Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1719, sondan 4518. ayet; 13. sure ve bu surenin 12. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 3318 olarak hesaplanmıştır. Bu sure المر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (8) ل (5) م (2) ر (2) bulunuyor.
هو الذي يريكم البرق خوفا وطمعا وينشئ السحاب الثقال
هوالذييريكمالبرقخوفاوطمعاوينشئالسحابالثقال
Huve-lleżî yurîkumu-lberka ḣavfen vetame’an veyunşi-u-ssehâbe-śśikâl(e)
O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
Şimşek hem yağmurun müjdecisi hem de yıldırımın habercisidir. Kendisi veya malı açıkta bulunanlar yıldırımdan, gürültüden ve ıslanmaktan korkarlar, yağmur bekleyenler ise habercisini görünce sevinirler. Böylece insanlar şimşek çaktığında korku ile ümidi yaşamış olurlar. Yağmurdan fayda görenler onun gelmesine sevinirken, zarar görenler üzülürler. Bulutların elektrik yüklerinin çatışmasından gök gürültüsü doğar. 13. âyette gök gürültüsünün Allah’ı överek tesbih ettiği yani Allah’ın ortaklardan, noksan sıfatlardan uzak ve şanının yüce olduğunu ifade ettiği haber verilmektedir. Müfessirler gök gürültüsünün Allah’ı tesbih etmesini birkaç türlü yorumlamışlardır:
☼a) Burada tesbih (Allah’ın eksiksizliğinin dile getirilmesi) hakikat mânasında kullanılmıştır; her şey gibi gök gürültüsü de Allah’ı tesbih eder, fakat insanlar onun dilini anlayamazlar (İsrâ
17:44).
☼b) Gök gürültüsünün Allah’ı tesbih etmesi mecazdır. Aslında Allah’ı tesbih eden, gök gürültüsünü işitip yağmur bekleyen kullardır; gök gürültüsü kulların tesbihine sebep olduğu için tesbih ona isnat edilmiştir.
☼c) “Gök gürültüsü” anlamına gelen ra‘d kelimesi bir meleğin ismi, işitilen ses de o meleğin tesbihidir (bu yorumlar için bk. Râzî, XIX, 25-26; Şevkânî, III, 82; melekler hakkında bk. Bakara
2:30; Ahmet Saim Kılavuz, “Melek”, İFAV Ans., III, 187).
Bize göre, gök gürültüsünün mahiyeti bellidir; meleklerin tesbihi ayrıca zikredilmiştir. Gök gürültüsünün tesbihini, bütün yaratılmışların tesbihi çerçevesinde anlamak gerekir. Evet, bütün yaratılmışlar âlemi yaratıcının büyüklük, yücelik ve mutlak kemalini –hal diliyle, işleyişleriyle– dile getirmektedir.
Size korku ve ümit olarak şimşeği gösteren ve ağır bulutları meydana getirip (sevk eden) de O’dur.
Şimşek bir taraftan “büyük bir fırtınanın gelmesi”nin ve 13. ayette de dile getirildiği üzere “yıldırımların gönderilmesi”nin habercisi olabileceği için insanlara “korku” verir; diğer taraftan da yağmur bekleyen insanlar için de “ümit” vesilesidir. Şimşek hem sebep olacağı tahribatın korkusunu içerir; hem de yağmurun habercisi olduğu için insanların ona karşı ümit beslemelerini beraberinde bulundurur.
Bir korku ve ümit vesilesi olarak şimşeği size gösteren ve ağır bulutları yaratan O'dur.
O, korkutan şimşeği gösteren ve umut olarak yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
O size şimşeği korku ve umut (hem bazı felaket ve ürküntülerin sebebi, hem rahmet ve bereket müjdesi) olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.
Öyle bir Tanrıdır ki sizi korkutan ve umduran şimşeği o çaktırır ve yağmurla dolu ağır bulutları o meydana getirir.
O Allahtır ki, üzerinize düşme tehlikesiyle korkutarak ve getireceği bereket ve mahsüllerle umutlandırarak, şimşeği gösterip, yağmur yüklü ağır bulutları da meydana getirendir.
O, size, korku ve ümit içinde şimşeği gösteren, yağmur yüklü ağır bulutları meydana getirendir.
Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren, ağır bulutları oluşturan O'dur.
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.
Size korku ve ümid içinde şimşek gösteren, yağmur yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
O Allah’tır, korkutarak ve umutlandırarak şimşeği size gösteren ve ağır bulutlar inşa eden. [Şimşek ve şimşeğin gösterilmesi, çakması, ağır bulutların denizler kadar su taşıması ve faydalı bir şekilde yere inmesi, Allah’ın mucizelerindendir.]
Korkuyla, umutla şimşeği odur size gösteren, odur ağır bulutlan türeten
O (Allah), hem bir korku ve hem de (bereketli yağmuru müjdeleyen) bir ümit (vesilesi) olarak size şimşeği gösteren ve (yağmur yüklü) bulutları meydana getirendir.
Allah’ın bulutlara taşıttığı suyu, insanın kendisi taşımaya kalksa bunun ne kadarını taşıyabilir, az bir kısmını taşısa da bu iş insana neye mal olur hiç düşündük mü? Sıradan bir orman yangınını söndürmek için bütün dünya seferber oluyor da birkaç tanker suyu bir araya getirip yangını söndüremiyor. Üstelik tuzlu denizlerden aldığı acı suyu temiz olarak bize indiriyor. Allah’ın kudretini anlamak için bulutların taşıdığı suyu düşünmek bile yeter.
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirendir.
O, size korku ve umut olarak şimşeği gösteren ve ağır bulutları oluşturandır.
Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve o yağmur yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
odur ki size korku ve ümid içinde şimşek gösterir, ve o ağırlıkla bulutları inşa eder
O, size korku ve ümîd salarak şimşeği gösteren, (yağmurla ağırlaşmış) yüklü bulutları peyda edendir.
Size korku ve ümid içinde şimşeği gösteren ve (yağmur) yüklü bulutları(1)meydana getiren O'dur.
(1)“Atılmış pamuk gibi bu câmid (ruhsuz), şuursuz bulut, elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdâdımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez. Belki gāyet Kadîr ve Rahîm (sonsuz kudret ve şefkat sâhibi olan) bir kumandanın emriyle hareket eder ki, bir iz bırakmadan gizlenir ve def‘aten (âniden) meydana çıkar. (...) Bir Hâkim-i Müdebbir’in (herşeyin hâkimi ve tedbircisi olan Allah’ın) tedbîriyle rüzgâra biner ve dağlar gibi yağmur hazînelerini bindirir, muhtaç olan yerlere yetişir. Güyâ onlara acıyıp ağlayarak, gözyaşlarıyla gelerek, onları çiçeklerle güldürür, güneşin şiddet-i ateşini serinlettirir ve sünger gibi bahçelerine su serper ve zemin yüzünü yıkar, temizler.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 101)
Şimşekleri umut ve korkunun belirtisi olarak size gösteren ve yağmur yüklü bulutları meydana getiren de O dur.
Size, korkudan, ümitten [⁶] dolayı şimşeği çaktıran, yağmurla ağırlaşan bulutları peyda eden O/dur.
[6] Zararından korkmak, yağmur ummak için.
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren ve de (yağmur yüküyle) ağırlaşmış bulutları meydana getirendir.
Hem korku, hem de bereketli yağmurları müjdeleyen bir ümitkaynağı olarak, size şimşeği gösteren ve yağmur yüklü bulutları meydana getiren O’dur.
Korku ve ümit vermek üzere Şimşeği size gösteren, Yağmur Yüklü Bulutlar’ı yaratan O’dur.
Size hem korku, hem de umut kaynağı olarak şimşeği gösteren, (yağmur yüklü) ağır bulutları yaratan, (sadece) O (Allah)’tır.1
1 Bu ayette temsili bir istiare düşünülebilir. Yani Allah, size şimşeği çaktırır ve onu size gösterir. Siz de onu görünce hem korkarsınız, hem de ümide kapılırsınız. Yani yıldırım düşmesinden korkarsınız, hem de o karanlıkları yaran parlamasından neşelenir, arkasından rahmet bekler, bereket ümit edersiniz. Bu durum tıpkı şuna benzer. Kur'ân ve özellikle bu sûre de böyledir. Allah hafif buhar zerreciklerinden havaya yükselmiş, yağmurla dolu olan ağır bulutlar meydana getirir. O bulutlarla kurumuş topraklara can verir. Orada nadide bitkiler bitirir. Aynen bunun gibi toplumlara peygamberler gönderir. Onlar birer ikişer iman eden mü’minlerle yağmur dolu bulutlar gibi gönülleri dopdolu olan mümin toplumlarını oluşturur da onlar küfür kuraklığındaki toplumlardan Allah’ın izni ve bereketiyle nadide imanlı toplumlar oluşturur. En doğrusunu Allah bilir.
[HEM] KORKUYU, [hem de] umudu 27 tattırmak için size şimşeği gösterip (yağmur) yüklü bulutları çağıran O'dur;
O Allah’tır, size şimşeği göstererek korku ve ümidi bir arada yaşatan; ardından yağmur yüklü bulutları var edip ortaya çıkaran. 2/19-20, 24/43, 30/24
SİZE korku ve ümidi (birlikte) yaşatmak için şimşeği gösterip yağmur yüklü bulutları sevk eden O’dur.[1952]
[1952] Hayatın yasası budur: “Zorlukla beraber tarifsiz bir kolaylık vardır” (
94:5).
O, o (Hâlık-ı Azîm) dir ki, size korku ve ümit için şimşeği gösterir ve ağır ağır bulutları yaratır.
Size şimşeği göstererek, hem korku hem ümit verir, yağmur yüklü ağır bulutlar oluşturur.
O'dur ki size, korku ve umud içinde şimşeği gösterir. (Yağmurla yüklü) ağır, ağır bulutlar yapar.
Şimşeği görünce onun tahribatından korkarsınız, fakat yağmurun işâreti olduğu için sevinir, yağmur umarsanız.
Bir korku ve bir umut olsun diye size şimşeği gösteren ve yağmur yüklü bulutları oluşturan, O’dur.
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları vareden O'dur.
Size hem korku, hem ümit içinde şimşeği gösteren(7) ve ağır bulutları(8) inşa eden de Odur.
(7) Şimşek, Güneş yüzeyini kat kat geride bırakan sıcaklığıyla ve koca şehirlerin uzun zaman enerji ihtiyacını karşılamaya yetecek gücüyle ürkütücü bir kudret eseri olduğu gibi, aynı zamanda, göklerde kurulu bir gübre fabrikası gibi çalışarak ürettiği azotlu bileşiklerle de en az o kadar muhteşem bir rahmet eseri olarak, semâmızda her an binlercesiyle çakıp durmaktadır. İnsan ise, hem o kudretin muhtacıdır, hem de o rahmetin. O kudretin azabından kurtulmak için sığınacağı yer de yine o rahmetten başkası değildir.(8)
7:57’nin açıklamasına bakınız.
Size, hem korku hem ümit olsun diye şimşeği gösteren O'dur. Yüklü yüklü bulutları da O oluşturuyor.
ol oldur kim gösterür size ıldırımı ķorķmaķ içün daħı ummaķ içün ya'nį yaġmuri daħı ķoparur bulıdı aġırlar.
Ol oldur gösterür size yıldırım ḳorḳmaġ‐ıçun, daḫı ummaġ‐ıçun. daḫıḳoparur bulıdı aġır‐ıla.
Sizə qorxu və ümid (bir tərəfdən ildırımın verəcəyi tələfatdan qorxmaq, digər tərəfdən də yağış istəmək) məqsədilə şimşək göstərən, (yağışla yüklənmiş) ağır buludları yaradan da Odur.
He it is Who showeth you the lightning, a fear and a hope, and raiseth the heavy clouds.
It is He Who doth show you the lightning, by way both of fear and of hope:(1818) It is He Who doth raise up the clouds, heavy with (fertilising) rain!*
1818 Here then is the climax to the answer of the sarcastic challenge of the Unbelievers for punishment, in language of great sublimity. Why look to evil rather than to good?— to punishment rather than to mercy?—to the fear in the force and fire of the lightning rather than to the hope of good and abundant crops in the rain which will come behind the lightning clouds? (Cf.
30:24)