Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2134, sondan 4103. ayet; 17. sure ve bu surenin 105. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 9, harf sayısı 46 ve toplam ebced değeri ise 2476 olarak hesaplanmıştır.
وبالحق انزلناه وبالحق نزل وما ارسلناك الا مبشرا ونذيرا
وبالحقانزلناهوبالحقنزلوماارسلناكالامبشراونذيرا
Vebilhakki enzelnâhu vebilhakki nezel(e)(k) vemâ erselnâke illâ mubeşşiran veneżîrâ(n)
Biz onu (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Kur’an’ın “gerçeğin bilgisi” olmasından maksat, onun yalnızca gerçeği, doğruyu içermesi; Allah’ın varlığı, birliği, aşkın sıfatları, peygamberlik ve âhiret hayatı gibi temel dinî akîdeleri, bütün ilâhî dinlerde ortak olan evrensel hakikatleri bildirmesidir. Âyet aynı zamanda Kur’an’ın da hak olduğunu, yani hem Allah’ın kelâmı olduğunda kuşku bulunmadığını, hem de ebedî olarak kalacak olan değişmez hakikat olduğunu, gerçeğin ortaya konması dışında başka bir amaçla indirilmediğini dile getirmektedir (Râzî, XXI, 67-68). Taberî’ye göre Kur’an’ın hak olarak indirilmesinden maksat, onun adalet ve insafı, güzel ahlâkı, iyi ve övgüye değer davranışları emretmesi; zulüm, haksızlık, kötü huy ve çirkin davranışları yasaklamasıdır (XV, 177).
Kur’an, Hz. Peygamber’e kırk yaşından itibaren yirmi üç seneye yakın bir sürede âyetler ve sûreler halinde kısım kısım indirilmiş; bu da Resûlullah’ın ilâhî tebliğleri insanlara zamana, zemine ihtiyaçlara ve şartlara göre yavaş yavaş, anlata anlata, hazmettirerek okuması, duyurması imkânını getirmiştir. Bu durum aynı zamanda müminlerin de ilâhî hükümleri merhale merhale, alışa alışa uygulamalarını sağlamıştır. Hatta içki yasağıyla ilgili âyetlerde olduğu gibi bazı âyetler, insanların doğal olarak birden terketmeleri mümkün olmayan kötü alışkanlıklarını, yanlış inanç ve telakkilerini zaman içinde terketmelerini kolaylaştıracak bir süreçte indirilmiştir.
Biz onu (Kur’an’ı), bir amaç ile indirdik; zaten o da gerçeği getirmiştir. Seni yalnızca müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz Kur'ân'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Onu hakk ile indirdik. Ve hakk¹ ile indi. Seni, haber verici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.
1- Değişmeksizin, gönderdiğimiz şekliyle.
Biz Onu (Kur’an'ı) Hakk olarak indirdik ve O Hakk (Resulüllah) ile (beraber) inmiştir; (Ey Nebim!) Seni de sadece ve elbette bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
Ve biz Kur'an'ı hak ve gerçek olarak indirdik, o da hak ve gerçek hükümlerle indi ve seni de ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik.
Ve biz Kur'ân'ı apaçık bir gerçek ve sarsılmayan bir doğru olarak indirdik, O da bütün hakikatları içinde toplayarak indi ve seni de ancak uyarıcı ve müjdeci olarak gönderdik.
Biz, Kur'ân'ı, gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça bir düzen gerçekleştirecek bir kitap olarak indirdik. O, bütün hakikatleri içinde toplayarak bütün ihtiyaçları giderecek şekilde indi. Seni de, ancak rahmetimizi, merhametimizi, ihsanımızı, sevgimizi müjdeleyici ve sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan bir uyarıcı olarak özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik.
bk. Kur’ân-ı Kerim,
4:166.
Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o, hakla indi. Biz seni ancak bir müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.
Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.
Biz, bu Kur'an'ı hakkı tesbit için indirdik ve o hikmet ile indi. Seni de ancak itaatkârları müjdeleyici ve asileri korkutucu olarak gönderdik.
Biz bu Kur’anı hak ve hakikat ile dolu olarak indirdik. (İçinde hiçbir yanlış şey yoktur.) Ve hak bir şekilde indi. (Hiçbir şeytanî sorun içine karışmadı.) Seni de ancak uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderdik. (Hakikatleri korumaktan ancak Biz sorumluyuz.)
Hak olarak onu biz indirmişiz; hak olarak indi de, seni gönderdik ancak müjdeleyen, kocunduran olarak
Biz, Kur'an'ı, hakça bir düzeni gerçekleştirmek için indirdik. O da bütün hakikatleri ihtiva ederek (ihtiyaçlara cevap verecek şekilde) muhatabına ulaştı. Seni de (bu Kur'an ile) ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Kuran'ı ancak hak olarak indirdik ve o da indiği gibi hak olarak kaldı. Seni de yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Gerçekten onu biz indirdik ve o gerçek ile indi. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik
Biz bu Kur'an'ı hak olarak indirdik, O, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. Ey Peygamber! Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Bunu da bihakkın indirdik ve bihakkın indi ve seni ancak sevabımızın müjdecisi ve azâbımızın habercisi olarak gönderdik
Biz o (Kuranı) hak olarak indirdik ve o, hak olarak indi. Seni de (sevabın) bir müjdeci (sin) den, (azabın) bir haberci (sin) den başka bir (sıfatla) göndermedik.
Ve onu (Kur'ân'ı) hak ile indirdik; o da (emîn ellerde hiç değişmeden size) hak ile indi. (Ey Resûlüm!) Seni de ancak bir müjdeleyici ve (aynı zamanda) korkutucu olarak gönderdik.
Biz onu (Tevrat’ı) hak üzere indirmiştik ve o (Kur’an) da hak olarak indi. Seni de yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz, Kur/an/ı ancak hak ile inzâl ettik, o da ancak hak ile indi [¹]. Seni de ancak müjdeci, Allah azabıyle korkutucu gönderdik.
[1] Hikmete uygun indirdik, indirdiğimiz gibi kaldı. Hiç değişmedi.
Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi. Seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.
Biz onu hak ile, yani mutlak hakîkati ortaya koymak üzere, belli bir hikmet doğrultusunda indirdik; nitekim o da, hiçbir değişikliğe, tahrifâta uğramadan, tam istediğimiz gibi hak ile indi senin kalbine ve böylece seni,ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Bir de onu Hakk ile indirdik; o da Hakk ile indi.
Seni ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere gönderdik.
Biz o (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o da (sana) hak olarak ulaştı.1 Seni de sadece bir müjdeci ve uyarıcı2 olarak gönderdik.
1 Yani bozulmadan indirdiğimiz gibi hak ile indi. Nazmı da hak, manası da hak, inişi de haktır. Hak bir hikmet ile hakikaten hak bir Peygambere, inmiştir. Onun haber verdikleri muhakkak olacaktır.2 Yani; Ey Muhammed! Sen îman edenlere sevabı, kâfir ve asilere cezâyı haber vereceksin. Yoksa herkesin istediğini yapacak, kâfirleri zorla îmana getirip kurtaracak değilsin.
VE BİZ bu [vahyi] değişmeyen gerçeğe işaret olarak 126 indirdik ve o da [sana, ey Peygamber] hak olarak ulaştı; 127 çünkü Biz seni yalnızca bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik;
Biz bu Kuran’ı hak olarak indirdik. O da hak olarak indi.1 Sana gelince; biz seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.2, 12/91, 10/108, 17/9, 22/119, 19/97
BİZ bu (vahyi) mutlak gerçeğe bir atıf olarak indirdik ve o da kaynağından indiği (gibi) aslî gerçekliğiyle (muhatabına) ulaştı;[2336] nitekim Biz seni, sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
[2336] Lafzen: “Biz onu hak ile indirdik, o da hak ile indi”. Ebu Ali el-Fârisî, bi’l-hakkdaki bâ edatına mea (birlikte) manası verir (Râzî). Bu durumda anlam “Biz onu gerçek bir içerikle birlikte indirdik…” olur. Doğrusu, vahyi niteleyen el-hakk kelimeleri (Msl:
6:73;
10:82;
46:7), vahyin kaynağına ve onun taşıyıcısı olan risalet kurumuna yönelik kuşkuları red anlamı taşır. Dilciler Arapça’daki el-hakk ile hakîkat arasında fark görmüşlerdir. “İnsanın üzerine titremesi gereken şey” için kullanılan hakîkat, “gerçek” gibi iyi için de kötü için de kullanılırken, el-hakk sadece iyi için kullanılır (Furûk, s. 36).
Ve onu hak ile indirdik ve hak ile indi ve seni de ancak bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak gönderdik.
Biz Kur'ân'ı hak olarak indirdik. O da hakkın ve gerçeğin ta kendisi olarak indi. Seni de ey Resulüm, sadece rahmetle müjdelemen ve inanmayanları ise azapla uyarman için gönderdik. [4, 166]
Biz o(Kur'a)nı hak olarak indirdik ve o, hak ile inmiştir. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz onu tümüyle gerçek olarak indirdik ve tümüyle gerçek olarak indi. Seni de sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Hak olanı indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz Kur'ân'ı hak ile indirdik; o da hak ile indi. Seni de Biz ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
daħı ķur’ān ḥaķ içün indürdük anı, daħı ḥaķķ-ıla indi ya'nį ķur’ān, daħı viribimedük seni illā muştılayıcı daħı ķorķıdıcı.
Daḫı biz Ḳur’ānı indürdük ḥaḳḳ‐ıla. Ol ḥaḳḳ‐ıla indi. Daḫı biz seni gönder‐medük, illā muştılayıcı muṭī‘lere, daḫı ḳorḳudıcı ‘āṣīlere.
Biz (Qur’anı) haqq olaraq nazil etdik, o da haqq olaraq (heç bir dəyişikliyə uğramadan) nazil oldu. Səni də yalnız (mö’minlərə Cənnətlə) müjdə verən və (kafirləri cəhənnəm əzabı ilə) qorxudan sifəti ilə göndərdik.
With truth have We sent it down, and with truth hath it descended. And We have sent thee as naught else save a bearer of good tidings and a warner.
We sent down the (Qur´an) in Truth, and in Truth(2315) has it descended: and We sent thee but to give Glad Tidings and to warn (sinners).(2316)*
2315 The Qur'an was sent down by Allah in Truth: it was not forged by any mortal. It has descended in Truth: it was not falsified or corrupted in the process of being communicated to mankind. 2316 The part of the Prophet was that of a Messenger: he was not responsible if the ungodly rejected it. He fulfilled his mission in promulgating and explaining it and leaving it as a legacy to the world.