Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 203, sondan 6034. ayet; 2. sure ve bu surenin 196. ayetidir. Bu ayetin kelime sayisi 73, harf sayısı 288 ve toplam ebced değeri ise 20615 olarak hesaplanmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (49) ل (31) م (32) bulunuyor.
واتموا الحج والعمرة لله فان احصرتم فما استيسر من الهدي ولا تحلقوا رؤسكم حتى يبلغ الهدي محله فمن كان منكم مريضا او به اذى من رأسه ففدية من صيام او صدقة او نسك فاذا امنتم فمن تمتع بالعمرة الى الحج فما استيسر من الهدي فمن لم يجد فصيام ثلثة ايام في الحج وسبعة اذا رجعتم تلك عشرة كاملة ذلك لمن لم يكن اهله حاضري المسجد الحرام واتقوا الله واعلموا ان الله شديد العقاب
واتمواالحجوالعمرةللهفاناحصرتمفمااستيسرمنالهديولاتحلقوارؤسكمحتىيبلغالهديمحلهفمنكانمنكممريضااوبهاذىمنرأسهففديةمنصياماوصدقةاونسكفاذاامنتمفمنتمتعبالعمرةالىالحجفمااستيسرمنالهديفمنلميجدفصيامثلثةايامفيالحجوسبعةاذارجعتمتلكعشرةكاملةذلكلمنلميكناهلهحاضريالمسجدالحرامواتقوااللهواعلموااناللهشديدالعقاب
Veetimmu-lhacce vel’umrate li(A)llâh(i)(c) fe-in uhsirtum femâ-steysera mine-lhedy(i)(s) velâ tahlikû ruûsekum hattâ yebluġa-lhedyu mehilleh(u)(c) femen kâne minkum merîdan ev bihi eżen min ra/sihi fefidyetun min siyâmin ev sadekatin ev nusuk(in)(c) fe-iżâ emintum femen temette’a bil’umrati ile-lhacci femâ-steysera mine-lhedy(i)(c) femen lem yecid fesiyâmu śelâśeti eyyâmin fi-lhacci veseb’atin iżâ raca’tum(k) tilke ‘aşeratun kâmile(tun)(k) żâlike limen lem yekun ehluhu hâdiri-lmescidi-lharâm(i)(c) vettekû(A)llâhe va’lemû enna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)
Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.
Sözlükte hac “amaçlamak, yönelmek” demektir. Dinî bir terim olarak “belirli vakitte Arafat’ta bulunmak (vakfe) ve usulüne uygun olarak Kâbe’nin çevresinde dönmek (tavaf) suretiyle yerine getirilen ibadet”i ifade eder.
Hac ismini taşıyan sûrede (
22:27, 29) Hz. İbrâhim’e hitap eden ve “İnsanlar arasında haccı ilân et...” buyruğu ile başlayan âyetlerden anlaşıldığına göre hac, Kâbe’nin de bânisi olan Hz. İbrâhim’den kalma bir ibadettir. Bazı rivayetlerde bu ibadetin tarihi daha da gerilere, hatta Hz. Âdem’e kadar götürülmektedir (bk. Salim Öğüt, “Hac”, DİA, XIV, 386). Câhiliye döneminde de –bazı putperest uygulamalar karıştırılmış olmakla birlikte– Kâbe’yi tavaf, Arafat ve Müzdelife’de vakfe, sa‘y, kurban kesme gibi uygulamalarla hac ve umre devam ettirilmekte; hacılara yönelik beslenme, barınma, güvenlik gibi hizmetler de düzenli biçimde yürütülmekteydi. İslâmiyet’in doğuşu sırasında da aynı uygulamalar mevcuttu.
Tercih edilen görüşe göre (bk. a.g.m., s. 388-389) hicretin 9. yılında farz kılınan hac İslâm’ın beş şartından biridir. Kur’an-ı Kerîm’de haccın farz olduğunu bildiren en kesin ifade Âl-i İmrân sûresinin 97. âyetidir. Ayrıca Hz. Peygamber’in sünneti, müslüman bilginlerin ortak görüşleri ve bütün müslümanların uygulama birliği de haccın farz olduğunu göstermektedir. Hayatında bir defa hac yapan müslüman bu görevi yerine getirmiş olur. Buna göre yoksul iken hacca gitmiş olan bir müslüman daha sonra zenginleşse bile artık bir defa daha hac yapması gerekmez.
Hanefîler’e göre hacla ilgili başlıca hükümleri şu şekilde özetlemek mümkündür:
Haccın Rükünleri. Haccın asıl farzları demek olan rükünleri, Arafat’ta vakfe yapmaktan ve ziyaret tavafından ibarettir. Ancak fıkıh bilginlerinin çoğu, hac niyetiyle ihrama girmeyi, Safâ ile Merve arasında koşmayı da (sa‘y) bu iki rükne eklemişlerdir.
Haccın Farz Olmasının Şartları. Bir kimseye haccın farz olması için, a) müslüman, b) âkıl (temyiz gücüne sahip), c) bâliğ (ergin), d) özgür,
e) hac yapacak güce ve imkâna sahip, f) vaktinin elverişli olması gerekir.
Haccı Yerine Getirmenin (Edasının) Şartları. a) Vücutça sağlıklı olmak, b) yol güvenliğinin bulunması, c) hac mevsimi sırasında seyahat özgürlüğünün bulunması, d) Mekke’ye en az 90 km. mesafeden gelecek kadınların yanlarında eşlerinin veya nikâh düşmeyen yakınlarından birinin bulunması, e) boşanmış veya eşi ölmüş olan kadının evlenmesini engelleyen bekleme süresini (iddet) tamamlamış bulunması gerekir.
Mâlikîler’e göre güvenli yolculuk imkânı varsa kadınların grup oluşturmaları veya kadınlı-erkekli grup içinde olmaları da yeterlidir. Böyle durumlarda yukarıda “Haccı Yerine Getirmenin Şartları” bölümündeki (d) şıkkında gösterilen şart aranmaz. Günümüz imkân ve şartlarını dikkate alarak, diğer mezhep mensuplarının da Mâlikîler’in bu görüşüyle amel edebilecekleri kanaatindeyiz.
Haccın Geçerli (Sahih) Olmasının Şartları. Başlanan bir haccın geçerli ve makbul olması için, a) müslüman olmak, b) âkıl (temyiz gücüne sahip) olmak, c) hac niyetiyle ihrama girmek, d) haccın rükünlerini özel zamanlarda yerine getirmek, e) yine bunları özel mekânlarda yerine getirmek.
Bunlardan başka fıkıh kitaplarında haccın vâcipleri, sünnetleri, hac sırasında yapılması sakıncalı tutum ve davranışlarla hacca hazırlık, gidiş yolculuğu, uygulanması ve dönüş yolculuğunun âdâbı gibi çeşitli konularda ayrıntılı bilgiler yer alır. Ayrıca hac hayli ayrıntılı ve karmaşık bir ibadet olduğu, bazı yanlışların yapılması halinde bedeller ödenmesi gerektiği için, hac yolculuğunun başlangıcından bitimine kadar süren uygulamasıyla ilgili geniş bilgiler verilir; değişik uygulama aşamalarının her birinde okunması uygun olan duaların metinleri aktarılır.
Hem malî hem de bedenî ibadetler olan hac ve umre, gerek birey gerekse ümmet çapında çok geniş etkiler bırakan, çok yönlü yararları bulunan ibadetlerdir. Hac her şeyden önce, Allah’ın buyruğu olması itibariyle önem taşır ve müslüman, bu buyruğa uymak düşüncesiyle pek çok zorluk ve fedakârlıklara katlanarak bu ibadeti yerine getirmekle inancının derinliğini dışa vurmuş olur. Bu sebeple Gazzâlî haccı, “dinin kemale ermesi ve teslimiyetin tamamlanması” diye tanımlamıştır (İhyâ, I, 314). Hac bir anlamda inanan insanların Allah’ın buyruğuna uyarak yurtlarını, ailelerini, dostlarını, servetlerini terketmeye, arzularını sınırlayıp sıkıntılara göğüs germeye hazır olduklarının bir ifadesi, bunu yansıtan bir uygulamadır. Bu sebeple bilhassa tasavvuf geleneğinde hacca hazırlık aşaması, bir yönüyle ölüme hazırlığa, ihram da kefene benzetilmiştir. Çünkü hac ibadeti süresince, özellikle ihramlı iken kul âdeta dünyayı ve dünya işlerini terketmiş; kendisini Allah’a kulluğa vermiş, O’nun iradesine teslim olmuştur. Böylece bir bakıma hac “ölmeden önce ölmek”tir; Allah’ın huzurunda hesaba çekilmeden önce kulun kendisiyle hesaplaşmasıdır. Hac esnasında insanlara ve bitkilere zarar vermenin yasaklanması, müslümanın hemcinslerine ve tabiata daha çok saygı duymasını telkin eden anlamlı bir görevdir; şeytan taşlama ise âdeta bütün hacılarca günahlara ve günahkârlığa karşı duyulan nefretin eyleme dönüşmesidir. Bu sebeple namazdaki hareketler ve özellikle secde nasıl sembol diye hafife alınamazsa şeytan taşlama ve diğir hac sembolleri de küçümsenemez, terkedilemez.
Dünyanın hemen bütün milletlerinden, farklı dilleri konuşan, sayısı milyonları bulan müslümaların, İslâm’ın en kutsal beldesinde en kutsal zamanda ruhları aynı inanç, duygu ve heyecanla dolmuş, bedenleri aynı örtüye bürünmüş olarak bir araya gelmeleri, hep birlikte aynı kuralları uygulamaları, aynı tekbir ve tehlîli terennüm etmeleri muhteşem bir tevhid manzarası oluşturur. Çok uzak ülkelerin müslümanları, –birbirlerinin dillerini anlamasalar da– aynı duygu, düşünce ve inancı paylaştıklarını hisseder ve yaşarlar; birbirlerini tanıma ve kendi ülkelerindeki dindaşlarına tanıtma fırsatını bulurlar. Hac insanın bedensel ve malî birçok fedakârlığa katlanarak kulluğunu rabbine arzettiği, inancındaki sadakati gösterdiği dinî bir vecîbe olduğu kadar, dünya müslümanlarının her yıl gerçekleştirdikleri, ortak sorunlarını en üst düzeyde ve en geniş katılımla görüşüp tartışma imkânını buldukları bir zirvedir. Bizzat Hz. Peygamber, hayatının ilk ve tek haccını bu anlayış içinde icra etmiş; hac pratiklerinin (menâsik) icra edildiği çeşitli mekânlardaki konuşmaları yanında, özellikle “Vedâ hutbesi” diye tarihe geçen ve müslümanların ortak meselelerine ilişkin görüşlerini ve çözümlerini içeren (bk. Buhârî, “Hac”, 132; Ebû Dâvûd, “Hac”, 57) konuşmasıyla haccın, yalnız uhrevî yararı olan ruhanî bir ibadet olmadığını, aynı zamanda dünyevî meselelerin gündeme getirildiği müslüman milletler arası bir zirve işlevi görmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Bütün güzellikleriyle hac müslüman için bir özlemdir ve müslüman –başka amaçlar için para kazanması yanında– kendine peygamber yurdunu görüp, zaman sınırlarını aşarak ashap ile bütünleşme duygularını yaşatacak, mânevî arınmaya ulaştıracak, dünyadaki kardeşleriyle buluşturacak ve nihayet bağışlanmış olarak dönmek gibi nice erişilmez güzellikleri yaşatacak olan hacca gidebilmek için de para kazanmaya çalışır.
Sözlükte “ziyaret” anlamına gelen umre, dinî bir terim olarak “yerinde giyilmiş ihramla Kâbe’nin çevresinde dönmek (tavaf) ve Safâ ile Merve arasında koşmak (sa‘y) suretiyle yerine getirilen ibadet”i ifade eder. Haccın aksine, umrenin belirli bir vakti bulunmamakla birlikte, ramazan ayında yapılmasının daha sevap olduğunu bildiren rivayetler vardır. Yerine getirilmesi Hanefîler’le Mâlikîler’e göre sünnet-i müekkede, Şâfiîler’le Hanbelîler’e göre ise vâciptir.
Âyetin hükmünün genel olduğu dikkate alınarak metindeki “etimmû...” kelimesi “Eksiksiz yerine getirin” şeklinde çevrilmiştir. Ancak bu âyetin, Hz. Peygamber ve diğer müslümanların Kâbe’yi ziyaretlerine izin verilmemesi üzerine imzalanan Hudeybiye Anlaşması’ndan sonra indiği dikkate alınarak, sözleşme uyarınca bir sonraki yılda yarım kalan bu ziyaretin tamamlanmasını emrettiği, bu sebeple ilgili kelimenin “tamamlayın” diye de çevrilebileceği belirtilmektedir (bk. Ateş, I, 340). Âyetteki “Allah için” kaydı, “Haccı ve umreyi yalnız Allah’a ibadet maksadıyla yapın; başka amaçlar gütmeyin, hacca riya katmayın” anlamına gelir.
Müslümanların hicretin 7. yılı Zilkade ayında (Mart 629) gerçekleştirdikleri umre ziyaretine İslâm tarihinde “umretü’l-kazâ” denilmiştir. Bu umre yolculuğuna 2000 civarında müslüman katıldı; bunlar tekbirler getirerek Mekke’ye girdiler. Mekkeliler, şehri boşaltarak etraftaki tepelerden müslümanları izlediler. Üç gün süren bu umre süresince bir yandan da muhacirler eski yurtlarını görüp Mekke’de kalan yakınları hakkında bilgi topladılar.
Âyette, “Engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin” buyurulmaktadır. Buradaki engelden maksat ağırlıklı görüşe göre, hac yapma imkânını ortadan kaldıran veya tehlikeye düşüren hastalık, yol emniyetinin olmayışı, düşman tehlikesi gibi iç ve dış olumsuzluklardır. Nitekim âyetin devamındaki “güvenlikte olduğunuzda” ifadesi de bunu desteklemektedir. Meâlinde “kurban” diye çevirdiğimiz hedy kelimesi, sözlükte “gönderilen, hediye edilen” demektir veya hediye kelimesinin çoğuludur (İbn Âşûr, II, 224). Dinî bir terim olarak, “Kâbe’ye hediye olarak kesilen kurban” anlamına gelir. Konumuz olan âyette de işaret buyurulduğu üzere, aynı hac döneminde hem hac hem de umre yapanların (kırân ve temettu‘ haccı) kurban kesmesi vâciptir; sadece hac (ifrad haccı) yapanlar ise isterlerse kurban kesmeyebilirler.
Âyette hastalık ve benzeri bir engel yüzünden Kâbe’ye varamayanların uygun bir kurbanlık göndermeleri, bir özrü bulunmayanların kurbanlık hayvan mahalline ulaşıncaya kadar tıraş olmamaları istenmektedir. Buradaki “mahal” (mahil) kelimesinin anlamından dolayı âyetin uygulamasıyla ilgili iki farklı görüş ortaya çıkmıştır: Kelimeyi “mekân” anlamında alan Ebû Hanîfe gibi âlimlerin görüşüne göre âyette söz konusu edilen kurbanın kesim yeri Harem bölgesi olup hacca gitmesine engel çıkanlar, birer kurban alıp Harem’e gönderirler ve kurbanları kesilinceye kadar ihramdan çıkmazlar. “Mahil” kelimesini zaman ismi olarak alan İmam Şâfiî ve ona uyanlara göre kurban kesme yeri engellenenlerin bulundukları yerdir, dolayısıyla kurbanlarını Harem’e göndermelerine gerek yoktur; bulundukları yerde keser, ihramdan çıkarlar.
Hacıların ihramlı oldukları süre içinde tıraş olmaları yasaktır. Ancak âyet sağlık problemi bulunanlara, bir fidye ödemeleri koşuluyla tıraş olma ruhsatı vermektedir. Fidye, mazereti sebebiyle belirli bazı dinî görevleri yerine getiremeyen kimseden, buna karşılık olarak ödemesi istenen bedeli ifade eder. Hac görevleriyle ilgili bu bedel oruç tutmak, sadaka vermek veya kurban kesmekle ödenir. Bir hadise göre orucun süresi üç gündür; sadaka vermek isteyen kişi ise altı yoksulu akşamlı sabahlı doyurur (Müslim, “Hac”, 80-86).
Âyette “yoksulu doyurma” anlamında geçen sadaka kelimesinin İslâmî literatürde oldukça geniş bir anlamı vardır. Bu geniş anlamı, “muhtaç durumda bulunanlara, karşılık beklemeden, Allah rızâsı için yapılan maddî yardım, bağış” şeklinde özetlemek mümkündür. Sadaka kavramı “infak”la da yakından ilgili olmakla birlikte infak daha geniş kapsamlı olup, sadaka vermenin yanında başka türlü harcamaları da kapsar (genişbilgi için bk. Bakara
2:254 vd.). Kur’an-ı Kerîm’de servetlerin gerçek sahibinin Allah olduğu, Allah’ın dünya malını insanlara emanet olarak verdiği vurgulanarak, sadaka vermek vb. hayırlar yapmak suretiyle Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak gerektiği bildirilerek bunun dinî, ahlâkî ve toplumsal bakımdan kazandıracağı yararlar üzerinde önemle durulur (meselâ bk. Âl-i İmrân
3:26; Nûr
24:33; Hadîd
57:7); Allah Teâlâ’nın sadaka verenleri ödüllendireceği belirtilir (Yûsuf
12:88). Ahzâb sûresinde (
33:35), iman, ibadet, sabır gibi başlıca görevlere düşkün olmaları sebebiyle Allah’ın bağışına, mükâfatına kavuşacaklar arasında “sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar” da sayılmıştır. Müslümanlar arasında güçlü bir kardeşlik bağı kuran ve maddî dayanışmayı İslâm ümmetinin başlıca özelliklerinden biri haline getiren Hz. Peygamber’le bazı sahâbîler arasında geçen bir konuşma hem İslâmiyet’in çalışmaya verdiği önemi hem de sadaka vermenin gerekliliğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir: Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin anlattığına göre Hz. Peygamber “Sadaka vermek her müslümanın görevidir” buyurdu. Yanındakiler “Ey Allah’ın elçisi, elinde olmayan kişi ne yapsın?” diye sorunca Hz. Peygamberimiz “Elinin emeğiyle çalışıp kazanır, böylece hem kendisine yararlı olur hem de sadaka verebilir” buyurdular (Buhârî, “Zekât”, 30; “Edeb”, 33). Kur’an-ı Kerîm’de ve hadislerde bir yandan sadaka vermenin önemi üzerinde durulurken bir yandan da yüzsüzlük ederek insanlardan dilenmeyenler övülmekte; el emeğiyle geçinmenin gerekliliği üzerinde durulmaktadır (meselâ bk. Bakara
2:273; Buhârî, “Büyû‘“, 15; “Hars”, 12, 15). Bazı mutasavvıflar insanın elinde avucunda ne varsa hepsini sadaka olarak vermesini büyük bir erdem saymışlarsa da, İslâm bilginlerinin çoğunluğu bunu onaylamamıştır. Hz. Peygamber de “Sadakanın en hayırlısı, ihtiyaçtan artakalan maldan verilenidir” buyurmuştur (Müslim, “Zekât”, 95, 97, 106).
İslâm dininin getirdiği sadaka anlayışının kurumsal yapı kazanan şekline sadaka-i câriye denir. Sadaka-i câriye deyimi cami, okul, köprü, yol, han, hamam, aşevleri, bakımevleri ve yurtlar gibi sosyal hizmetler verilmesi amacıyla gerçekleştirilmiş hayır kurumlarını ifade eder. Bu şekildeki sürekli hayır kurumlarının, özellikle vakıfların doğmasında Hz. Peygamber’in şu hadisinin büyük etkisi olmuştur: “İnsan öldükten sonra ameli (defteri) kapanır; yalnız şu üç şeyin sevabı devam eder: Sadaka-i câriye, yararı sürekli olan ilim ve ölenin ardından dua eden hayırlı evlât” (Müslim, “Vasiyet”, 14; Tirmizî, “Ahkâm”, 36).
İslâmiyet’te en başta gelen hayır olmasının ve İslâm’ın başlıca ibadetleri arasında yer almasının yanında vergi niteliği de taşıyan zekât, Kur’an-ı Kerîm’de ve hadislerde –bu isminin yanında– sadaka diye de anılır. Fitrenin dinî literatürdeki adı da sadaka-i fıtırdır. İslâm dini, özel olarak belirlenmiş bu tür sadakalar ve gönüllü sadakalar yanında, bazı yasakların ihlâlinin cezası (kefâret) veya bir mazeret sebebiyle yerine getirilemeyen görevlerin bedeli (fidye) olmak üzere çeşitli malî dayanışma yükümlülükleri koymak suretiyle de yoksullara yardım edilmesine vesileler hazırlamıştır. Konumuz olan âyetteki sadaka bu son kategoriye girmektedir.
Allah için haccı ve umreyi tam yapın! (Bunlardan) alıkonulursanız kolayınıza gelen kurbanı (gönderip kestirin)! Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı (saçınızı) tıraş etmeyin! Sizden kim hasta olursa veya başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya [sadaka] veya kurban olmak üzere fidye (vermesi) gerekir. Güvende olduğunuz zaman kim hacca (hac günlerine) kadar umre ile yararlanmak isterse, kolayına gelen bir kurban (kesmesi gerekir). (Kurban kesmeye) imkân bulamayan kişi, hac günlerinde üç gün, (memleketine) döndüğü zaman yedi (gün) olmak üzere oruç tutar ki hepsi tam on (gün)dür. İşte şu (hüküm), ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun! Bilin ki Allah, cezası şiddetli olandır.
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayınız. Eğer yapmaktan alıkonursanız, gücünüzün yeteceği bir kurban kesiniz ve kurban kesilinceye kadar başlarınızı tıraş etmeyiniz. Fakat içinizden hasta olan, yahut başında rahatsızlık olan kimse oruç tutarak veya sadaka vererek veya başka bir ibadet ile özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır. Sağlıklı ve emniyette olduğunuzda, hacdan önce umre yapan gücünün elverdiği türden bir kurban kessin, ama kurbana gücü yetmeyen, hac sırasında üç gün ve döndükten sonra yedi gün, yani tam on gün oruç tutsun. Bütün bunlar, Mescid-i Harâm civarında yaşamayanlar içindir. Allah'tan sakınınız. Bilin ki, Allah'ın vereceği ceza ağırdır.[35]
[35] Hac ve umre hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, II, 499-528.
Allah için Haccı ve Umreyi tam yapın. Eğer engellenirseniz, o zaman hediyeden¹ kolayınıza gelen şeyi gönderin! Ancak hediye yerine ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin.² Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç tutmak veya sadaka vermek ya da nusuk³ sayılacak bir fidye⁴ vermeli! Emin olduğunuz vakitte; kim, hac vaktine kadar umre ile faydalanmak isterse, hediyeden kolayına geleni göndermeli! Fakat kim bulamazsa, hac günlerinde üç, döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bu, ailesi Mescid-i Harâm çevresinde oturmayanlar içindir. Allah'a karşı takvâlı davranın. Ve bilin ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
1- Kurbanlıktan. 2- İhramdan çıkmayın (Başı tıraş etmek, haccın tamamlanmasını, ihram sürresinin bitişini ifade eden bir uygulamadır.). 3- Kurbanlık. 4- Bir yükümlülükten kurtulmak için ödenen bedel.
(Size emredildiği ve öğretildiği biçimde) Haccı ve umreyi Allah için tamamlayıverin. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılır ve engel olunursanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin) . Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikâyeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi yeterlidir) . Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir) . Bulamayana da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç (tutması tavsiye edilmiştir) . Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, muhakkak Allah’ın cezası pek çetindir.
Haccı ve umreyi de Allah için tamamlayın. Tamamlayamayacaksanız gücünüz yettiği kadar bir şey kurban edin ve kurbanı, yerinde boğazlayıncaya dek başınızı tıraş ettirmeyin. İçinizde hasta olan, başında bir eziyet bulunan varsa tıraş olur ve karşılığında oruç tutar, sadaka verir, yahut kurban keser. Sonra emin oldunuz, muktedir bulundunuz mu hac zamanına dek umre yapmak isteyen, gücü neye yeterse kurban eder. Buna imkan bulamayan üç gün hacda, yedi gün de dönünce oruç tutar, işte bu, tam on gündür. Bu da ayali Mescidi Haram'da olmayan içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki şüphe yok, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Umre, Arafat dağında gecelemeksizin yapılan hac törenidir. Hac, muayyen bir mevsimde yapılır, umrenin mevsimi yoktur. Ancak hacdan önce veya sonra yapılması, yahut recep ayında edası sünnet sayılmıştır. İmamiyye'de umre, hac gibi farzdır.
Hac ve umreyi de Allah için tam yapın. Fakat hac ve umre yapmaktan alıkonulursanız, gücünüzün yeteceği bir kurbanı kurban yerine gönderin. Kurban, yerini buluncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Ama içinizden, hasta olan yahut başında rahatsızlık olan kimse bu yüzden daha önce traş olursa, oruç tutarak veya sadaka vererek veya kurban keserek özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır. Sağlıklı ve emniyette olduğunuzda, hac vaktinden önce umre yapan, gücünün yeteceği bir kurban kessin. Kurbanı bulamayan veya almaya gücü yetmeyen kimse ise, hac sırasında üç gün, döndükten sonra da yedi gün, yani tam on gün oruç tutsun. Bütün bunlar Mescidi Haram etrafında yaşamayanlar içindir. Yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulun ve iyi bilin ki, Allah'ın cezası pek şiddetlidir.
Başladığınız Hac ve Umreyi de Allah için tamamlayın. İhramdan sonra, mücbir, zorunlu bir sebeple hac ve umreden alıkonursanız kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.
Sizden kim hasta olur, yahut başında traş olmayı gerektirecek haşerat oluşur, traş olmak zorunda kalırsa, onun oruç tutması veya imanda sadakatin ve kemalin ifadesi olan sadaka veya kurban cinsinden bir fidye vermesi gerekir.
Hac yolculuğu için sağlıklı ve emniyette olduğunuz vakit, kim hac günlerine kadar umre ile sevap kazanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Kurban bulamayan kimse, üç gün hacda, yedi gün de, döndüğünde olmak üzere tam on gün oruç tutmalıdır. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir.
Allah'a sığınıp emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Bilin ki Allah, çiğnenen yasaklarına denk, size âdil ceza verme gücüne sahiptir.
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer alıkonulursanız kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Gönderdiğiniz kurban yerine ulaşıncaya kadar saçlarınızı traş etmeyin. Hasta olan veya başından bir rahatsızlığı olan (bundan dolayı traş olan) kimsenin üzerine ya oruç, ya sadaka veya kurban olarak fidye gerekir. Güvene kavuştuğunuz zaman, her kim hacca kadar umre ile yararlanmak isterse kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. [40] Kim (kurban kesme imkanı) bulamazsa üç gün hacc esnasında yedi gün de döndükten sonra oruç tutması gerekir. Böylece tam on gün oruç tutar. Bu hüküm ailesi Mescidi Haram yakınında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah'ın cezası pek şiddetlidir.
196.İbnu Ebi Hatim`in Safvan bin Umeyye (r.a.)`den rivayet ettiğine göre bir adam Zaferan sürünmüş halde ve üzerinde de bir cübbe olarak Resulullah (a.s.)`a geldi: "Ey Resulullah (a.s.)! Benim umrem hakkında bana ne emredersin?" diye sordu. Bunun üzerine Yüce Allah: "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın" âyetini indirdi. Resulullah (a.s.): "Umre hakkında soru soran kişi nerde?" diye buyurdu. Adam: "Burdayım" dedi. Resulullah (a.s.) da şöyle buyurdu: "Üzerindeki elbiseni çıkar, sonra guslet ve yapabildiğin kadarıyla burnunu temizle, sonra hac esnasında yaptıklarını umrende de aynen yap."40.Yani eğer bir kimse hacc mevsimi girmeden önce umre yapar ve aynı yıl içerisinde hac yapmaya da niyet ettiği halde aradaki zaman süresinin uzun olması sebebiyle üzerinden ihram yasaklarının kalkması için ihramdan çıkarsa haccını tamamladıktan sonra kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Bu hacc şekline temettu haccı denmektedir.
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
Haccı da, umreyi de Allah için farz ve sünnetleriyle tam yapın. Fakat, herhangi bir sebeple bunlardan alıkonursanız kurbandan (deve, sığır ve davardan) sizin için hangisi kolaysa o vâcib olur; ve kurban mahalli olan Mina'ya varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden hasta veya başından eziyeti olup bundan ötürü traş olan kimseye üç gün oruç, ya altı fakire birer fitre sadaka, yahut bir kurban kesmekle fidye vermek vâcip olur. Hastalık ve yol tehlikesi gibi engellerden emin olduğunuz vakit de, kim umresini bitirip ondan faydalanarak haccı yaparsa, kolayına gelen bir kurban kesmek vâcip olur. Fakat kesecek kurban bulunamazsa veya buna gücü yetmezse, ona hac günlerinde üç gün, vatanına döndüğü zaman yedi gün ki, tam on gün oruç tutmak vâcip olur. Bu hüküm, Mescid-i Harâm'da oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun (hac ahkâmını koruyun) ve bilin ki, Allah'ın azâbı cidden çok şiddetlidir.
Hacc ve umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer muhasara edilirseniz, gücünüzün yettiği bir kurban verin. Kurban yerine ulaşmadan başınızı traş etmeyin. Kim hasta ise veya başından bir sıkıntısı varsa (traş olması gerekirse,) oruç ile veya fakiri doyurmakla veya kurbanla fidye vermesi gerekir. Güven içinde olduğunuzda hacc zamanı gelinceye kadar, umre ile istifade etmek isteyen olursa, verebildiği bir kurbanı keser. Kurban bulamayanlar, üç gün hacda, yedi gün de evlerine döndüklerinde oruç tutarlar. Bu on gün, o ibadetin yerini tam tutar. Bu, evi Mekke’de olmayanlar içindir. Artık Allah’tan sakının ve bilin ki; Allah’ın cezası ağır ve şiddetlidir.
[Savaş ayetinden sonra hacc ayetinin gelmesi, hacc’ın temsili bir savaş manevrası olduğuna işarettir. Savaşta en küçük bir hareket bazen çok önemli olduğu gibi, hacca’da da öyledir. En küçük bir hata, ceza gerektirir. Bu konuda Ali Şeriati’nin “Hacc” kitabına bakılabilir.]
Allah için haccile, umreyi tümleyin, bir engele uğrayacak olursanız, kolay olan bir kurban; kurbanınız yerine varana değin, siz de başınızı tıraş etmeyin, içinizden biri hastalanırsa, ya da başından dirliksiz ise, imdi onun karşılığı, ya bir oruçtur, ya bir sadaka, ya da bir kurban; emniyete erişince, hac zamanındaki umre ile faydalanan kimseye, kolay olan bir kurban gerek, bir kimse kurbanı bulamaz ise, hac vaktinde üç gün oruç tutmalı, döndüğünüzde de, yedi gün oruç, böylece on tümlenir; bunlar, evi Mekkede olmıyanlar içindir, Allahtan sakınınız, biliniz ki Allahın azabı katı
Haccı da umreyi de Allah (rızası) için yapın. Fakat (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız Kâbe'ye, güç yetirebileceğiniz nitelikte bir kurban gönderin. Gönderdiğiniz kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Ancak sizden her kim hasta olur veya başında bir rahatsızlık bulunu(up da tıraş olmak zorunda kalı)rsa ona da fidye gerekir ki o da ya (üç gün) oruç tutmak ya da sadaka (altı fakire fitre) vermek veya bir kurban kesmektir. Sonra emin olduğunuzda kim hac zamanına kadar umreyle faydalanmak (hacc-ı temettü yapmak) isterse kolayına gelen bir kurban keser. Fakat kesecek kurban bulunamazsa veya buna gücü yetmezse ona hac günlerinde üç gün, vatanına döndüğü zaman da yedi gün ki tam on gün oruç tutmak vacip olur. Bu hüküm, Mescid-i Haram civarında yaşamayanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının (hac ahkâmını koruyun) ve bilin ki Allah'ın azabı cidden çok şiddetlidir.
Bkz.
5:2Bu kurban ya da oruç hükmü; Mescid-i Haram civarında yaşamayanlar içindir. Çünkü orada yaşayanlar için hacdan önce umre yapma yani “hacc-ı temettü” yoktur. Dolayısıyla onlara fidye ve oruç da yoktur. Zaten, onların sürekli olarak ihramlı hâlde bulunmaları da mümkün değildir.
Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması,ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün, ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescidi Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın vereceği ceza ağırdır.
Hac ve umreyi ALLAH için tamamlayın. Engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar başınızı traş etmeyin; ancak hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunanlar, oruç, sadaka veya herhangi bir ibadetle fidye vermeli. Güven ortamında, her kim Hac zamanına kadar (ihramdan çıkarak) umreden yararlanırsa, kolayına gelen bir kurban göndermeli. Bunu yerine getiremiyenler, hac anında üç gün, ve döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutmalı. Bu, ailesi Kutsal Mescid civarında oturmayanlar içindir. ALLAH'ı dinleyin ve bilin ki ALLAH'ın azabı çetindir.
Hac ve umre Kutsal Aylarda beraber yapılmalı; ancak Umre (Kabe ziyareti) her zaman yapılabilir.
Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescidi Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.
Hacc-ü omreyi de Allah için tamam yapın, eğer ihsara tutulmuşsanız o vakit hedyin kolayınıza geleni, bununla beraber bu hediy mahalline varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin, içinizden hasta olana veya başından bir eziyeti bulunana tıraş için oruç veya sadaka veya kurbandan ibaret bir fidye var; ihsardan aman bulduğunuz vakit de her kim hacca kadar omre ile sevab kazanmak isterse ona da hedyin kolay geleni, bunu bulamıyana ise oruç, üç gün hacda yedi de avdet ettiğinizde ki tam on gündür ve şu hüküm, ehli Mescidiharam mukimlerinden olmıyanlar içindir, hasılı Allahdan korkun ve bilin ki Allahın ıkabı cidden çok şiddetlidir
Haccı da, umreyi de Allah için, tam yapın. Fakat (herhangi bir sebeble bunlardan) alıkonursanız o halde kolayınıza gelen kurban (ı gönderin. Bununla beraber) kurban yerine (Minâya) varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Artık içinizden kim hasta olur, yahud başından bir eziyyeti bulunursa ona orucdan, ya sadakadan yahud da kurbandan (biriyle) fidye (vacip olur). Emîn olduğunuz vakit ise kim hacca kadar umre ile fâidelenmek (sevaba girmek) isterse kolayına gelen bir kurban (ı kesmek vacip olur). Fakat (onu) bulamazsa hacc günlerinden (ihramlı olarak) üç, döndüğünüz vakit yedi gün olmak üzere oruç tutmak (vacip olur ki) bunlar tam on (gün eder). Bu, ailesi (ikâmetgâhı) Mescid-i haramda bulunmayanlara âiddir. Allahdan korkun ve bilin ki Allah, cezası cidden çetin olandır.
Hac ve umreyi de Allah için tamamlayın!(2) Fakat (başladığınız bu ibâdeti tamamla¬maktan, herhangi bir şekilde) men' olunursanız, artık (size) kolayınıza gelen bir kur ban(borcu) vardır. O hâlde bu kurban yerine varıncaya (ve boğazlanıncaya) kadar baş la rınızı tıraş etmeyin!Fakat içinizden kim hasta olur veya başında bir rahat sızlığı bulunur (da vaktinden önce tıraş olur)sa, bu takdirde (onun üzerine üç gün) oruç veya (altı fakiri doyuracak) sadaka veya kurban dan (biriyle) bir fidye (verme borcu) vardır. Fakat emniyete kavuştuğunuz zaman, artık kim hacca kadar umre ile faydalanırsa, o durumda (ona da) kolayına gelen bir kurban(kesme borcu) vardır.Buna rağmen kim de (kurbana güç) bulamazsa, artık (ona) hacda üç gün, döndüğünüz zaman da yedi (gün) oruç (tutma borcu) vardır. Bunlar tam on (gün)dür. Bu (hüküm), âilesi Mes cid-i Harâm sâkinlerinden olmayanlar içindir. Artık Allah'dan sakının ve bilin ki, şübhesiz Allah, azâbı çok şiddetli olandır!
(2)“Hacc-ı şerîf, bi’l-asâle (bizzat) herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir (yüksek derecede bir kulluktur). Nasıl ki bir nefer (asker), bir yevm-i mahsusta (husûsî bir günde) ferik (paşa) dâiresinde bir ferik gibi pâdişâhın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de, bir hacı, ne kadar âmî (câhil) de olsa, kat‘-ı merâtib etmiş bir velî gibi umum aktâr-ı arzın (yeryüzünün) Rabb-ı Azîmi ünvânıyla Rabbisine müteveccihtir (yönelmiştir). Bir ubûdiyet-i külliye ile müşerreftir (şereflenmiştir). (...) Hacdan sonra şu ma‘nâ-yı ulvî ve küllî (büyük ve umûmî ma‘nâ) muhtelif derecelerde bayram namazlarında, yağmur namazlarında, husûf, küsûf (ay ve güneş tutulması) namazlarında, cemâatle kılınan namazlarda bulunur. İşte şeâir-i İslâmiyenin (İslâm alâmetlerinin), velev sünnet kabîlinden (çeşidinden) de olsa, ehemmiyeti bu sırdandır.” (Tılsımlar, 16. Söz, 30)
Hac görevinizi veya umrenizi Allah için tamamlayın. Eğer (acil başka sebepten dolayı) haccı kısaltırsanız, kolayınıza gelen bir kurban kesin. Kurban kesme mahalline ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden kim hasta olur veya saç tıraşı olmakla başından rahatsızlanacaksa, bunun karşılığında oruç tutmak, sadaka vermek veyahut başka bir ibadet yapması gerekir. Güven (barış) içinde olduğunuzda, hacca kadar umreyi tamamlarsanız, sizin için kolayınıza gelen bir kurban kesmek vardır. Kurban kesmeye maddi gücü yetmeyen için, hacda üç gün oruç tutmalı, evine döndüğünde de yedi gün oruç tutarak, tam on güne tamamlamalıdır. Bu uygulama Mescidi Haram (Mekke) dışında ikamet edenler içindir. Allah’dan sakının. Bilin ki (hacla ilgili bu emirleri yerine getirmezseniz) Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
Allah için Hac ve Umre amellerini tamamlayın. Eğer alıkonursanız [⁸] size kolay gelen bir hacı kurbanı vacip olur. Kurban boğazlanacak yere [⁹] kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden her kim keyifsiz veya başından rahatsız ise [¹⁰] ona fidye olarak oruç tutmak veya sadaka vermek veya kurban kesmek vacip olur. Emin olduğunuz zaman [¹¹] hac zamanına kadar Umre ile mütemetti [¹²] olan kimseye kolay gelen bir kurban vaciptir. Kurban bulamayan kimseye hac günlerinde üç gün, geri döndükten sonra [¹³] yedi gün oruç tutmak vaciptir. İşte bu, tam on gün eder. Bu Mescid-i Haram/da ehl-ü iyâli mukîm olmayanlara [¹⁴] mahsustur. Allah/tan sakının, biliniz ki Allah/ın ukubeti şiddetlidir.
[8] Hastalık, korku, acîz gibi manialardan, yahut düşman korkusundan nâşi Hac veya Umre'den alıkonulup ihramdan çıkarsanız.[9] Yâni, Mina'-ya kadar.[10] Başında yara, ağrı, kehle olup ta traş olursa.[11] Hastalıktan, düşmandan ve emsali mevaniden hâli olduğunuz zaman.[12] Mütemetti, Umre ile Hacc-ı fâsıla ile cem edene denir. Mütemetti olan Umre için ihram eder, sonra ihramdan çıkar. Hac için ihram vaktine kadar ihram etmez, sonra hac için ihram eder. Umre ile Hacc-ı bilâ fasıla cem edene «Karn» derler, yalnız Umre'ye veya yalnız Hacca niyet edene de «müfrid» denir. Nazm-ı Celil'deki «temettü» lâfz-ı şerifinden Umre ile Cenabı hakka takarrüp suretiyle müntefi olan kimse mânâsı da anlaşılabilir.[13] Ef'al-i hacdan fâriğ olduktan, yahut memleketine döndükten sonra.[14] Mekke ve havalisinde sakin olmayanlara.
Hac ve umreyi Allah için sona erdirin. Ama eğer alı-konursanız, kolayınıza gelen bir kurban (gönderin). Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan (ve bu yüzden de başını tıraş eden) varsa; fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güvenliğe kavuşursanız, umreden sonra hacca başlayan kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana da hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün oruç tutmak gerekir ki o (toplam olarak) tam on gündür. Bu (hüküm), ailesi Mescid-i Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının ve Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
Haccı ve Umreyi Allah için tamamlayın. İbâdetler başta olmak üzere, başladığınız her işi en güzel biçimde bitirmeye çalışın. Fakat eğer başladığınız hac veya umreyi tamamlamaktan sizi alıkoyan, düşman, hastalık ya da doğal afet gibi bir engelle karşılaşırsanız, bu durumda gücünüzün yeteceği bir kurban kesmeli veya mümkünse kesilmek üzere Kâbe’ye göndermelisiniz. Kurbanlık hayvan bulamazsanız, onun bedelini göndermeli veya bulunduğunuz yerdeki yoksullara vermelisiniz.Bu arada, kurbanlık hayvan kesileceği yere ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin. Çünkü hacı adayı, ihrama girdikten sonra, kurban kesip ihramdan çıkıncaya kadar tıraş olmamalı, koku sürünmemeli, tırnağını kesmemelidir. Fakat içinizden, hastalığa yakalanan veya başından bir rahatsızlığı bulunan ve bu yüzden saçlarını keserek ihramdan çıkmak zorunda kalan kimseler, ya üç gün oruç tutarak, ya da gücü ölçüsünde sadaka vererek, yâhut durumuna göre bir deve, sığır, koyun veya keçi kurban ederek fidye ödemelidir.Eğer haccınızı tamamlamanıza mani olan hastalık, kaza, düşman gibi engellerden kurtulup güvene kavuşursanız, hac mevsimine kadar umreden yararlanmak isteyen, yani hem Kâbe’ye gelmişken umre yapıp sevabını kazanmak, hem de umreden sonra ihramdan çıkarak, hac başlayana dek ihram yasaklarından muaf kalmak isteyen kişi, kurban günlerinde gücünün yettiği bir kurban kesmelidir.Kurbanlık hayvan bulamayan ise, üç gün hacda, yedi gün de memleketinedöndüğü zaman olmak üzere, toplam on gün oruç tutmalıdır. Bu hükümler, kendisi veya ailesi Mescid-i Haram’da oturmayan kimseler içindir. Çünkü Mekke’deki kutsal harem bölgesi civarında yaşayanlar için hacdan önce umre yapma yani temettu haccı yoktur. Dolayısıyla onlara fidye ve oruç da yoktur. Ayrıca, onların sürekli olarak ihramlı hâlde bulunmaları da mümkün değildir. İşte bütün bu hükümler, size şu bilinci kazandırmak içindir: Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın azâbının çok şiddetli olduğunu bilin. Gelelim, hac ile ilgili ayrıntılara:
Allah için Hacc’ı ve Umre’yi tamamlayın!
Engelle karşılaştıysanız, Kurban türünden kolayınıza geleni gönderin!
Kurban, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin!
Sizden kim hasta olduysa veya başından bir rahatsızlık olduysa, oruç veya sadaka veya kurban türlerinden bir fidye / kurtulma bedeli gerekir; kısıtlılıktan güvenliğe kavuştuğunuz zaman…
Kim Umreyi Hacc’a birleştirdiyse, Kurban türünden kolayına geleni kesmek gerekir.
Kim bulamadıysa, Hacc günlerinde üç gün, döndüğünüz zaman yedi daha olmak üzere toplam on gün oruçtur.
Bu, ailesi Mescid ül-Harâm’da bulunmayan kimse içindir.
Allah’tan sakınıp korunun!
Bilin ki Allah, Cezalandırması şiddetlidir.
(Ey îman edenler!) Haccı1 ve Umreyi Allah için tam olarak yerine getirin.2 Eğer (ihramdan sonra bir şekilde) yoldan alıkonulursanız, gücünüzün yeteceği bir kurbanı3 kesin ve o kurban, yerine varıp kesilinceye kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat içinizden hasta ya da başından rahatsızlığı olanlar, (tıraş olurlarsa fidye olarak) ya oruç tutsun ya sadaka versin ya da kurban kessin. Eğer güvene kavuşursanız hacca kadar umre yaparak yararlanmak isteyenler,4 gücünün yeteceği bir kurban kessin. Kurban kesmeye gücü yetmeyenler ise üç günü Hacc’da, yedi günü de evinize döndüğünüz zaman olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bu hükümler ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’a karşı hata etmekten sakının. Bilin ki Allah’ın cezâsı çok şiddetlidir.
1 Hacc: lügatte “büyük ve önemli bir şeye kasıt” demektir. Dini terim olarak ise: “belirli zamanda belirli bir mekânı belirli bir şekilde ziyaret” demektir. Yani Zilhicce ayının dokuzuncu günü hac niyetiyle ihrama girip, Arafat’ta vakfe yapıp, sonra Kâbe’yi ziyaretten ibaret bir ibadettir. İhram, vakfe ve tavaf haccın farzlarıdır. Hacc, Müslüman, hür, âkil, bâliğ, gücü yeten, vaktine ulaşan, dar’ül-İslam’da bulunana veya dâr’ül-harbde ise haccın farzıyyetini bilen kimselere farzdır. Vacibleri: 1- İhram’ı mikat yerlerinden daha evvel yapmak. 2- Arafat’ta vakfeyi guruba kadar uzatmak. 3- Müzdelife’de vakfe yapmak. 4- Safa ile Merve arsında sa'y etmek. 5- Sa'yi tavaftan sonra yapmak. 6- Mevkii mahsusunda taş atmak. 7- Tıraş olmak. 8- Veda tavafı (yabancılar için) yapmak. 9- Tavafa Hacer’ül-Esved’den başlamak. 10- Tavafı sağdan yapmak. 11- Özrü yoksa tavafta yürümek. 12- Tavafta taharet üzere bulunmak. 13- Setr’ül-avret. 14- Tavafın yedi şavtından son üçü (ki dördü farzdır). 15- Sa'ye Safa’dan başlamak. 16- Kurban kesmek. 17- Her tavaftan sonra iki rek'at namaz kılmak. 18- Taş atma ile tıraş arasında tertibe riayet etmek. 19- Tavaf-ı ziyareti kurban kesme günlerinde yapmak ki bu vaciblerden biri terk olunursa kurban kesmek lâzım gelir. Haccın sebebi Beytullah’tır. Hacc her Müslümana ömründe bir kere ilk imkân senesinde farz olur. Hacc’ın; ifrad, temettu’ ve kıran çeşitleri vardır. Teferruatı için fıkıh kitaplarına müraat edilmeldir.2 Bu âyete göre bazı sahabi ve müfessirler umrenin vacip, bazıları da bu tercümeye göre nafile olduğu kanaatine varmışlardır. Bazılarına göre de hacc, (Âlu İmrân: 97.) ayetle farz kılınmıştır. Bk. (Hacc: 25-31)3 Hedy: Deve, sığır, davar cinsinden Beytullah’a hediye olunan kurbanlıkların ismidir ki en azı bir koyun veya keçidir. Bedene denilen büyükbaş hayvanların
1:7 si de kâfi gelir.4 Umre yaptıktan sonra hacca kadar ihramdan çıkıp onun nîmetlerinden yararlananlar, yani; Hacc-ı Kıran veya Hacc-ı Temettu’ yapanlar, kurban kessin.
HACCI ve Umreyi 174 Allah için ifa edin; fakat yapmaktan alıkonursanız gücünüzün yeteceği bir kurban kesin ve kurban kesilinceye kadar 175 başlarınızı traş etmeyin; ama içinizden hasta olan yahut başında rahatsızlık olan kimse, oruç tutarak veya sadaka vererek veya [başka türlü] bir ibadet ile (vaktinden önce tıraş olma) özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır. Sağlıklı ve emniyette olduğunuzda, 176 hac [vaktin]den önce umre yapan, gücünün elverdiği türden bir kurban kessin; 177 ama kurbana gücü yetmeyen, hac sırasında üç gün ve döndükten sonra yedi gün, yani tam on [gün] oruç tutsun. Bütün bunlar, Mescid-i Harâm civarında yaşamayanlar 178 içindir. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve bilin ki Allah karşılık vermede şiddetlidir. 179
Haccı da umreyi de Allah için tam yapın. Eğer hac yapmaktan alıkonursanız, oraya kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan ya da başından bir rahatsızlığı bulunan bir kimsenin fidye olarak ya oruç tutması ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umre ile faydalanmak isteyen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek; bulamayana hac esnasında üç gün, döndüğünüz vakit de yedi gün -ki bu tam on gün eder- oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescid-i Haram’da oturmayan kimseler içindir. Allah’tan sakının, Allah’ın cezasının şiddetli olacağını bilin. 3/97, 22/25...37
Haccı[387] da umreyi de Allah rızası için tamamlayın.[388] Eğer yerine getirmekten alıkonursanız gücünüzün yeteceği bir kurban verin ve kurban yerine ulaşıncaya kadar[389] başlarınızı tıraş etmeyin! İçinizden hasta ya da başından bir rahatsızlığı olan kimse fidye olarak oruç tutmalı veya sadaka vermeli ya da kurban kesmelidir. Güvenli bir ortamda (hac yapıyorsanız), hacdan önce umre yapacak kimse maddi gücüne uygun türden bir kurban kessin! Fakat kurbana gücü yetmeyen üç günü hacda yedi günü döndükten sonra olmak üzere toplam on gün oruç tutsun! Bunlar ailece Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve Allah’ın cezalandırmada çok şiddetli olduğunu bilin!
[387] “Ve ona ulaşmaya gücü yeten herkesin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlık üzerindeki hakkıdır.” (
3:97) Hac, insanlığın Allah’a yürüyüş destanını her mü’minin kendi şahsında yeniden yaşamasıdır. Hac, Âdem rolünü oynayan her bir insanın yitirdiği cenneti aramaya çıkmasıdır. Hac, insanoğlunun uzaklaştığı fıtratına yeniden dönüşünü temsil eder. Hac, kendi kendisine yabancılaşan bireyin kimliğini, kişiliğini bulup kendisiyle barışık ve tanışık yaşamak için başlattığı soylu yolculuğun adıdır. Özetle hac, mahşerin provasıdır.
[388] Buradaki “tamamlama” nasıl anlaşılmalıdır? Üç ihtimal var: 1) Mekkeli müşrikler ayrıcalıklı oldukları vehmiyle, Müzdelife’ye kadar çıkıyorlardı, siz Arafat’a kadar çıkın (Bkz: el-Muvâfakât III, 335) 2) Rasûl’ün Hudeybiye umresi gibi yarım bırakılan nafile hac ve umreyi “tamamlayın” (Krş: Râzî).
3) Müşrikler iki put koydu diye Safa-Merve arası sa’yi terk etmeyin (
2:158). Sonra haccınız yarım kalır. Bu iki âyet (158 ve 196) arasında mesânî ilişkisi vardır (Bkz:
39:23’ün notu). Biri diğerini açıklar. Doğrusu budur.
[389] Mahilleh, kurbanın zamanını, mekânını ya da her ikisini birden ifade edebilir. Birinci görüş esas alındığında kurbanı ille de oraya ulaştırmak şartken, ikinci görüşte buna “şarttır” denilemez. Râzî burada zamanı ifade ettiğini söyler ki tercihimiz bu görüşe dayanmaktadır. Râzî’ye göre fiziki bir “gönderme/ulaştırmaya” değil de, mânevî bir “gönderme/ulaştırmaya” delâlet eder. Bu tercihi Hac 36. âyet de teyit eder.
Ve Allah için haccı da umreyi de tamam yapınız. Fakat men olunursanız kurbandan kolaya geleni (Mina'ya gönderirsiniz). Ve bu kurban mahalline varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyiniz. Ancak sizden her kim hasta olur veya başında bir eziyet bulunursa ona da oruçtan veya sadakadan veya kurbandan bir fidye (vacip olur). Sonra emin olduğunuzda kim hacc zamanına kadar umre ile istifade etmiş olursa kolayına gelen bir kurban kesmek icap eder. Fakat her kim bulamazsa üç gün hacc esnâsında, yedi günde döndüğünüz vakit oruç vacip olur ki bunlar tam on gündür. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da bulunmayan kimseler hakkındadır. Ve Allah'tan korkunuz ve biliniz ki Allah Teâlâ'nın azabı pek şiddetlidir.
Haccı da, umreyi de Allah rızası için tamamlayın. Eğer engellenecek olursanız, o durumda kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurbanlık, yerine varıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin. Aranızda hasta, yahut başından rahatsız olan varsa, ona fidye olarak; oruç tutmak, sadaka vermek, yahut kurban kesmek gerekir. Hastalık veya yol emniyeti olmaması gibi sebeplerle haccınızın engellenmesinden emin olduğunuz zaman ise, her kim hacca kadar umre (Temettu) yaparak sevap kazanmak isterse, onun da kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Kurbanlık temin edemeyen kimse, üç gün hacda yedi gün de döndüğünüz zaman memleketinde olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu (temettu' ve kurban), Harem bölgesinde (Mekke'de) ikamet etmeyenler içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu iyi bilin.
Hac: şartlarına sahib olan Müslümanın, ömründe bir defa hac aylarında ihrama girip kurban bayramı Arefe günü Arafat’ta vakfe yapıp, sonra Kâbe’yi ziyaret etmesidir. Umre ise Kâbe’yi, hac ayları dışında, sünnet kabilinden ziyaret etmektir.
Allah için haccı ve ömreyi tamamlayın. Eğer (engellenmiş olursanız kolayınıza gelen kurbanı (gönderin); kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan, ya da başından bir rahatsızlığı bulunan (bundan ötürü tıraş olmak zorunda kalan) kimse, oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye (versin). Güvene kavuştuğunuzda, hac (zamanın)a kadar ömre ile faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. (Kurban) Bulamayan kimse üç gün hacda, yedi gün de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Haram (civarın)da oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin.
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.[1] Eğer engellenecek olursanız, kolayınızda olan bir hedy kesin. Hedy, mahilline[2] varıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden biri hasta olur yahut başında bir rahatsızlığı bulunur da tıraş olursa, fidye olarak ya oruç ya sadaka ya da kurban gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden yararlanan kişi, kolayında olan bir hedy keser. Bulamayan, üç gün hacda, yedi gün de geri döndüğünde oruç tutar. Toplamı on gün eder. Bu, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun. Bilin ki Allah, vereceği sevap ile yapılan iş arasında sıkı bir bağ kurar.
[1] Müslümanlar başlangıçta say yapmıyorlardı. Bu âyet onu emretmiştir. (Bakara
2:158)'in dipnotuna bkz. [2] Hedy, hacının yanında getirdiği kurbanlık hayvandır. Mahill, kesim vakti veya kesim yeri demektir. Hedyin kesim yeri harem bölgesi, kesim vakti de kurban bayramı günleridir (Hac
22:28).
Haccı da, umreyi de Allah için tam yapın, eğer hac yapmaktan alıkonursanız, oraya kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan ya da başından bir rahatsızlığı bulunan bir kimsenin fidye olarak; ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umre ile faydalanmak isteyen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek; bulamayana hac esnasında üç gün, döndüğünüz vakit de yedi gün -ki bu tam on gün eder.- oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mecsid-i Haram'da oturmayan kimseler içindir. Allah'tan sakının, Allah'ın cezasının şiddetli olacağını bilin.
Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Bunlardan alıkonacak olursanız, kolayınıza gelen bir kurban kesin; kurban yerine ulaşıncaya kadar da başınızı tıraş etmeyin. Hasta olanlarınız veya başından rahatsız olanlarınız için ise, fidye olarak oruç, sadaka veya kurban gerekir. Hastalık ve düşman tehlikesinden emin olduğunuzda, kim hacca kadar umre yapacak olursa, kolayına gelen bir kurban kessin. Bunu bulamayan, hacda üç gün, dönünce de yedi gün oruç tutar ki, bu da tam on gün eder. Bu, Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun; ve bilin ki, Allah'ın cezası pek çetindir.
Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer engellenirseniz, esir veya köle âzatlamak, Kâbe'ye kurbanlık hayvan veya başka bir şey sunmak şeklinde bağışta bulunmanın kolayınıza geleni yeterlidir. Bağış, kendi yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan yahut başından rahatsızlığı bulunan oruç tutarak yahut sadaka vererek veya kurban keserek/Allah'a yakınlık için Kâbe'ye bir şey bağışlayarak fidye yoluna gitsin. Güvene kavuştuğunuzda, hacca kadar umreden yararlanmak isteyen, esir veya köle âzatlamak, Kâbe'ye kurbanlık hayvan veya başka bir şey sunmak türünden kolayına gelen bir bağışta bulunsun! Bunu bulamayan oruç tutsun: Bu, üç günü hacda, yedi günü döndüğünüzde, tam on gündür. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da oturmayan kişi içindir. Allah'tan sakının ve bilin ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
daħı tamām eyleñ ḥaccı daħı umrayı. Tañrı-içün. pes eger yıġlınursañuz, pes ne kim geñez oldı ķurbandan kim ka'be’ye viribirler. daħı yülimeñ başlaruñuzı; tā ire ķurban, ḥelāl olduġı yire boġazlamaġı. pes her kim ola sizden śayru, ya olsa anuñ incinmegi başından; fidā virmekdür. oruçdan yā śadaķadan, yā ķurbandan. pes ķaçan imin olasız pes her kim gönene yā menfa'at dapa ne, kim geñez oldı ķurbandan pes her kim bulmaya ķurbanı, üç günler oruçtur ḥac vaķtında daħı yidi, ķaçan kim döndüñüz şol ondur tamām. şol ya'nį temettü eylemek, anuñdur kim olmadı ķavmi mescidi’l ḥarām’a ḥāżır daħı śaķınuñ Tañrı’dan daħı bilüñ kim bayıķ Tañrı ķatı 'aźābludur.
Daḫı tamām eyleñüz ḥacc‐ıla ‘umreyi Tañrı‐çun. Eger men‘ olsañuz iḥrāmdan her neye ki güçüñüz yitse ḳurbān idüñüz, daḫı başlaruñuzı yülütmeñüzḳurbān yitişmeyince. Pes kim ki sizden ḫasta olsa yā zaḥmeti olsa başındanfidā virsün oruç dutmaġ‐ıla yā ṣadaḳa‐y‐ıla yā ḳurbān bile. Pes ḳaçanimin olsañuz kim temettu‘ eylese ‘umre‐y‐ile ḥacca pes neye ki güci yitseḳurbān eylesün, kim ki ḳurbān eyleyecek bulmasa üç gün oruç dutsun ḥacgünlerinde ve yidi gün ehline döngende. Ol on gün tamām olur. Ol temettu‘ḳırān añadur kim ehli anuñ Mekkede ḥāżır olmayalar. Allāhdan ḳorḳuñuz,daḫı bilüñüz kim Tañrı Ta‘ālā ‘iḳābı ḳatıdur.
Allahdan ötrü həcc və ümrə (kiçik həcc) əməllərini tam yerinə yetirin, əgər arada sizə maneçilik olarsa, (sizə) müyəssər olan bir qurbanlıq göndərin, qurbanlıq öz yerinə (Minaya) çatıncaya qədər başınızı qırxdırmayın. Əgər (ihramda ikən, ziyarət zamanı) sizdən xəstələnən və yaxud baş ağrısına tutulub əziyyət çəkən olarsa, belə şəxs (başını qırxdırmağın əvəzində) fidyə olaraq (üç gün) oruc tutmalı və ya sədəqə verməli, yaxud da bir qurban kəsməlidir. (Maneçiliyin aradan qalxmasına) əmin olduqda isə həcc vaxtına qədər ümrə ziyarətindən istifadə edən şəxs müyəssər etdiyi bir heyvan kəsməlidir. Qurbanlıq tapmayanlar bunun əvəzində həcc ziyarəti günlərində üç gün və (vətəninə) qayıdandan sonra yeddi gün oruc tutmalıdırlar ki, bu da tam on gün edir. Bu (ümrə ziyarəti) ailəsi Məscidülhəramda (Məkkədə və ətrafında) sakin olmayanlara aiddir.Allahdan qorxun və bilin ki, Allahın əzabı şiddətlidir.
Perform the pilgrimage and the visit (to Mecca) for Allah. And if ye are prevented, then send such gifts as can be obtained with ease, and shave not your heads until the gifts have reached their destination. And whoever among you is sick or hath an ailment of the head must pay a ransom of fasting or alms giving or offering. And if ye are in safety, then whosoever contenteth himself with the Visit for the Pilgrimage (shall give) such gifts as can be had with ease. And whosoever cannot find (such gifts, then a fast of three days while on the pilgrimage, and of seven when ye have returned; that is, ten in all. That is for him whose folk are not present at the Inviolable Place of Worship. Observe your duty to Allah, and know that Allah is severe in punishment.
And complete the Hajj or Umrah(212) in the service of Allah. But if ye are prevented (From completing it), send an offering for sacrifice, such as ye may find, and do not shave your heads until the offering reaches the place of sacrifice. And if any of you is ill(213), or has an ailment in his scalp, (Necessitating shaving), (He should) in compensation either fast, or feed the poor, or offer sacrifice; and when ye are in peaceful conditions (again)(214), if any one wishes to continue the ´Umrah on to the Hajj, He must make an offering, such as he can afford, but if he cannot afford it, He should fast three days during the Hajj and seven days on his return, Making ten days in all. This is for those whose household is not in (the precincts(215) of) the Sacred Mosque. And fear Allah, and know that Allah Is strict in punishment(216).*
212 See
2:158, n. 161. The Hajj is the complete pilgrimage, of which the chief rites are performed during the first twelve or thirteen days of the month of Dhu al Hijjah. The Umrah is a less formal pilgrimage at any time of the year. In either case, the intending pilgrim commences by putting on a simple garment of unsewn cloth in two pieces when he is some distance yet from Makkah. The putting on of the pilgrim garb (ihram) is symbolical of his renouncing the vanities of the world. After this and until the end of the pilgrimage he must not wear other clothes, or ornaments, anoint his hair, use perfumes, hunt, or do other prohibited acts. The completion of the pilgrimage is symbolised by the shaving of the head for men and the cutting off of a few locks of the hair of the head for women, the putting off of the ihram and the resumption of the ordinary dress. Here we are told: (1) that having once undertaken the pilgrimage, we must complete it; (2) that we must do it not for worldly ends, but as a symbol of our service and worship to Allah; (3) that if we are prevented, for any reason, from completing the rites, a symbolical completion can be made by sending an offering for sacrifice; sacrifice would have been offered if we had been present personally; here we would send the sacrifice vicariously, and when it is likely to reach the place of sacrifice, we could then shave our heads and resume our ordinary dress and avocations. (R). 213 If any one is taken ill after putting on the ihram, so that he has to put on other clothes, or if he has trouble or skin disease in his head or insects in his hair, and he has to shave his head before completion, he should fast (three days, say the Commentators), or feed the poor, or offer sacrifice. 214 When this was revealed, the city of Makkah was in the hands of the enemies of Islam, and the regulations about the fighting and the pilgrimage came together and were interconnected. But the revelation provides* as always, for the particular occasion, and also for normal conditions. Makkah soon passed out of the hands of the enemies of Islam. People sometimes came long distances to Makkah before the Pilgrimage season began. Having performed the ' Umrah, they stayed on for the formal Hajj. In case the pilgrim had spent his money, he is shown what he can do, rich or poor, and yet hold his head high among his fellows, as having performed all rites as prescribed. 215 There is disagreement among jurists whether residents of Makkah are allowed to make tamattu or not. However, the four schools of law are agreed that sacrificial offering is not obligatory for the residents of Makkah. [Eds.]. 216 This closes the section about the duties of fighting and introduces the connected question of pilgrimage in a sort of transition. Fighting is connected with fear, and while it is meritorious to obey Allah, we are warned that we must not allow our selfish passions to carry us away, because it is in such times of stress that our spirit is tested. Verse 195 ended with a benediction for those who do good. This verse ends with a warning to those who take advantage of Allah's cause to transgress the limits, for the punishment is equally sure. The next verse shows us the pitfalls we must avoid in a large concourse of people.