Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2146, sondan 4091. ayet; 18. sure ve bu surenin 6. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 11, harf sayısı 47 ve toplam ebced değeri ise 3607 olarak hesaplanmıştır.
فلعلك باخـع نفسك على اثارهم ان لم يؤمنوا بهذا الحديث اسفا
فلعلكباخـعنفسكعلىاثارهمانلميؤمنوابهذاالحديثاسفا
Fele’alleke bâḣi’un nefseke ‘alâ âśârihim in lem yu/minû bihâżâ-lhadîśi esefâ(n)
Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin![324]
Bu âyet başta inanç ve ahlâk alanları olmak üzere her yönüyle çöküntüye uğramış bulunan insanlık adına son derece üzülen Hz. Peygamber’i teselli etmektedir. Şu’arâ sûresinin 3. âyeti ile Hicr sûresinin 97. âyeti de aynı özellikteki âyetlerdir.
Yüce Allah, müşriklerin Kur’an’a inanmamaları halinde helâk olacakları korkusuyla üzülen Hz. Peygamber’i teselli etmekte ve bu kadar üzülmesine gerek olmadığını bildirmektedir. Çünkü Peygamber’in görevi onları zorla imana getirmek değil, Kur’an’ı tebliğ edip doğru yolu göstermektir (Nahl
16:82).Allah Teâlâ, kimlerin daha iyi davranışlarda bulunacağını denemek için bunca güzel nimetleri; malı, mülkü, evlât ve serveti, dünyanın bir süsü olarak yaratıp çekici kılmıştır. Bunun yanında insanları da irade sahibi, iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edip ve yaptıklarından sorumlu olacak özellikte yaratmıştır. Böyle olmasaydı denemenin bir anlamı kalmazdı. Fakat Allah bu nimetlerin geçici olduğunu, yeryüzündeki güzellikleri bir gün çerçöp haline getirip yok edeceğini, dünyayı insansız, hayvansız, ağaçsız, bitkisiz ve kupkuru bir çöl haline getireceğini bildirmekte ve dünya nimetlerine bağlanmanın doğru olmadığına dikkat çekerek insanları uyarmaktadır.
Dünyada sürekli olan hiçbir şey yoktur; kıyamet gününde dünya da değişecektir; kalıcı olan yalnız Allah’tır. Bir âyette şöyle buyurulmuştur: “Bir gün gelecek, yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülecek, insanlar gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah’ın huzuruna çıkacaklardır” (İbrâhim
14:48; ayrıca bk. Rahmân
55:26-27).
Bu söze (Kitaba) inanmıyorlar (diye) arkalarından üzüntüden neredeyse kendini harap edeceksin.
Bu ayet Şu‘arâ 26:4 ve Fâtır 35:8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye üzüntüden kendini helâk edeceksin.
Onlar, bu söze inanmıyorlar diye, onların durumlarına üzüntünden neredeyse kendini harap edeceksin!
Şimdi onlar bu (Hakk) söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa, belki de Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi ve buna değer mi? Bu nedenle imandan ve İslam’dan nasibi ve liyakati olmayanları kendi haline bırakmalıdır.)
Şu Kur'an'a inanmadıkları ve senden yüz çevirdikleri için üzülüp hayıflanarak kendini helak mi edeceksin?
Şu Kur'ân'a inanmadıkları ve senden yüz çevirdikleri için üzülüp hayıflanarak, neredeyse kendini harap edeceksin öyle mi?
Onlar bu söze, Kur'ân'a inanmazlarsa, onların peşinde, üzüntüden kendini mi harap edeceksin?
bk. Kur’ân-ı Kerim, 16/127; 26/3; 35/8.
Demek bu söze inanmayacak olurlarsa, arkalarından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin.
Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?
Şimdi bu Kur'ân'a iman etmezlerse, belki arkalarından esef ederek kendini üzeceksin.
Nerede ise, bu mesaja inanmadılar diye, onlara üzülerek ve peşlerine düşerek kendini helak edecektin.
Onların, Kur'ana inanmayıp da, yanından gitmelerini kayırarak kendini yok mu edeceksin?
Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmıyorlar diye üzülerek kendini helâk mi edeceksin?
Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin!
Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle neredeyse kendini harap edeceksin.
Bu söze inanmazlarsa onların ardından kendini sorumlu tutarak suçlayacaksın, üzüleceksin (öyle mi)?
(Ey Muhammed!) Demek onlar, bu söze (kitaba) inanmazlarsa, onların peşinde üzüle üzüle kendini helak edeceksin!
Şimdi bu söze inanmazlarsa belki arkalarından esef ile kendini üzeceksin
Demek, bu söze (Kur'ana) inanmazlarsa bir üzüntü duyarak arkalarından kendini aadetâ tüketeceksin!
Şimdi bu söze (Kur'ân'a) îmân etmezlerse, belki sen arkalarından üzülerek kendini harâb edeceksin!
Allah’ın sözlerine (Kur’an’a) inanmıyorlar diye, onların izledikleri yola üzülerek, neredeyse kendi kendini parçalayacaksın.
Yoksa onların bu söze [¹] inanmayıp yanından gittiklerine teessüf ederek kendini helâk mi edeceksin? [²]
[1] Kur'an-ı Kerîm'e.[2] Kendini helâk etme.
Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa sen, onların peşinde eseflenerek kendini helak mi edeceksin?
Şimdi sen, ey Peygamber ve onun izinden yürüyen mümin; onlar bu ilâhî kelâma inanmıyorlar diye, arkalarından üzülüp hayıflanarak kendini helâk mi edeceksin? Üzülme, onların iman etmemelerinden sen sorumlu değilsin. Yeter ki bıkıp usanmadan uyarmaya, hakîkati haykırmaya devam et! Bunun için, dünyanın göz kamaştırıcı nîmetlerine körcesine bağlanan ve sahip oldukları güç ve servetle anlamsız bir gurura kapılan bu câhillere, evrenin ve hayatın anlam ve hikmetini öğret. Şöyle ki:
Maalesef, belki sen: -“Bu Söz’e inanmadılar” diye izleri üstü nerdeyse kendine kıyacaksın / üzülüyorsun.
(Ey Muhammed!) Sen (de); “ya onlar bu Kur’an’a inanmazlar (da helâk olurlar)sa” (diye) arkalarından duyacağın üzüntü sebebi ile yoksa kendini mahvedecek misin?1
1 Sakın onlara üzülme, sana bu kitabı indiren Allah’a hamd ederek, görevini yapmaya devam et. Bk. (Şuara: 3, Fâtır: 8)
Peki ama, onlar bu mesaja inanmak istemiyorlarsa, (inansınlar diye) 3 kendini mi paralayacaksın? 4
Şimdi onlar bu hadise Kuran’a inanmıyorlar diye onların arkasından üzülüp kendini helak mi edeceksin? 7/185, 45/6, 77/50, 26/3, 35/8
Hal böyleyken demek sen kalkıp, -bu hitaba inanmamaları durumunda- onların verdiği tepkiler üzerine kızıp kendini helâke sürükleyeceksin.[2346]
[2346] Bizim “onların verdiği tepkiler üzerine” karşılığını verdiğimiz ‘ala âsârihim ibâresi, bu uyarının içeriğini, benzer bir lafızla gelen Şu’arâ sûresinin 3. (ve 35:8) âyetinden farklılaştırıyor. Râzî bu ibâreyi açıklama sadedinde, birincinin ölümü ikincinin ölümüne neden olmuşsa bu durumda “Falanca, falancanın ölümü yüzünden (‘ala eseri..) öldü” cümlesini örnek verir. Âyetin başındaki le‘alle edatı da, ‘ihtimal’ bildiriminden çok ‘kınama’ vurgusu taşır. Bu âyet, “kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” (2:195) âyetinde olduğu gibi, yaygın bir yanlış anlamaya konu olmuş gözüküyor. Âyetteki kendini helâk etme nedeni, sadece onların imana ulaşmamış olmalarından dolayı duyulan üzüntüye bağlanamaz. Ondan daha fazla, inkârcı muhataplara duyulan kızgınlıkla ikinci bir Yûnus Nebî vakasına karşı peşinen uyarı anlamı taşır. Esefâ, Kur’an’da hem “hüzün” (12:84) hem de “kızgınlık” (7:150; 20:86) anlamında kullanılmıştır. Mücâhit bunu “telaş”, Katâde ise “kızgınlık” olarak anlar (Taberî).
Demek ki, onlar bu Kur'an'a inanmazlarsa arkalarından bir şiddetli hüzün ile kendini tüketeceksin.
Şimdi, bu söze inanmazlarsa, demek sen onların ardına düşüp nerdeyse kendi kendini yiyip tüketeceksin! [26, 3; 35, 8; 16, 127]
Bu âyet Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) tebliğ görevine ve insanların hidâyete gelerek ebedî helâkten kurtulmaları dâvasına ne kadar gönülden bağlandığını ifade eder. Demek ki bu gibi ifadeleri, Hz. Peygamberi tenkide yormamalıdır.
Herhalde sen, onlar bu söze inanmıyorlar diye, peşlerinde üzüntüden kendini helak edeceksin!
Bu söze (Kur’ân’a) inanmazlarsa üzülüyor, arkalarından kendini tüketecek gibi oluyorsun.
-Belki de sen, bu söze iman etmiyorlar diye onların arkasından üzüntüden kendini helak edeceksin.
Onlar bu Kur'ân'a inanmıyorlar diye onların arkalarından eseflenmekle neredeyse kendini tüketeceksin.
Şimdi sen, bu söze inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.
pes ola kim sen helāk eyleyicisin gendüzüñi anlaruñ izlerince eger inanmayalar uşbu söze ķatı ķayġurmaķdan.
Ola kim sen özüñi helāk eylemek isteyesin anlaruñ eẟerlerine, eger īmāngetürmeseler bu Ḳur’āna, ḳatı ḳayġulu olmaḳ bile.
(Ya Rəsulum!) Yoxsa (kafirlər) bu Qur’ana inanmasalar, (səndən üz döndərib getdiklərinə görə) arxalarınca təəssüflənib özünü həlak edəcəksən?!
Yet it may be, if they believe not in this statement, that thou (Muhammad) wilt torment thy soul with grief over their footsteps.
Thou wouldst only, perchance, fret thyself to death, following after them, in grief,(2331) if they believe not in this Message.*
2331 In a reasonable world the preaching of a reasonable Faith like that of Islam would win universal acceptance. But the world is not altogether reasonable. It caused great distress to the unselfish Preacher of Islam that his Message met with so much opposition. He wanted to point the way to salvation. He only got, in the Makkan period, abuse from the chiefs of the Makkans-abuse and persecution, not only for himself but for the Truth which he was preaching. A heart less stout than his might have been appalled at what seemed the hopeless task of reclaiming the world from falsehood, superstition, selfishness, wrong, and oppression. He is here consoled, and told that he was not to fret himself to death: he was nobly doing his duty, and, as later events showed, the seed of Truth was already germinating, although this was not visible at the time. Besides, these "chiefs" and "leaders" were only strutting in false plumes: their glory was soon to fade forever.