Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1598, sondan 4639. ayet; 12. sure ve bu surenin 2. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 6, harf sayısı 32 ve toplam ebced değeri ise 1677 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (4) ر (2) bulunuyor.
انا انزلناه قرءنا عربيا لعلـكم تعقلون
اناانزلناهقرءناعربيالعلـكمتعقلون
İnnâ enzelnâhu kur-ânen ‘arabiyyen le’allekum ta’kilûn(e)
Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
Bütün insanlık için gönderilmiş olan Kur’an’ın Arabistan’da ve Arapça olarak indirilmesinin coğrafî, sosyolojik, psikolojik ve dil ile ilgili sebepleri vardır. Her şeyden önce Arap yarımadası eski dünyayı meydana getiren, bugün de insanlığın büyük bir bölümünü barındıran Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı merkezî bir yerde ve dünya ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Kur’an’ın nâzil olduğu zamanda bu bölge komşu illerde yer alan siyasî güçlerin iktisadî ve siyasî menfaatlerini doğrudan ilgilendiren bir konumdaydı. Bu siyasî güçlerin aksiyon ve reaksiyonlarının toplandığı bir merkezde yer alan Arap toplumu bu kıtalarda yaşayan insanları ve bunların yaşayışlarını tanıma imkânına sahipti.
Arap toplumu çölde yaşadığı için, müreffeh bir hayat tarzından uzaktı. Tehlikeli işlere atılma ve değerlerin müdafaasında sabırla direnme gibi vasıflara sahip bulunuyordu. Asırlar boyunca dillerinin safiyetini korudukları gibi belirtilen nitelik ve enerjilerini de muhafaza etmişlerdi. Kabileler arasında uzun süre devam etmiş olan iç savaşlar, onlara atılganlık vb. meziyetler kazandırmıştı. Ayrıca ticaretle uğraşan bir toplum olmaları sebebiyle hareket kabiliyetine ve uzun süreli seyahatlere katlanma gibi hususiyetlere sahip bulunuyorlardı. Bu sayede Araplar ticaret yaptıkları ülkelerin örf ve âdetlerini, hususiyetlerini, kanunlarını öğrenmişlerdi; kısaca İslâm’ı buralara ulaştırmak için gereken tecrübeye sahip bulunuyorlardı.
Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesinin temel sebebi, son peygamberin Araplar arasından seçilmiş olmasıdır. Yüce Allah her peygambere kendi kavminin diliyle hitap etmiş, vahyini onların diliyle göndermiştir ki peygamber Allah’ın emir ve yasaklarını kavmine rahatça anlatsın (İbrâhim
14:4). Şüphe yok ki Kur’an’ın Arap dili ile indirilmiş olması onun sadece Araplar’a indirildiğini ifade etmez. Nitekim bazı âyetler, onun bütün insanlığa hitap ettiğini, dolayısıyla evrensel bir kitap olduğunu göstermektedir (Bakara
2:185; Âl-i İmrân
3:138; Sebe’
34:28; ayrıca bk. Ra‘d
13:37). Son peygamberin Araplar arasından seçilmesinin doğal bir sonucu olarak önce onlar ıslah ve irşad edilecek, sonra da onların aracılık ve örnekliğinde diğer kavimler İslâm iman ve ahlâkına gireceklerdi. Ayrıca Kur’an yalnız Araplar’ın kutsal kitabı olmadığından Arapça bilmeyenlerin de onu anlayabilmeleri ve böylece İslâm’ı birinci kaynağından öğrenme imkânını elde etmeleri için Kur’an’ın başka dillere çevrilmesi zorunludur. Ancak bu çeviriler insan çabasının ürünleri, dolayısıyla az veya çok kusurlu olup Kur’an’ın orijinal metni yerine konamaz. (bilgi için bk. Zümer
39:28).
Şüphesiz ki biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
Benzer mesaj: Zuhruf
43:3.
Aklınızı kullanasınız diye biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.
Akledip anlamanız için onu Arapça bir kuran¹ olarak gönderdik.
Kesinlikle Biz Onu, akıl erdirip anlayasınız diye, (vahye ve tebliğe muhatap olan kavmin anadili olan) Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
Onu, akıl edesiniz diye Arapça olarak Kur'an'da da indirdik.
Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ki, aklınızı kullanıp anlayasınız diye.
Biz bu kitabı, Kur'ân'ı, bütün ilâhî kitaplardaki dinî-ilmî esasları içeren, açık, edebî, Arapça, okunan bir metin halinde indirdik. Umulur ki, aklınızı kullanıp anlar, faydalanırsınız.
Biz, akıl erdiresiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
Biz, bu kitabı anlayasınız diye, Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.
Biz, O kitabı Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki, onu idrak edesiniz.
Biz onu, Arapça Kur'an olarak indirmişizdir, ola ki anlarsınız
Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki; aklınızı işleterek belki onu kavrayıp özümsersiniz.
Bu ayet, Arapçanın da diğer diller gibi normal bir dil olduğunu ancak Kur’an’ın ilk muhataplarının Arapça konuşmasından dolayı vahyin bu dille geldiğini anlatıyor. Anlaşılmayan bir şey zaten topluma istikamet veremez. Allah, Tevrat’taki hükümleri Kur’an’da tekrar inzal buyururken ve Hz. Musa’nın hadislerini aktarırken onların dilini Arapçaya çevirerek aktarıyor. İncil’deki direktiflerini ve Hz. İsa’nın hadislerini naklederken yine Arapçayı kullanıyor. Çünkü vahyin birinci muhataplarının dili Arapçadır. Kur’an evrensel de olsa vahiy hareketinin ilk nüvesini oluşturanların dili Arapçaydı. Arapça konuşan bir topluma başka bir dille kitap göndermek düşünülemezdi. “Kur’an’ı yabancı dilde okunan bir kitap olarak gönderseydik: ‘Hayata geçirilebilmesi için ayetleri ayrıntılı bir şekilde açıklanmalı değil miydi? Arapça konuşan bir peygambere, yabancı dilde bir kitap mı gönderilir?’ diyeceklerdi.” (Fussılet
41:44) Bu ayetten de anlaşılıyor ki; Kur’an mesajının anlaşılması ve hayata geçirilmesi için Kur’an’ın ulaşmak istediği toplumlara kendi dillerinde tercüme edilerek ulaştırılması gerekir.“Kur'an” sözcüğü genelde Allah'tan gelen vahyin kitaplaşmış haline denmektedir. Aslında bazı ayetlerdeki bağlamından dolayı vahyin kitaplaşmış haline Kur'an dense de ayetlerin bir araya getirilerek oluşturulan kitabın adı “Mushaf”tır. “Karae” kökünden türeyen Kur'an, kök anlamı itibariyle “okumak”, “bir araya getirmek”, “nakletmek”, “aktarmak” demektir.
Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik.
Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
Onu Arapça bir Kuran olarak indirdik ki anlayasınız.
Bu ayetin farklı bir anlamı için bak
43:3.
Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik.
Biz onu bir Kur'an olmak üzere Arabî olarak indirdik, gerek ki akıl irdiresiniz
Hakıykat biz onu, (manâsına) akıl erdiresiniz diye, Arabca bir Kur'an olarak indirdik.
Şübhesiz ki biz onu, anlayasınız diye, Arabca bir Kur'ân olarak indirdik.
Biz onu, siz anlayasınız diye Arap lisanı ile okunan bir kitap olarak indirdik.
Biz onu mânasına akıl erdiresiniz diye arabî bir Kur/an olarak inzal ettik.
Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
Gerçekten Biz onu, düşünüp anlayabilesiniz diye Arapça bir metin olarak gönderdik. Kur’an’ın ilk muhatabı olan siz Araplar, eğer başka bir dili konuşuyor olsaydınız, o zaman ayetlerimizi o dilde gönderecektik.
Biz, onu anlaşılır bir kur’ân / okuyuş olarak indirdik.
Umulur ki akledersiniz.
Gerçekten Biz onu anlayasınız diye Arapça1 bir Kur’an olarak indirdik.
1 Arabî: Arab’a ve Arap diyarının diline ait demektir. Arab da Arabî’nin çoğuludur.
Biz onu Arapça bir metin olarak indirdik ki, aklınızı kullanarak belki onu kavrayıp özümlersiniz. 3
Biz bu Kuran’ı, aklınızı kullanasınız diye Arapça anlaşılır bir dille indirdik. 19/97, 21/10, 41/44
Biz onu Arapça bir hitap[1821] olarak indirdik: belki bu sayede, aklınızı kullanırsınız.
[1821] Veya ‘arabiyyenin isim değil de vasıf mânasıyla: “Açık ve anlaşılır bir şekilde”. ‘Araba dili “açık ve anlaşılır” olduğu için ‘Arab denmiştir (Bkz:
43:3). Belirsiz gelen kur’anen, isim değil vasıf olarak çevrilmelidir (Bkz:
10:15, not 26). İnzal, bir şeyin idrak düzlemine indirilmesidir. Klasik nüzûl teorisinde “dünya semasına indirilme” olarak adlandırılan ara kategori, aslında insanlığın idrakine indirilmeyi ifade etse gerektir. Tenzil ile ifade edilen hakikat de, vahyin iki düzlem arasındaki iniş sürecinin idraki aşan kısmını ifade eder. Bizi ikna eden sonuç şudur ki, vahiy gayb âlemine ilişkin kaynağına (Allah’a ve meleklere) isnat edildiğinde tenzil, şehadet âlemine ilişkin hedefine (Arapça oluşuna ve rasule) isnat edildiğinde inzal formu kullanılmaktadır. (Bkz:
13:37;
20:113;
29:47 vd.)
Şüphe yok ki, Biz onu bir Arapça Kur'an olarak indirdik. Umulur ki, siz güzelce anlarsınız.
Düşünüp mânasını anlamanız için Biz, onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.
Arapça olmasından maksat, Kur’ân’ın nâzil olduğu çevrenin dili olarak, arap toplumunun bahanelerini ortadan kaldırmaktı. Elbette ilahî mesaj, insanların konuştukları dillerden biri ile gelme durumunda idi. Evrensel de olsa her hareketin mutlaka ilk çekirdeğinin bir yerde oluşturulması gerekir. Bu âyet, Kur’ân adının ancak Arapça olan aslî şekline denilip, onun tercümelerinin Kur’ân olmasına imkân ve ihtimal bulunmadığına kesin bir delildir.
Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki anlayasınız.
Belki aklınızı kullanırsınız diye, biz bunu Arapça kümeler şeklinde indirdik.
[*] قُرْآنً toplama anlamınadır. Bu kitabın anlamı Arap diliyle toparlanacak, kümeleştirilecek şekildedir.Detaylar için Bkz. Al-i İmran
3:7 ve dipnotu
Biz, onu anlayasınız diye Arapça Kur'an olarak indirdik.
Akıl edesiniz diye, Biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik.
Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kur'an olarak indirdik.
bayıķ biz indürdük anı ķur’ān iken 'arabca anuñ-içün kim siz anlayasız.
Biz indürdük bu Ḳur’ānı ‘Arab dilince. Ola kim añlayasız.
(Ey Məkkə əhli!) Biz onu ərəbcə bir Qur’an olaraq nazil etdik ki, (mə’nasını ) anlayasınız.
Lo! We have revealed it, a Lecture in Arabic, that ye may understand.
We have sent it down as an Arabic Qur´an,(1630) in order that ye may learn wisdom.*
1630 Qur'an means: something (1) to be read, or (2) recited, or (3) proclaimed. It may apply to averse, or a Surah, or to the whole Book of Revelation (Cf.
16:103 and
41:44).