Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1513, sondan 4724. ayet; 11. sure ve bu surenin 40. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 26, harf sayısı 94 ve toplam ebced değeri ise 4844 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (20) ل (12) ر (3) bulunuyor.
حتى اذا جاء امرنا وفار التنور قلنا احمل فيها من كل زوجين اثنين واهلك الا من سبق عليه القول ومن امن وما امن معه الا قليل
حتىاذاجاءامرناوفارالتنورقلنااحملفيهامنكلزوجيناثنينواهلكالامنسبقعليهالقولومنامنوماامنمعهالاقليل
Hattâ iżâ câe emrunâ vefâra-ttennûru kulnâ-hmil fîhâ min kullin zevceyni-śneyni veehleke illâ men sebeka ‘aleyhi-lkavlu vemen âmen(e)(c) vemâ âmene me’ahu illâ kalîl(un)
Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.[274]
Aynı olayla ilgili olarak Mü’minûn sûresinin 27. âyetine bakınız.
“Sular coşup yükseldi” şeklinde tercüme ettiğimiz “fâre’t-tennûr”, fışkırarak yeryüzünü kaplayan azgın suları ve selleri ifade eder (İbn Kesîr, IV, 254). Aynı ifade “Allah’ın gazabı şiddetlenince” veya azabın sabaha doğru geldiğini ifade etmek için “şafak atınca, sabah olunca” şeklinde de tercüme edilmiştir.
Hz. Nûh geminin yapımını tamamlayınca beklenen azabın gelmekte olduğuna dair belirtiler gözükmeye başladı. Yer ve göklerin adeta kapıları açılmıştı; yerden sular fışkırıyor, gökten sular boşalıyordu. Bu durum Kamer sûresinde (
54:11-12) şöyle tasvir edilir: “Derken, göğün kapılarını bardaktan boşanırcasına inen bir yağmura açtık. Yerden de sular fışkırttık; derken sular önceden belirlenmiş bir iş için birleşti.” Allah Nûh’a erkekli dişili olmak üzere hayvanlardan birer çiftini gemiye bindirmesini, inkârları sebebiyle boğulmayı hak edenler dışında kalan aile efradını ve diğer iman edenleri de gemiye almasını buyurdu. Ailesinden maksat yakınları yani eşleri, çocukları ve bunların eşleridir. Eşlerinin sayısı ve isimleri hakkında bilgimiz olmamakla birlikte kaynaklar onun Hâm, Sâm, Yâfes ve Yâm adlarında dört oğlu olduğunu kaydetmektedir (Taberî, XII, 42-45). Peygamberler tarihiyle ilgili eserlerde boğulan oğlunun adı Yâm, eşinin adı da Vâile olarak geçmektedir.
Sonunda emrimiz gelip de tandır kaynayınca (Nuh’a) şöyle demiştik: “Her tür (canlı)dan iki çift ile –içlerinden (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçen(ler) dışında- aileni ve iman etmiş olan(lar)ı ona (gemiye) bindir!” (Nitekim) onunla birlikte çok az (kişi)den başkası iman etmemişti.
Bu ifade ile Hz. Nuh’un gemisinin buharla çalıştığı kastedilmiş olabilir. Konuyla ilgili ayrıca bkz. Mü’minûn
23:27; Kamer
54:13.,Burada sözü edilen “her canlı” ifadesi, günlük hayatta kendilerine gerekli olan ürünlerin elde edildiği kara hayvanları olmalıdır. Burada kastedilen yeryüzündeki bütün canlılar olamaz; çünkü geminin kapasitesi gereği bunun imkânı olmadığı gibi gereği de yoktur. Burada kastedileni bütün canlılar şeklinde anlarsak, o zaman da bu kapsamda yırtıcı hayvanların ve denizlerde yaşayan canlıların gemiye alınmasının istenmediği kolayca kavranabilecektir. Bu durum tıpkı yolculuğa veya herhangi bir işe gitmekte olan birisinin yanındakilere “her şeyi alın” demesi gibidir. Verilmek istenen mesaj ilgili iş için gerekli olanların alınmasıdır, yoksa bütün her şey kastedilmemektedir.
Sonunda buyruğumuz gelip tandırda sular kaynamaya başlayınca, “Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve inananları gemiye bindir” dedik. Ancak, pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Buyruğumuz gelip tandır kaynamağa¹ başladığı zaman, Biz dedik ki: “Her cinsten birer çift ve aleyhlerinde hüküm verilmiş olanlar hariç aileni ve iman edenleri ona yükle.” Zaten onunla birlikte çok az kimse iman etmişti.
1- Sular fışkırmaya başlayınca.
Hatta ki; nihayet emrimiz geldiği anda ve tandır feveran ettiği (yerden gökten suların kaynayıp fışkırdığı) zaman, (Nuh’a) Dedik ki: “(Lazım olan evcil hayvanlardan) İkişer çift ile aleyhine söz geçmiş (ve küfrü kesinleşmiş) olanlar dışındaki aile fertlerini ve iman edenleri artık gemiye yükle!” Zaten çok az bir gruptan başka, kimse onunla birlikte iman etmemişti.
Sonucu emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya başlayınca her mahluktan birer çifti ve helaki taktir edilenden başka ailenden olanları ve inananları gemiye yükle dedik; zaten maiyetinde bulunan inanmış kişiler de pek azdı.
Tandır hakkında çeşitli rivâyetler vardır. Ekmek pişirilen tandırdır, suyun oradan kaynaması, tufanın başlayacağına alâmetti. Bu kavil, İbn-i Abbas'tan, Hasen'den ve Mücâhid'den rivâyet edilmiştir. Tandırın, Nûh Peygamberin evinde olduğu, evinin de Şam ülkesinde bulunduğu söylenmiştir. Kufe mescidinden kaynadığını söyleyenler de vardır. Tandırın, yeryüzü olduğu, gene İbn-i Abbas'la İkrime'den rivayet edilmiştir ki Zeccac bu kavli kabul eder. Tandırın kaynamasından maksat, tanyerinin ışıması, yeryüzünün yüksek yerlerinden suların kaynayıp fışkırmasıdır diyenler de olmuştur.
Nihayet emrimiz gelip de iş ciddileşip, sular kaynamaya başlayınca, Nuh'a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift ve haklarında hüküm verilmiş olanlar değil, yalnız aileni ve iman edenleri gemiye bindir.” Ancak ona inananlar küçük bir topluluktu.
Nihayet gemilerin yapımı bitirilip, planımızın icra vakti geldiğinde, bütün kaynaklardan fışkıran sularla, yeryüzünde sular yükselirken, tan yeri ağardığı sırada; buhar kazanları çalıştırılıp istim yükselmeye başlayınca, biz Nûh'a:
“Canlıların her birinden erkekli dişili birer çift ile, aleyhinde hüküm verilenlerin dışında aileni ve iman edenleri gemiye al, yükle” dedik. Zaten onunla beraber kavminden pek azı iman etmişti.
Sonuçta emrimiz gelip tandır kaynayınca: "Her şeyden birer çifti ve aleyhlerine önceden hükmümüz verilmiş olanlar dışındaki aile fertlerini ve iman edenleri gemiye bindir" dedik. Zaten onunla beraber ancak çok az kimse iman etmişti.
Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: 'Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.' Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
Nihayet helâk etme emrimiz geldiği ve fırından su taşıp fışkırdığı (yahut geminin kazanı kaynadığı) vakit Nûh'a şöyle dedik: “-Faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi olmak üzere ikişer tane çift ve üzerlerine boğulma emri takdir edilenler müstena, aile halkınla bir de iman edenleri gemiye yükle.” Zaten beraberinde iman edenler pek azdı.
Nihayet emrimiz gelince ve tandır kaynayınca “(Ehli hayvanların) her birisinden iki çifti yükle, kâfir kalacak olanlar hariç, aileni ve inananları da yükle” dedik. Fakat çok az bir grup ona inanmış idi.
Buyrumumuz gelince, fırın kaynadı, ona dedik ki: «Her canlıdan birer çiftle, inananları, ailenden olup da, haklarında bir söz geçmiyenleri, yüklet gemiye», inanan azdı onunla bile
Sonunda emrimiz gereği sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift al ve (boğulacaklarına dair) haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” Zaten onunla birlikte iman edenlerin sayısı pek azdı.
Buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynamağa başlayınca, "Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: «(Canlı çeşitlerinin) her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.
Meâlin «sular coşup yükselmeye başlayınca» kısmını «tandır (tennûr) kaynayınca» şeklinde çevirenler de olmuştur. Müfessirler tandırın kaynamasını çeşitli şekillerde tefsir etmişlerdir. Son asrın müfessirlerinden M. Hamdi Yazır, Hz. Nuh’un gemisinin alelâde yelkenli bir gemi olmayıp buharlı bir vapur olduğuna işaret etmektedir ki, buna göre, «tandır kaynadı» demek, vapurun ocağı yandı ve harekete hazır duruma getirildi, demek olur.
Nihayet emrimiz gelip de gök kaynayıp taşınca, kendisine dedik ki: "Her türden birer çifti, daha önce mahkum edilmiş olanlar hariç, çoluk çocuğunu ve inananları ona yükle." Kendisiyle birlikte inanmış olanlar zaten bir kaç kişiydi.
40 ve 44 Nuh'un gemisi, birbirine bağlanmış kütüklerden ibaret basit bir gemiydi (
54:13). Tufan ise, Nuh'un halkıyla, Ölü Deniz bölgesiyle sınırlı idi. Gemiye alınan hayvanlar ise Nuh'a ait çiftlik hayvanlarıydı. Hikayeci din adamları, gemiyi, tufanı ve hayvanların sayısını abartmışlardır.
Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; "Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle". Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.
Nihayet emrimiz geldiği ve tennur feveran ettiği vakıt dedik ki: yükle içine her birinden ikişer çift, ve aleyhinde huküm sebketmiş olandan maada ehlini ve iyman edenleri, maamafih pek azından maadası beraberinde iyman etmemişti, dedi
Nihayet emrimiz gelib de fırın kaynadığı zaman (Nuha) dedik ki: «Her birinden (her bir neviden erkek ve dişi) ikişer çift ile — aleyhinde söz geçmiş (helakleri takdîr edilmiş) olanlar müstesna — aileni ve îman edenleri içine yükle». Zâten onun maiyyetindeki az kimselerden başkası da îman etmemişdi.
Nihâyet emrimiz gelip de fırın kaynadığı(1) (iş kızışıp, sular kabarmak üzere olduğu) zaman, (Nûh'a) buyurduk ki: “(Canlıların) her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer eş ile (sana îmân etmediklerinden, boğulacaklarına dâir) aleyhinde söz geçmiş olanlar (bir oğlun ile diğer zevcen) dışında âileni ve îmân edenleri ona (gemiye)yükle!” Zâten onunla berâber ancak pek az kimse îmân etmişti.
(1)Rivâyete göre, sular ilk önce Hz. Nûh (as)’a âid olan bir tandırdan kaynamaya başlamış ve bu işâreti alan Nûh (as) eşyâları gemiye yüklemişti. (Râzî, c.
9:17, 234)
Emrimiz gelip çattığında, (azap belirtileri) hareketler başladı. Nuh’a “Her çiftten ikişer adet ve yalnızca (azap) sözünün kendisine bildirilenler dışında ki ev halkını ve iman edenleri gemiye bindir. Ancak Nuh ile birlikte halkından pek azı iman etti.
Nihayet fermanımız gelip yeryüzü kaynayınca [¹] Nuh/a dedik ki: Her çift hayvandan erkekli dişili olmak üzere ikişer taneyi; bir de haklarında söz geçen kimselerden [²] maada aileni ve iman getirenleri gemiye yüklet. Onunla beraber iman eden pek az kimseden ibaretti.
[1] Gözlerden sular fışkırıp su etrafı basınca onlar çaresiz kaldılar.[2] Zevcesi ve oğlu gibi helâkine ait Hükm-ü Bâri sebkeden.
Buyruğumuz gelip tandır (içinden sular) kaynamağa başlayınca, “Her cinsten birer çifti, aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve iman edenleri gemiye bindir” dedik. Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
Nihâyet tufan emrimiz gelip çattı; gökten yağmurlar boşanmaya, yerden pınarlar fışkırmaya ve sular coşup kaynamaya başlayınca, Nûh’a, “Her cins hayvandan birer çift al ve boğulacaklarına dâir haklarında hüküm verilmiş olanlar hariç, aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” dedik. Zaten onunla birlikte iman edenlerin sayısı pek azdı.
Sonunda bizim emrimiz geldiği ve Tandır kaynadığı / kabardığı zaman dedik ki:
-“Herbirinden ikişer çifti, aleyhinde Söz geçmiş kimse dışında kendi ehlini / aileni ve iman eden kimseleri içine yükle!”.
Birazından başka kimse onunla birlikte iman etmedi.
Sonunda emrimiz gelince ve tandır1 kaynamaya2 başlayınca3 (Nûh’a): “çifti olan her şeyden4 ikişer (tane) ve (küfründen dolayı) helâki kesinleşmiş olanlar dışında5 aileni ve îman edenleri ona yükle.” dedik. -Zâten onunla birlikte (Allah’a) çok az kimse, îman etmişti.-
1 Tennur: Lügatte kapalı ocak, tandır ve kaynak demektir. Bu ayette kullanılıncaya kadar Arapçada “tennur” kelimesi bilinmiyordu.2 Feveran: Kuvvet ve şiddetle kaynamak, su fışkırmak demektir.3 “Tandır kaynamaya” ifâdesi mecâzen; “(geminin) buhar kazanları kaynamaya, yeryüzü su fışkırtmaya, (geminin) güç kaynağı çalışmaya, (mûcize olarak Hz. Nûh’un özel) tandırı kaynamaya” başladı diye anlaşılabilirse de, en uygunu “geminin güç kaynağı çalışmaya başlayınca...” şeklinde olanıdır. Zîrâ bu gemi Allah’ın kontrolünde yapılan mükemmel bir gemidir. Teknolojisi bugün bilinmiyor olabilir.4 Erkeği dişisi olan varlıklardan.5 Îman etmeyen oğlun ve eşinle birlikte tüm inkârcılar…
[Bu böylece devam etti] tâ ki, hükmümüz vaki olup da yeryüzünde sular taşkınlar halinde kaynayıp coşuncaya 62 kadar. [Nûh'a]: “Her cins [hayvandan] birer çift 63 ve haklarında hüküm verilmiş olanları değil, 64 yalnız aileni ve imana erişenleri gemiye bindir!” dedik, çünkü o'nun inancını paylaşanlar zaten küçük bir topluluktu.
Sonunda azap ve helak emrimiz gelip de, her yerden sular fışkırmaya başlayınca Nuh’a dedik ki: – Her canlıdan birer çift ve haklarında helak hükmü verilmiş olanlar dışında kalan aileni ve iman edenleri gemiye bindir. Zaten onunla birlikte iman etmiş olanların sayısı çok azdı. 10/83, 12/103, 51/36
En nihayet, hükmümüzün vakti gelince tandır kaynadı.[1731] (Nûh’a) “O gemiye her tür (canlıdan) birer çift[1732] al; bir de haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar dışında[1733] aileni ve iman eden kimseleri (al)” talimatını vermiştik. Zaten onun inancını paylaşan kimseler çok azdı.[1734]
[1731] Fâra’t-tennûr (Krş:
23:27) cümlesi birbirine zıt iki unsuru yan yana getirmektedir: fâra yüklemi “kaynadı, coştu, taştı” gibi suyla ilgili bir eyleme delâlet ederken, onun öznesi olan ve “tandır, fırın, ocak” anlamına gelen tennûr ateşle ilgilidir. Cümledeki bu karşıtlık, müfessirlerin birbirini tutmayan yorumlarına neden olmuştur. Bu yorumlardan çoğu Talmut kaynaklı yorumlardır. Râzî, Arapların yeryüzü için “tandır” mecazını kullandıklarını söyler. Menâr sahibine göre, fâra’t-tennûrun en makul anlamı, ‘yeryüzünü tufana veren bir su fışkırması’dır (Krş: XII, 75-76). Bu fışkırma Kamer 11-12. âyetlerde tasvir edilmiştir. Elmalılı, bunun mecaza hamledilmesinin doğru olmadığını, ibarenin hakikatinin buhar gücüyle hareket eden bir gemi motorunu akla getirdiğini söyler. Elmalılı’nın bu yorumu, ‘ilerlemeci’ ve ‘doğrusal’ (lineer) tarih anlayışıyla şartlanmış zihinlere ters gelebilir. Fakat geminin yapımının “ilâhî gözetim altında” ve “vahiyle” gerçekleşmiş olması, bu yorumun peşinen mahkûm edilmesine tereddütle yaklaşmayı gerektirir.
[1732] Zevceyn-isneyn kalıp ifadesinin yaklaşık Türkçe karşılığı. Orijinal ifade, hem erkekli dişili eşlilik, hem de cinsiyet belirtmeksizin çifterlilik anlamına gelmektedir. En doğrusu iki anlamı birden içermesidir. Kullindeki tenvin çeviriye “tür” olarak yansımıştır.
[1733] Oğlu dışında karısı da inanmamış, bu yüzden gemiye alınmamıştı (
66:10).
[1734] Zımnen:
66:10’a istinaden karısı ve oğlu bile paylaşmamıştı.
Nihâyet emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı vakit dedi ki: «Onun içine herbirinden ikişer çift ve aleyhine hüküm sabketmiş olandan maada ehlini ve imân etmiş olanları yükle.» Ve maamafih pek azından başkası onunla beraber imân etmemişti.
Nihayet emrimiz gelip de tennur kaynadığı zaman Nuh'a dedik ki: “Her hayvan türünden erkekli dişili ikişer eş ile haklarında helâk hükmü verilmiş olanları hariç olmak üzere, aileni bir de iman edenleri gemiye al! ” Zaten beraberinde iman eden pek az insan vardı. [3, 7; 26, 119-121; 54, 11-14] {KM, Tekvin 7, 13; I Pier 3, 20; 2, 5}
Tennur: kapalı ocak, fırın mânasına gelir. Türkçeye tandır olarak geçmiştir. Bu kelime tefsirlerde farklı anlayışlara imkân vermiştir. Hz. Havva’dan kalan ve Hz. Nuh’a intikal eden taştan bir ocak, gemide suyun toplanıp biriktiği yer, yeryüzünün fışkıran sular sebebiyle kaynaması, tan yerinin ağarması gibi birbirinden uzak mânalar düşünülmüştür. Elmalılı Hamdi Yazır, tennur’un, bu geminin kazanla çalışan buharlı bir gemi, bir vapur olduğunu düşündürdüğünü yazar.
Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca (iş ciddileşip sular kaynamağa başlayınca, Nuh'a) dedik ki: "Her şeyden ikişer çifti ve aleyhlerinde hüküm verdiklerimiz haric olmak üzere aileni ve inananları gemiye yükle!" Zaten onunla beraber inanan pek azdı.
Tandırın feverân etmesi, buharlı gemide suyu ısıtacak ocağın alev alev yanması anlamına gelir. Kelimenin temel anlamı budur. Bu da o zaman buharlı geminin varlığını düşündürmektedir. Fakat bu deyim mecâz olarak işin ciddîleşmesi anlamını da verir.
Sonunda emrimiz çıktı ve geminin kazanı kaynadı. Nuh’a dedik ki “Erkekli dişili her türden birer çifti ve hakkında karar çıkan kişi dışındaki aileni, bir de inanıp güvenenleri gemiye bindir.” Pek azı dışında Nuh ile birlikte inanıp güvenen olmamıştı.
Sonunda emrimiz gelip, yerden sular kaynamağa başlayınca:-Her şeyden ikişer çift aleyhlerinde hüküm verilmiş olan dışında aileni ve iman edenleri ona bindir, dedik. Zaten onun yanında iman etmiş olan kimseler çok azdı.
Nihayet emrimiz geldi, sular kaynamaya başladı. Ve Nuh'a dedik ki: “Hepsinden birer çift ile hakkında azap hükmü verilmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye al.” Zaten onunla beraber iman eden pek az kişi vardı.
Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: "Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları." Ama Nûh'la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.
ol vaķt kim geldi buyruġumuz daħı ķaynayu geldi tennur eyittük “götür anuñ içinde her çiftlerden iki daħı 'ayāluñı illā anı kim ilerü geçdi anuñ üzere söz daħı anı kim įmān getürdi.” daħı įmān getürmedi anuñ-ile illā az ya'nį ķırķ er ķırķ 'avrat.
Ḥattā ol vaḳt ki geldi buyruġumuz, daḫı ḳaynadı tennūrdan ṣu çıḳdı. Eyit‐dük Nūḥa: Götür gemide her ḥayvān cinsinden iki çift, senüñ ehlüñi daḫıgötür, illā kimseleri ki şefā‘at īmān getürenleri daḫı götür. Daḫı Nūḥa inanmadı illā az kişiler.
Nəhayət, (onları məhv etmək barəsində) əmrimiz gəldiyi və təndir qaynadığı (təndirdən və ya yer üzündən, yaxud gəminin qazanından su qaynayıb daşdığı) zaman (Nuha) dedik: “Hər heyvandan biri erkək, biri dişi olmaqla bir cüt, həmçinin əleyhinə (ölümünə) əvvəlcədən hökm verilmiş şəxslər istisna olmaqla, qalan ailə üzvlərini və iman gətirənləri gəmiyə mindir!” Əslində onunla birlikdə (tayfasından) çox az adam iman gətirmişdi.
(Thus it was) till, when Our commandment came to pass and the oven gushed forth water, We said: Load therein two of every kind, a pair (the male and female), and thy household, save him against whom the word hath gone forth already, and those who believe. And but a few were they who believed with him.
At length, behold! there came Our command, and the fountains of the earth(1533) gushed forth! We said: "Embark therein, of each kind two, male and female,(1534) and your family - except those against whom the word has already gone forth,-(1535) and the Believers." but only a few believed with him.*
1533 Far al tannur. Two interpretations have been given: (1) the fountains or the springs on the surface of the earth bubbled over or gushed forth; or (2) the oven (of Allah's Wrath) boiled over. The former has the weight of the best authority behind it and I prefer it. Moreover, the same phrase occurs in
23:27 , where it is a clause coordinated (as here) with the coming of Allah's Command. These two passages may be compared with
54:11-12, where it is said that water poured forth from the skies and gushed forth from the springs. This double action is familiar to anyone who has seen floods on a large scale. The rain from above would saturate the great Ararat Plateau, and give great force to the springs and fountains in the valley of the Tigris below. 1534 Zawjayn: the dual number refers to the two individuals in each pair of opposite sexes. Some of the most authoritative Commentators (e.g., Imam Razi) construe it in this sense, though others construe it to mean two pairs of each species. 1535 A disobedient and recalcitrant son (or step-son or grandson) of Noah is mentioned below (
11:42 -43, 45-46). A member of the family, who breaks away from the traditions of the family in things that matter, ceases to share in the privileges of the family.