derecede açıktır.
Onlara ayetlerimiz açıkça [tilavet] edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, (öldükten sonra) bizimle karşılaşmayı ummayanlar (ahirete inanmayanlar), “Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”
Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân
3:103, dipnot 1.,Benzer mesajlar: En’âm
6:15; Zümer
39:13.
Âyetlerimiz onlara açık açık okunduğu zaman bize kavuşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştiremem. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Doğrusu, Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.”
Bizimle karşılaşmayı ummayanlara, ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, onlar: “ Ya bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir. ” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değildir. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabb'ime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.”
Onlara (münafıklara ve inkârcılara) ; apaçık belgeler olan ayetlerimiz okunduğu zaman, (günahları ve din tahribatları nedeniyle) Bizimle karşılaşmayı (ve huzurumuza çıkmayı ummayan ve) arzulamayanlar: “(Bu hükümler ve haberler bize ağır geliyor) Bundan başka bir Kur’an getir, veya (nefsimizin hoşuna gidecek şekilde) onu değiştir” derler. (Ey Resulüm!) Onlara de ki: “Onu (Kur’an’ın apaçık hüküm ve haberlerini) kendi nefsi tahmin ve tedbirimle değiştirmem asla olacak şey değildir. Ben sadece Bana vahyedilene tâbiyim. Eğer Rabbime isyan ederek (Kur’ani haber ve hükümleri değiştirir ve yanlış mana verirsem) gerçekten büyük bir günün azabından çekinirim.”
Onlara apaçık delilleri muhtevi olan ayetlerimiz okunduğu zaman bize kavuşmayı ummayanlar, bize bundan başka bir Kur'an getir, yahut da değiştir onu dediler. De ki: Ben onu kendiliğimden değiştiremem, ben, ancak bana vahyedilene uyarım ve şüphe yok ki ben, isyan ettiğim takdirde o pek büyük günün azabından korkarım.
Ve hal böyleyken, ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla, kendilerine okunup ulaştırılsa, o bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelmeyen kimseler “Ya bize bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir” derler. De ki: “onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değil. Ben ancak bana vahyedilene uyarım. Bakın bu konuda, Rabbime baş kaldıracak olursam, dehşet veren o büyük günün azabından korkarım.”
Onlara, birliğimizi ispat eden, şirkin bâtıl olduğunu anlatan âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman, bizim huzurumuzda hesaba çekilmeyi, mükâfatı ummayanlar, cezalandırılma endişesi duymayanlar:
“Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir” dediler. Sen:
“Onu kendiliğimden değiştirmem söz konusu olamaz. Ben sadece, bana vahyolunana, Kur'ân'a tâbî olurum. Eğer Rabbime âsi olursam, büyük bir günün azâbına dûçar olmaktan korkarım” de.
Onlara ayetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğunda bize kavuşmayı ummayanlar: "Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir" derler. De ki: "Benim onu kendiliğimden değiştirmem sözkonusu olamaz. Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben, Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım."
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: 'Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir.' De ki: 'Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.'
Böyle iken, âyetlerimiz, müşriklere birer açık delil olarak okunduğu zaman, karşımızda hesap vermeyi ummayanlar: “- Bundan başka bir KUR'AN getir veya bunu değiştir” dediler. Sen de ki: “- Onu kendiliğimden değiştirmekliğim, benim için mümkün değil. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Ben, Rabbime isyan edersem, gerçekten büyük bir günün (kıyametin) azabından korkarım.”
Ayetlerimiz, onlara açık olarak okunduğu zaman, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” derler. De ki: “Kendi tarafımdan onu değiştirmek benim elimde değil. Ben ancak bana vahyolana tabi olurum. Şüphesiz, eğer ben (O’na) isyan edersem, büyük bir günün azabının başıma gelmesinden korkarım.
Bizim açık âyetlerimiz onlara okunduğunda bize kavuşmayı umunmayanlar: «Bundan başka, bir Kur'anı getiresin, ya da değiştiresin I» demektedirler, diye-sin ki: «Ben kendiliğimden değiştiremem; ancak ben, bana vahyolunmuş bulunana uyarım, ben Allahıma karşı azacak olsam, ulu günün azabından korkarım»
Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bizimle karşılaşmayı beklemeyenler derler ki, “bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir.” (Onlara) de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem olmaz. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Ben, Rabbime karşı gelirsem; büyük bir günün azabından korkarım.”
Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım."
Onlara âyetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.
Zamanımızda olduğu gibi, Kur’an-ı Kerim’in indiği devirde de kendi kafalarına göre din isteyenler veya Allah’ın hükümlerinin kendi arzu ve heveslerine göre değiştirilmesini isteyenler olmuştur. Halbuki Kur’an belli dönemlerdeki insanların geçici ve değişken arzularını karşılamak için değil, kıyamete kadar bütün insanlığın ruhî, ahlâkî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamak, dünyevî ve uhrevî saadetin yolunu göstermek için indirilmiştir. Bu sebepledir ki, âyette belirtildiği gibi Peygamber de dahil olmak üzere hiç kimsenin Kur’an’ın hükümlerini değiştirme yetkisi yoktur.
Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kuran getir, yahut onu değiştir!," derler. De ki: "Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben yalnız bana vahyedilene uyarım. Rabbime karşı gelirsem, büyük gününazabından korkarım."
Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."
Böyle iken âyetlerimiz birer beyyine olarak karşılarında okunduğu zaman likamızı arzu etmiyenler «bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir» dediler, de ki, onu kendiliğimden değiştirmekliğim benim için olacak şey değildir, ben ancak bana vahyolunana ittiba' ederim; ben, rabbıma isyan edersem şüphesiz büyük bir günün azâbından korkarım
Âyetlerimiz onlara, apaçık deliller (i muhtevi) olarak, okunduğu zaman (öldükden sonra) bize kavuşmayı ummayan onlar (o müşrikler): «Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir, yahud onu değişdirl» dedi (ler). Deki: «Onu kendiliğimden değişdirmem benim için olmayacak şeydir. Ben, vahy olunagelenden başkasına tâbi olmam. Eğer Rabbime isyan edersem şübhesiz büyük günün azabından korkarım».
Ve onlara âyetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir!” dedi. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem, benim için olmayacak şeydir! (Çünki ben,) ancak bana vahyolunana tâbi' olurum! Şübhesiz ki ben, Rabbime isyân ettiğim takdirde, (gelecek)büyük bir günün azâbından korkarım!”(1)
(1)Kur’ân’da, puta tapmanın kötülüğünden ve kâfirlere yapılan tehdidlerden bahsedilince, müşrikler Resûl-i Ekrem (asm)’a: “Bize bunlardan bahsetmeyen başka bir kitab getir! Şâyet Allah sana böyle bir kitab indirmezse, ya sen onu kendi nefsinden uydur, yâhut yanındaki Kur’ân’da değişiklik yaparak isteklerimizi yerine getir!” dediklerinde bu âyet-i celîle nâzil oldu. (Nesefî, c. 2, 224)
Onlara açıklayıcı ayetlerimiz okunduğu zaman, “Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. Deki: “Kendi kendime o’nu değiştirmem mümkün olmadığı gibi, zaten bende bana vahy olan bu kitaba uyuyorum. Eğer ben Rabbimin emirlerine (yetkim olmadığı halde değiştirerek) isyan edersem, büyük hesap gününün azabından korkarım.”
Onlara bizim âyetlerimiz pek açık olarak okunduğu vakit bize kavuşmayı ummayanlar «— bundan başka bir Kur/an getir [¹] veya bunu değiştir» derler. Onlara de ki: Onu kendiliğimden değiştirmek elimden gelmez. Ben yalnız bana vahiy olunana tâbi olurum. Şayet ben Rabbime âsi olursam kıyamet gününün büyük azabından korkarım.
[1] Mabutlarının ayıpları zikrolunmayan bir Kur'an.
Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir” dediler. De ki: “Onu ben kendiliğimden değiştiremem, ben ancak, bana vahyolunana uyarım. Ben Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabına uğramaktan korkarım.”
Apaçık birer belge olan ayetlerimiz, ne zaman onlara tebliğ ve uyarı amacıyla okunsa, Hesap Gününde huzurumuza geleceklerini hiç ummayan o inkârcılar, “Bize bundan farklı bir Kur’an getir, ya da hiç değilse, işimize gelmeyen ayetleri iptal edip keyfimize uygun hâle getirerek onda bazı değişiklikler yap!” diyorlar. Onlara de ki: “Kur’an’ı kendi görüşlerim doğrultusunda değiştirmeye benim yetkim yok; zira o benim değil, Allah’ın sözüdür. Ben ancak, bana gönderilen emir ve direktiflere uyarım. Çünkü Rabb’ime karşı geldiğim takdirde, büyük bir günün azâbından korkarım.”
Açık belgeler olarak onlara bizim âyetlerimiz okunacağı zaman bizimle karşılaşmayı ummayanlar dedi ki:
-“Bundan başka bir kur’ân getir veya bunu değiştir!”.
De ki:
-“Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir.
Ben ancak bana vahyedilene uyarım.
Rabbime isyan edersem, şüphesiz ben, çok büyük bir günün azabından korkarım”.
Bizim açık âyetlerimiz, Bize kavuşacaklarını ummayanlara okunduğu zaman, (sana):1 “Ya bundan başka bir Kur’an getir ya da bu (Kur’an’ı) değiştir.”2 dediler. Sen de onlara: “Onu kendi keyfime göre değiştirmem mümkün değil. Ben ancak bana vahyolunana tâbi olurum ve ben Rabbime isyan edersem büyük günün (âhiretin) azabından korkarım.” de.3
1 Veya “Bizim huzurumuza çıkmaya yüzü olmayanlar”2 Ya bize uymayan bu Kur’an’ı yok et ya da Kur’an’ı bize uydur. Yani bize, bizim canımızın istediği gibi bir din getir…3 Ben bana ne vahyolunursa ancak ona uyarım. Yani ben herhâlde hiçbir şeyi değiştirmeyerek sadece vahye uyarım. Şayet bazı âyetlerde bir nesih ve değiştirme meydana gelirse o da ancak vahiy ile olabilir, ben ona da olduğu gibi uyarım. Başka bir ihtimal söz konusu değildir.
VE [hal böyleyken:] ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine okunup ulaştırılsa, o Bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelmeyen kimseler, “Bize bundan başka bir söylem/bir öğreti getir; ya da bunu değiştir” 23 diyecek olurlar. [Ey Peygamber] de ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değil; ben ancak bana vahyedilene uyarım. Bakın, [bu konuda] Rabbime baş kaldıracak olursam, dehşet veren o [Büyük] Gün (gelip çattığında) azabın [beni bulmasın]dan korkarım!”
Hakikatin apaçık belgeleri olan ayetlerimiz onlara okununca, bizimle karşılaşmayı hesaba katmayanlar: “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir” derler. De ki: – Bunu kendi arzuma göre değiştirme yetkim yok, zira ben sadece bana vahyedilen Kuran’a uymak zorundayım, eğer Rabbime isyan edersem o zaman ben o korkunç günün azabından korkarım. 6/50- 51, 7/203, 46/9
Bir de ne zaman hakikatin apaçık kanıtları olan âyetlerimiz onlara okunsa, Bizim (rahmetimizle) buluşma arzusu ve umudu olmayan o kimseler derler ki: “Git, bize bundan başka bir hitab[1587] getir, ya da onda değişiklik yap!”[1588] (Ey Nebî)! De ki: “Onu kendime göre değiştirmem olacak şey değil. Ben yalnızca bana vahyedilene uyarım: çünkü ben Rabbime karşı gelecek olursam, korkunç bir Gün’ün azabından korkarım.”
[1587] Kur’an’ın sözlük mânası için bkz:
25:30, not 39. Burada belirsiz formda gelen Kur’an, isme değil vasfa yakın bir mastar olarak çevrilmelidir. Unutulmaması gereken nokta, “Kur’an” ifadesinin müşriklere atfen kullanılan bir cümle içerisinde geçmesidir. Bu ve buna benzer bir bağlamda “Kur’an” olarak çevirmek anlama problemine yol açacaktır. Çünkü, Hatib’in ve ilk muhatapların bu kelimeye yükledikleri anlamla modern muhatabın zihnindeki kavramlaşmış anlam bire bir örtüşmemektedir. Kelime kavramsal anlamını sonraki dönemlerde kazanmış, hatta tedvin asrından sonra “Mushaf” isminin yerine kullanılmaya başlanmıştır. Oysa Kur’an, hatib olan Allah’la muhatab olan insan arasında canlı, aktif ve yaşanan bir diyalogun eseri olarak sözlü bir “hitab”, Mushaf ise Allah Rasûlü’nden sonra vahiy metninin kaydedildiği yazılı bir “kitap”tır. Anlama faaliyetinin ilk ve zorunlu adımı, anlamın kaynağından hedefine taşınırken yolda uğradığı “anlam kaybını” asgariye indirmektir. İşte bu yüzden, kur’ânin lafzı için yalnızca mantukunu değil mefhumunu da iyi yansıttığını düşündüğümüz “hitab” karşılığını kullandık.
[1588] Müşriklerin bu talebi açıkça gösteriyor ki, onlar mesajını, hedefini ve inşâ etmek istedikleri dünyayı çok iyi bildikleri bir Kur’an’a karşı çıktılar. İtirazları Kur’an’ın getirdiği öğretinin özüne, içeriğine yönelikti. Onlar esasen iyi ve kötüyü belirleme yetkisinin ellerinden çıkmasına itiraz ediyorlardı. “Değiştir” demekle, itirazlarının Hz. Muhammed’e değil vahyin kaynağına yönelik olduğunu itiraf ediyorlardı. Bununla zımnen “hayat tarzımıza dokunmayacak bir içeriğe razıyız” demiş oluyorlardı.
Onlara Bizim zâhir âyetlerimiz okunduğu zaman, Bize mülâki olacaklarını ummayanlar dedi ki: «Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir.» De ki: «Onu kendi tarafımdan değiştirmek benim için sahih olamaz. Ben ancak bana vahyolunana tâbi olu-um, başkasına değil. Şüphe yok ki, ben Rabbime isyan eder olursam büyük bir günün azabından korkarım.»
Böyle iken, âyetlerimiz kendilerine, açık deliller halinde okunduğunda, âhirette huzurumuza varacaklarını ummayanlar, “Bize bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir! ” derler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem asla olacak bir şey değil. Çünkü ben sadece bana vahyedilene tâbi olurum ve eğer sizin arzunuza uyar da Rabbime isyan edersem, o müthiş günün azabından korkarım. ”
Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, bizimle buluşmayı ummayanlar: "Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir." derler. De ki: "Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Şayet ben Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım."
Onlara, birbirini açıklayan âyetlerimiz okununca, bizimle karşılaşmayı beklemeyenler derler ki “Bize başka bir Kur’an(ayetler kümesi) getir, ya da onu değiştir.” De ki “Onu kendiliğimden değiştirmeye yetkim yoktur. Ben sadece bana yapılan vahye uyarım. Eğer Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.”
[*] Kur'an kelimesi küme anlamına gelir. Bir konuyu anlatan muhkem bir ayet ile onu açıklayan müteşabih ayetler kümesi o konuya ait ayetler kümesi (Kur'an) dir. Kur'an kelimesine bu manayı vermemizin delillerinden biri (İsra
17:78)'de bildirilen وَقُرْآنَ الْفَجْرِ (kur'âne el fecri) 'dır. Sabah kızıllığının kümeleşmesi anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim'in bu metodunu (ayetlerin birbirini açıklaması) daha detaylı şeklinde öğrenmek için (Hud
11:1-2), (Al-i İmran
3:7), (Fussilet
41:3) ve ilgili dipnotlara bakınız.
Ayetlerimiz açık açık onlara okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar: -Bundan başka bir Kur'an getir ya da bunu değiştir, dediler. De ki:-O'nu kendi arzuma göre değiştirmem mümkün değildir. Ben, sadece bana vahyedilene uyarım. Ben eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım.
Kendilerine apaçık âyetlerimiz okunduğunda, Bize kavuşmayı ummayanlar, “Bize bundan başka bir Kur'ân getir veya onu değiştir” derler. De ki: Ben onu kendiliğimden değiştiremem. Ben, ancak bana vahyedilene uyarım. Rabbime isyan edecek olursam, büyük bir günün azabından korkarım.
Ayetlerimiz onlara açık-seçik parçalar halinde okunduğu zaman, bize ulaşmayı ummayanlar şöyle dediler: "Bundan başka bir Kur'an getir yahut bunu değiştir." De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkuya düşerim."
daħı ķaçan oķına anlaruñ üzere āyetlerümüz bellüler eyitti anlar kim ümid dutmazlar görmegümüzi “getür ķur’ān uşbundan ayruķ yā degşür anı.” eyit “olmaya benüm kim degşürem anı gendüzündin yañadın uymazın illā aña kim daħı olınur baña. bayıķ ben ķorķarın eger ben āsį olam çalabuma 'aźābından ulu günüñ.”
Daḫı ḳaçan oḳunsa anlar üstine bizüm āyetlerümüz beyān eyleyici, eyitti olkişiler ki ḳorḳmazlar bizüm ḥażretümüze durmaḳdan: Getür bize bir Ḳur’ānbundan özge, yā tebdīl eyle. Eyit yā Muḥammed: Anı tebdīl eylemekelümden gelmez benüm ḳatumdan, ben uymazın illā baña vaḥy olan nesneye.Ben ḳorḳarın eger ‘āṣī olsam Tañrı Ta‘ālā[ya] ulu ‘aẕābdan ḳıyāmetde.
(Müşriklərə) ayələrimiz açıq-aydın oxunduğu zaman (qiyamət günü haqq–hesab üçün) Bizimlə qarşılaşacaqlarına ümid etməyənlər: “Bundan ayrı bir Qur’an gətir və ya onu dəyişdir!” – deyərlər. Onlara de: “Mən onu özbaşına (istədiyim kimi) dəyişə bilmərəm. Mən ancaq mənə gələn vəhyə tabe oluram. Əgər Rəbbimə asi olsan, (müsibəti) böyük günün (qiyamət gününün) əzabından qorxuram”.
And when Our clear revelations are recited unto them they who look not for the meeting with Us say: Bring a Lecture other than this, or change it. Say (O Muhammad): It is not for me to change it of my own accord. I only follow that which is inspired in me. Lo! If I disobey my Lord I fear the retribution of an awful Day.
But when Our Clear Signs are rehearsed unto them, those who rest not their hope on their meeting with Us, Say: "Bring us a Reading(1402) other than this, or change this," Say: "It is not for me, of my own accord, to change it: I follow naught but what is revealed unto me: if I were to disobey my Lord, I should myself fear the penalty of a Great Day (to come)."*
1402 Reading , in the Arabic, the word is "Qur'an", which may mean Reading or in the special sense, the Qur'an. The duty of Allah's Messenger is to deliver Allah's Message as it is revealed to him, whether it please or displease those who hear it. Selfish men want to read their own desires or fancies into religious precepts, and thus they are often willing to use Religion for their own ends. Most of the corruptions of Religion are due to this cause. But Religion is not to be so prostituted.