Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1896, sondan 4341. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 94. ayetidir. Hicr Suresi 94. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 27 ve toplam ebced değeri ise 2782 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (4) ل (1) ر (3) bulunuyor.
Hz. Peygamber’den, putperestlerin inkârcı ve kaba davranışlarına aldırmadan kendisine bildirilen ilâhî gerçekleri savunması, insanlara duyurması istenmekte; bu arada kendisiyle alay etmeye kalkışanlara karşı Allah’ın yardımına güvenmesi telkin edilmekte; birtakım değersiz nesneleri Allah’a ortak koşacak kadar düşüncesiz olduklarına bakmadan, Hz. Peygamber’le alay etmeye kalkışanların; onun gönlünü inciten, canını sıkanların bu yaptıklarının Allah tarafından bilindiği kendisine hatırlatılarak moralini bozmaması, cesur olması telkin edilmektedir. Taberî, Resûlullah’a karşı alaycı davrananların bilhassa Kureyş’in önde gelenleri olduğunu belirterek bunların isimlerinin yer aldığı rivayetleri aktarmaktadır (bk. XIV, 69-72).
Başta peygamberler olmak üzere büyük inanç, fikir ve aksiyon adamlarının en önemli özelliklerinden biri, her türlü güçlük, engel ve engellemeye aldırış etmeden, yılmadan temsil ettikleri inancı, düşünceyi, dünya görüşünü azim ve kararlılıkla sürdürmeleridir. Hemen bütün peygamberlerin ve diğer önder şahsiyetlerin, davalarını toplumlara anlatma mücadelesi verirken en sık mâruz kaldıkları karşı davranışlardan biri alay ve hakaret olmuştur. Alay etmek, Mekkeli inkârcı ve zalimlerin de Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı en sık başvurdukları mücadele yöntemlerinden biri idi. Fakat –bu âyetlerde de görüldüğü gibi– Resûlullah aleyhisselâm, Kur’an-ı Kerîm’in eğitimi ve irşadı ile iradesini beslemiş; Allah’ın yardımını her zaman yanında hissetmiştir; bu sayede putperestlik, inkârcılık, zulüm, cehalet ve ahlâksızlıktan ibaret olan bir zihniyetin vahyin gerçekleri karşısında yıkılmaya mahkûm olduğuna inancını asla kaybetmemiştir.
Mehmet Okuyan
Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!
(Ey Nebim ve Onun varisleri!) Sana emrolunan (hüküm ve hakikatleri) açıkça (kâfir ve zalimleri çatlatırcasına) anlat ve müşriklerden yüz çevirip (saldırılarına aldırma ki, onlardan intikamımızı alacağız!)
Şimdi sen tebliğ ile emrolunduğun şeyleri, Kur'ân'ı açıkça ilan edip anlatarak inanmayanların cemaatlerini böl, fikirlerini parçala. Grup grup imana kavuşturarak, İslâm toplumuna kat. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşmakta ısrar eden müşriklerin faaliyetlerine karşı tedbir al.
91-94. âyetlerde de görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim’in bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayanlardan Allah «müşrikler» diye söz ediyor. Bakara sûresi 85. âyetinde Kur’an’ın bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmayanların cezasının dünyada rüsvaylık, ahirette de en şiddetli azabı çekme olduğu bildiriliyor. Nisâ sûresi 150. ve 151. âyetlerinde ise Allah’la peygamberleri birbirinden ayıran ve «Bir kısmına inanırız, bir kısmına da inanmayız» diyenlerin gerçek anlamda kâfir oldukları vurgulanıyor.
Edip Yüksel
Öyleyse sana emredileni açıkça ortaya koy ve müşriklere de aldırma.
(1)“Evet Kur’ân’ın üslûbları (ifâde tarzları) hem garîbdir (alışılandan farklıdır), hem bedî‘dir (eşsizdir), hem acîbdir (hayret vericidir), hem mukni‘dir (iknâ‘ edicidir). Hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi taklîd etmemiş, hiç kimse de onu taklîd edemiyor. Nasıl gelmiş, öyle; o üslûblar tarâvetini (tâzeliğini), gençliğini, garâbetini (başkalarına benzememeyi) dâimâ muhâfaza etmiş ve ediyor. (...) (Kur’ân’ın kelimeleri) âdetâ basit, me’lûf (alışılmış) birer kelime iken, latîf (çok güzel) ma‘nâların defînelerine birer anahtar vazîfesini görüyor. İşte ekseriyetle üslûb-ı Kur’ân’ın geçen tarzlarda ulvî (pek yüksek) ve parlak olduğundandır ki, bazen bir bedevî Arab bir tek kelâma meftûn olur (tutulur). Müslüman olmadan secdeye giderdi. Bir bedevî, فاَصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ [Öyle ise emrolunduğun şeyi, çatlatırcasına söyle!] kelâmını işittiği anda secdeye gitti. Ona dediler: ‘Müslüman mı oldun?’ ‘Yok!’ dedi, ‘Ben şu kelâmın belâğatına (hârika ifâdesine) secde ediyorum!’ ” (Zülfikār, 25. Söz, 9-13)
İlyas Yorulmaz
Sen, sana emrolunana yüzünü dön (o Kur’an’ın bütünlüğüne bak) ve ortak koşanlardan yüz çevir.
O hâlde, ey Müslüman! Sen, birilerini ürkütmeme adına veya kitlelerin anlayışına ters düşüyor gerekçesiyle bir kısım inanç ve ilkeleri örtbas etmeden, fakat nezaket ve hikmeti de elden bırakmadan ve bıkıp usanmadan, sana açıklamanemredilen hakîkatleri korkusuzca haykır! Ve başka güçlerin hükmüne boyun eğerek, birtakım düzmece ilâhları Allah’a ortak koşan o müşriklerden ve onların hayat tarzından uzak dur! Sen onları Bize bırak:
Öyleyse artık, sana [açıklaman] emredilen şeyi açıkça ortaya koy ve Allah'tan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıran o kimseleri kendi hallerine bırak:
[2076] Bu emrin Muhammedî davetin bireysel merhaleden kitlesel merhaleye geçmesiyle alâkalı olduğuna dair bir açıklama için bkz: 26:214, not 99. Bu âyetin mesajı Fussilet 34 ve Nahl 125 ile birlikte anlaşılmalıdır.
[2077] İ‘râd, kötülük işleyenin kendisinden değil işlediği kötülükten yüz çevirmek, onu çamura düşmüş altın gibi görüp onu temizleme çabasından vazgeçmemektir (Tevelli ile farkı için bkz: 53: 29 ve 23:54, ilgili notlar).
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık sen emir olunduğun şeyi izhar et ve müşrik olanlara aldırış etme.