Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6165, sondan 72. ayet; 101. sure ve bu surenin 8. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 16 ve toplam ebced değeri ise 1337 olarak hesaplanmıştır.
Ve emmâ men ḣaffet mevâzînuh(u)
Ama kimin de tartıları hafif gelirse,
“Tartılan ameller” diye çevirdiğimiz mevâzîn kelimesi ya “tartılan şey” anlamına gelen ve amelleri ifade eden mevzûn kelimesinin veya “terazi” anlamına gelen mîzanın çoğuludur. Meâlde birinci anlam tercih edilmiştir. İkinci anlama göre de kelime kinaye olarak yine tartılan amelleri ifade eder. Zira terazilerin ağır gelmesi, “onlarda tartılan eşyanın ağır gelmesi” demektir. “Tartılan amellerin ağır gelmesi” hayır ve iyiliklerin fazla olmasını anlatmakta ve Allah’ın rızâsının bu sayede kazanılacağını göstermektedir. 6-7. âyetler iyilikleri kötülüklerinden çok olan kimselerin nimetlerle donatılmış cennetlerde ebedî olarak mutlu ve müreffeh bir hayat süreceklerini ifade eder. Amellerin hafif olması ise kulun dünyada yaptığı iyiliklerin azlığı veya bulunmaması demektir. Bu âyet, dolaylı olarak “günahları ağır basarsa” anlamını da içermektedir. Âhiret olayları gayb âleminden olduğu için amellerin nasıl tartılacağı veya ölçüleceği hakkında söz söylemek yahut fikir yürütmek mümkün değildir. 9. âyette “kucaklayacak olan” diye çevirdiğimiz ümm kelimesi sözlükte “anne” anlamına gelir. Burada mecaz olarak “barınak” mânasında kullanılmıştır. Âyette, annenin çocuğuna kucak açıp onu bağrına basmaya can attığı gibi cehennemin de suçlulara kucak açarak onları içine almak için iştiyakla beklediğini ifade eden kinayeli bir anlatım söz konusudur (bu ve başka yorumlar için bk. İbn Âşûr, XXX, 514-515). 8-9. âyetler, böyle iyi işleri az, kötülükleri çok olan kimselerin gidecekleri yerin cehennem olduğunu göstermektedir. Tefsirlerde hâviye kelimesinin cehennemin isimlerinden biri olduğu belirtilmiş, son âyet de buna kanıt gösterilmiştir.
8,9. Terazi(de sevap)ları hafif olana gelince, işte onun anası (yeri) [Hâviye]’dir.
Ağırlıkların hafif gelmesi” demek, aslında tartılacak herhangi bir şeyin bulunmaması demektir.,Benzer mesajlar: A‘râf
7:8-9; Enbiyâ
21:47; Mü’minûn
23:102-103.
8,9. Fakat tartıları hafif gelenler ise, onların da yeri Hâviye'dir.
Kimin tartısı hafif gelirse,¹
1- Sevabı günahından az olursa.
(Ama) Kimin de (sevap) tartıları hafif kalırsa (o ne bahtsızdır),
Ve fakat kimin ki terazilerdeki tartısı hafif gelir.
Kimin de iyiliklerinin tartısı hafif gelirse,
O gün, ölçüye tartıya konacak değerdeki amellerinin, sevaplarının kefeleri hafif olanlar yanacaktır.
Kimin de tartıları hafif gelirse,
Kimin tartıları hafif kalırsa,
Fakat kimin de tartıları (iyilikleri) hafif gelmişse,
Amma terazileri hafif kalanlar (kıymetsiz kalanlar) ise;
Tartısı hafif olan kimsenin
8-9. Fakat kimin de tartı(da iyilik)leri hafif gelirse, onun yeri “Haviye”dir.
Tartıları hafif gelenler ise,
8, 9. Ameli yeğni olana gelince, işte onun anası (yeri, yurdu) Hâviye' dir.
Amelin ağır gelmesi, hayır ve iyiliklerin fazla olması; yeğni gelmesi ise, hayır ve sevap kefesine konacak amelin azlığı veya bulunmaması demektir.
Kimin de tartıları hafif gelirse,
8,9. Kimin tartıları hafif gelirse, onun anası da (varacağı yer, sığınacağı durağı) hâviye (uçurum)dır.
Fakat miyzanları hafif gelen kimse
Amma kimin de tartıları hafif gelirse,
8,9. Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,(1) artık onun anası (sığınacağı yer) Hâviye'dir.(Onun kucağına düşecek!)
(1)“Evet hiç mümkün müdür ki, insan umum mevcûdât (bütün varlıklar) içinde ehemmiyetli bir vazîfesi, ehemmiyetli bir isti‘dâdı (kābiliyeti) olsun da, insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam masnûâtıyla(eserleriyle) kendini tanıttırsa, mukābilinde insan îmân ile O’nu tanımazsa, hem bu kadar rahmetin süslü meyveleriyle kendini sevdirse, mukābilinde insan ibâdetle kendini O’na sevdirmese, hem bu kadar bu türlü ni‘metleriyle muhabbet ve rahmetini ona gösterse, mukābilinde insan şükür ve hamdle O’na hürmet etmese; cezâsız kalsın, başı boş bırakılsın, O izzet, gayret sâhibi Zât-ı zü’l-Celâl bir dâr-ı mücâzât (cezâ yeri)hazırlamasın? Hem hiç mümkün müdür ki: O Rahmân-ı Rahîm’in kendini tanıttırmasına mukābil, îmân ile tanımakla ve sevdirmesine mukābil, ibâdetle sevmek ve sevdirmekle ve rahmetine mukābil, şükür ile hürmet etmekle mukābele eden mü’minlere bir dâr-ı mükâfâtı, bir saâdet-i ebediyeyi (Cenneti) vermesin?” (Zülfikār, 10. Söz, 18)
Kimin de terazisi (yaptığı kötülüklerden dolayı) hafif gelirse.
Bilâkis her kimin terazileri hafif gelirse,
Kimin de tartıları hafif kalırsa.
Ve kimin de iyilik tartıları hafif gelirse,
Kimin de tartılacak şeyleri hafif gelirse,
8,9. (O gün) kimin de (sevap) tartısı hafif gelirse, onun (kucağına sığınacağı) anası,1 hâviye’dir.
1 Haviye: Devamlı aşağıya doğru düşen uçurum veya uçuruma düşen, demektir. Bu mânâdan cehenneme isim olmuştur. Cehenneme “hâviye” denilmesi gayet derin olmasındandır. Bazıları da, “ateşin en aşağı kapısıdır” demişlerdir. Yani varılacak, kucağına sığınılıp barınılacak yurt ve yatak manasına istiare yoluyla mecazdır. Zira ana kucağı, çocuğun sığınıp barınacağı tek sığınağı olmak bakımından cehennem ona benzetilmiştir ki, bunda pek acıklı bir istihza (alay etme), küçümseme vardır. Sığınıp varacağı en şefkatli anası, kızgın ateş olan kimsenin halindeki felaket ve fecaatin şiddet ve büyüklüğünü düşünmeli.
Kimin iyilikleri de tartıda hafif gelirse. 7/9, 23/103...108
iyilikleri hafif gelen kimseye gelince:
Fakat kimin tartıları hafif olursa.
Kimin tartıları da hafif gelirse,
Kimin tartıları hafif gelirse,
Kimin de değerli işleri hafif gelirse,
Kimin de tartıları hafif gelirse ..
Kimin tartısı hafif gelirse,
Tartıları hafif çekeninse,
daħı ammā ol kim yiyni oldı terāzūları
Daḫı kim[üñ] ki mīzānı yeyni olsa,
Tərəzisi yüngül gələn (yaxşı əməlləri pis əməllərdən az olan) kimsənin isə,
But as for him whose scales are light,
But he whose balance (of good deeds) will be (found) light,-