Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2179, sondan 4058. ayet; 18. sure ve Kehf Suresinin 39. ayetidir. Kehf Suresi 39. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 63 ve toplam ebced değeri ise 4575 olarak hesaplanmıştır. Kehf Suresinin toplam ebced değeri 495659 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ولولا اذ دخلت جنتك قلت ما شاء الله لا قوة الا بالله ان ترن انا اقل منك مالا وولدا
39,40. “Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”
Yüce Allah önceki âyetlerde inanmayanların cehennemdeki durumlarıyla inananların cennetteki durumlarını anlattıktan sonra, burada da bu iki grubun hallerine uygun olarak biri imanın, diğeri küfrün temsilcisi durumundaki iki adamın inanç ve davranış özelliklerini örnek vermiştir. Âyetlerden anlaşıldığına göre küfrün temsilcisi olan şahıs büyük bir servete sahiptir; imanın temsilcisi ise fakir ve zayıftır. Servet sahibi olan şahıs Allah’a iman edip verdiği nimete şükredeceği yerde, servetini fakir arkadaşına karşı böbürlenme ve nankörlük vesilesi yapmıştır. Malının yok olmayacağına ve kıyametin kopmayacağına inanmaktadır; kopsa bile âhirette Allah katında dünyadakinden daha iyi bir durumda olacağını iddia etmektedir. Âhirete inanan arkadaşı ise iman ve sâlih amel konusunda ona öğüt vermiş, kendisini topraktan yaratıp çeşitli safhalardan geçirdikten sonra mükemmel bir insan haline getiren Allah’a ortak koşarak nankörlük etmesinin uygun olmadığını, âhireti inkâr etmenin bir bakıma Allah’ı inkâr etmek olduğunu bildirmiştir. Zenginlik de yoksulluk da birer imtihan aracıdır. Bu âyetlerde imtihanı kazanan ile kaybeden iki örnek canlı bir üslûp içinde, karşılaştırma yöntemiyle verilmektedir. Bu iki kişinin kimlikleri konusunda tefsirlerde farklı görüşler vardır: a) Bunlar Mekke’de Mahzûm kabilesinden iki kardeştir. Biri kâfir olan Esved b. Abdü’l-Eşed, diğeri ise müslüman olan kardeşi Ebû Seleme’dir. Bahçeler ise muhtemelen Tâif’te bulunmaktadır. b) Bunlar İsrâiloğulları’ndan iki kardeştir. Babalarından kalan mirası bölüştüklerinde, mümin olan malını hayır yolunda harcamış, diğeri ise örnekte anlatılan bağları satın almıştır. Sonuç ise anlatıldığı gibi hüsrandır (İbn Âşûr, XV, 316). c) Bu olay inananla inanmayan insanın iç dünyalarını anlatan bir temsildir. Burada inanmanın insan ruhuna verdiği güven ve huzur ile inançsızlığın sebep olduğu güvensizlik ve huzursuzluk anlatılarak Mekkeli zengin müşriklerle yoksul müslümanların ruh halleri tasvir edilmiştir. Yoksul insanlarla beraber oturmaya tenezzül etmeyen zenginlerin tutumlarını kınayan ve Hz. Peygamber’e onların sözlerine uymamasını emreden âyetlerden sonra bu misalin getirilmesi, müşriklerin sonunun o bahçe sahibi zenginin sonuna benzeyeceğine işaret etmektedir.
Mehmet Okuyan
39,40. Bahçene girdiğinde “Maşallah! Kuvvet yalnızca Allah’a aittir.” deseydin ya! “Malca ve evlatça beni kendinden güçsüz görüyorsan, (şunu bil ki) belki Rabbim bana senin bahçenden daha iyisini verir; oraya (bahçene) gökten yıldırımlar gönderir ve kupkuru bir toprak hâline gelir.
Her ne kadar beni mal-mülk ve evlat bakımından eksik görüyorsan da bahçene girdiğin zaman: “Allah ne dilerse o olur, Allah'tan başka hiçbir güç yoktur.” deseydin ya!
“(Sana bahşedilen o güzel) Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet (ve kudret sahibi) yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan (ne bileceksin;) ”
“Keşke bağına girdiğinde, Mâşallah-Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan her şey olur. Güç ve kuvvet yalnız Allah'ın izni ve yardımıyla işe yarar, deseydin. Beni kendinden fakir ve oğullarımı az görüyorsan eğer, şunu bil ki...” dedi.
Bağına girdiğin zaman: "Maşallah (Allah'ın dilediği olmuş), kuvvet ancak Allah'tandır" demeli değil miydin? Eğer beni mal ve evlat bakımından senden daha az görüyorsan;
'Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan,'
Kendi bağına girdiğin zaman; “- Bu Allah'dandır, benim kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti ile olmuştur” deseydin ya!... Eğer beni, malca ve evlâtça kendinden az görüyorsan,
39-40-41. “Her ne kadar beni kendinden mal ve evlat bakımından zayıf görüyorsan da bahçene girdiğin zaman ‘Maşaallah (Allah'ın dilediği olur), bütün güç sadece Allah'ındır' demen gerekmez miydi? Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten yakıp yıkan bir afet gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir. Veya bağının suyu çekilir de ondan artık büsbütün ümidini kesersin.”
“Maşaallah-Allah böyle diledi” Yani Allah böyle murad ettiği için böyle olmuştur. Allah neyi nasıl dilerse öyle yapar. Kime neyin ne kadar ve nasıl verileceğine o karar verir. Dolaysıyla bu konuda tek yetkili Allah’tır. Bunu bilen ve buna inanan insan kıskanç olamaz, haset edemez, filim çeviremez, entrika yapamaz, çalamaz, çırpamaz, hilekâr, düzenbaz olamaz. Çünkü bilir ki Allah dilemedikçe hiç kimse bir şeye sahip olamaz. Vücut güzelliği, üstün zekâ, müstesna kabiliyet, servet, sağlık, çalışkanlık, potansiyel, hamle gücü, enerji… bütün bunlar Allah dilemesiyle olur. Sağlıklı ve dengeli bir hayat için kime neyin ne kadar verileceğine o karar verir. “Herkes kendi yapısına (fıtrat tarzına) göre iş yapar...” (İsra 17/84) Hatta başkalarını kıskanmayı, haset etmeyi, çalmayı Allah’ın takdir ettiği şeye karşı çıkmak olacağı için Allah’a karşı gelmek ve onun işine karışmak gibi düşünür. İnanır ki; Allah bir şeyi murad ettiyse onda mutlaka bir hayır vardır ve Allah adildir, adaletindeki incelikleri biz göremesek de O, asla haksızlık etmez, dünya ahiret dengesini koruyarak kulları arasında gerçek eşitliği sağlar.
Diyanet İşleri (Eski)
37,38,39,40,41. Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
"Bağına girerken, 'Bu ALLAH'ın bir bağışıdır (Maşallah), kuvvet ancak ALLAH iledir (La kuvvete illa billah)' demen gerekmez miydi? Senden daha az para ve çocuğa sahip olduğumu görüyor olabilirsin ama
"Kendi bağına girdiğin zaman: "Bu Allah'dandır, benim kuvvetimle değil, Allah'ın kuvveti ile olmuştur, deseydin ya! Her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da."
«Bağına girdiğin zaman Maaşâallah, Allah (ın yardımın) dan başka hiçbir kuvvet yokdur demeli değil miydin? Malca ve evlâdca beni kendinden az (ve aşağı) görüyorsan,
“Bağına girdiğin zaman: 'Mâşâallah! Kuvvet ancak Allah'(ın yardımı) iledir!' demen gerekmez miydi? Her ne kadar beni malca ve evlâdca kendinden daha az görsen de!”
“Hâlbuki bahçene girdiğinde, her ne kadar beni, mal ve evlat bakımından az görsen de “Allah’ın dediği olur. Güç ve kuvvet yalnızca Allah’ındır” demen gerekmez miydi?
39, 41. «— Bağına girdiğin zaman, «Maaşallah lâ kuvvet-i illâ billah» [²] demeliydin. Beni kendinden daha az mal ve evlât sahibi görüyorsan olabilir ki Rabbim bana senin bağından daha iyisini verir, senin bağının üzerine de gökten bir belâ [³] gönderir de orası ayak kayacak dümdüz bir yere döner. Yahut bağının suyu çekilir de onu istemeye [⁴] asla gücün yetmez».
İsmail Hakkı İzmirli Kehf Suresi 39. Ayet Açıklaması
[2] Allah'ın dilediği olur veya Allah dilemiş, bana vermiştir; kuvvet ve kudret yalnız Allah'ındır.[3] Yıldırım, çekirge, azap gibi.[4] Tekrar yerine getirmeye.
Kadri Çelik
“Sen neden bağına girdiğin zaman, “Maşallah! Allah'tan başka kuvvet yoktur” demedin ki? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan…”
“Bahçene girerken, bir kula yaraşan tavrı göstererek, ‘Mâşaallah! Allah istemiş, dilemiş, ne güzel yaratmış! Bütün güç ve kudret, yalnızca Allah’ın elindedir!’ demen gerekmez miydi? Gerçi Rabb’imin sana bahşettiği nîmetlerle şımarıp beni mal ve evlatça kendinden küçük görüyorsun ama;
“Mal ve evlat bakımından beni kendinden daha az görsen bile, bahçene girdiğinde ‘Maşallah! Allah katındakinden başka güç-kuvvet yoktur’ deseydin olmaz mıydı?”.
(Devamla): “Her ne kadar beni mal ve çocuk bakımından kendinden daha az (güçte) görüyorsan da bahçene girince maşaallah, Allah’tan başka güç (ve kuvvet) sahibi yoktur’ demen gerekmez miydi?”
Ve [devamla,] “Yazık, 46 keşke bahçene girerken ‘Allah'ın dilediği [olur, çünkü] yaratıcı güç ancak Allah'ın elindedir’ deseydin! Mal ve evlatça, gördüğün gibi, senden daha güçsüz isem de
–Yazık keşke bahçene girdiğinde böbürleneceğine “Maşallah, Allah ne güzel dileyip yaratmış O’nun gücü ve kuvveti olmadan hiçbir şey olmaz” deseydin ya. Her ne kadar sen beni kendinden mal ve evlat bakımından küçük görüyorsan da. 28/60-61, 43/46...56
Oysa senin bağına girerken, (O’nun hayata müdahil olduğunu görüp): ‘Bu, Allah’ın tercih edip yaratmasıyla olur; Allah’ın gücü kudreti olmadan hiçbir şey olmaz’[2395] diye düşünmen gerekmez miydi?[2396] Gördüğün gibi mal ve evlat bakımından senden daha güçsüzsem de,
[2395] Râzî bu ibâreyi, “Yani, hayatın alanlarından herhangi bir alanda hiç kimsenin, Allah’ın yardım etmesi ve güç vermesi dışında bir gücü olamaz” şeklinde açar.
[2396] Kavl “düşünmek, hükmetmek, yargıda bulunmak” manalarını içinde barındırır (Lisân).
Ömer Nasuhi Bilmen
«Bağına girdiğin zaman, 'Maşallah, lâ kuvvete illâ billah' demeli değil mi idin, eğer beni malca ve evlatça daha az görüyorsan?»
“Benim servetimin ve çoluk çocuğumun sayısının seninkinden daha az olduğunu düşündüğüne göre, bağına girdiğinde: “Maşaallah! Allah ne güzel dilemiş ve yapmış! Ondan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur. ” demeli değil miydin?
Bağına girdiğin zaman: Maşaallah (Allah dilemiş de olmuş), kuvvet yalnız Allah iledir! demen gerekmez miydi? Gerçi sen beni malca ve evlatça senden az görüyorsun ama
Beni mal ve evlat yönünden senden aşağı görüyorsan gör ama bahçene girdiğinde keşke şöyle deseydin: Allah ne güzel yapmış! Buna Allah’tan başka kimsenin gücü yetmez.
Her ne kadar beni kendinden mal ve evlat bakımından az görüyorsan da, bahçene girdiğin zaman 'Allah'ın dilediği olur, bütün güç sadece Allah'ındır.' demen gerekmez miydi?
“Keşke bağına girdiğin zaman 'Mâşaallah, Allah dilemiş de lütfetmiş; güç ve kuvvet ancak Allah'ındır' deseydin! Gerçi sen beni servetçe de, evlât sayısı bakımından da kendinden aşağıda görüyorsun.
39-40. “daħı nişe ol vaķt kim girdüñ bostanuña eyidmedüñ oldur kim diledi Tañrı ķuvvet yoķdur illā Tañrı-y-ıla? eger görürseñ beni ben eksügirekven senden maldın yaña daħı oġlandın yaña ola kim çalabum vire baña yigrek bostanuñdan daħı viribiye anuñ üzere oķlar ya'nį ıldırım gökden pes ola ya'nį bostan yir yüzi ŧayıncaķ.”
Daḫı niçün sen bostānuña girdükde eyitmedi‐sen ki Tañrı Ta‘ālā her nedilese olur. Ḳuvvet yoḳdur, illā Allāh ‘ināyeti bile, eger sen beni eksük gör‐señ senden mālda ve oġulda, ḳızda.