Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1851, sondan 4386. ayet; 15. sure ve bu surenin 49. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 6, harf sayısı 26 ve toplam ebced değeri ise 1868 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (2) ر (2) bulunuyor.
نبئ عبادي اني انا الغفور الرحيم
نبئعباديانياناالغفورالرحيم
Nebbi/ ‘ibâdî ennî enâ-lġafûru-rrahîm(u)
49,50. Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.
İlk âyet tergîb (ümit aşılama ve özendirme), ikinci âyet de terhîb (korkutma ve caydırma) maksadı taşımakta; başka bir deyişle bu iki âyette insanlara, tasavvufî kaynaklarda havf ve recâ denilen bir ahlâkî ve dinî duyarlılık veya tedbirlilik kazandırılması amaçlanmaktadır. Esasen insanın âhiretteki durumuna ilişkin bilgi verilirken Kur’an-ı Kerîm’in bütününde izlenen yöntem burada özetlenmiş bulunmaktadır. İslâm inancına göre Allah, ne acımasız, adaletsiz bir zorba ne de insanların her türlü kötülükleri karşısında duyarsız, ilgisiz veya aciz bir varlıktır. O, kendi kelimesinin (hüküm, yasa) iki temel özelliğini “kusursuz bir doğruluk ve adalet” şeklinde bildirmektedir (En‘âm
6:115). Bu da O’nun bütün doğruluk ve iyilikleri özendirici, yanlışlık ve kötülüklerden caydırıcı mahiyette sıfatlara, tasavvufta celâl ve cemâl sıfatları diye ifade edilen niteliklere sahip olduğunu gösterir. Böylece ulûhiyyetine yakışır mükemmellikteki hikmetiyle Allah, herkesin her türlü yapıp ettiklerini görmekte, bilmekte ve onların hesabına kaydetmektedir. Derin hikmetinin kusursuz ölçülerine göre kimilerine mağfiret ve rahmetiyle, kimilerine de azabıyla muamele edecektir. Allah’ın insanlara mutlaka şöyle veya böyle muamele etmeye mecbur olduğu iddia edilemeyeceği gibi kendi “kelime”sini nitelediği doğruluk ve adalet ilkelerinden sapmayı kendisine lâyık göreceği de asla söylenemez. Böyle olunca da iyilik edenler yahut günahlarından vazgeçmek isteyenler Allah’ın rahmet ve merhametinden ümit kesmemeli, kötülük edenler de O’nun bu yaptıklarına ilgisiz kaldığını düşünmemeli veya kendisini mutlaka bağışlamak zorunda olduğu gibi bir duyguya kapılmamalıdırlar. Genellikle kabul edildiği üzere ahlâk en etkili yaptırım gücünü böyle bir Tanrı inancından alır. Her ne kadar Emile Durkheim gibi bazı pozitivist ve ateist düşünürler bu konuda Tanrı yerine toplumu koyarak, ahlâkı güya Tanrı otoritesine dayanmaktan kurtarıp toplumsal otoriteye dayandırmak istemişlerse de, bilhassa XIX. yüzyıl ile XX. yüzyılın ilk yarısında daha ziyade Batı dünyasında ve Batılılaşma sürecini yaşayan toplumlarda çok etkili olan bu felsefe, günümüzde pek çok uzmanın da kabul ettiği büyük tahribata yol açmıştır. Hatta bu dönemde yaşanan iki büyük dünya savaşında dahi bu felsefenin rolünün olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple de Batı dünyasında artık tanrısız ve dinsiz ahlâk sürecinden kurtulma yönünde politikalar oluşturma yoluna girilmiştir.
Râzî, bu iki âyette dört incelik bulunduğunu belirterek bunları şöyle sıralamaktadır (XIX, 194-195): ☼a) Allah Teâlâ, “kullarım” tamlamasında kullarını kendi zâtına izâfe ederek onlara çok büyük bir şeref bahşetmiştir. ☼b) Rahmet ve mağfiretinden söz ederken, azabından bahsettiği âyete göre daha çok tekit edatları kullanarak rahmetinin genişliğini özellikle vurgulamıştır. Kezâ azabından bahsettiği âyette sadece onun çok şiddetli olduğunu ifade ettiği halde rahmet ve mağfiretini anlatırken bunları “gafûr ve rahîm” şeklinde doğrudan doğruya kendi isimleri olarak zikretmiştir ki bu da yine onun rahmetini azabından daha önemli tuttuğuna işaret eder. Ayrıca Allah’ın rahmetini gazabından daha geniş gösteren hadisler de vardır (meselâ bk. Buhârî, “Tevhid”, 15, 22, 28; “Edeb”, 19; Müslim, “Tevbe”, 14-16). ☼c) Peygamber’ine hitaben, “Kullarıma benim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olduğumu bildir” buyurarak bir bakıma rahmet vaadini zamanı geldiğinde yerine getireceğine bizzat peygamberini şahit tutmuştur. ☼d) “Kullarıma... bildir” buyurmakla, ibadetleri eksik de olsa, Allah’a inanıp kulluğunu kabul etmiş herkesin, günahkâr bile olsa, rahmetine lâyık olduğunu anlatmak istemiştir.
49,50. Kullarıma, benim çok bağışlayan, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem verici bir azap olduğunu bildir!
Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve merhamet sahibi olduğumu haber ver!
Kullarıma haber ver: “Ben, Çok Bağışlayıcıyım, Kesintisiz Rahmet Sahibiyim.”
(Ey Resulüm!) Haber ver kullarıma ki; şüphesiz Ben, (evet) Ben (iman ve itaat ehli kullarımı) Bağışlayanım, Esirgeyip (Koruyanım. Elbette mü’min, müstakim ve mücahit kullarım cennetime sokulacaktır.)
Haber ver kullarıma, şüphe yok ki ben suçları örterim, rahimim.
Kullarıma haber ver ki: “Gerçekten ben, evet ben çok bağışlayan ve çok acıyanım.
Kullarıma, benim çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu haber ver.
Kullarıma bildir ki, şüphesiz ben bağışlayıcı ve rahmet ediciyim.
49.Taberani`nin Abdullah bin Zubeyr (r.a.)`den rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.), ashabından aralarında gülen bir topluluğun yanından geçti ve: "Önünüzde cennet ve cehennemin olduğu bildirildiği halde siz gülüyor musunuz?" diye buyurdu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bir başka rivayete göre Resulullah (a.s.) sahabilerinden bazılarını gülmelerinden dolayı uyarıp çıktıktan bir süre sonra geri döndü ve şöyle buyurdu: "Ben sizin yanınızdan çıktım. Hacer`in (Haceri Esved`in) yanına vardığımda Cibril geldi ve şöyle söyledi: "Ey Muhammed! Allah sana: "Kullarımı niye ümitsizliğe yöneltiyorsun?" diye buyuruyor." Ardından da bu ayeti kerimeyi okudu.
Haber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim.
(Ey Rasûlüm), kullarıma haber ver ki, gerçekten ben Gafûr'um, Rahîm'im.
Kullarıma haber ver ki, Ben, Gafur ve Rahimim.
Kullarıma salık ver, benim bağışlayıcı, benim yarlıgayıcı
(Ey Resul!) Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olduğumu haber ver.
49,50. Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.
(Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
Kullarıma haber ver ki ben Bağışlayıcıyım, Rahimim.
Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Haber ver kullarıma ki hakıkat ben, benim öyle gafur, öyle rahîm
(Habîbim) kullarıma haber (i) ver ki: «Hakîkaten ben (evet) ben çok yarlığayıcı, kemâliyle esirgeyiciyim».
(Habîbim, yâ Muhammed!) Kullarıma haber ver ki, şübhesiz ben, Gafûr(günahları çok bağışlayan)ım, Rahîm (onlara çok merhamet eden)im!
Kullarıma haber ver ki “Ben, kullarımı mutlak bağışlayan ve onlara merhamet edenim.”
Kullarıma haber ver ki yarlıgayan benim, bağışlayan benim.
(Resulüm!) Kullarıma, benim çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.
O hâlde, ey Peygamber! Kullarıma, Benim —tövbe edildiği takdirde— bütün günahları bağışlayan, son derece şefkatli ve merhametli bir Allah olduğumu anlat!
Kullarıma haber ver ki; ben, Rahîm Gafûr’um!
49,50. (Ey Muhammed!): “Kullarıma, gerçek bağışlayanın, merhamet edenin Ben olduğumu ve azabımın da; kesinlikle en acıklı azap olduğunu” haber ver.
Kullarıma, acıyan, esirgeyen gerçek bağışlayıcının Ben olduğumu anlat;
Haber ver benim kullarıma; ben çok bağışlayanım ve onlara karşı çok merhametliyim. 3/193...195, 20/82, 25/70-71, 39/53
(Ey Nebî!) Kullarıma haber ver: Ben, evet Ben tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıyım!
Kullarıma haber ver, Ben, şüphe yok ki Ben, yarlığayıcıyım, ziyâdesiyle esirgeciyim.
49, 50. Kullarıma haber ver ki (günahları örten) gafur, (ihsanı bol olan) rahîm Ben'im. Bununla beraber azabım da elîm mi elîm!
(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
Kullarıma bildir ki ben, günahları örterim, ikramım da boldur.
-Kullarıma benim, çok bağışlayıcı ve merhametli olduğumu haber ver.
Kullarıma şunu bildir ki, Ben çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim.
Haber ver kullarıma: Hiç kuşkusuz benim, evet benim, Gafûr ve Rahîm.
49-50. ħaber vir ķullarıma bayıķ ben yarlıġayıcıvan raḥmet ķılıcı daħı bayıķ 'azābum ol 'aźābdur aġrıdıcı.
Yā Muḥammed bildür benüm ḳullaruma ki men günāhlar baġışlayıcı‐men ve raḥmet eyleyici‐men.
(Ya Rəsulum!) Qullarıma xəbər ver ki, (tövbə edəcəkləri təqdirdə) Mən, həqiqətən, bağışlayanam, rəhm edənəm!
Announce, (O Muhammad) unto My slaves that verily I am the Forgiving, the Merciful.
Tell My servants(1979) that I am indeed the Oftforgiving, Most Merciful;*
1979 We must realise both sides of Allah's attributes: His Mercy, Grace, and Forgiveness are unbounded; if we reject all this, His justice and punishment will also be beyond all that we can conceive.