Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6167, sondan 70. ayet; 101. sure ve bu surenin 10. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 13 ve toplam ebced değeri ise 343 olarak hesaplanmıştır.
Sen Hâviye’nin ne olduğunu ne bileceksin?
“Tartılan ameller” diye çevirdiğimiz mevâzîn kelimesi ya “tartılan şey” anlamına gelen ve amelleri ifade eden mevzûn kelimesinin veya “terazi” anlamına gelen mîzanın çoğuludur. Meâlde birinci anlam tercih edilmiştir. İkinci anlama göre de kelime kinaye olarak yine tartılan amelleri ifade eder. Zira terazilerin ağır gelmesi, “onlarda tartılan eşyanın ağır gelmesi” demektir. “Tartılan amellerin ağır gelmesi” hayır ve iyiliklerin fazla olmasını anlatmakta ve Allah’ın rızâsının bu sayede kazanılacağını göstermektedir. 6-7. âyetler iyilikleri kötülüklerinden çok olan kimselerin nimetlerle donatılmış cennetlerde ebedî olarak mutlu ve müreffeh bir hayat süreceklerini ifade eder. Amellerin hafif olması ise kulun dünyada yaptığı iyiliklerin azlığı veya bulunmaması demektir. Bu âyet, dolaylı olarak “günahları ağır basarsa” anlamını da içermektedir. Âhiret olayları gayb âleminden olduğu için amellerin nasıl tartılacağı veya ölçüleceği hakkında söz söylemek yahut fikir yürütmek mümkün değildir. 9. âyette “kucaklayacak olan” diye çevirdiğimiz ümm kelimesi sözlükte “anne” anlamına gelir. Burada mecaz olarak “barınak” mânasında kullanılmıştır. Âyette, annenin çocuğuna kucak açıp onu bağrına basmaya can attığı gibi cehennemin de suçlulara kucak açarak onları içine almak için iştiyakla beklediğini ifade eden kinayeli bir anlatım söz konusudur (bu ve başka yorumlar için bk. İbn Âşûr, XXX, 514-515). 8-9. âyetler, böyle iyi işleri az, kötülükleri çok olan kimselerin gidecekleri yerin cehennem olduğunu göstermektedir. Tefsirlerde hâviye kelimesinin cehennemin isimlerinden biri olduğu belirtilmiş, son âyet de buna kanıt gösterilmiştir.
Onun ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Bu ayette geçen [hiyeh] ifadesinin sonundaki cezimli [he,] “hâ-i sekte” olarak bilinir. Bu, bir zamir değildir. Bu nedenle de harekeli değil, cezimli yazılmakta ve okunmaktadır. Benzer kullanımlar: Bakara
2:259; En‘âm
6:90; Hâkka
69:19, 20, 25, 26, 28, 29.
Hâviye'nin ne olduğunu sen ne bilirsin?
Onun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
O uçurumun (Haviye’nin) ne olduğunu bilir misin? (Anlatayım,)
Ve ne bildirdi sana, nedir cehennem uçurumu?
Bilir misin nedir o cehennem uçurumu?
Derin ateş çukurunun ne olduğunu sana bildiren belgeler neler?
Sen onun ne olduğunu bilir misin?
Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir?
Onun ne olduğunu ne bilirsin?
Bilir misin, nedir o “Haviye”?
O çukurun ne olduğunu sen bilir misin?
10, 11. Nedir o (Hâviye) bilir misin? Kızgın ateş!
O uçurumun ne olduğunu bilir misin?
O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Ve bildin mi haviye nedir
Onun mâhiyyetini sana bildiren nedir?
(Ey Resûlüm!) Onun (o Hâviye'nin) ne olduğunu sana ne bildirdi?
Bilir misin, o çukur nedir.
«Hâviye»nin ne olduğunu bilir misin?
Onun ne olduğunu (mahiyetini) sana bildiren nedir?
Bilir misin, ey insan, nedir bu Hâviye? Gerçi nereden bileceksin? Dinle bak:
Sana ne bildirdi; o nedir?
Bu “haviye”nin tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
Bilir misin nedir o [uçurum]?
Bilir misin sen nedir o Haviye? 4/56, 14/16-17
Sahi, sen nereden bileceksin o nedir?
Haviye'nin ne olduğunu sana ne şey bildirdi?
Onun ne olduğunu bilir misin?
Onun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Haviye nedir, nereden bileceksin? (Öyleyse dinle!)
Onun ne olduğunu sana bildiren ne?
Hâviye'nin ne olduğunu biliyor musun?
Onun ne olduğunu sana bildiren nedir?
daħı ne nesene bildürdi saña nedür ol?
Ne bildürdi saña yā Muḥammed ki Hāviye ne nesnedür?
Sən nə bilirsən ki, o (Haviyə) nədir?!
Ah, what will convey unto thee what she is!
And what will explain to thee what this is?