Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2045, sondan 4192. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 16. ayetidir. İsrâ Suresi 16. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 4393 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واذا اردنا ان نهلك قرية امرنا مترفيها ففسقوا فيها فحق عليها القول فدمرناها تدميرا
Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de[312] onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
“Şımarık yöneticiler”e emredilenin ne olduğu hususunda müfessirler farklı açıklamalar yapmışlardır. Zemahşerî’nin açıklaması sosyolojik bir yasaya işaret eder. Buradaki “emir”den maksat, Allah’ın söz konusu insanlara her türlü imkânları bol bol vermesidir; bu da onları şımarıklığa ve azgınlığa sevkeder (II, 354-355). Böylece o ülke yoldan çıkmış olur. Bununla birlikte müfessirlerin çoğu emredilenin iyilik ve itaat cinsinden davranışlar olduğu kanaatindedirler. Râzî şöyle der: Günah, emredilenin zıddını yapmaktır; bir hareketin günah olması, emredilmiş olmasıyla çatışır. Şu halde burada günah olmayan bir şey emredilmiş olmaktadır. Sonuç olarak Allah şımarık yöneticilere iyi işleri, yani iman ve itaati emreder; fakat onlar ısrarla emre aykırı hareket edip günah işlerler (XX, 174-175).
Âyetin bu bölümüne şöyle bir mâna da verilmiştir: Halkının günahlara boğulması yüzünden bir toplumu helâk etmek istediğimizde, günahlar ortaya çıkınca hemen alelacele cezalandırmayız, bilâkis şımarık yöneticilerine bu günahlardan vazgeçmelerini emrederiz... (Râzî, XX, 176).
“Emirler veririz” diye tercüme edilen emernâ kelimesini “emmernâ” şeklinde okuyanlara göre (bk. Şevkânî, III, 242) âyetin mânası şöyle olmaktadır: “Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde oranın şımarıklarını ve azgınlarını iş başına getiririz; onlar ise orada günah işlerler, sonuçta o ülke helâke müstahak olur, biz de oranın altını üstüne getiririz.” Bu meâle göre Allah’ın şımarıkları iş başına getirmesi, ilgili toplumun serbest iradesiyle kötülüğe sapmış olmasının tabii ve kaçınılmaz bir sonucunu ifade etmektedir.
Mehmet Okuyan
Bir şehri helak etmek istediğimizde, o şehrin şımarık elebaşlarını yönetici yaparız da onlar orada kötülük işlerler. Böylece ona (şehir halkına azap) sözü gerçek olur; orayı darmadağın ederiz.
Benzer mesaj: En‘âm 6:123.,Yette geçen [emernâ] fiili “emretmek” demektir. Bu fiile [âmernâ] şeklinde okunarak “musallat etmek, çoğaltmak” anlamı verenler de vardır. İsrâ 17:15’te “elçi gönderinceye kadar azap edilmeyeceği” prensibi ile En‘âm 6:131 ve Kasas 28:59’daki bilgiler çerçevesinde Yüce Allah’ın herhangi bir şehir halkını O’nun emrine itaatten yüz çevirmedikleri sürece helak etmediği sonucu elde edilmiş olur. Söz konusu fiili [emmernâ] şeklinde şeddeleyerek okuyup “emir yapmak, yönetici kılmak” anlamı verenler de vardır. Şımarıkların bir şehirde iktidara gelmesi sonrasında yoldan çıkarıcı işler yapmaları helaklerinin sebebi olmaktadır.
Bayraktar Bayraklı
Bir toplumu yok etmek istediğimizde, onların refaha gömülmüş seçkinlerine son uyarılarımızı iletiriz ve onlar eğer günahkârca yaşamaya devam ederlerse cezalandırıcı yargı artık o toplum için kaçınılmaz olur ve biz de onu darmadağın ederiz.
Biz bir beldeyi yok etmek istersek, varlık ve güç sahibi ileri gelenlerine uyarımızı yaparız, buna rağmen bozgunculuk yaparlarsa böylece söz¹ hak olur. Ve onu helak ederek yok ederiz.
Biz bir ülkeyi (ve düzeni) helak etmek (ve çökertmek) istediğimiz zaman, oranın “mütref”lerine (yani; haksız ve hesapsız nimet ve servetle şaşıran ve devlet imkânlarıyla şımaran, ülkenin ileri gelen kimselerine) emrederiz (onlara fırsat veririz) ki, orada her türlü fısku fesadı (haksızlık ve hayâsızlığı) yapsınlar... Böylece orası için (azap ve helak) sözümüz hak olur. Biz de o (diyarı ve düzeni) darmadağın edip (yerin dibine batırırız).
Bir şehri helak etmek istersek ileri gelenlerine emrimizi tebliğ ederiz, buyruktan çıkar, orada isyana koyulurlar da azabı hak ederler, biz de onları tamamıyla helak eder, orasını yerle yeksan ederiz.
Bir memleketi yok etmek istediğimiz zaman, o toplumun refaha gömülmüş seçkinlerine, zenginlikten şımarmış elebaşlarına son uyarılarımızı iletiriz veya o şımarmış elebaşlarını komuta makamına getiririz, eğer onlar günahkarca yaşamaya devam ederlerse o zaman üzerlerine azap ile ilgili hüküm gerçekleşir de, artık orayı yıkıp yerle bir ederiz.
Biz bir memleketi helâk etmek istediğimiz zaman, varlıklı şımarıklarını idareci yapar, iktidara getiririz. İlâhi-İslâmî emirleri uygulamayı emrettiğimiz halde, onlar orada, doğru ve mantıklı düşünmeyi terkederler, hak dine itaat dışına çıkarlar, günah, isyan, inkâr bataklığına dalarlar. Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur'ân'a itibar etmedikleri için, o memleket halkı gerekçeli olarak cezaya müstehak olur. Biz de orayı darmadağın ederiz.
Biz bir kenti helak etmek istediğimizde oranın varlıklılarına emrederiz. Onlar da (emirlerimize uymayıp) orada bozgunculuk çıkarırlar. Bunun üzerine artık söz hak olur ve orayı darmadağın ederiz.
Bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
Bir memleketi helâk etmek istediğimiz zaman, o memleketin zevke düşkün öncülerine Peygamberlerinin diliyle itaat emrederiz. Onlar, orada boyun eğmezler, itaat etmezler. Artık o memleket üzerine hüküm gerçekleşmiştir. İşte o memleketi kökünden helâk eder de ederiz...
Biz bir şehri helak etmek istediğimiz zaman, önce zengin azgınlarına itaat etmelerini emrederiz. Onlar o şehrin içinde, emrimizin dışına çıkıp azgınlıklarına devam ederler. İlahî yasa, onlar hakkında tahakkuk eder, Biz de onları yerle bir ederiz.
Biz bir toplumu (yaptıkları yüzünden) helak etmek istediğimizde, o toplumun servet ve nimetle şımarmış seçkinlerini yöneticiler yaparız da onlar orada bozgunculuk çıkarırlar. Böylece o toplum cezayı hak eder, bunun ardında biz de orayı yerle bir ederiz.
Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helâke müstahak olur; biz de orayı darmadağın ederiz.
Âyetin baş kısmı, müfessirler tarafından şöyle de anlaşılmıştır: Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin varlıklı ve şımarmış kişilerini çoğaltırız. Bu suretle onlar kötülük işlerler; böylece o ülke helâke müstahak olur.
Edip Yüksel
Biz bir toplumu yok etmek istediğimiz zaman onun ileri gelen varlıklılarının orada kötülük yapmasına izin veririz. Böylece o topluma verilmiş söz gerçekleşir ve onu yerle bir ederiz.
Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helaka müstahak olur, biz de onu yerle bir ederiz.
Bir memleketi helâk etmek murad ettiğimiz vakıt ise onun devletlerine (itaat) emrederiz, onlar itaat etmez de orada fısk yaparlar, bunun üzerine o memleket aleyhine huküm, hakkolur artık onu tedmir eder de ederiz
Bir memleketi helak etmek dilediğimiz vakit onun ni'met ve refahdan şımarmış elebaşılarına emrederiz de orada (bu emre rağmen) itaatden çıkarlar. Artık o (memlekete) karşı söz (azâb) hak olmuşdur. İşte biz onu artık kökünden mahv-ü helak etmişizdir.
Ve (biz) bir şehri (isyanları yüzünden) helâk etmek istediğimiz zaman, oranın şımarık ileri gelenlerine (Allah'a itâat etmelerini) emrederiz de (onlar) orada (emrimize)isyân ederler;(3) böylece oraya (azab) söz(ü) hak olur; artık (biz de) orayı tamâmen mahvederek helâk ederiz.
(3)Şımarmış olan bu ileri gelenler, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine günahtan dönmeleri husûsunda olan emrini dinlemediklerinde, oranın halkı başlarındaki idârecilerin bu isyânına bizzat iştirâk ederek (veya hoş görerek) zulümlerine ortak olduklarında, artık isyan umûmîleşir ve böylece azab, o beldeye hak olur. (Râzî, c. 10:20, 178)
İlyas Yorulmaz
Biz bir kasabayı yok etmek istediğimiz zaman, o kasabanın önde gelenlerine, o beldeyi fesat yuvası haline getirmelerini emrederiz. O kasabada fesat yaygınlaştığı zaman, bozgunculuk yapanlara karşı vaat ettiğimiz azap onların üzerine hak olur. Sonrada o beldenin altını üstüne getiririz.
Bir kasabayı helâk etmek istediğimiz zaman peygamber lisanıyle onların refah ve nimet sahiplerine [⁵] emrederiz. Onlar ise fasık kesilirler. Artık onlar azabı hak ederler, biz de o kasabayı hâk ile yeksan ederiz.
İsmail Hakkı İzmirli İsrâ Suresi 16. Ayet Açıklaması
[5] Yani elebaşılarına.
Kadri Çelik
Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun nimet içinde yüzen şımarıklarına (her türlü nimetlerin verilmesini) emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz (azap) kesinleşir de onu tümüyle helak ederiz.
Biz bir ülkeyi helâk etmek istediğimiz zaman, oranın ileri gelen lider ve yöneticilerine gönderdiğimiz Elçi ve Kitap aracılığıyla, zulüm ve haksızlıktan vazgeçip ilâhî yasalara itaat etmelerini emrederiz fakat onlar buna rağmen orada günah işlemeye ısrarla devam ederler ve halk da onları desteklerse, işte o zaman azâbı hak ederler; biz de onları en ağır biçimde cezalandırıp yok ederiz.
Bir şehri helâk etmeyi istediğimiz zaman oranın ileri gelenlerini (iş başına getirerek) yetkili kıldık.
Derken, orada yoldan çıkıp saptılar.
Söz onların aleyhine gerçekleşti.
Orayı yerle bir edercesine tahrip ettik.
Biz, bir ülkeyi helâk etmek istersek, oranın en şerlilerini onlara lider yaparız,1 onlar da orada bozgunculuk yaparlar. Böylece o ülke helâk olmayı hak eder, Biz de orayı hemen helâk ederiz.
1 Bu bölüm: “oranın şımarmış elebaşlarına (iyilikle) emrederiz” diye tercüme edilebilir.
Muhammed Esed
Ama bir toplumu yok etmeyi irade ettiğimiz zaman o toplumun refaha gömülmüş 21 seçkinlerine son uyarı(ları)mızı 22 iletiriz; ve [eğer] onlar günahkarca yaşamaya devam ederler[se], cezalandırıcı yargı artık o toplum için kaçınılmaz olur; ve Biz de onu darmadağın ederiz.
Biz bir ülkeye emrimizi bildiririz emrimizi uygulamayan oranın şımarık zenginleri ülkede isyan ve azgınlığa devam ederler ve böylece helakı hak etmiş olurlar. Biz de orayı yerle bir ederiz de, onlar hakkındaki yasamız yerine gelmiş olur. 6/123, 10/13, 13/32, 26/208
Biz bir toplumun helâkini dilediğimiz zaman (bilin ki süreç şöyle gelişmiştir: önce) o toplumun refah içinde şımarmış seçkinlerini yönetici yaparız;[2241] buna rağmen onlar orada kötülük işlemeyi sürdürürlerse, artık onlar aleyhindeki hüküm kesinleşir: bunun ardından Biz de orayı yerle bir ederiz.
[2241] Veya çoğunluğun emernâ okuyuşunu Taberî’nin İbn Abbas’a dayandırdığı tercihle okuyarak: “refah içinde şımarmış seçkinlerine (iyiliği) emrederiz; fakat onlar orada kötülük işlerler..” Zemahşerî bu tevilli okuyuşu “delilsiz” gerekçesiyle reddeder. Tercihimiz, uyguladığımız usul gereği emmernâ okuyuşuna dayanmaktadır (Bkz. Müfredât). Ebu Ubeyde aynı kelimeyi “artırırız” anlamına âmernâ olarak okumuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Biz bir beldeyi helâk etmek murad edince onun devlet sahiplerine (hakka itaat etmelerini) emrederiz. Onlar ise orada fısk (ve fücurda) bulunmuş olurlar. Artık o beldenin üzerine söz (helâkları hakkındaki hüküm) hak olmuş olur. İmdi onu (o beldeyi) tamamen helâk ile helâk etmiş oluruz.
Herhangi bir beldeyi imha etmek istediğimizde oranın lüks içinde yaşayan şımarıklarına iyilikleri emrederiz. Buna rağmen onlar dinlemez, fısk-u fücura devam ederler. Bu sebeple, orası hakkında cezalandırma hükmü kesinleşir. Biz de orayı yerle bir ederiz. {KM, İşaya 6, 9-13; Hezekiel 18. bölüm}
Biz bir kenti helak etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz, orada kötü işler yaparlar, böylece o ülkeye (azab) karar(ı) gerekli olur, biz de orayı darmadağın ederiz.
Burada emir, yöneltmek veya çoğaltmak anlamındadır. Yani helâk etmek istediğimiz ülkenin varlıklılarını yöneltiriz veya çoğaltırız, demektir. Aslında bu ve benzeri âyetler, insanların psikolojik durumlarını ve bu durumların, İlâhî yasalara göre oluştuğunu anlatmaktadır. İnsanların kötülük istemeleri ve buna alışmaları, içlerinde kötülüğe karşı büyük bir eğilim doğurur ki bu hal, Allah'ın yasasından başka bir şey değildir. İnsanın içinde oluşan bu yasa, Allah'ın emri olarak ifâde edilmiştir. Çünkü herşey, O'nun yasası çerçevesinde olur.
Süleymaniye Vakfı
Bir kenti yaşanmaz hale getirmek istersek önce oranın ileri gelenlerine emirlerimizi ulaştırırız. Onlar, orada yoldan çıkarlar ve cezanın şartları olgunlaşır. Sonra orayı yerle bir ederiz.
Bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde oranın ileri gelenlerine emir veririz. Onlar ise emrimizden dışarı çıkarlar. Hüküm onların aleyhinde gerçekleşir. Orayı yerle bir ederiz.
Biz bir kavmi helâk etmeyi murad ettiğimizde, oranın refah şımarıklarına emirlerimizi bildiririz; onlar ise itaatten çıkarlar. Böylece azap sözü hak olur ve o beldeyi yerle bir ederiz.
Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.
daħı ķaçan diledük kim helāk eyleyevüz bir köyi çoķ eyledük bundıradınılmışların pes ŧa'atdan çıķdılar anda. pes vācib oldı anuñ üzere söz pes helāk eyledük daħı anı helāk eylemek.