Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2007, sondan 4230. ayet; 16. sure ve bu surenin 106. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 24, harf sayısı 94 ve toplam ebced değeri ise 6905 olarak hesaplanmıştır.
من كفر بالله من بعد ايمانه الا من اكره وقلبه مطمئن بالايمان ولكن من شرح بالكفر صدرا فعليهم غضب من الله ولهم عذاب عظيم
منكفرباللهمنبعدايمانهالامناكرهوقلبهمطمئنبالايمانولكنمنشرحبالكفرصدرافعليهمغضبمناللهولهمعذابعظيم
Men kefera bi(A)llâhi min ba’di îmânihi illâ men ukrihe vekalbuhu mutme-innun bil-îmâni velâkin men şeraha bilkufri sadran fe’aleyhim ġadabun mina(A)llâhi velehum ‘ażâbun ‘azîm(un)
Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.
Mümin ve müslüman olduktan sonra inancından dönen, dinden çıkan insana mürted denir. Bu şekilde “kalbini inkâra açarak” yani kendi özgür iradesini kullanarak dinini terkedip dinsizliğe sapan veya başka bir dini benimseyen kimse Allah’ın gazabına uğrayacak ve çok büyük bir azapla cezalandırılacaktır (irtidad ve mürted hakkında bilgi için bk. Bakara
2:217; Mâide
5:54). İman, esas itibariyle gönülden bir benimseme ve onaylama olduğu gibi, inkâr da aynı şekilde Allah’ın varlığını, birliğini ve müslüman sayılmanın asgari şartları olan diğer iman esaslarını kısmen veya tamamen, bilerek ve isteyerek reddetmedir. Buna göre böyle bir isteği ve niyeti olmadığı, âyetteki ifadesiyle “kalbi imanla dolu olduğu halde” ağır baskı altında kalan (mükreh) bir mümin, bu baskı (ikrah) yüzünden görünüşte inancının aksine beyanda veya davranışta bulunursa âyete göre bundan dolayı mümin olmaktan çıkmaz. Karşılaşılan baskı veya sıkıntıya “zaruret”, böyle bir durumda inancının aksini ifade etmeye veya yapmaya “ruhsat”, baskıya rağmen inandığı gibi konuşmaya veya davranmaya da “azîmet” denir. Genel bir kurala göre “Zaruretler memnu olan şeyleri mubah kılar” (Mecelle, md. 21).
Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse –kalbi iman ile dolu olduğu hâlde (inkâra) zorlanan başka–, fakat kim kalbini inkara açarsa, işte Allah’ın öfkesi bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.
Buradaki istisna cümlesi kalbin imanla ilgisini ortaya koymaktadır. Anlaşılıyor ki insanlara “kâfir, müşrik, münafık” vs. türünden nitelendirmelerde bulunmamak gerekmektedir. Çünkü çok tehlikeli hatta ölüm tehdidi altında insanların dilleriyle inkar etmeleri muhtemeldir. Elbette bu tür durumlarda bile inkar sözcükleri kullanmamak ideal olandır; fakat bunu herkes başaramayabilir. İşte bu yüzden bu ayetteki istisna cümlesi böylesi durumlarda kalbinde iman bulunan kişilerin dil ile inkara zorlanmalarının küfür kapsamında olmadığına dikkat çekilmektedir. “Kalbin kazanımları” hakkında bkz. Bakara
2:225, 283; Nahl
16:22; Ahzâb
33:5.
Kalbi imanla dolu olduğu halde, zorlananın dışında olan kimse inandıktan sonra Allah'ı inkâr eder ve gönlünü inkârcılığa açarsa, bunlara Allah katında bir öfke vardır ve büyük azap da onlaradır.
Kalbi iman ile yatışmış olduğu halde, -baskı ile inkara zorlanan kimse hariç- kim imanından sonra Allah'ı küfrederse¹ ve kim küfre göğüs açarsa, bilsin ki Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlar için büyük bir azap vardır.
1- Gerçeği yalanlayan nankör olursa.
Kim imanından sonra Allah’a (karşı) inkâra sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde, baskı altında zorlanan hariç- (bile bile) inkâra göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah’tan bir gazap vardır ve büyük azap onlarındır.
Canla, gönülle inanmışken ve yüreği, inançla yatışmışken zorla, cebirle, istemediği halde dininden döndüğünü söyleyenden başka inandıktan sonra Allah'ı inkar eden, hatta kafirlikle yüreği genişleyen, hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kişileredir Allah'ın gazabı ve onlara pek büyük bir azap var.
Kureyş, Ammâr'ın babası Yâsir'i Müslümanlıktan döndürmek için işkencelerle öldürdüler. Annesi Sümeyye'yi de iki deveye bağladılar, develeri muhalif taraflara sürerek parçaladılar. Müslümanlıkta ilk şehit bunlardır. Ammâr, işkenceye dayanamadı, kâfir olduğunu söyledi, kurtuldu. Bunu Hz. Muhammed (s.a.a)'e haber verdiler, Ammâr dinden döndü, kâfir oldu dediler. Hz. Muhammed (s.a.a), kat'iyen olamaz, o, tepesinden tırnağına kadar imanla doludur buyurdu. Ammâr, ağlıya ağlıya .Hz. Muhammed (s.a.a)'e gelip tanrılarına inandığımı söylemedikçe beni bırakmadılar dedi. Hz. Peygamber, Ammar'ın göz yaşlarını elleriyle silerek, gene zorlarlarsa ne dedirtmek istiyorlarsa de buyurdu. Ayet, bu olaya işaret etmektedir.
Gönülden inanmışken ve yüreği imanla dopdolu iken, zorla istemediği halde, dininden döndüğünü söyleyenden başka, inandıktan sonra, Allah'ı inkâr eden, hatta Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmekle yüreği genişleyen ve hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kimseleredir Allah'ın gazabı, ahirette de büyük bir azap vardır; Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler için.
Kalbi, aklı iman ile huzur ve sükûn bulduktan sonra, küfre zorlananlar hariç, kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr eder, tekrar küfre saplanırsa, gönlünü küfre açarsa, işte Allah'ın gazabı, hışmı bunlaradır. Onlara büyük bir azap vardır.
İman ettikten sonra Allah'ı inkâr eden; -kalbi imanla yatışmış olduğu halde zorlanan (ve bu yüzden küfür sözü söyleyen) değil- ama göğüslerini küfre açan kimselere Allah'tan bir gadab vardır. Ve onlar için büyük bir azap vardır.
106.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) Medine`ye hicret etmek isteyince müşrikler mü`minlerin zayıflarından olan Bilal (r.a.), Habbab (r.a.) ve Ammar bin Yasir (r.a.)`i yakalayarak kendilerine işkence etmeğe başladılar. Ammar (r.a.) işkenceye dayanamayarak kendini onların ellerinden kurtarmak için istedikleri sözü söyledi. Resulullah (a.s.)`ın yanına gidince olayı anlattı. Resulullah (a.s.): "O sözü söylediğinde kalbin nasıldı? Söylediğin söze yatkın mıydı?" diye sordu. Ammar (r.a.): "Hayır" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdiMücahid`den rivayet edildiğine göre bu ayeti kerime Medine`ye hicret etmek üzere yola çıktıktan sonra müşrikler tarafından yakalanan ve kendilerine işkence edilen, sonunda işkenceye dayanamadıklarından istemeyerek küfür sözü söyleyen bazı mü`minler hakkında indirilmiştir.
Kim imanından sonra Allah'a (karşı) inkâra sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariçinkâra göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır.
Kalbi iman ile kararlaşmış olduğu halde, (küfür kelimesini söylemeye) cebredilenler (ve böylece yalnız dilleriyle söyliyenler) müstesna, kim Allah'a küfrederse, onlara şiddetli bir azab var; lâkin küfre bağrını açanlar üzerine Allah'dan bir gazab ve kendilerine çok büyük bir azab vardır.
Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse, -kalbi iman ile dolu olduğu halde inkâra zorlanan müstesna- fakat kimin küfür ile gönlü seviniyorsa, işte onların üzerine Allah’tan bir gazap vardır ve ayrıca onlar için büyük bir azap vardır.
Gönlü inan ile dolu olup da, zorlanmış bulunan kimseden başka, inandıktan sonra Allaha karşı kâfirlik eden, göğsünü küfre açan kimselere, Allahın gadabı gelir; onlar için ulu azap da vardır
Kalbi imanla dolu olduğu halde (dinden dönmeye) zorlananların dışında, her kim inandıktan sonra Allah'ı bırakıp göğsünü (kalbini) küfre açarsa, işte Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Ve onlar için büyük bir azap vardır.
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.
Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.
Rivayet olunduğuna göre Kureyş kâfirleri, Ammar ile babası Yâsir ve anası Sümeyye’yi, zorla dinlerinden döndürmeye kalkıştılar. Onlar bunu kabul etmeyince, Sümeyye’nin iki ayağını iki deveye bağlayıp ters istikamette çektirerek parçaladılar. Yâsir’i de şehit ettiler. İslâm’da ilk şehitler bunlardır. Ammar ise, onların işkencelerine dayanamayarak, diliyle onların istedikleri şekilde inkâr etti. Durum Resûlullah (s.a.)’a bildirilince, «Ammar başından ayağına kadar imanla doludur. İman onun etine, kanına karışmıştır!» buyurduktan sonra Ammar’a: «Seni yine zorlarlarsa, istediklerini söyle» dedi. Bu durum, zorlama karşısında sadece dille inkâr etmenin caiz olduğuna bir delildir.
Kalbi imanla dolu olduğu halde (inkara) zorlanan dışında, imandan sonra inkara göğsünü açıp ALLAH'ı inkar edenler ALLAH'tan bir gazabı hakketmişlerdir ve onlar için büyük bir azap vardır.
Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır.
Her kim iymanından sonra Allaha küfrederse - kalbi iyman ile mutmainn olduğu halde ikrah edilen başka - velâkin küfre sinesini açan kimse lâbüdd onların üstüne Allahdan bir gadab iner ve onlara azîm bir azâb vardır
Kalbi îman üzere (sabit ve bununla) mutmein (ve müsterih) olduğu halde (cebr-ü) ikrah e uğratılanlar müstesna olmak üzere kim îmanından sonra Allâhı tanımaz, fakat küfre sîne (-i kabul) açarsa Allahın gazabı onların başındadır. Onlar için en büyük bir azâb vardır.
Kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde (inkâra) zorlanan kimse müstesnâ, kim îmân ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse (onun için şiddetli bir tehdid vardır), fakat kim de küfre gönlü(nü) açarsa, artık Allah'dan onların üzerine bir gazab ve onlar için (pek) büyük bir azab vardır.
Kalbi iman ile dolu olduğu halde inkâr etmeye zorlananların dışında, kim imanından sonra inkâr eder ve kalbini küfre açarsa, onlar üzerine Allah’dan bir öfke ve büyük bir azap vardır.
Kalbi iman ile sabit ve mutmain iken zorlananlardan maada her kim Allah/a iman ettikten sonra onu tanımaz, bir de küfre göğsünü açarsa o gibiler Allah/ın hışmına uğrarlar, büyük bir azap da görürler.
Gönlü imanla dolu olduğu halde, zorlanan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah'ı inkâr edip gönlünü küfre açanlara Allah katından bir gazap vardır ve büyük azap da onlar içindir.
Her kim iman ettikten ve İslâm’ın güzelliklerini bizzat yaşadıktan sonra,yeniden küfre dönerek Allah’ın dinini inkâr edecek olursa, —tabii ki bundan maksat, kalbi imanla dopdolu olduğu hâlde, baskı altında inkâr etmiş görünenler değil fakat imanın coşkusunu tatmış olmasına rağmen gönlünü yeniden inkâra açıp da, İslâm dışı herhangi bir inanç veya ideolojiyi bilerek ve isteyerek onaylayan kimselerdir— işte Allah’ın kahredici gazâbı onların üzerindedir ve onlar için korkunç bir azap vardır!Demek ki, baskı altında bulunan bir Müslüman, öldürülme veya bir uzvunun kesilmesi gibi hayati bir tehlikeyle yüz yüze geldiğinde —her ne kadar şehâdeti göze alıp direnmesi daha fazîletli ise de— kendisini kurtarmak için diliyle inkâr edebilir. Ancak şu da var ki, Peygamberlerin ve onların temsilcisi konumundaki İslâm âlimlerinin her ne sebeple olursa olsun İslâm’ı inkâr anlamına gelebilecek bir beyânâtta bulunmaları câiz değildir. Çünkü halk, İslâm’ın hükümlerini onlardan öğrenir. Dolayısıyla alimlerin sözleri bir anlamda hüccet olduğundan ve yalnızca kendilerini değil, onlara itaat etmekle yükümlü olan bütün Müslümanları bağladığından, onların dini hükümler konusunda yalan söylemeleri kesinlikle doğru değildir.Öte yandan, eğer bir Müslüman, daha aşağı derecede bir baskı ile karşılaşırsa, yalnızca diliyle bile olsa inkâr edemez, ederse —her ne kadar kâfir olmasa da— günaha girmiş olur. Ancak daha da ileri gidip “gönlünü inkâra açarak” kâfirliği benimsediği takdirde, dinden çıkarak Allah’ın gazâbına müstahak olur. Peki bir insan, niçin inkâra yönelir?
Zorlanan kimse hariç, kalbi İman ile tatmin olmuş iken, kim imanından sonra Allah’ı inkâr ettiyse, lâkin kim Küfr’e göğüs açtıysa, onların üzerine Allah’tan bir gazap vardır.
Onlar için çok büyük bir azap da vardır.
Kalbi îmanla dopdolu olduğu halde (Allah’ı inkâra) zorlanan(lar)1 dışında kim îmanından sonra Allah’ı inkâr edip, küfre göğüs açarsa onlara (dünyada) Allah’tan bir gazap, (âhirette ise) çok büyük bir azap vardır.2
1 Bu zorlamanın; canına veya vücudundan bir uzvuna zarar verebilecek şekilde olması gerekir. Böyle bir durumda dil ile inkâr, bir ruhsattır. Azimet bunu da yapmamaktır. 2 Bu âyet; Kureyş’in Ammar ve babası Yasir’le annesi Sümeyye’yi (r.a) dinlerini inkâra zorlamaları, inkâr etmeyen Sümeyye ve Yasir şehit edilince bunu gören Ammar’ın dil ile inkâr ettiğini söylemesi, üzerine inmiştir. Daha sonra Ammar, (r.a) Peygamberimize gelerek durumu anlatmış ve O da: “eğer zorlamaya devam ederlerse, sen de dediğini tekrarla” buyurmuştur.
İmana eriştikten sonra Allah'ı inkar eden kimseye gelince -ki, bundan kasıt, kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında inkar etmiş görünen kimse 133 değil, 134 fakat kalbini bile isteye hakkın inkarına açan kimsedir- işte böylelerinin üzerine Allah katından bir hışım çökecek ve onların payına çok büyük bir azap düşecektir:
Kalbi iman ile dopdolu olduğu halde, zorlama ile kâfir oldum diyen kişinin durumu hariç; kim iman ettikten sonra kâfir olur ve kalbini küfre açarsa dünyada Allah’ın gazabına uğrar. Ve ahirette de onlar için korkunç bir azap vardır. 3/105-106, 4/137, 9/66, 47/32, 63/1
İman ettikten sonra Allah’ı inkâr eden kimseye gelince: -(ki) bu kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu hâlde baskı altında görünüşte inkâr eden kimse değil,[2198] ve fakat kalbini küfre bile isteye açan kimsedir- işte böyleleri Allah’ın rahmetinden dışlanacaklar, dahası (âhirette) onların hakkı korkunç bir azaptır.[2199]
[2198] İşkenceye dayanamadığı için kendisine dayatılan şeyi söyleyen kimseler… Ammar b. Yasir’in başından buna benzer bir olayın geçtiğini tefsirler aktarmaktadır (Zemahşerî). Allah Rasûlü, Yasir Ailesi’ne yapılan ağır işkenceler sürerken, günün sonunda uğrayarak “Direnin ey Yasir ailesi, randevunuz cennette!” buyuruyordu (Tabakât IV, 136). Her tür takiyye anlayışı, bu âyetler ışığında tashih edilmelidir.
[2199] Mekke’den hicret etmek yerine inancını gizleyip onlardan gibi görünme pahasına Mekke’de kalan kişiler hakkındadır (bkz:
29:10-13).
Kalbi imân ile mutmain olduğu halde icbar edilen müstesna, velâkin her kim imânından sonra Allah Teâlâ'yı inkâr eder de küfre sine açarsa işte onların üzerine Allah'tan bir gazap vardır ve onlar için pek büyük bir azap da vardır.
Kalbi imanla dolu olarak mutmain iken, dini inkâr etmeye mecbur bırakılıp da yalnız dilleriyle inkâr sözünü söyleyenler hariç, kim imanından sonra Allah'ı inkâr ederek gönlünü inkâra açar, göğsüne küfrü yerleştirirse, onlara Allah tarafından bir gazap, hem de müthiş bir azap vardır.
Kureyş, Yasir ile ailesini dinden dönmeye zorladılar. Kabul etmeyince Yasir ile Sümeyye’yi develerle parçalattılar. Babası ile annesinin bu durumunu gören Ammar (r.a.) dili ile onların istedikleri sözü söyledi. Peygamberimiz (a.s.) onun ruhsatı (izni) kullandığını bildirdi. Âyet bu ruhsatı beyan buyurmak üzere indirilmiştir.
İnandıktan sonra Allah'a nankörlük eden, -kalbi imanla yatışmış olduğu halde (inkara) zorlanan değil-, fakat küfre göğüs açan, (küfürle sevinç duyan) kimselere Allah'tan bir gazab iner ve onlar için büyük bir azab vardır.
Kureyş, Ammâr'ı, babası Yâsir'i ve annesi Sümeyye'yi inkâr etmeğe zorladı. Kabul etmeyince Sümeyye'nin her ayağını bir deveye bağlayıp: "Sen erkekler için müslüman oldun!" diyerek bir darbe ile vücudunu ortadan biçtiler. Yâsir'i de öldürdüler. İslâmda ilk şehîd bu ikisidir. İşkence üzerine Ammâr, diliyle, onların istediklerini söyleyip inkâr etmek zorunda kaldı. Hz. peygamber'e, Ammâr'ın inkâr ettiği haber verilince: "Ammâr, başından ayağına kadar imanla doludur; îmân onun etine, kanına karışmıştır" diyerek yanında bulunan Ammâr'ın gözlerini sildi ve: "Seni yine zorlarlarsa, istediklerini söyle!" dedi. Bu da göstetir ki zorlama karşısında kalben değil, fakat sözle inkâr câizdir. Metanet göstermek daha efdaldir.
Kalbi güven (iman) dolu iken ağır baskı altında olan dışında her kim, inanıp güvendikten sonra ayetleri görmezlikten gelir ve görmezliği (kafirliği) içine sindirirse, Allah’ın öfkesi onların üstünde olur. Onların hak ettiği büyük bir azaptır.
Kim iman ettikten sonra Allah'a nankörlük ederse, kalbi iman ile dopdolu olduğu halde küfre zorlanan kimseden başka kim de göğsünü inkarcılığa açarsa, Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Ve onlara büyük bir azap vardır.
Kalbi imanla huzura ermiş olduğu halde inkâra zorlanan kimse hariç, kim iman ettikten sonra kâfir olur ve gönül rızasıyla inkârı benimserse, öyleleri Allah'ın gazabına uğrar; onların hakkı büyük bir azaptır.
Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan hariç olmak üzere, inkâra göğüs açarsa, böylelerinin üzerine Allah'tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da öngörülmüştür.
kim kim kāfir oldı Tañrı’ya, įmānından sonra, illā ol kim geñsüz olındı, gönli dölenmiş iken įmāna; velįkin ol kim açdı kāfirlıġa gögüz ya’nî göñli ħoş oldı kāfırlıġa: pes anlaruñ üzeredür ķaķımaķ, Tañrı’dan; daħı anlaruñdur 'aźāb ulu
Kim ki kāfir olsa Tañrı Ta‘ālāya īmān getürdükden [ṣoñra], illā ol kişi kigüç göre öldürmeg‐ile yüregi muṭma’in iken īmān‐ıla, lākin ol kimse ki küfr‐ile yüregi giñ ola. Pes anlaruñ üstine ġażab vardur Tañrıdan. Daḫı anlaraulu ‘aẕāb vardur āḫiretde.
Qəlbi imanla sabit olduğu halda (küfr sözünü deməyə) məcbur edilən (dil ilə deyib ürəyində onu təsdiq etməyən) şəxs istisna olmaqla, hər kəs iman gətirdikdən sonra küfr etsə (onu ağır təhlükə gözləyir). Lakin qəlbən küfrə razı olanlara (qəlbində könüllü surətdə küfrə yer verənlərə) Allahın qəzəbi tutar və onlar şiddətli bir əzaba düçar olarlar!
Whoso disbelieveth in Allah after his belief save him who is forced thereto and whose heart is still content with Faith but whoso findeth ease in disbelief: On them is wrath from Allah. Theirs will be an awful doom.
Any one who, after accepting faith in Allah, utters Unbelief,-(2145) except under compulsion, his heart remaining firm in Faith - but such as open their breast to Unbelief, on them is Wrath from Allah, and theirs will be a dreadful Penalty.*
2145 The exception refers to a case like that of 'Ammar, whose father Yassir and mother Sumayya, were subjected to unspeakable tortures for their belief in Islam, but never recanted. 'Ammar, suffering under tortures himself and his mind acted on by the sufferings of his parents, uttered a word construed as recantation, though his heart never wavered and he came back at once to the Prophet, who consoled him for his pain and confirmed his faith.(R).