Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2168, sondan 4069. ayet; 18. sure ve bu surenin 28. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 30, harf sayısı 130 ve toplam ebced değeri ise 9344 olarak hesaplanmıştır.
واصبر نفسك مع الذين يدعون ربهم بالغدوة والعشي يريدون وجهه ولا تعد عيناك عنهم تريد زينة الحيوة الدنيا ولا تطـع من اغفلنا قلبه عن ذكرنا واتبع هويه وكان امره فرطا
واصبرنفسكمعالذينيدعونربهمبالغدوةوالعشييريدونوجههولاتعدعيناكعنهمتريدزينةالحيوةالدنياولاتطـعمناغفلناقلبهعنذكرناواتبعهويهوكانامرهفرطا
Vasbir nefseke me’a-lleżîne yed’ûne rabbehum bilġadâti vel’aşiyyi yurîdûne vecheh(u)(s) velâ ta’du ‘aynâke ‘anhum turîdu zînete-lhayâti-ddunyâ(s) velâ tuti’ men aġfelnâ kalbehu ‘an żikrinâ vettebe’a hevâhu vekâne emruhu furutâ(n)
Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
Kureyş’in ileri gelen ailelerine mensup müşrikler, Hz. Peygamber’in fakir müminlerle birlikte bulunmasından rahatsızlık duyduklarını, bu insanları yanından uzaklaştırması halinde kendisiyle görüşebileceklerini söylüyorlardı. Bu âyet, Hz. Peygamber’e hitap ederek aynı tutum ve zihniyeti benimseyen insanlara şöyle bir uyarıda bulunmuştur: Üstünlük ve şeref, dünya malında ve ziynetinde değil, gönül ziynetindedir, yani iman ve güzel ahlâktadır. Servet ve mevki sahipleri öne alınıp yoksullar arkaya itilemez. Servetleriyle kibirlenen zenginlerin hatırı için fakir müslümanlar ihmal edilemez. Sen ayırım gözetmeden Allah’ın âyetlerini herkese oku. İlâhî mesajdan kimin daha çok yararlanacağını sen bilemezsin, onu ancak Allah bilir. Öyle ise sakın o fakirleri yanından uzaklaştırma, bilâkis onlarla birlikte olmaya candan gayret göster!
Başka bir âyette de Hz. Peygamber şöyle uyarılmıştır: “Rablerinin rızâsını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları kovma! Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur; senin hesabından da onlara sorumluluk yoktur ki onları kovup da zalimlerden olasın!” (En’âm
6:52).
O’nun rızasını isteyerek Rablerine sabah akşam dua edenlerle birlikte olmaya devam et! Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme! Arzusuna uymuş ve işi gücü aşırılık olduğu için kalbini bizi hatırlamaktan habersiz kıldığımız kimseye boyun eğme!
Buradaki mesaj, “sebep-sonuç” ilişkisi içerisinde kişinin hevasına uyduğu, işinin aşırılık içerdiği, bu yüzden de kalbinin Yüce Allah’ın zikrinden habersiz kılındığıdır.
Sabah akşam Rabblerine O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sabret! Dünya hayatının süsünü arayarak gözlerini onlardan ayırma! Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme!
Sabah akşam¹ O'nun yoluna yönelerek, Rabb'ine çağrıda bulunanlarla beraber olmada sabırlı ol. Dünya hayatının çekiciliğine kanarak gözlerini onlardan ayırma. Kalbini² zikrimizden gafil kıldığımız³, tutkularına uymuş, işi aşırılık olan kimseye boyun eğme. ⁴
1- Her zaman, sürekli, gün boyu. 2- Kavrama ve düşünme yetisini. 3- Öğütlerimizi umursamayanları. 4- Toplumun ileri gelenlerinin beğenisi için, yoksul, yoksun ve güçsüz olanları ikinci planda bırakacak bir davranış içine girme. 6:52.
Sen de, sabah akşam, (her zaman) O’nun rızasını isteyerek, Rablerine dua edenlerle birlikte (olmaya, hizmet ve ibadet üzerinde durmaya) sabret. Dünya hayatının (geçici ve çekici) süsünü isteyerek gözlerini onlardan (Allah dostlarından) ayırıp kaydırma! (Sakın) Kalplerini, Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘hevâ ve heveslerine’ tâbi olan (ve nefsi arzularına tapan) ve (her) işinde aşırılığa kayan (ve ölçüyü kaçıran) kimselere uyma! (Ki bunun sonu hasarettir.)
Sabah, akşam, rızasını dileyerek Rablerine dua edenlerle beraber sabret ve dünya yaşayışının ziynetini dileyenlere uyup ayırma gözlerini onlardan ve bizi anmamaları için gönüllerine gaflet verdiğimiz heva ve heveslerine uymuş ve işi hadden aşıp taşmış kişiye itaat etme.
Ve Rabbinin hoşnutluğunu umarak, sabah akşam O'na yalvarıp yakaranlarla birlikte, sen de başına gelecek sıkıntı ve zorluklara katlan. Dünya hayatının cazibesine kapılarak gözlerini onlardan ayırma. İyi ve güzel olan ne varsa, hepsini terkedip yalnızca bencil arzuları peşine düştüğü için, kalbini bizi hatırlamaya karşı duyarsız kıldığımız kimseye de uyma, zaten o işinde sınırı aşmıştır.
Sabah erken ve akşama doğru Rablerine kulluk, ibadet ve dua edenlerle, onun rızasını isteyenlerle birlikte olmaya sen de, bizzat sabrederek gayret et. Dünya hayatının cezbedici güzellikleriyle, ihtişamıyla, ilgilenerek gözlerin onlardan ayrılmasın. Kalbini, aklını övünç kaynağımız Kur'an'dan, bizi anmaktan, zikretmekten, Kur'ân'ı tebliğden gâfil kıldığımız, şahsî arzu ve ihtiraslarına uyan, ifrat ve tefrit planları yapan, planları fayda sağlamayan kimselerin göstermelik hoşgörü taleplerini, senin şeriatine aykırı isteklerini kabul etme, onlara boyun eğme.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 6/52; 20/131.
Allah'ın rızasını isteyerek sabah ve akşam Rabblerine dua edenlerle beraber sen de sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz, arzularına uymuş ve işi de aşırılık olan kimseye uyma.
28.Bu ayeti kerimenin iniş sebebi de daha önce En`am suresinin 52-53. ayeti kerimelerinin iniş sebebi olarak açıklanan olaydır. Bu ayeti kerimede geçen: "Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz, arzularına uymuş ve işi de aşırılık olan kimseye uyma" ibaresiyle ilgili olarak İbnu Merdeviye Abdullah bin Abbas (r.a.)`ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Bu ibare Umeyye bin Halef el-Cumhi hakkında inmiştir. Şöyleki bu kişi Resulullah (a.s.)`tan Yüce Allah`ın hoş görmediği bir işi yapmasını yani fakirleri yanından kovarak Mekke`nin seçkinlerini yanına toplamasını istedi. Bunun üzerine böyle buyuruldu."İbnu Ebi Hatim`in Rebi`den rivayet ettiğine göre de bu ibarede kastedilen kişi Umeyye bin Halef`tir.Yine İbnu Ebi Hatim`in Ebu Hureyre (r.a.)`den rivayet ettiğine göre de Uyeyne bin Hısn Resulullah (a.s.)`ın yanına girdi. O sırada Resulullah (a.s.)`ın yanında Selmân (r.a.) vardı. Uyeyne onu görünce: "Biz senin yanına gelince bunları yanından çıkar ondan sonra bizi içeri al" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Selmân (r.a.)`ın Resulullah (a.s.)`ın yanına gelerek ona tabi olması Medine`de gerçekleşmiştir. Yukarıdaki rivayetlerde ve En`am suresinin 52-53. ayeti kerimelerinin iniş sebebiyle ilgili rivayetlerde sözü edilen olaylar ise Mekke`de gerçekleşmiştir. Bunun yanısıra Kehf suresinin Mekke döneminde indiği rivayet edilmiştir. Bu itibarla ayeti kerimenin Mekke döneminde daha Selmân (r.a.) Resulullah (a.s.)`a tabi olmadan önce indiği kesindir. Ancak Ebu Hureyre (r.a.)`den rivayet edilen olayla ilgili olarak bir de Medine döneminde inmiş olması da muhtemeldir.
Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.
Sabah ve akşam Allah'ın rızasını dileyerek Rablerine dua eden kimselerle beraber nefsini sabırlı tut; dünya hayatının süsünü arzu edip de gözlerini onlardan (o Rablerine dua edenlerden) başkasına (dünya ehline) çevirme. Bizi anmak hususunda kalbine gaflet verdiğimiz kimseye itaat etme ki, o, keyfinin ardına düşmüş ve işi de, haddini aşmak olmuştur.
Kendini, sabah-akşam, Rabbinin rızasını isteyerek Rablerine dua edip yalvaranlarla beraber tut. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. İşi boş, isabetsiz, azgınlık olan, heva ve hevesinin peşinde koşan, kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız kişiye sakın sakın uyma!
Sabah, akşam Allahın hoşnutluğun dileyen kimselerle birlikte, sen dahi sabredesin, dünya dirliğinin süslerine kapılıp da, yüz çevirme onlardan; bizi anmaktan yüreğini habersiz kılmış olduğumuz, kendi havasına uymuş kimseye, işi batak olana boyun eğme sen»
Ve Rablerinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O'na dua eden (mazlum, dışlanmış, ezilmiş, fakir ve fakat erdemli kimse)lerle beraber sen de candan sabret ve dünya hayatının cazibesine kapılıp da sakın gözlerini onların üzerinden ayırma! (İyi ve güzel olanı terk ederek yalnızca) bencil arzularının peşine düştüğü için kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız, işinde aşırı giden kimseye uyma!
Sırf Rablerinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O'na yalvaran fakirleri, mazlumları, yoksulları ve zayıf mü’minleri inkârcılar istiyor diye yanından uzaklaştırma! Bu dava maddiyat, menfaat davası değil gönül davasıdır, bu dava servet davası değil sadakat davasıdır, bu dava şöhret davası değil sohbet davasıdır. Garip müminleri yanından uzaklaştırdığın takdirde sana iman edeceklerini söyleyen bu kendini beğenmiş inkârcı ekâbir takımının teklifine uyma ve böyle bir şeyi de asla düşünme! “… (Sen fakirlerle berabersin diye ekâbir takımı iman etmese de) onların hesabından sana bir sorumluluk düşmez ve senin hesabından da onlara bir şey düşmez. Bu yüzden onları kovarsan zalimlerden olursun. (En’am 6/52)
Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.
Bazı Kureyş ileri gelenleri Hz. Peygamber’den Allah’a ve Resûl’üne candan bağlı, fakat maddi bakımdan fakir müminleri yanından kovmalarını istemişler, böyle yaptığı takdirde kendisi ile görüşüp konuşabileceklerini söylemişlerdi. İşte bu âyet, Beyzâvî’nin tefsirinde de belirtildiği gibi, üstünlük ve şerefin, bedeni ve maddi zinette değil, gönül zinetinde, yani iman ve güzel yaşayışta olduğunu, dolayısıyla müşriklerin bu isteğine değer vermemek gerektiğini ifade etmektedir.
Rab'lerinin rızasını dileyerek sabah akşam kulluk edenlerle birlikte olmaya çalış. Dünya hayatının çekici materyallerini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini mesajımızdan gafil kıldığımız ve hevesine uyarak işlerini karıştıran kimseleri izleme.
Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
Nefsince de o kullarla beraber sabret ki sabah akşam (her vakıt) rablarına duâ eder cemalini isterler, sen Dünya ziynetini arzu ederek onlardan gözlerini ayırma ve o kimseye itaat etme ki kalbini zikrimizden gafil bırakmışız, keyfinin ardına düşmüş ve işi haddini aşmak olmuştur
Sabah, akşam Rablerine, (sırf) Onun cemâlini dileyerek, düaa edenlerle beraber candan sabr (u sebat) et. Dünyâ hayaatının zînetini arzu edib de gözlerini onlardan ayırma. Kalbine bizi anmakdan gaflet verdiğimiz, hevâ ve hevesine uymuş, işinde haddi aşmış kimselere boyun eğme.
Sabah-akşam O'nun rızâsını (ve cemâlini müşâhede etmeyi) dileyerek, Rablerine yalvaranlarla berâber nefsini sabırlı tut; dünya hayâtının ziynetini arzu edip de gözlerini onlardan (o yalvaranlardan) ayırma; ve (isyanları sebebiyle) kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin arzusuna uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye itâat etme!
Sabah akşam Rablerinin rızasını gözeterek, dua edip, ona kulluk edenlerle birlikte nefsinin isteklerine karşı diren (sabret). Yalnızca dünyanın aldatıcı süslerini isteyenlerden gözlerini ayırma, kalplerini bizi anmaktan alıkoyduğumuz ve Allah’a karşı kulluk görevine aldırış etmeyerek, yalnızca arzularının isteklerine tabi olanlara, kesinlikle itaat etme.
Sabah, akşam, Rablerinin yüzünü, rızasını kastederek O/na ibadet edenlerle beraber kendini sabırlı kıl. Dünya diriliğinin debdebesine kapılarak, onlardan gözlerini ayırma. Gönlünü zikrimizden gafil kıldığımız, hevesine uymuş, hâli harap olmuş kimselere ita/at etme.
Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte olmaya sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi hevasına uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.
Rab’lerinin hoşnutluğunu arzu ederek, sabah akşam O’na yalvaran yoksul, ezilmiş, gariban, fakat gönülleri imanla dopdolu o fedâkâr insanlarla birlikte candan sabret, onların dertlerine, sevinçlerine ortak ol ve sakın dünya hayatının göz kamaştırıcı câzibesine kapılıp da, gözlerini onların üzerinden bir an olsun ayırma! Bencil arzularının kölesi olan,bu yüzden yüreğini Kur’an’da dile getirdiğimiz öğüt ve uyarılarımıza, yani Zikrimize karşı duyarsız kıldığımız ve işi gücü zulüm, haksızlık vetaşkınlık olan kimselere sakın itaat etme! Yoksul ve zayıf müminleri yanından uzaklaştırdığın takdirde sana iman edeceklerini söyleyen bu kendini beğenmiş kâfirlerin teklifine uymayı aklından bile geçirme!
O’nun yüzünü / rızasını isteyerek, Akşamleyin ve Sabah Erken Vakitler rabb’lerine dua edenlerle birlikte sabret!
Dünya Hayatı’nın süsünü isteyerek onlardan gözünü ayırma!
Kalbini bizim zikrimizden gâfil kıldığımız, hevâsına uymuş, işi taşkınlık (ifrat-tefrit) olmuş kimseye itaat etme!
(Ey Muhammed!) Sen, sabah akşam Rablerine sadece Onun rızasını kazanmak isteyerek duâ edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek sakın onlardan gözlerini ayırma. Nefsinin kötü arzularına uyması ve işi hep aşırılık olması sebebiyle kalbini Bizi anmaktan gafil kıldığımız, kimse(ler)e itaat etme.
Ve Rablerinin hoşnutluğunu umarak sabah akşam O'na yalvarıp yakaranlarla birlikte sen de sabret; ve dünya hayatının cazibesine kapılıp da sakın gözlerini onların üzerinden ayırma; 36 Ve iyi ve güzel olan ne varsa hepsini terk edip 37 [yalnızca] bencil arzularının peşine düştüğü için kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız 38 kimseye aldırma.
Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam ona yalvaranlarla birlikte olmaya devam et! Dünya hayatının çekiciliğine aldanıp onlardan yüz çevirme. Hevasının peşinden gittiği için işi gücü aşırılık olan bundan dolayı kalbini zikrimiz Kuran’dan gafil bırakan kimseye sakın uyayım deme! 18/46, 25/43, 28/60, 42/36, 43/33...35
Ve Rablerinin rızasını arzu ederek, sabah akşam[2377] O’na yalvarıp yakaran kimselerle birlikteliğe kendini alıştır! Dünya hayatının çekiciliğine aldanıp da sakın onları gözden çıkarma![2378] Ve ayartıcı arzularına uyarak, işi gücü aşırı uçlarda dolaşmaya döktüğü için, (akleden) kalbi kendisini zikrimize karşı duyarsızlaşan kimselere de uyma![2379]
[2377] Yani: “daima..”
[2378] Yani: ‘Etrafında kenetlenen yoksul ama samimi kimseleri’ (Krş: 6:52).
[2379] Veya çoğunluk kıraatıyla: “..kalbini zikrimize karşı duyarsız kıldığımız kimselere uyma!” Bu çoğunluk kıraatı vahye karşı duyarsız kalmada insanın sorumluluğunu sıfırlamaktadır. Bu okuyuşa göre insanı Allah’ın zikri olan vahiyden gafil kılan Allah’tır. Kur’an’ın maksadıyla uyuşmayan bu kıraatı tercih etmedik. 57. âyetin de teyit ettiği tercihimiz, ağfelenâ kalbuhû okuyuşuna dayanmaktadır. Tercih ettiğimiz bu kıraat Kur’an’ın maksadıyla bire bir uyum içindedir. Zira Allah’ın vahyine karşı gafletin sorumluluğunu gafleti tercih eden insana yüklemektedir. “Zikrimizden” murad öncelikle vahiy olsa gerektir. Furutâ, “aşırı uçta olmak” anlamındaki ifrat ile akrabadır.
Ve nefsince de sabret, o kimseler ile beraber ki, sabah ve akşam Rablerine dua ederler, O'nun cemalini dilerler ve dünya hayatının ziynetini dileyerek onlardan gözlerini çevirme ve o kimseye uyma ki, Bizim zikrimizden kalbini iğfâl etmişizdir ve hevâsına tâbi olmuştur ve işi de israftan ibaret bulunmuştur.
Rablerine, sırf O'nun rızasını ve cemaline kavuşmayı umdukları için, sabah akşam yalvaranlarla beraber olmakta sebat et. ! Dünya hayatının süslerini arzulayarak sakın gözlerini onlardan başkasına kaymasın. Kalbini Bizi zikretmekten gafil bıraktığımız, heva ve hevesine uyan ve işi hep aşırılık olan kimselere itaat etme! [6, 52; 20, 131]
Âyetin nüzul sebebiyle ilgili olarak En’âm, 52 âyetindeki notumuza bakınız.
Nefsini, sabah akşam, rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut (onlarla beraber bulunmağa candan sabret). Gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz keyfine uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye itaat etme.
(201) Yahut: Kalbinin, kendisini, bizi anmaktan alıkoyduğu. (202) En'âm Sûresinin 52 nci âyetinde de işâret edildiği üzere bazı Kureyş ileri gelenleri, yoksul kişilerle bir arada bulunmaya tenezzül etmiyorlardı. Bunları yanından kovduğu takdirde gelip Hz. Muhammed'le konuşacaklarını söylemişlerdi. Onların müslüman olmasını çok isteyen peygamber Aleyhisselâm da o adamlar geldiği zaman, bu yoksul müslümanların dışarı çıkmasını bir an için düşünmüş olmalı ki bu âyet de, kendisini böyle bir şey yapmaması konusunda uyarmaktadır.
Rablerinin yüzlerine bakmasını isteyerek sabah akşam ona yalvaranlarla birlikte sen de sabret. Dünya hayatının çekiciliğine kapılıp gözlerini onlardan ayırma. Gönlünü zikrimize (Kur’an’a) karşı ilgisiz bulduğumuz, arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kişiye uyma.
[*] Bkz: Bakara 2/45 ve dipnotu
Sabah, akşam Rab'lerinin rızasını dileyerek O'na dua edenlerle beraber sen de sabret. Dünya hayatının süslerini isteyip, gözünü onlardan ayırma. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, arzularına uymuş ve işi taşkınlık olan kimseye itaat etme!
Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek Ona dua edenlerle beraber sabret. Dünya hayatının tantanasını arzulayarak onlardan gözünü ayırma. Bizi anmaktan kalbini gafil bıraktığımız, heveslerine uyan ve işi aşırılık olan kimseye itaat etme.(5)
(5) 6:52-3 ve açıklamasına bakınız.
Benliğini, sabah-akşam yüzünü isteyerek rablerine yalvaranlarla beraber tut. İğreti dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırıp uzaklaştırma. Ve sakın, kalbini bizim zikrimizden/Kur'anımızdan gafil koyduğumuz, boş arzularına uymuş kişiye boyun eğme. Böylesinin işi hep aşırılıktır.
daħı ķatlandur gendüzüñi anlaruñ-ıla kim oķırlar çalabı’larına irtecek daħı giceye yaķın dilerler yüzini ya'nį rıżāsın. daħı döndürme [153a] iki gözüñi anlardan dilerken sen bezeġin yaķın dirligüñ daħı boyun virme aña kim ġāfil eyledük göñlin, añmaġumuzdan; daħı uydı nefsi dilegine daħı oldı işi anuñ orandan geçmiş.
Daḫı ṣabr itdür nefsüñe ol kişiler bile, du‘ā iderler Tañrı Ta‘ālāya gicede vegündüzde, isterler Tañrı Ta‘ālānuñ rıżāsın. Daḫı gözüñi yumma, olardanisteyici olduġuñ ḥālde bezenmegini dünyā dirliginüñ. Daḫı ol kimseye uymaki yüregini ġāfil itdük bizüm ẕikrümüzden. Daḫı hevāsına uydı ve anuñ işibāṭıldur.
Səhər-axşam Rəbbinin rizasını diləyərək Ona ibadət edənlərlə birlikdə özünü səbirli apar (nəfsini qoru). Fani dünyanın bər-bəzəyini arzu edib nəzərlərini onlardan (yoxsul mö’minlərdən) çevirmə. Qəlbini Bizi (Qur’anı) xatırlamaqdan qafil etdiyimiz, nəfsinin istəklərinə uyan və (hər) işində ifrata varan bir kimsəyə itaət etmə!
Restrain thyself along with those who cry unto their Lord at morn and evening, seeking His countenance; and let not thine eyes overlook them, desiring the pomp of the life of the world; and obey not him whose heart We have made heedless of Our remembrance, who followeth his own lust and whose case hath been abandoned.
And keep thy soul content with those who call on their Lord morning and evening, seeking(2369) His Face; and let not thine eyes pass beyond them, seeking the pomp and glitter of this Life; no obey any whose heart We have permitted to neglect the remembrance of Us, one who follows his own desires, whose case has gone beyond all bounds.(2370)*
2369 Cf. 6:52 and n. 870. The true servants of Allah are those whose hearts are turned to Him morning, noon, and night, and who seek not worldly gain, but Allah's Grace, Allah's own Self, His presence and nearness. "Face" is the symbol of Personality or Self. Even if they are poor in this world's goods, their society gives far more inward and spiritual satisfaction than worldly grandeur or worldly attraction. 2370 For those who stray from Allah's path, Allah's Grace is ever anxious: it seeks to reclaim them and bring them back to the path. If such a one resists, and follows his own lusts, a point is reached when his case becomes hopeless. Allah's Grace does not then reach him, and he is abandoned to his pride and insolence. Beware of following the example or advice of such a one or seeking his society, or hankering after his wretched idols.