Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2178, sondan 4059. ayet; 18. sure ve Kehf Suresinin 38. ayetidir. Kehf Suresi 38. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 28 ve toplam ebced değeri ise 1176 olarak hesaplanmıştır. Kehf Suresinin toplam ebced değeri 495659 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Yüce Allah önceki âyetlerde inanmayanların cehennemdeki durumlarıyla inananların cennetteki durumlarını anlattıktan sonra, burada da bu iki grubun hallerine uygun olarak biri imanın, diğeri küfrün temsilcisi durumundaki iki adamın inanç ve davranış özelliklerini örnek vermiştir. Âyetlerden anlaşıldığına göre küfrün temsilcisi olan şahıs büyük bir servete sahiptir; imanın temsilcisi ise fakir ve zayıftır. Servet sahibi olan şahıs Allah’a iman edip verdiği nimete şükredeceği yerde, servetini fakir arkadaşına karşı böbürlenme ve nankörlük vesilesi yapmıştır. Malının yok olmayacağına ve kıyametin kopmayacağına inanmaktadır; kopsa bile âhirette Allah katında dünyadakinden daha iyi bir durumda olacağını iddia etmektedir. Âhirete inanan arkadaşı ise iman ve sâlih amel konusunda ona öğüt vermiş, kendisini topraktan yaratıp çeşitli safhalardan geçirdikten sonra mükemmel bir insan haline getiren Allah’a ortak koşarak nankörlük etmesinin uygun olmadığını, âhireti inkâr etmenin bir bakıma Allah’ı inkâr etmek olduğunu bildirmiştir. Zenginlik de yoksulluk da birer imtihan aracıdır. Bu âyetlerde imtihanı kazanan ile kaybeden iki örnek canlı bir üslûp içinde, karşılaştırma yöntemiyle verilmektedir. Bu iki kişinin kimlikleri konusunda tefsirlerde farklı görüşler vardır: a) Bunlar Mekke’de Mahzûm kabilesinden iki kardeştir. Biri kâfir olan Esved b. Abdü’l-Eşed, diğeri ise müslüman olan kardeşi Ebû Seleme’dir. Bahçeler ise muhtemelen Tâif’te bulunmaktadır. b) Bunlar İsrâiloğulları’ndan iki kardeştir. Babalarından kalan mirası bölüştüklerinde, mümin olan malını hayır yolunda harcamış, diğeri ise örnekte anlatılan bağları satın almıştır. Sonuç ise anlatıldığı gibi hüsrandır (İbn Âşûr, XV, 316). c) Bu olay inananla inanmayan insanın iç dünyalarını anlatan bir temsildir. Burada inanmanın insan ruhuna verdiği güven ve huzur ile inançsızlığın sebep olduğu güvensizlik ve huzursuzluk anlatılarak Mekkeli zengin müşriklerle yoksul müslümanların ruh halleri tasvir edilmiştir. Yoksul insanlarla beraber oturmaya tenezzül etmeyen zenginlerin tutumlarını kınayan ve Hz. Peygamber’e onların sözlerine uymamasını emreden âyetlerden sonra bu misalin getirilmesi, müşriklerin sonunun o bahçe sahibi zenginin sonuna benzeyeceğine işaret etmektedir.
Mehmet Okuyan
Fakat O, Allah’tır; Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.”
“Fakat ben, iman etmiş olarak diyorum ki, o benim Rabbim Allah'tır. Ben ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam.”
“Benim Rabbimdir” yani beni koyduğu kanunlarla, gönderdiği öğretilerle terbiye eden, bana rızık veren, hayatta kalmamı sağlayan, koruyan, ömrümü takdir eden, benim için ahireti yaratan ve bana ebedi nimetler lütfedendir. “Rabbime kimseyi ortak koşmam” yani her şeyi ondan beklerim, kulluğumu ona yaparım, duamı ona ederim, derdimi ona anlatırım, sorunlarımın çözümünü ondan beklerim, sadece ona güvenir ve ondan yardım dilenirim.
Diyanet İşleri (Eski)
37,38,39,40,41. Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
37, 38. Ona arkadaşı muhavere sırasında cevap olarak demişti ki «— Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra seni adam yapan Allah/ı tanımıyor musun? Fakat ben itikat ederim ki Allah, benim Rabbimdir. Ben O/na hiçbir ferdi ortak tutmam»;
“Ama ben açıkça ilan ediyorum ki, o senin inkâr ettiğin Allah, benim biricik sahibim, efendim ve Rabb’imdir ve ben, senin yaptığın gibi Rabb’imin buyruklarını bir kenara atmayacak, arzu ve heveslerimi ilâhlaştırmayacak; hiçbir şeyi ve hiç kimseyi Rabb’ime ortak koşmayacağım!”
37,38. (Yine) aralarında konuşurlarken arkadaşı ona: “Seni önce topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni insan haline getiren (Allah)’ı inkâr mı ediyorsun? İşte O Allah, benim Rabbimdir ve ben, Rabbime kimseyi asla ortak koşmam.”1 demişti.
Fakat bana gelince: şu kesin ki O benim her şeyimi borçlu olduğum[2393] Allah’tır. Ve ben her şeyimi borçlu olduğum birine hiç kimseyi ortak koşmam.[2394]
[2393] Rabbe verdiğimiz mânâ, zengin anlamlı bu ismin bu bağlamdaki en uygun karşılığıdır (Bkz: 1:1).
[2394] Yani: Zenginlik ve yoksulluk gibi hayata dair bir durumu Allah’ın müdahil olmadığı bir alan olarak görmem ve Allah’a ait mutlak müdâhale gücünü O’nun dışında bir varlığa yakıştırmam.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Lâkin (ben itikad ettim ki) O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir ferdi ortak edinmem.»
37, 38. Konuşma esnasında arkadaşı bu şahsa: “Ne o” dedi, “yoksa sen, senin aslını topraktan, sonra da bir damla meniden yaratan, bilahare de seni böyle tam mükemmel bir insan şekline getiren Rabbini mi inkâr ediyorsun? Fakat sen inkâr etsen de şunu bil ki benim Rabbim Allah'tır. Rabbime hiç bir şeyi ortak saymam. ”