Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6196, sondan 41. ayet; 106. sure ve bu surenin 3. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 4, harf sayısı 18 ve toplam ebced değeri ise 1554 olarak hesaplanmıştır.
Felya’budû rabbe hâżâ-lbeyt(i)
1,2,3,4. Kureyş’i ısındırıp alıştırdığı; onları kışın (Yemen’e) ve yazın (Şam’a) yaptıkları yolculuğa ısındırıp alıştırdığı için, Kureyş de, kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan bu evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsin.
“Güvenliğini sağlamak için” şeklindeki çeviriye göre bu âyet bir önceki sûrenin devamı gibidir ve cümle, “Ebrehe ve ordusunu helâk ettik” şeklinde tamamlanır. Sûrenin sonunu başına bağlamak da mümkündür; bu takdirde mâna şöyle olur: “... sağladığı için Kâbe’nin rabbine kulluk etsinler.” Kureyş, Hz. Peygamber’in mensup olduğu, İslâm’ın tebliğine ilk muhatap olan ve Kur’an’da adı geçen büyük Arap kabilesidir. Nesep bilginlerinin çoğunluğuna göre Kureyş’in atası Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Maad b. Adnân’dır. Hz. Peygamber Kureyş’in Hâşimoğulları koluna mensuptur. Kabile reisliği genellikle Hâşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasında mücadele konusu olmuştur. Câhiliye döneminde Kureyşliler Allah’ın varlığına inanmakla birlikte putları Allah’a ortak koşuyorlardı, bu sebeple Kur’an onları, “ortak koşanlar” anlamına gelen müşrikûn sıfatıyla nitelemiştir. 610 yılında Hz. Peygamber’e Kur’an inmeye başlayınca Kureyş’in bir kısmı ona iman etmekle birlikte çoğu inanmadığı gibi Hz. Peygamber’e karşı gittikçe sertleşen ve savaşlara kadar varan bir mücadeleye girişmişlerdir. Bu direniş hicretin 8. yılında Mekke’nin fethine kadar sürmüştür. Mekke’nin fethedilmesiyle birlikte İslâmiyet’in karşısındaki Kureyş düşmanlığı da tamamen ortadan kalkmıştır. Bundan sonra İslâm’ın dünyaya yayılması için Kureyşliler’in ön saflarda mücadele verdikleri görülmektedir (ayrıca bk. Casim Avcı, “Kureyş (Benî Kureyş)”, DİA, XXVI, Kureyş kabilesi, Araplar’ca kutsal sayılan Kâbe’nin gözetim ve bakımını üstlendikleri için diğer Arap kabileleri onlara büyük saygı gösterirlerdi; özellikle Kâbe’yi yıkmaya gelen fil ordusunun mûcizevî bir felâkete mâruz kalarak Kâbe’yi yıkma teşebbüslerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Kureyşliler’in kabileler nezdindeki saygınlığı iyice arttı. Emîrler ve krallar onlara saygı gösterir, başkaları çöllerde haydutlar tarafından saldırılara uğrarken Kureyşliler güven içerisinde yazın Tâif’in serin yaylalarına, kışın da Yemen’in ılık bölgelerine serbestçe seyahatlerde bulunarak büyük kazançlar elde ederlerdi. Hatta Kureyş’in ticaret kervanları kış aylarında Somali ve Habeşistan’a, yaz aylarında da Suriye, Mısır, Irak ve İran’a kadar giderlerdi. Mekke’nin bulunduğu bölge tarım ve hayvancılığa elverişli olmadığı için halkın ticaretten başka gelir kaynağı yok denecek kadar azdı. Hac mevsiminde kurulan panayırlar ticaretlerinin canlanmasına vesile olduğu gibi buralarda düzenlenen şiir, hitabet vb. yarışmalar da dil, edebiyat ve kültürün gelişmesini sağlıyordu. İşte sûrede Allah’ın onlara lutfettiği bu imkânlar hatırlatılmakta, özellikle Kâbe’ye vurgu yapılarak “Şu evin (Kâbe) rabbine kulluk etsinler” buyurulmaktadır. Kabile hayatı yaşayan Arap yarımadası devlet otoritesinden yoksun olduğu için burada genel bir güvensizlik bulunduğu halde Mekke Hz. İbrâhim zamanından beri Allah tarafından saygınlığı çiğnenmeyen (harem) bölge olarak insanlığa duyurulmuş, bu sayede Mekke halkı dış saldırılardan korunmuştur. Nitekim bir âyet-i kerîmede, “Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden koparılıp götürülürken biz (Mekke’yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır?” (Ankebût
29:67) buyurularak bu nimetler hatırlatılmaktadır. Ayrıca başka bölgelerde üretilen sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri Hz. İbrâhim’in duası bereketiyle (İbrâhim
14:37), bir ticaret merkezi haline gelmiş olan Mekke’ye getirilip satılır, böylece bura halkının ihtiyacı karşılanırdı. İşte sûrede Kureyş’in, bütün bu nimetlerin şükrünü yerine getirmek için Allah’a kulluk etmeleri istenmiştir.
Bu Ev’in (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler.
Bu evin Rabbine kulluk etsinler.
Bu evin¹ Rabb'ine kulluk etsinler.
Şu (kutsal) evin (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler; (bu onların teşekkür borçlarıdır,)
Artık kulluk edin bu evin Rabbine.
bu evin Rabbine kul ve köle olsunlar, hayatlarını O'nun tanzim ettiği esaslara göre yaşasınlar yani Kâbe'nin tek olan Rabbine kulluk yapsınlar, O Rabbin yolundan ayrılmasınlar.
Bu evin, Kâbe'nin Rabbini tek ilâh tanısınlar, candan müslümanlar olarak şeriatına bağlansınlar, saygıyla Allah'a kulluk ve ibadet etsinler.
Şu evin (Kabe'nin) Rabbine ibadet etsinler,
Şu Ev (Ka'be'n)in Rabbine kulluk etsinler;
Bu Beyt'in = Kâbe'nin Rabbine ibadet etsinler, (putlara tapmayı terk etsinler).
Bu Kâbe’nin sahibi olan Allah’a kulluk etsinler.
O halde onlar şu evin (Kâbe'nin) Rabbini layıkıyla tanıyıp O'na kulluk etsinler!
3,4. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Ev'in (Kabe'nin) Rabbine kulluk etsinler.
1, 2, 3, 4. Kureyş'e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar, kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin Rabbine kulluk etsinler.
Kureyş kabilesi, bütün Araplarca kutsal sayılan Kâbe’nin gözetim ve bakımını üstlendikleri için bütün kabileler onlara saygı gösterirdi; bu sayede onlar yazın Tâif’in serin yaylalarına, kışın da Yemen’in ılık bölgelerine serbestçe giderlerdi. İşte bu, Allah’ın onlara bir ihsanı idi, çünkü bu şekilde serbest dolaşma sonunda büyük ölçüde ticaret yapıyorlar ve kazanç elde ediyorlardı.
Bu evin Rabbine kulluk etsinler.
Bu Beyt (Kâbe)nin Rabbine kulluk etsinler.
Hiç olmazsa onun için kulluk etsinler rabbine bu Beytin
Şu Beytin (Kâ benin) Rabbine ibâdet etsinler onlar.
O hâlde (onlar da) bu Beyt'in (Kâ'be'nin) Rabbine (şükür için) ibâdet etsinler!
3, 4. Artık bu beytin Rabbi olup kendilerini açlıktan kurtaran, korkudan emin kılan Zât/a ibadet etsinler.
Şu evin (Kâbe'nin) Rabbine kulluk etsinler.
O hâlde, bu huzur ve güven ortamının sürmesini istiyorlarsa, bu evin Rabb’ine kulluk etsinler ve O’nun gönderdiği kulluk sistemini bireysel ve toplumsal hayata egemen kılsınlar.
Artık, kulluk etsinler bu Ev’in (Kâbe’nin) rabbine!
3,4. Hâlbuki onların kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren, şu Kâbe’nin Rabbine hemen kulluk etmeleri gerekir.
O halde bu Mâbed'in 3 Rabbine kulluk etsinler,
Kulluğu şu Beytin/Kâbe’nin Rabbine tahsis etsinler. 1/4, 6/162...165, 27/91
yalnız şu Beyt’in Rabbine kulluk etsinler![5900]
[5900] Beyt’in Rabbi, âlemlerin Rabbidir. Yani bütün bir insanlığın. Beyt de insanlığın yeryüzündeki ilk varoluşunu temsil eder. Bir tür baba ocağı, ana kucağıdır. Hac işte bu yüzden bir sılaya dönüştür. Orayı ziyaret, Allah’ın insanın insanlığı üzerindeki hakkıdır (
3:97).
Bu beytin (Kabe-i Muazzama'nın) Rabbine ibadette bulunsunlar ki,
Yalnız bu Ev'in (Kâ'benin) Rabbine ibadet etsinler.
Bu Ev(Ka'be'n)in Rabbine kulluk etsinler.
Bu Beyt'in (Kâbe’nin) Sahibine kulluk etsinler!
Bu Beyt/Kâbe'nin Rabbine kulluk etsinler.
Onlar bu Beyt'in Rabbine kulluk etsinler.
Bu evin Rabbine ibadet etsinler!
pes ŧapsunlar uşbu ev çalabı’sına.
Pes ‘ibādet eylesünler bu ev Tañrısına
Bu evin Rəbbinə (Kə’bənin sahibi Allaha) ibadət etsinlər!
So let them worship the Lord of this House,
Let them adore the Lord of this House,(6278)*