Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1748, sondan 4489. ayet; 13. sure ve bu surenin 41. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 16, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 3477 olarak hesaplanmıştır. Bu sure المر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (14) ل (7) م (5) ر (4) bulunuyor.
اولم يروا انا نأتي الارض ننقصها من اطرافها والله يحكم لا معقب لحكمه وهو سريع الحساب
اولميرواانانأتيالارضننقصهامناطرافهاواللهيحكملامعقبلحكمهوهوسريعالحساب
Eve lem yerav ennâ ne/tî-l-arda nenkusuhâ min etrâfihâ(c) va(A)llâhu yahkumu lâ mu’akkibe lihukmih(i)(c) vehuve serî’u-lhisâb(i)
Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
“Yerin etrafının eksiltilmesi” ifadesini müfessirler hakikat ve mecaz olmak üzere başlıca iki şekilde yorumlamışlardır: ☼a) Hakikat anlamına göre yerin etrafından eksiltilmesi, “yağmur, sel, rüzgâr, deprem ve benzeri tabiat güçlerinin etkisiyle toprağın yerinden kayması, dağ ve tepelerin aşınması”dır (erozyon). ☼b) Mecazi anlamda ise “inkârcıların ülkelerinin fethi ile onların topraklarının azalması”dır.
Bunların dışında âyeti, imar edilmiş ülkelerin harap olması, ülke halkının helâk olması, ileri gelenlerin, önderlerin ve ilim adamlarının yok olması, toprağın ürünlerinin eksilmesi gibi başka anlamlarda yorumlayanlar da olmuştur (Şevkânî, III, 102). Râzî’ye göre bundan maksat, yeryüzünde tâlihin değişmesidir yani başarı ve yükselişin çöküşe, hayatın ölüme, gurur ve ihtişamın aşağılanmaya, kemalin acze ve eksikliğe dönmesi, birinin diğeri ile yer değiştirmesidir (XIX, 67). İşte bunların hepsi Allah’ın hükmü olup evrende O’ndan başka hiç kimsenin hükmü geçerli değildir.
Yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah (dilediği gibi) hükmeder, O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur. O, hesabı hızlı olandır.
Benzer mesaj: Enbiyâ
21:44. Bu ayet yeryüzünün çeşitli şekillerde değişime tabi tutulduğunu gösterdiği gibi inkârcıların konumlarını gittikçe kaybettiklerini de mesaj olarak içerebilir. Bu cümlede yer alan “Allah’ın gelmesi” mecaz bir ifadedir ve amaç O’nun gücünün ve hayata müdahale edişinin bildirilmesidir.,“Hükmünün [mu‘akkıbı] yoktur” demek “O’nun verdiği hükmü bozabilecek hiçbir kuvvet yoktur; olamayacaktır” demektir.
Bizim o yer küreye gelip nasıl onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Hüküm veren Allah'tır; O'nun hükmünün ardına düşüp onu iptal edecek yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
Yeryüzüne gelip onu çevresinden nasıl eksilttiğimizi¹ görmüyorlar mı? Karar veren Allah'tır ve O'nun verdiği kararı bozacak hiç kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
1- Müşrikler, İslam'a çağrının giderek nasıl güçlendiğini, etraflarındaki çemberin her geçen gün biraz daha daraldığını görmüyorlar mı?
(Müşrikler) Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten Biz (kudret ve irademizle) Arz’a geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz. (Dünya’mızın kutuplardan itibaren her geçen yıl, biraz daha daraltıldığı yeni fark edilen bilimsel bir tespittir.) Allah (dilediği gibi) hükmeder. O’nun hükmünün peşine düşecek (ve iptal edip değiştirecek) yoktur. Ve O, hesabı pek çabuk bitirendir.
Görmediler mi ki adeta onların yerlerine geliyor, etrafından yurtlarını eksiltip duruyoruz. Allah hükmeder, hükmünü bozacak yoktur ve o pek tez hesap görür.
Peki görmüyorlar mı, biz yeryüzüne İslâm orduları göndermek suretiyle yeryüzündeki kâfirlerin memleketlerini her taraftan daraltarak eksiltiyoruz. Yani İslâm yeryüzünde ilerlemektedir veya yeryüzünün sahip olduğu en iyi şeylerden, her gün biraz daha yoksun bırakarak, cezalandırıcı müdahalelerimizle nasıl yokluyoruz veya yeryüzünü kutuplardan basık yaptığımızı bilmiyorlar mı ki… Allah hüküm verdiği zaman, O'nun hükmünün önüne geçecek yoktur. O Allah hesabı da pek çabuk görendir.
Bizim yurtlarını işgal edip, her tarafından toprak kopardığımızı, boyunlarını vurup esir aldığımızı, kendilerini sıkıştırdığımızı, imkan ve nüfuz alanlarını daralttığımızı görmüyorlar mı? Allah dilediği gibi hükmeder, hükümetlerini yönlendirir. Onun hükmünü, hükümetini kimse engelleyemez, bozamaz, değiştiremez. O çok çabuk hesaba çeker.
Görmediler mi ki biz nasıl yeryüzüne gelip onu etrafından eksiltiyoruz? Allah hüküm verir. O'nun hükmünün ardına düşecek yoktur. O hesabı çabuk görendir.
Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. Onun hükmünün peşine düşecek yoktur. Ve O, hesabı pek çabuk görendir.
O kâfirler görmüyorlar mı ki, biz arazilerini (müslümanlara feth ettirmekle) etrafından azalatıp duruyoruz? Allah öyle hüküm verir ki, onun hükmünü takip edecek (üzerinde tesir edecek hiç bir kuvvet) yoktur. Allah hesabı çok çabuk görendir.
Onlar görmediler mi? Biz, yeryüzüne varıp onu etrafından azaltıyoruz. (Yeryüzünde oturanların canını alıyoruz.) Allah hükmeder, O’nun hükmünü geri çeviren olmaz. O, çok seri bir şekilde hesap görendir.
Yeryüzünü her yandan, nice kıstığımızı görmüyorlar mı? Allah hükmeder, yoktur bozan hükmünü, o çabuk hesaplıdır
Görmüyorlar mı ki; biz, yeryüzünün etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Allah hükmünü verir. O'nun hükmünü bozacak yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir.
“Biz, yeryüzünün etrafından gitgide eksiltmekteyiz” ifadesi farklı şekillerde yorumlanmıştır. İnkârcı zalimlerin her geçen gün azaldığını ve yeryüzündeki egemenliklerinin tenakusa uğradığını söyleyenler olduğu gibi, yanlış ve doyumsuz uygulamalar yüzünden yeryüzü kaynaklarının tüketildiğini ifade edenler; yağmur, sel ve rüzgâr gibi tabii olayların etkisiyle toprağın erozyona uğraması, dağların, tepelerin aşınarak yeryüzünün küçülmesi şeklinde yorumlayanlar da vardır. Ya da mecazi bir anlatım olarak; tıpkı bizler gibi dünyamızın da bir ömrünün olduğu ve bir gün sonlanacağı şeklinde de anlaşılabilir.
Görmüyorlar mı ki, Biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O, hesabı çabuk görür.
Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah (dilediği gibi) hükmeder, O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O hesabı çabuk görendir.
Âyette zikredilen, yerin uçlarının eksiltilmesi olayını önceki müfessirler, mecazî manayı nazarı itibara alarak, kâfirlerin memleketlerinin fethi ile onların topraklarının azalması, müslümanlarınkinin ise çoğalması şeklinde yorumlamışlardır. Ancak âyetin hakiki manasını gözönüne alırsak, yerin uçlarından eksiltilmesi, erozyon dediğimiz toprağın yağmur, sel ve rüzgâr gibi tabiî güçlerin etkisiyle yerinden kayması, dağların ve tepelerin aşınması şeklinde yorumlanabileceği gibi, yer küresinde meydana gelen olaylar neticesinde kürenin hacminin noksanlaşması şeklinde de yorumlanabilir.
Yeryüzünün uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? ALLAH hüküm verir ve O'nun hükmünü izleyip çevirecek de yoktur. O, en hızlı hesaplıyandır.
Görmüyorlar mı ki, biz yeri etrafından eksiltip duruyoruz. Allah öyle hükmeder ki, O'nun hükmünü engelleyecek kimse yoktur. O çok hızlı hesap görür.
Ya görmüyorlar mı da? Biz o arzı etrafından eksiltip duruyoruz ve Allah öyle hukm-ü hukümet eder ki humünü takib edecek yoktur, hem o çok seri hisablıdır
(Hem onlar gözleriyle de) görmediler mi ki biz (kudretimizle) arza (kâfirlerin diyarına) geliyor, onu etrafından eksiltib duruyoruz. Allah hükmeder. Onun hükmü ardına düş (üb de red ed) ebilecek de yokdur. O, hesabı pek çabuk görendir.
Görmediler mi ki, şübhesiz biz (ben Azîmüşşân), yeryüzüne (kâfirlerinmemleketlerine, mü'minlere yardım etmekle) geliyor, onu etrâfından (peygamberin fetihleriyle) eksiltip duruyoruz? Ve Allah (dilediği gibi) hükmeder; O'nun hükmünü geri çevirecek kimse yoktur. Ve O, hesâbı pek çabuk görendir.
Onlar yeryüzüne bakmıyorlar mı? Yeryüzünde olanları biz getiriyor ve yeryüzünde mevcut olanları biz yok ediyoruz (eksiltiyoruz). Bunun (neyi yeryüzünde yaratıp, neyi yok edeceğimiz) kararını biz veriyoruz ve bizim verdiğimiz kararları takip edip engelleyecek hiçbir kimse yoktur. O hesabı çok çabuk görendir.
Onlar, yerlerine varıp etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah hükmeder, O/nun hükmünün ardından gidecek [⁴] yoktur, O hesabında seri/dir.
Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten biz (azabımız) yeryüzüne geliyor ve onu çevresinden (zalim toplulukları) eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. Onun hükmünün peşine düşecek (ve engelleyecek) de yoktur. Ve O, hesabı pek çabuk görendir.
Peki, inkârcılar görmüyorlar mı, Biz hüküm ve kudretimizle yeryüzüne gelip onu her yanından nasıl eksiltiyoruz? Yeryüzünü, sahip olduğu en iyi şeylerden her gün biraz daha yoksun bırakarak, azap verici darbelerimizle nasıl sarstığımızı görmüyorlar mı? Bu dünyada insanı, başarı ve yükselmeden sonra çöküşün, hayattan sonra ölümün, gurur ve ihtişamdan sonra alçalmanın, kemalden sonra zevâlin beklediğini bilmiyorlar mı? Hal böyleyken, hakkı inkâr edenler, Allah’ın kendilerini alçaltmayacağından, hâkim konumundan mahkûm konumuna düşürmeyeceğinden nasıl emin olabiliyorlar? Geçmişte büyük imparatorluklar kurmuş nice toplumların, azgınlıklarından dolayı yok edildiğini bilmiyorlar mı? Depremlerle, savaşlarla, toplumsal ve ekonomik krizlerle üzerlerindeki ablukayı her geçen gün nasıl daralttığımızı görmüyorlar mı? Servetine, gücüne, makâmına, şöhretine aldanarak gurura kapılan nice zengin ve güçlü insanların, bugün toprak altında çürümeye terk edildiğini bilmiyorlar mı? Çevrelerinden, dost ve akrabalarından birer ikişer mezara yolladıkları insanların hâlini düşünüp ibret almıyorlar mı? Bütün bunlar, kendilerine yaklaşan felâketin yeteri kadar habercisi değil mi?İyi bilin ki, her konuda son sözü söyleyen ve nihâî hükmü veren Allah’tır ve hiçbir güç, O’nun hükmünün önüne geçemez ve şunu da iyi bilin ki, Allah, yeri ve zamanı geldiğinde hesap görmede çok hızlıdır! İstese, günah işledikleri anda zâlimleri derhal yok edebilir fakat sonsuz merhameti sayesinde, tövbe etsinler diye onlara mühlet veriyor, bunun için de, insanlık tarihinden ibret alarak düşünmelerini öneriyor:
Görmediler mi biz, Arz’ı / Yeryüzü’nü / Ülke’yi etrafından eksilterek geliyoruz.
Allah hüküm veriyor; O’nun hükmünü takip edecek yoktur.
O, Hesab’ı çok hızlı görendir.
O (kâfirler) yeryüzünü sahip olduğu şeylerden yoksun bırakarak (zaman zaman) yokladığımızı görmüyorlar mı?1 Allah (dilediği gibi) hükmeder, Onun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O hesabı pek çabuk görendir.
1 Ayaklarının altına serdiğimiz yeryüzünü hep aynı halde bırakıyor muyuz? O kâfirlerin vatanlarını peyderpey etrafından eksiltip küçültmüyor muyuz? Nüfuzlarını kırarak, izzetlerini zillete, çevirmiyor muyuz?
Peki, görmüyorlar mı, yeryüzünü, sahip olduğu en iyi şeylerden her gün biraz daha yoksun bırakarak 79 [cezalandırıcı müdahalelerimizle] nasıl yokluyoruz? 80 (Bilmiyorlar mı ki,) Allah hüküm verdiği [zaman] O'nun hükmünün önüne geçecek kimse yoktur; (ve yine bilmiyorlar mı ki) O hesabı pek çabuk olandır!
Peki onlar, bizim yeryüzünü/onların güç ve imkânlarını gitgide daralttığımızı görmüyorlar mı? Zira Allah yasa koyar, O’nun yasasını kimse bozamaz.1 Çünkü O, hesabı çok hızlı görendir.2, 116/52, 18/26, 214/51, 40/17
Peki onlar görmediler mi ki, Biz yeryüzüne müdahil olup, ona (ait değerleri) her bir tarafından eksiltiyoruz?[1980] (Şu kesin) ki; Allah yasa koyar, O’nun yasasını kimse bozamaz. Üstelik O hesabını pek çabuk görür.
[1980] Bu eksiltmeyi, aktüel olarak yorumlayıp ilk İslâm toplumunun toprak kazanımlarına atfedenler olmuştur (İbn Abbas ve Dahhâk). Âyetin indiği Mekke dönemi dikkate alındığında bu yorum uzaktır. Belki bu açıdan müşriklerin hayat alanının git gide daraldığını ifade edebilir. Mücâhid bu ibarenin “insanların ölümü” anlamına geldiği yorumunu yapmıştır (Taberî). Benzer bir ifadeyle Enbiya 44’te de dile getirilen bu eksiltme, başta insan olmak üzere yeryüzünü ayrıcalıklı kılan tüm değerlere teşmil edilebilir. Kanaatimizce Kur’an’da iki yerde geçen bu ifade, bu sûrenin 3. âyetinde (Krş:
15:19;
50:7) geçen medde’l-‘ard (O yeryüzünü uzatıp yaydı) ibaresinin mukabilidir: uzatmak-kısaltmak (Bkz:
13:3, not 6 ve
21:44, not 53). Ne muhteşem bir tevafuktur: İnsanın arşı ruhudur, arzı bedeni ve hassaten beyni. Beyin tıpkı yeryüzü gibi engebelidir. Eğer düz olsaydı, mevcut zekâya sahip olabilmek için insan başının şu andakinden beş kat daha büyük olması gerekirdi. Allahu ekber!
Görmüyorlar mı ki, muhakkak Biz (kudretimizle) yeryüzünde teveccüh ediyor, onu etrafından eksiltiyoruz ve Allah Teâlâ hükmeder. O'nun hükmünü reddedecek yoktur ve o hesabı pek sür'atle görücüdür.
Bizim arzı (yeri) alıp onu uçlarından nasıl eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah öyle hükmeder ki onun hükmünü denetleyecek hiç bir merci yoktur. O, hesabı çabuk görür.
Yani Bizim mahvimizi ve isbatımızı kabul etmek istemeyen o inkârcılar, baksalar ya, yukarıda açıklandığı üzere, önce rahmet ve kudretimizle yaymış ve ayaklarının altına sermiş olduğumuz yeri aynı durumda bırakıyor muyuz? O serili yeri, üzerinde yaşadıkları o geniş toprakları, etrafından kudretimizle sarıp sıkıştırmıyor, onu eksiltmiyor muyuz? Daraltmıyor muyuz? O ilk medde karşılık onda cezirler yapmıyor muyuz? Veya çeşitli yeryüzü olayları ile onu aşındırıp parçalamıyor muyuz? Veya o kâfirlerin vatanlarını peyderpey çevresinden eksiltip durmuyor muyuz? Nüfuslarını, topluluklarını kırarak, dağıtarak, feyiz ve bereketlerini azaltarak, arazilerini, yurtlarını daraltarak, güçlerini ezikliğe, kemallerini noksana dönüştürmüyor muyuz? Yerdeki bu değişikliği veya vatanlarındaki bu daralmayı, bu sıkışmayı görmüyorlar mı?
Bizim o toprağa gelip nasıl onu, uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Hüküm veren Allah'tır. O'nun hükmünün ardına düşüp onu iptal edecek yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
Onlar görmüyorlar mı ki yurtlarını çevresinden sürekli daraltıyoruz. Hükmü Allah verir. O’nun hükmünü bozacak yoktur. O, hesabı çok hızlı görür.
[*] Müslümanların toprakları genişliyor, onların toprakları (Mekke egemenliğindekiler) daralıyor.
Bizim yeryüzünün etrafından gitgide eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Hüküm Allah'ındır, O'nun hükmünü bozacak yoktur. O, çabucak hesabı görür.
Bizim yeryüzüne gelip de onu kenarlarından eksiltmekte olduğumuzu onlar görmediler mi?(15) Allah hükmeder; Onun hükmünü denetleyecek hiç kimse yoktur. Onun hesap görmesi ise pek çabuktur.
(15) Geçen zaman içinde bu âyete çeşitli anlamlar verilmiştir ki, bunlar arasında, inkârcıların her taraftan kuşatılarak günden güne topraklarının eksilmesi, yahut yeryüzü kaynaklarının tüketilmesi gibi mânâlar da vardır ve bu yorumların pek çoğu makul yorumlar olarak görünmektedir. Bu sûrenin 4’üncü âyetinde değindiğimiz modern teoriler ise, konuya daha farklı bir derinlik getirmektedir. Buna göre, yerkabuğu levhalarının birbirlerine yaklaşması, sürtünmesi ve uzun zaman içinde üst üste binmesi yerkabuğunda kıvrılmalar, göçmeler, yanardağ ve dağ silsileleri oluşumu gibi sonuçlar doğurmakta, bu düşey hareketler de yerkabuğu levhalarının kenarlarından eksilmelere yol açmaktadır. Bir diğer modern yorum da, buzulların erimesiyle ilgilidir ki, denizlerin yükselerek karaları kenarlarından eksiltmesiyle sonuçlanacağından endişe edilen bu gelişmeler son senelerde dünyayı ciddî şekilde meşgul etmektedir.
Görmüyorlar mı ki biz o yerküreye geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz. Allah hükmeder; O'nun hükmünü denetleyecek de yoktur. Hesabı çok çabuk görür O.
daħı görmediler mi bayıķ biz gelürüz yire ekserüz anı ķıranlarından daħı Tañrı hükm eyler yoķdur yıġıcı hükmine. daħı ol tįz ḥisābludur.
Daḫı görmediler mi? Bayıḳ biz gelürüz yire, ya‘nī kāfirin eksürüz ‘ālemleri,ya‘nī giderürüz ḳırañlarından. Daḫı Tañrı ḥükm ider, yoḳdur yıġıcıḥükmin. Daḫı odur tiz ḥisāb idici.
Məgər onlar (kafirlər) Bizim (hökmümüzlə, qüdrətimizlə) yer üzünə gəlib onu (müxtəlif) tərəflərindən əskiltdiyimizi (müsəlmanların get-gedə onların torpaqlarını fəth etdiklərini) görmürlərmi? Hökm edən Allahdır. Heç kəs Onun hökmünü dəf edə bilməz. (Allah) tezliklə haqq-hesab çəkəndir!
See they not how We visit the land, reducing it of its outlying parts? (When) Allah doometh there is none that can postpone His doom, and He is swift at reckoning.
See they not that We gradually reduce the land (in their control) from its outlying borders?(1865) (Where) Allah commands, there is none to put back His Command: and He is swift in calling to account.*
1865 In the Prophet's ministry at Makkah, the most stiff-necked opposition came from the sear and centre of power in Makkah. The humbler people—the fringe of Makkan society—came in readily, as also did some tribes round about Makkah. After the Hijrah there was a hard struggle between Makkah and Madinah, and at last the bloodless conquest of Makkah in 8 A. H. made the pagan structure finally collapse, though it had already been sapped to its foundations. So, generally, Truth finds easiest entrance through the humble and lowly, and not in the beginning at the headquarters of power, but in the fulness of time it makes its way everywhere with irresistible force.